AHDE VEFA


Vefa yok, ahde hürmet hiç… Emanet lafzı bi medlul

Yalan rayiç, hıyanet, mültezim her yerde, hak meçhul!

Ne tüyler ürperir ya RAB! Ne korkunç inkılâp olmuş:

Ne din kalmış, ne iman, din harap, iman serab olmuş

M. Akif ERSOY

Bu yazının zamanlamasını önemli görüyorum. Birçok insanın kendini gözden geçirip, birçok konuda sorgulayacağı bir takvimdeyiz. İnsan ilişkilerinin bu kadar zayıfladığı ve insan sözünün bu kadar geçersiz olduğu bir zaman olmadı sanırım. Çevremiz yalanın, mevki, makamın esiri bir sürü insancıklarla doldu. Her gün birkaç defa yemin edip yeminini bozan, kefaretini ödemeyen vefa duygusundan mahrum bir sürü hasta ruhlu insanlarla doldu.  Bıktık her gün yemini bozan, verdiği sözü tutmayan, bir dediği, diğer dediğiyle çelişen insanlardan bıktık, usandık. Türlü, türlü iyilik görüp de, elinden, kolundan tutup, bir yerlere gelmesini sağlanan kimselerin vefasızlığını gördükçe, bildikçe, konuştukça deliler gibi oluyorum. Neredesiniz bir vefa uğruna harap olup, türap olup gidenler. Mertliği, yiğitliği vefayı, bütün, bütün unutmuş gönüllerimize, duygularımıza gelin doldurun ve doldurun da vefasızlardan olmayalım. İçtiği bir fincan kahvenin, kırk yıl hatırını sayan vefalı insanlar neredesiniz?  Ahde vefanın imandan olduğunu bilen dost gönüllü insanlar neredesiniz?

Demem o ki ahde vefalı olmak lazım.

Söz namustur. Kişi namusunu korumada ne kadar titiz davranırsa, sözünü tutmak konusunda da o kadar titiz olmalıdır. Söz vermeden önce iyi düşünmeli, söz verdikten sonra yerine getirememe endişesiyle adeta titremelidir. Şahsiyeti oturmuş insanlar, söz ve sır konusunda her zaman hassas davranmışlardır. İnsan söz vermeli ama asla sözünde yalancı çıkmamalıdır. İnsanlar arası ilişkilerde güven unsurunun hâkim olması, ahde vefaya bağlıdır. Bu güven olmadan sıhhatli bir toplum hayatı mümkün değildir.

Bir diğer ifade ile Vefa, yapılan iyilikleri unutmamak, aynıyla veya ziyadesiyle karşılık vermek, dostun cefasına katlanmak, hataları görmezden gelmektir. Toplumu ve aileyi ayakta tutan en önemli haslet, karşılıklı gösterilen vefa duygusudur. Anne-baba, eş, çocuklar, yakın-uzak akraba, hocalarımız, arkadaşlarımız ve benzeri üzerimizde hakları olan kişiler başta olmak üzere, birlikte yaşadığımız tüm insanlara karşı da vefakâr olmalıyız. Bu aynı zamanda kulluğumuzun da bir gereğidir.

“Bilesiniz, kıyamet günü ahdini tutmayan her vefasıza (vefasızlığın derecesine uygun) bir sancak (dikilecek).Bu falanın vefasızlığıdır denecek. (Böylece vefasızlığı teşhir edilecektir.) (Müslim)

Ahde Vefa (Sözünün Eri Olmak)

Hz. Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler.

Derler ki: “Ey halife, bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü. Ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin.”

Bu söz üzerine Hz. Ömer suçlanan gence dönerek: “Söyledikleri doğru mu diye sorar.

Suçlanan genç der ki: Evet doğru.

Bu söz üzerine Hz Ömer; anlat bakalım nasıl oldu diye sorar. Bunun üzerine genç anlatmaya başlar, der ki: “Ben bulunduğum kasabada hali vakti yerinde olan bir insanim ailemle beraber gezmeye çıktık, kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Affedersiniz hayvanlarımın arasında bir güzel atım var ki dönen bir defa daha bakıyor, hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyve koparmasına engel olamadım, arkadaşların babası içerden hısımla çıktı, atıma bir taş, attı ve atım oracıkta öldü. Nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir tas attım, babası öldü. Kaçmak istedim fakat arkadaşlar beni yakaladı, durum bundan ibaret” dedi.

Bu söz üzerine Hz Ömer: “Söyleyecek bir şey yok, bu suçun cezası idam. Madem suçunu da kabul ettin” dedi.

Bu sözden sonra delikanlı söz alarak, “Efendim bir özrüm var” diyerek konuşmaya başladı.

– “Ben memleketinde zengin bir insanım, babam rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı. Gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım. Şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz yetimin hakkini zayi ettiğiniz için Allah(cc) indinde sorumlu olursunuz, bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün içinde yerime birini bulurum” der.

Hz. Ömer dayanamaz der ki: ”Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalır ki?”

Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar, der ki: “Bu zat benim yerime kalır.’”

O zat, Hz. Peygamber Efendimizin (sav) en iyi arkadaşlarından daha yaşarken cennetle müjdelenen Amr Ibni As’ dan dan başkası değildir.

Hz. Ömer, Amr’a dönerek, “Ey Amr, delikanlıyı duydun” der.

O yüce sahabe ise “Evet, ben kefilim” der ve genç adam serbest bırakılır.

Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur. Medine’nin ileri gelenleri Hz. Ömer’e çıkarak genç’ in gelmeyeceği, dolayısıyla Amr Ibni As’a verilecek idam yerine maktulün diyetini vermeyi teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve ‘babamızın kani yerde kalsın istemiyoruz’ derler.

Hz. Ömer kendinden beklenen cevabi verir der ki: “Bu kefil babam olsa fark etmez cezayı infaz ederim.”

Hz Amr Ibni As ise tam bir teslimiyet içerisinde der ki: “Biz de sözümün arkasındayız.”

Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür. Hz. Ömer gence dönerek derki: “Evladım gelmeme gibi önemli bir nedenin vardı neden geldin?” Genç vakurla basını kaldırır ve (günümüz insani için pek de önemli olmayan) “Ahde vefasızlık etti” demeyesiniz diye geldim der.

Hz. Ömer başını bu defa çevirir ve Amr Ibni As’a der ki: “Ey Amr, sen bu delikanlıyı tanımıyorsun nasıl oldu onun yerine kefil oldun”.

Amr Ibni As Allah kendisinden ebediyken razı olsun, vakurla kanımızı donduracak bir cevap verir, “Bu kadar insanın içerisinden beni seçti. “İnsanlık öldü” dedirtmemek için kabul ettim” der.

Sıra gençlere gelir, derler ki: “’Biz bu davadan vazgeçiyoruz.”

Bu sözün üzerine Hz Ömer: “Ne oldu, biraz evvel” babamızın kani yerde kalmasın” diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz?’ der.

Gençlerin cevabi da dehşetlidir: “Merhametli insan kalmadı” demeyesiniz diye…

Reklamlar

Kent Stratejileri 1


Zaman Gazetesinde, Melih Arat’ın Başbakan’a açık mektup,  “Şehir stratejileri” konulu yazısını okurken 2007 yılında ilk kez yapılan Belediyelerden Norm Kadro Uygulaması ve Stratejik Planlama çalışmaları aklıma geldi. Bu süreci oluştururken ve uygularken yaşadığımız deneyimler Melih beyin yazısını destekleyecektir.

Kırşehir Belediyesine yeniden yapılandırma sürecinde yer almak için Özel Sektörden gelen tek kişi olarak bu konulara ilgi gösterdim. İki ayrı üniversiteden konusunda uzman iki Doçent ile bu çalışmaları tamamladık. Mevcut belediye personelinin ilgisiz kalmasına rağmen bazen zorlama ile bazen başkalarının iş yükünü üzerimize alarak norm kadro ile Kırşehir Belediyesinin Stratejik Planını oluşturduk. Stratejik Planlama sürecini bilen biri olarak mutlaka doğru ve uygulanabilinecek plan kavramını çok önemli görmekteyim. Çok doğru yaptığınıza inandığınız bir planın uygulanabilirliği yoksa o plan eksik yapılmıştır.

Kentlerin stratejik planı yapılırken kenti yöneten ve kentin yönetimine inanan tüm paydaşların planın uygulanma sürecinin sorumluluğunu üstlenmeleri gerekiyor. Ama öncelikle inandıkları bir plan olması gerekiyor.

Melih Arat yazısında diyor ki; “Türkiye’de şehirlerimizin stratejik planları var, ama stratejileri yok.” Ve devam ediyor; bundan bir süre önce tüm şehirlerimiz birer stratejik plan hazırladılar; birçoğunu üniversite hocaları ya da danışmanlar yazdı. Yazılan planlar birer strateji olmaktan öte birer iş listesi formundaydı. İş listeleri de elbette önemlidir; yapılacakları bilirsiniz. Ne var ki, strateji ile iş listesi birbirinden çok farklıdır. Teknik ve akademik açıklamalara girmeden söyleyeyim; strateji dediğiniz şey bir iki kelimeyle ifade edebileceğiniz, bir kurum ya da toplumda herkesin bildiği bir şeydir. Şehirler açısından en açık ve net strateji, odaklanma stratejisidir. Her şehir belirli bir konuda uzmanlaştığında bir çekim merkezi olur.”

Melih Arat’ın yukarı stratejik planların hazırlanması ile ilgili yaklaşımına karşı çıkacak kent yada belediye herhalde yoktur. Özel sektörde mükemmel dediğimiz şirketler, stratejik planlarına göre yönetilen kuruluşlardır.

Bu kuruluşlar neden stratejik plan yaparlar ve buna göre yönetir/yönetilirler? Kuruluşun Misyonu ve Vizyonu vardır. Bulunduğu sektörde ulusal, büyükse uluslar arası rakipleri vardır. Kuruluş kazanmak, kar etmek ve daha çok büyümek isteyecektir. Bunları yapması içinde hedefleri olacaktır ve bu hedeflere ulaşmak için iş planları değil, stratejik planları oluşturacaktır. Bu stratejik planlar normal iş planından farklı olarak hedeflere daha kolay ulaşacak özelliklere sahip olmalıdır. İşi bilen kuruluşlar bu süreci bu şekilde yönetmektedirler.

Kentlerin stratejik planları nasıl olmalıdır? 

Yada kentlerin stratejik planlarını sadece belediyeler mi yapmalıdır? ,

Kentler her ne kadar tarafından belediyeler yönetilse de Valilik ve Üniversite gibi direk kentin yönetiminde paydaş olan kurumları bunun dışında tutmamak gerekiyor. Belediyelerin kendi süreçlerine göre hazırladıkları stratejiler diğer paydaşların desteği olmadan uygulanamıyor. Yâda bir kendin geleceğini belirlemek ve kenti o geleceğe göre şekillendirmeye belediye başkanlarının yetkinliği yetmiyor. Belediyelerin hazırladıkları stratejik planları, istisnaları hariç tutarsak genelde belediye başkanlarının hayalleri oluşturuyor ya da belediye başkanının hiç bilgisi olmadan bir plan ortaya çıkıyor.

Oysa kentlerin stratejik planları tamamen tüm paydaşların katılımı ile kentin mevcut durumu ve kentin kaynakları göz önüne alınarak uzun vadeli ve gerçekçi olacak şekilde yapılmalıdır. Her belediye seçiminde iş planı hazırlar gibi stratejik plan yeniden değişmemelidir. Yeni gelen belediye başkanı bir önceki stratejik planı uygulamakla yükümlü olmalıdır. Ancak stratejik planı uygularken iş planlarını değiştirilebilir olmalıdır. Stratejik planı hazırlarken kentin uzun vadede misyonunun ne olacağı belirlenip, kentin marka olacağı alan veya alanlar iyi belirlenmelidir. Marka alanına göre belirlenecek stratejik hedefler daha açık olacağı için planlarda karışıklık ve değişkenlik olmayacaktır. Kenti marka yapacak alan belirlenmeden sadece iş planı tarzında yapılacak planların kente değer katması mümkün olmayacaktır. Marka alanı belirlenirken kentin kaynakları, coğrafyası ve kuvvetli olduğu alanlar iyi tespit edilmelidir.

Bu konuda Melih Arat; “her şehir kendine bir tema seçmeli ve bu temayı en iyi şekilde işlerken tüm şehri de bu konuda yatırım yapmak üzere seferber etmelidir. 81 ile 81 tema lazım. Net, mantıklı ve akıllıca temalar. Amerika’da Las Vegas ya da Los Angeles, akıllı insanların seçimleriyle kendi alanlarında marka olmuşlardır. Bu şehirlerdeki kişi ve kurumlar da şehrin temasına yatırım yapmışlardır. Bir şehrin teması hem başka yerlerden yatırım hem de turizm çeker. Kahramanmaraş’a tekstilin merkezi diye yatırım yapılır; Kapadokya’ya peribacaları için gidilir. Ama Kırşehir’in ya da Çankırı’nın bir teması yoksa bu şehirler kendi yağlarıyla kavrulurlar” diyor.

Buna örnek olarak Kırşehir’i verirsek; Ankara-Kayseri arasında kalan sanayisinin gelişmediği, tarımın belirli ölçüde yapıldığı ve çok çeşitli ürün yetiştirme kapasitesi olmayan bir coğrafyaya sahiptir. Kendi yağı ile kavrulması bir müddet sonra mümkün olmayabiliyor. O zamanda marka olma ihtiyacı oluşuyor. Kapadokya girişinde bir il olması ve kaplıca turizminden faydalanabilecek kaynakları sahip olması ve eğitimdeki kalite ve bağlı olarak sınavlardaki başarısı eğitim alanında marka olabileceğini göstermektedir. Üniversite alt yapısının iyi olması ve üniversite sürecinin başarılı bir şekilde geliştirmesi ile eğitim alanında markasını güçlendirecektir. O halde bu ilin marka alanı kaplıca turizmi ve eğitim olacaktır. Stratejik planlarda bu iki alana yönelik yapılacak ve kentin mevcut durumu ile ilgili olağandışı değişiklikler olmadıysa plan değiştirilmeyecektir.

Stratejik planların uygulaması zorunlu olmalıdır?

Son yıllarda yerel yönetimlerde yapılan değişim ile belediyelerin ve özel idarelerin stratejik plan ve bu plana göre bütçe ve performans planı oluşturmaları zorunlu hale getirilmiştir. Stratejik plan hazırlandığında, bütçe ve performans planı da ilgili dönemde ilgili bakanlıklara gönderilmektedir. Sonrasında ise bunların uygulanıp, uygulanmadıkları ya da uygulanma oranları sorgulanmamakta, sorumluluk belediye başkanlarının inisiyatiflerine bırakılmaktadır. Belediyesinin stratejik planı ya da performans planını merak edip bir kez dahi bakmaya gerek duymayan belediye başkanlarının olduğunu düşünürsek bu sürecin belediye başkanlarına bırakılmasının ne kadar yanlış olduğunu görebiliriz.

Aslında yakın coğrafyalar aynı alanda marka olmak isteyen iller, ulaşım ağı ve illerin kapasiteleri gibi etkenler düşünülerek kentlerin hep bir arada düşünülerek yapılacak ulusal kent stratejik planları oluşturulmalıdır. Kentlerin stratejik planı ve performans planları merkezi bir birim tarafından gözden geçirilmeli ve belediye başkanlarının performansları bu planları uygulama başarıları ile ölçülmelidir. Üzerlerinde bir yaptırım baskısı olmayan başkanlar kendi hayal ya da heveslerini plan diye kentlere dayatabilmektedirler. Binlerce insanların yaşadığı ve geleceği olacağı kentlerin plansız yönetilmesinin cezasını başkanlar değil insanlar çekmektedir.

4 Ekim 2011

KENT STRATEJİLERİ 2


Kent yaşayan bir organizma, toplumsal ve kamusal bir birliktelik ve değerler sistemidir. Kenti sadece içinde yaşayan insanlar, caddeler, parklar ve binan yığınlarından ibaret görmemek lazımdır. Kentleri yaşayan, canlı bir organizma gibi görmeli ve mana yüklemelidir. Benim mana yükleme ile tanımladığım kentsel mana “kentlerin ruhu” deyimidir. Kentler tarihlerinden bugüne tResimaşıdıkları kentsel tarih ve kültür birikimler ile içinde yaşayan insanlardan aldıkları değerler ile bir ruha sahip olmaları gerekir diye düşünüyorum. Kentleri sadece bina yığınları ile bu binalara ulaştıran cadde ve sokaklardan ibaret görmek benim deyim ile kent ruhunu kabul etmemektir. Kentleri ruhu olan bir kavram olarak görürsek kent dendiğinde ilk olarak aklımıza gelen İnsan olacaktır. İnsanın olduğu her yeri ise insani olarak göreceğimizden kentlere farklı manalar yüklemek zorundayız.

Kentlerin stratejileri olmalı mı?

Kanun ile kentlerin strateji oluşturulmaları zorunlu hale getirilmiştir. Kent merkezlerinde belediyeler, merkez dışında ise İl Özel İdareleri stratejik planlama yapmakla yükümlü kılınmışlardır. 2007 yılından itibaren il belediyelerin ve il özel idarelerin hazırladıkları yasal stratejik planlar olmasına rağmen bu planların uygulanıp uygulanmadığı konusunda bir yaptırım bulunmamaktadır. Stratejik Planlara uyumlu performans planları ve bütçelerinde oluşturulması yasal bir zorunluluktur. Yani siz bir plan yapıyorsanız bu planın performansını 8 nasıl yapılacağı, süre ne kadar olacağı vs9 nasıl belirlendiği ve bu planı uygularken bütçenizin olup olmadığı ve bütçenin nasıl gerçekleştirileceğinde belirtmeniz gerekiyor.  Yasanın çıkmasından bugüne hangi ilin stratejik planının ne kadar uygulandığı hakkında bir değerlendirme veya puanlama yapıldığı hakkında bir bilgi bulunmamaktadır. Bununla beraber belediye başkanlarının yetkinliğinden dolayı stratejik planı önemseyen belediyelerin olduğunu bilmekteyim.

Stratejik Plan nedir?

Tüm dünyada küreselleşme, hızlı değişim, yeni oluşan pazarlardan pay alma yarışı, müşteri beklentilerinin değişmesi gibi nedenler sonucu ortaya yeni yönetim modelleri oluşturma zorunluğu çıkmıştır. Bu model oluşumları ile birlikte organizasyonlar daha stratejik düşünmek, stratejik planlamaya ve stratejik karar almaya eskisinden daha fazla önem vermek zorunda kalmışlardır.

Stratejik Yönetim daha ziyade özel sektör alanında sadece çok uluslu şirketler, büyük holding ve şirketler tarafından bilinir ve uygulanırken, bugün çok sayıda organizasyon, stratejik yönetimi araç olarak kullanmaktadırlar. Stratejik Yönetim, özel sektör, kamu sektörü ve sivil toplum kuruluşları gibi tüm organizasyonlarda geleceğe yönelik amaç ve hedeflerin belirlenmesine ve bu hedeflere ulaşılabilmesi için yapılması gerekli aktivitelerin belirlenmesini sağlayan bir yönetim modelidir. Stratejik Plan hazırlanırken içerisinde Vizyon, Misyon ve kurumsal değerler gibi kavramlarda yer almaktadır. Bu kavramlar ise stratejik planın en önemli çıktılarından biri olmaktadır.

Stratejik Planlar neden uygulanmalıdır?

Belediyeler ticari kuruluşlar olmadığı için üretmede zorlanmaktadırlar. Bu nedenle finansal kaynakların yönetilmesi çok önemli hale gelmektedir. Finansal kaynakların yönetiminde yanlış tercihler, kaynakların boşa gitmesi gibi son derece olumsuz sonuçlar ortaya çıkarır. Finansal kaynakları yetersiz olan kentler, yatırım yapamadığı gibi belediyeciliğin temel hizmet alanlarında dahi hizmet sunamaz hale gelir. Stratejik yönetim sadece finansal kaynakların yönetimi değil, bununla beraber insan kaynakları yönetiminin planlamasının da yapılmasını sağlar.  Stratejik planlama ile harcamalar, bütçeye uyumlu yapılacağından kaynakların kontrolü de planlı olarak yapılmış olacaktır.