Amacımız fayda sağlamak…


İnsanoğlu, hangi yaşta ve hangi konumda bulunursa bulunsun; şayet akil bir kişi ise, hep üretmek ve aklını hayatının sonuna kadar kullanmak ve öldükten sonra ürettiği güzel şeylerle anılmayı istemelidir.

Ben de aklı başında ve artı değer üretmeyi ilke edinmiş bir insan olarak, yaşantımıza, hatırda kalacak güzel değerler ortaya koyarak, devam ettirmekten yanayım.
Bu yaşantımızı imtihan olarak bilmeli ve hakiki yaşama (öldükten sonraki gerçek ve baki hayata) giderken; buradaki imtihanı kazananlardan biri olmalıyız…

Bu sayfa ile diğer paylaşım ortamlarında yapmış olduğumuz paylaşımlar gibi daha çok insana ulaşmayı ve fayda sağlamayı hedefliyorum. Blog yazmayı daha özen isteyen bir iş olarak görüyorum. Bu blog tasarımı ve içeriği tamamen kendim tarafından yapılan bir çalışmadır. Bazen blog içine yazı yazmak yerine daha çok facebook’ta yer alan ve adıma olan grup (https://www.facebook.com/groups/ekremozturk/) ve yine adıma olan sayfa (https://www.facebook.com/ekremozturkinsankaynaklari) ile binlerce insanın sorumluluğunu taşıdığımı çok iyi biliyorum.

Önceliğim İnsan Kaynakları olup, bu doğrultuda yazmaya ve paylaşmaya çalışıyorum. Ancak ben İnsan Kaynaklarını süreç basamaklarını adım adım yazmayı benimsemiyorum. Önce ”İNSAN” diyorum ve insani özellikleri geliştirici paylaşımlar yapmak istiyorum. İnsanda önce karakter ve duygunun yönetimini çok önemsiyorum. İnsanının bu özelliklerinin güçlü olmadığı hallerde hiçbir alanda başarılı olacağına inanmıyorum. Bir yandan mesleki alanda geliştirirken diğer yandan karakter olarak gelişimide önemsemeliyiz.

Gerek İnsan Kaynakları Yönetimi gerekse yaşama dair diğer bilgileri içeren yazı ve uygulama örneklerinizi bu sayfada paylaşabilirsiniz. Bu sayfaya üye olup, sayfa yöneticisi ve editör gibi görevler alabilirsiniz. Amacımız insanlara fayda sağlayacak bu ortamı sizler ile paylaşmaktır.

EKREM ÖZTÜRK

Kalp kırmak suya yazı yazmaya benzer, kalbi yeniden kazanmaksa gece güneşin doğmasına…


Kalp kırılması buz kırılması gibidir. Kırılan buzu yapıştırmak mümkün değildir. Ama dondurabilirsiniz . Kırılan kalbi de yapıştıramaz, sadece öldürebilirsiniz.
Aşağıdaki resmi görünce yıllar önce yazdığım bu yazıyı paylaşmak istedim.
Kalp kırmak suya yazı yazmaya benzer, kalbi yeniden kazanmaksa gece güneşin doğmasına… Sen suya yazı yazmasını başardın, şimdi otur da güneşin doğmasını bekle..!
Kalp kırmayı yada kırmamayı bu kadar güzel anlatan bir başka cümle daha olmaz sanıyorum. Suya yazı yazmak mümkün müdür? Ne kadar uğraş versek bile bunu başaramayız. Suya yazı yazamıyorsak, bir kalbi kırmayı da bu kadar zor hale getirmek bizim elimizdedir. Kırılan kalbi yeniden kazanmayı, mümkün olmayacak gece güneşin doğmasına benzeten bu anlamlı cümle bize çok şey anlatıyor olmalı…
Yaşamımızın her döneminde hepimizin farkında olarak veya olmadan kalp kırmış yada kalbimizin kırılmış olduğu bir gerçektir.

Kalbimizin kırıldığında yaşadığımız üzüntüyü kalbini kırdığımız insanında yaşadığını bilmemiz ve buna göre davranmamız gerekiyor. Kalp kırmak ile ilgili sevdiğim bir CÜMLEYİ paylaşmak isterim. Hiç kalp kırdınız mı veya kalbinizi kıran oldu mu diye sormaya gerek var mı?

 

Otomatik alternatif metin yok.

”Ve hiç unutmayın ki yaşam, aldığımız soluklarla değil, soluk kesen anlarla ölçülür”


1. ”Zorunlu olmayan sayıları çöpe atın: yaş, kilo, boy.
Doktorunuz düşünsün onları. Bunun için ücret alıyor sizden.

2. Sadece neşeli arkadaşlarınız olsun.
Suratsızlar, negatifler sizi aşağı çeker.

3. Öğrenmeyi sürdürün: Bilgisayar, el sanatları, bahçecilik, ne olursa.
Beyniniz âtıl kalmasın. Âtıl kafa, iblisin tezgâhıdır.
İblisin adı da, alzheimer’dır.

4. Küçük şeylerden zevk almaya bakın.

5. Sık sık, uzun uzun, vargücünüzle gülün. Soluksuz kalıncaya kadar gülün.

6. Gözyaşları olacaktır. Katlanın, yas tutun, başka yaşantılara geçin.

7. Sevdiklerinizle doldurun çevrenizi, aile, kedi, köpek, kuş, balık,
yadigârlar, müzik, bitkiler, hobiler, ne olursa.
Eviniz sığınağınızdır. Tadını çıkartın.

8. Sağlığınızın kıymetini bilin. İyiyse üstüne titreyin.
Bozuksa düzeltin.
Siz kendiniz düzeltemiyorsanız yardım sağlayın.

9. Vicdan azabından uzak durun.
Çarşı pazarda gezin, komşu illerde dış ülkelerde dolaşın,
ama sakın suçluluk, pişmanlık duygusuna yönelmeyin.

10. Sevdiğiniz insanlara onları sevdiğinizi söyleyin, hissettirin her fırsatta.”

”Ve hiç unutmayın ki yaşam,
aldığımız soluklarla değil,
soluk kesen anlarla ölçülür”
George Carlin

Otomatik alternatif metin yok.

İmkânsız da değil


Kolay değil belki, ama imkânsız da değil.
Hangi küskünlük bitmemiş, hangi dostluk başlamamış!
Yüreğin senin elinde. İnsanları değiştiremezsin, ancak onlarla ilgili düşüncelerini değiştirebilirsin.
Öyleyse herkesi olduğu gibi kabul et sen de.

İnancının kazanmasını, “o”ndan uzaklaşarak elde etme şartına bağlama vehminden kurtul.
İyiliğin halledemediğini kötülük hiç halledemez: yüreğine kaydet bunu.
Ücretsiz bir bilettir tebessüm, yürek yolculuğuna.
Sevgiye davet çıkar sen de hadi. Kanaat getir olumsuzlukları eriteceğine.
Maziye üzülme; yaptığın hatalardan ders aldıysan eğer.
Bugünü bugünde yaşa. Fakat biraz dur.
Hayatına tecrübeler eklemen için şart değil yanlışlar yapmaman.
Başkalarının edindikleri doğruları da yerleştir zihnine. Yolu uzatıp kaderini zorlama. Güzellikleri de bizzat kendin uygula.
Savrulma sakın.
Dipsizse de karanlık, dal içeri. Öyle bir dal ki; sen değil, o korksun.

“Ne çıkar” deme: bir nur da senden olsun.
Gülümse; İNSAN olduğun için…

Gülümse…

Ne zaman ağlayan birini görsem içim acısa da yine de sevinirim


Duygular vardır anlatılamayan, sevgiler vardır kalplere sığmayan, dostluklar vardır hiçbir şekilde yıkılmayan, bazı insanlar vardır asla unutulmayan. Bizim dostluklarımızda unutulmayanlardandır.
Ne zaman ağlayan birini görsem içim acısa da yine de sevinirim. Çünkü bilirim ki ağlayan kişinin kalbi henüz nasır tutmamıştır. Katılaşmamıştır yüreği. Kalp ağlamazsa gözyaşı da akmaz denir ya. İşte onun gibi. Sevindiğimizde atılan kahkahalar kadar, üzüldüğümüz zamanlarda dökülen gözyaşları da bir o kadar değerlidir.
Bir düşünürün dediği gibi “Gözyaşı, çekilen sıkıntıyı ve bunun beraberinde gelen hakikati değiştirmez belki ama kalbi katılaşmaktan kurtarır. Gerçeklerin betona çarpıp geri dönmesine engel olur.”
Bu nedenle de ağlamak güzeldir. Üzülmeyi becerebilen bir insan, sevinmeyi de becerebilir. Ağlayabilen bir insan gülmenin kıymetini daha iyi anlayabilir. Ağlatanlardan değil ağlayanlardan olmanın ayrıcalığını hissedebilir.
Ağlamak sanılanın aksine çaresizlik, zayıflık, güçsüzlük demek değildir. Canımız yandığında öfke ve intikam duygularıyla kalbimizi nasırlaştıracağımıza, gözyaşlarımızla yapılan temizlik, kalbin doğru ateşi bularak yumuşamasına vesile olur.
Ağlayan birisine yapılacak en büyük destek, bana göre, samimi bir dokunuş ya da uzatılan bir mendildir. Bunlar bin türlü sözden çok daha kıymetlidir.
Ağlayabilmek insan olmanın gereklerinden biridir. Her şeye rağmen, özellikle insanın kendisine rağmen ağlayabilmesi takdire şayan bir erdemdir.
Ağlamakla gülmek, olmazsa olmaz bir ikilidir. Tıpkı evrende olan diğer zıtlıklar gibi…

Adam 3 yaşındaki kızını, pahalı bir hediyelik kaplama kâğıdını ziyan ettiği için azarlamıştı. Küçük kız, koskoca bir paket altın yaldızlı kağıdı bir kutuyu eğri büğrü sarmak için kullanmıştı….
Yılbaşı sabahı küçük kızı, paketi getirip “Bu senin babacığım” dediğinde üzüldü. Acaba gereğinden fazla mı tepki göstermişti kızına… Bir gece önce yaptığından utandı… Ne var ki paketi açınca yeniden öfkelendi. Kutunun içi boştu… Kızına gene bağırdı.
“Birisine bir hediye verdiğinde, kutunun içinde bir şey olması lazım. Bunu da mı bilmiyorsun küçük hanım?” Küçük kız gözlerinde yaşlarla babasına baktı, “O kutu boş değil ki baba” dedi… “İçini öpücüklerimle doldurmuştum!” Adam öyle fena oldu ki… Koştu… Kızına sarıldı… Beraberce ağladılar.
Adam o altın kutuyu ömrünün sonuna kadar yatağının başucunda sakladı. Ne zaman keyfi kaçsa, ne zaman morali bozulsa, ne zaman kendini kötü hissetse, kutuya koşar, içinden minik kızının sevgi ile doldurduğu hayali öpücüklerinden birini çıkarırdı.
Aslında bütün anne ve babalara böyle bir altın kutuyu çocukları hiçbir karşılık beklemeden, sevgi ve öpücüklerle doldurup vermişlerdir. Hiç kimsenin hayatında bundan daha değerli bir armağana sahip olması mümkün değildir.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

Sizinle aynı anlamı gören birine rastlarsanız


Bir insanın yaşı ilerledikçe hayat komplikeleşiyor sanki, ilişkiler, dostluklar, iş hayatı, herşey ama herşey.
Geçmişe dönüp baktığımda, gençliğimdeki ben ile şimdiki ben arasında dramatik bir fark olduğunu belki yeni yeni farkediyorum. Bir zamanlar yolun yarısını çoktan geçmiş olduğumun bilincine sadece nüfus kağıdım elime geçtiğinde varırdım. Son birkaç yıldır ise maalesef bu gerçeği hergün ama hergün hatırlıyorum. Gençken aşık olmak çok daha kolaydı, sevmek, dost olmak, güvenmek, hatta iş değiştirmek…

Yaşamak daha basitti, daha az sorumluluk, karar almak çabuk, fikir değiştirmek serbest. Kaybedecek vakit boldu, bir yerlere yetişmeye çalışmadan sonsuz bir hayat süreceğine inanmak kolay.
İlerleyen yaşın içine yoğun deneyim ve birkaç hayal kırıklıklığı serpiştirilmişse, başka bir değişle sütten ağız yanmışsa, hayat eskisi kadar basit görünmüyor insanın gözüne. Yeni dostlar eklenmez oluyor, birtakım arkadaşlıklar zaman içinde yok oluyor, ilişkiler karmaşıklaşıyor.

Birbirini tanımanın en keyifli dönemleri bir tedirginlikle gölgeleniyor ve üflenerek yenen yoğurtların tadı hiç te aynı olmuyor.
Ama hayat sürprizlerle dolu, istisnalar oluşuyor ve bunların istisna olduğunu anlayabilmenin olgunluğuna sahipseniz değeri de o oranda büyük oluyor. 35 yaşından sonra hayatınıza yeni bir dost katabildiyseniz, 20 yaşınızın saflığı ve açık gönüllüğü ile çıkar ve riyadan uzak bir ilişki kurabildiyseniz inanın bana siz de bir istisnasınız.

Çünkü 21. yüzyılda paylaşmak, güvenmek, sevmek ve dostluk herkes için bambaşka anlamlar taşıyor. Siz de bu sözcüklerde sizinle aynı anlamı gören birine rastlarsanız eğer ona sıkı sıkı sarılın, inanın bana yolun yarısından sonra kurulan dostlukların tadı bir başka oluyor.

Linkedin Yorumları 1


OH NE ALA! Herkes bir yol tutturmuş gidiyor. İnsan Kaynakları Lisans (4 yıl) hatta Yüksek Lisans (2 yıl), Profesör, Doçent vs. eğitim alan birilerine 56 saat eğitim ile PROFESYONEL İnsan Kaynakları Eğitimi diye bir pazar yarat ve sömürmeye devam et. Yapanlar kim, İnsan Kaynakları Uzmanları! Üniversite mezunu böyle bir eğitime gereksinim duyuyorsa, YÜKSEK ÖĞRETİMİ eleştir. Eğitime gereksinim, kişinin kendinden kaynaklanıyorsa, bu kadar eğitimin üzerine para karşılığıda olsa EMEK VERME!

Konulu eleştirime Linkedinde gelen bir yorumu paylaşmaya değer gördüm. Nilden Tutalar hanımın paylaşımıma yapmış olduğu yorum aşağıdadır.

 

  1. Devlet üniversiteleri hocalarından “iyilerin hepsi” hepsi vakıf üniversitelerine geçmedi.

  2. Vakıf üniversitelerindeki eğitim kalitesi sanıldığının aksine devlet üniversitelerininkinin 10 da 1i kadar iyi. Berbat!

  3. Vakıf üniversitesine dünyanın en iyi anlatan hocasını dahi getirseniz bu paracı anlayış hoca ile söyle bir anlasma yapiyor “hocam bizim öğrenciler salak devlette zehir gibi çocuklara anlattığınız gibi anlatmayın!”

  4. Problem devlet üniversitelerimizde kötü hocaların olmasi değil YÖK’ün hatalı politikaları ve liseden bozuk bir sistemle yetişip üniversiteye gelmiş beyinler

  5.  14 hafta bu yanlış sistem kurbanı gençlere hiçbir dersin iyi öğretilmesi için yeterli değil.

  6. Liseye kadar öğretme sorumluluğu öğretmendedir. Üniversiteden itibaren öğrenme sorumluluğu öğrenciye geçer. Bizim çocuklar ezbere alıştığı için kendisi ders dışı hiçbir çalışma göstermeyip 14 hafta boyunca her şeyi hocadan bekliyor.

  7. ODTÜ eğitim bilimleri ile çalışıyorum ODTÜ öğrencileri mesela bir hafta sonra işlenecek konuyu hoca demeden merakla çalışıp derse hazırlıklı geldikleri için o 14 haftada bir şeyleri kalıcı öğreniyorlar.

  8. Devlet üniversiteleri ösym sistemi gereği daha zeki çocuklarla dolu.

  9. Bu nedenlerden ötürü sektöre ihtiyaç duyulan bilgileri doğru düzgün öğrenmeden geliyorlar.

    1. bir sorun: yaratıcı olma. Hadi diyelim devlette eksik öğrendin; çalışma hayatında kendi kendine çabalayıp öğrenen öğrenci profiline de pek sahip değiliz.
  10. Eksik olduğunu anlamak biraz zeka işidir. Birçok lisans mezunu kendine öyle güvenir ki bilgide eksik olduğunu dahi anlamaz.

2017 YILINA GİRERKEN…


2016 yılı akıl, sağduyu ve özgüven gösterilirse büyük başarılara imza atılabilecek bir dönemin başladığı yıl olmalı diye düşünüp buna göre kararlar almalıyız. Dünyada ve çevremizde yaşanan toplumsal olaylardan etkilenmeden bireysel iyiliğimizi, gelişimimizi, huzurumuzu, mutluluğumuzu ve sağlığımızı etkileyecek olaylara ve gelişmelere bakmalıyız.
2016 yılını sorgulama yapmak, kendini aramak, keşfetme yolunda çabalamak, kendini bilme ve şeffaflaşma yılı olacak şekilde değerlendirmenin çabasını vermeliyiz. Kendisiyle yüzleşme cesareti bulacağımız ve her insanın kendi içindeki bilgeyi, kendi Yunus’unu yaşama aktarma zamanı hızlandıracağı bir yıla da adım atmalıyız.
Dikkatli ve farkındalık dolu bir gözle kendimize, ailemize ve yakın çevremize bakıp değişimi hissetmek ve algılamanın çabasını vermeliyiz. Yıllardır çekmecelerde saklı kalmış dertleri, sıkıntıları, hatta hastalıkları kendi kendimize yenmenin planlarını yapmalıyız. Yeni yıl ile birlikte kendimizi gözden geçirmemiz ve zayıf olan yönlerimiz ilgili kendimizi yeniden yapılandırmalıyız. Yani kendimizin stratejik planını oluşturmalı ve dönem dönem gözden geçirmeliyiz.
2016 yılının bir önceki yıla ve yıllara göre farklı kılmak için birkaç önerimizin değerlendirmeniz sizin için faydalı olabilir.

yeni-yil

2016’nın bu son gunünde; bize hayal etmeyi, eğlenmeyi, plan yapmayı çok zor hale getiren bir yılın ardından çok daha keyifli, hayallerimizi kovaladığımız, birlik beraberlik içinde muhteşem bir 2017 diliyorum hepimize..

Kendini sorgulamanın önemi

2016 yılı bireysel gelişimin önem kazandığı bir kendini sorgulama, aşma, değiştirme ve baskılardan kurtulma yılı olacaktır. Kendimizi sorgulamak objektif bakış açısıyla kendimizi karşımıza alarak noksan taraflarımızı tespit etmeye çalışmak kendini tanıma ve bilme çalışmalarının belkemiğidir. Bu sorgulamaları yaparken suçlayıcı hırpalayıcı olmamak ve gerekiyorsa profesyonel destek almak sanıldığından çok daha önemlidir. Terapiler bu noktada büyük önem kazanıyor, tek başına yapılan sorgulamalarda insan sık sık gereksiz yere kendini suçlayarak dar bir alana sıkışıp içine girdiği labirentten çıkamaz hale de gelebilir. Bu noktada olaylara objektif ve bilimsel açıdan bakmak için başka gözlere de gerek vardır ki, karşılığı terapi ve şifadır.

Kendini tanıma çalışmalarında önemli olan nokta kendi noksan taraflarımızın tespiti ve bunların gelişme yolunda düzeltilmeye çalışılmasıdır. Olaylar arasındaki bağı görmeye çalışmak karşılaştığımız olayların dilini anlamaya yardımcı olur. Karşılaştığımız olaylar kendimizi daha iyi tanımamız için de birer aracıdır.

Yaşam Programını Öğrenmek Arzusu

Hepimiz, bu dünyaya belli problemleri aşabilme ve yaşam ödevlerini yerine getirmek için geliriz.. İşte bu problemlerin, onları çözmemiz için yaptığı kademeli çağrı ve davetler, kişinin kader yolunu çizer. Karakter, zamanla bütünleştiğinde kader ortaya çıkar. Karakter, doğarken birlikte getirilir ve bedenleşen şuurun bir ifadesidir.

Bizler kutuplaşmanın olduğu bir gezegende eğitim görmekteyiz. Kesin evetlerle kesin hayırların kimseye çok yarar sağlamayacağı özel bir döneme giriyoruz. Canlı ve değişken bir evrende, evetler ve hayırlar sık sık yenilenmek ve güncellenmek ihtiyacındadır.
Karşılaştığımız olaylarda, bilincimizin savunma ve direncinden vazgeçersek, bedenimizin bağışıklığını korumaya devam edebilir ve bulaşıcı hastalıklardan da uzak kalırız. Zihinsel olarak uyarı almaya hazırsak, bedene inmez ama zihin örtülü ve bilinç kapalı olduğunda bedensel rahatsızlık giderek artar.
“Kendini Tanıma”, kadim zamanlardan beri, gerçeği arayanlar tarafından en önemli ve en zor görev olarak nitelendirilmiştir. Kendini tanımak, “ben” i değil, “kendini” bulmaktır. “Ben” ego olarak getirdiği sınırlandırmalarla, bütünsel ve holistik olanın fark edilmesini sürekli engellerken, Yunus Emre’nin “bir ben vardır bende, benden içeru” deyişine uygun olarak “Kendimiz” dediğimiz şey daha bütünsel olduğundan her şeyi içine alır.
Gerçek dürüstlük yolunda uğraşanlar için hastalık, bu yolda çok önemli bir yardımcıya dönüşebilir. Belirtilerde, ruhumuzda gizlemek ve yok etmek istediklerimizi, görünür biçimde yaşamak ve çare aramak zorunda kalırız. Eğer karşılaştığımız olaylarda, bilincimizin savunma ve direncinden vazgeçemezsek hastalık bedenin alacağı son çaredir ve tekyönlülüğü giderir, kişiyi yeniden orta noktaya getirir. Birdenbire şişirilen ego oyunları ve güç iddiaları yok olur, hayallerin çoğu yıkılır ve o güne kadar gidilen yaşam yolları sorgulanır. Dürüstlüğün, hastanın yalnız bedenine değil, yüzüne de yansıyan bir olgunluğu ve kabulü vardır. Yaşam bizden büyüktür ve onunla mücadele etmek yerine sörf yapar gibi birlikte akmak daha hayırlıdır. Gerçek dürüstlük, bizleri her türlü korku ve kaygının da ötesine taşır. Kendiyle yüzleşmekten, yenilikten, değişmekten ve objektif olmaktan korkmayan insanın hastalıklarla boğuşması gerekmez. Hasta olsa bile için hızla iyileşecek ve hatta çevreye de örnek olacaktır.

Bireysel Gelişim, Sosyal Aktivite ve Sağlık açısından alınacak tedbirler

2016 yılında kendimizi tanımak için özel çalışmalar yapmayı ihmal etsek bile karşılaştığımız karmaşık, şaşırtıcı, bilmece gibi olaylar nedeniyle kendimizle yüzleşmek zorunda kalacağız. Bu yüzleşme yapılmadığında, bireysel ve gezegensel kalkınma aksayacağı için bizler teşvik etmek adına hepimizi hayli zorlu deneyimler bekleyebilir. Deneyimleri zor ya da kolay hale getirmek bizim elimizde. Çaba ve gayretimize göre görünenin ardındaki görünmeyen, atom altı parçacık düzeyinde yayılarak bir kuantum etki oluşturur ve düşünce şeklimize bağlı olarak kendimize yeni olaylar hazırlamamıza, yaydığımız düşünce nedeniyle yeni olaylar çağırmamıza neden olur. Bu hem pozitif hem de negatif açıdan haylı önemlidir bir konudur. Eskiler bunu “Ne ekersen, onu biçersin”, sözleri ile ifade etmişlerdir. Eğer biz pozitifi çağırırsak büyük kolaylıklarla karşılaşmamız kaçınılmazdır.

BİREYSEL GELİŞİM
1- Yaşamınızı başkalarınınkiyle karşılaştırmayın.
2- Kontrol edemeyeceğiniz olumsuz düşüncelere veya şeylere sahip olmayın ki sizin aracılığınızla gerçekleşme şansları olmasın.
3- Enerjinizi olumlu şekilde şu an için harcamaya özen gösterin.
4- Kendinizi fazla abartmayın; sınırlarınızı bilin.
5- Her şeyi çok da ciddiye almayın; sıkıcı olmayı, mizaha yer vermeyi unutmayın..
6- Kıymetli enerjilerinizi gevezelikle, dedikoduyla boşa harcamayın.
7- Yaratıcı İmgeleme Gücünüzü aktif tutun.
8- Kıskançlık, çekememezlik zamanın boşa harcanmasıdır. İhtiyacınız olan her şeye zaten sahipsiniz.
9- Geçmişin acılı anılardan kurtulun, acıyı yaşama sevinci haline getirmeyin, yaşayın ve bitsin.
10- Yaşam birisine kin duyarak zamanı boşa harcamak için çok kısadır, kimseden nefret etmemeye çalışın.
11- Geçmişinizle barış yapın ki, şimdiyi bozmasın.
12- Sizden başka hiç kimse sizin mutluluğunuzdan sorumlu değildir.
13- Yaşamın bir okul ve eğitim yeri olduğunu ve öğrenmek/pratik yapmak için burada olduğunuzu unutmayın!
14- Daha fazla gülümseyin ve gülün.
15- Her tartışmayı kazanmak zorunda olmadığınızı kendinize sık sık hatırlatın.

SOSYAL AKTİVİTE
1- Ailenizi sık sık arayın, birlikte olmanın yollarını bulun.
2- Her gün sizden başka birine bir şey verin.
3- Herkesi her şey için affetme çalışmaları yapın.
4- Ara ara 70 yaşından büyükler ve 6 yaşından küçüklerle zaman geçirin, size öğretecek çok şeyleri olduğunu göreceksiniz.
5- Her gün tanımadığınız en az bir kişiye “günaydın” deyin.
6- Başkalarının sizin hakkınızda ne düşündükleri ile ilgilenmeyin önemli sizin siz hakkınızdaki düşüncelerinizdir.
7- Kendinizden memnun olmanın bir yolunu mutlaka bulun.
8- Arkadaşlığı ihmal etmeyin, onlarla teması ne olursa olsun kesmeyin.
9- İnsanın sosyal bir doğaya sahip olduğunu sakın göz ardı etmeyin!
10- Eğlenme ve gezmeye de mutlaka zaman ayırın.

YAŞAM
1- Her zaman doğru olduğuna inandığınız şeyi yapın!
2- Faydalı, güzel veya neşe dolu olmayan şeylerden kaderin zorlayıcı etkileri yoksa uzak durun, zorlayıcı etkiler varsa onları da yumuşatmanın yollarını arayın!
3- Her iyi veya kötü durumun değişime tabi olduğunu aklınızdan çıkarmayın.
4- Kendinizi kötü hissetseniz de kalkın, giyinin ve yaşama katılın.
5- En iyisine henüz sıra gelmedi ama mutlaka gelecek deyin.
6- Karamsar olmayın, karamsar insanlarla fazla zaman geçirmeyin. Karamsarlık bulaşıcıdır.
7- İnandığınız bir öğreti mutlaka olsun.
8- Maneviyat umut verir, umudunuzu en kötü şartlarda bile yitirmemeye çalışın.
9- Manevi gücünüzü yenilemenin size uygun olan yollarını tanıyın ve uygulayın.

SAĞLIK

1- Bol sıvı alın
2- Kahvaltıyı kral, öğle yemeğini prens ve akşam yemeğini de dilenci gibi yiyin.
3- Ağaçlarda ve bitkilerde yetişen yiyecekleri daha çok, GDO nedeniyle de fabrikalarda üretilen yiyecekleri daha az yiyin.
4- Enerji, heyecan ve duygu paylaşımı ile yaşayın.
5- Size uygun bir metotla Meditasyon, yoga ve dua yapacak zamanı bulun.
6- Daha çok aktif olun, doğayla bütünleşmeyi ve bol oksijen almayı ihmal etmeyin.
7- 2014′ de okuduğunuzdan daha fazla kitap okuyun.
8- Her gün en az 10 dakika sessiz olarak oturun.
9- 7 saat uyuyun.
10- Her gün 10 – 30 dakika yürüyüş yapın. Ve yürürken gülümseyin.

Bütün bunları uygulamak için gösterilen gayret ve istek bizi Alaca karanlığı gün doğumuna dönüştüren bir simyacı yapacaktır. Unutmayın Dolunay geçti. Şimdi yeni ay doğuyor. Rahatlama, özgürleşme, sıkıntıdan kurtulma, terk etme, bırakıp gitme ve yenilenme zamanıdır.

Kaynaklar

  • Hastalık İyileşmeye Giden Yoldur” Hastalıkların yorumları ve anlamları

  • Thorwald Dethlefsen/Ruedıger Dahlke-Mozaik Yayınları