Yaşama Dair

Her şey daha iyi şartlarda yaşamak


Günümüzün rekabetçi koşulları içerisinde herkes bir başka türlü mücadele veriyor.

Yaşam, yaşamak kavgasındayız…

En iyi eğitimi almak, iyi bir işe girmek, başarılı bir kariyer yapmak ve güzel yaşamak…

Bunlar için hep çalışıyor, mücadele veriyor ve rekabet ediyoruz.

Şartlara göre kendimizle, ailemizle, arkadaşlarımızla, çevremizle ve rakiplerimiz ile kavga ediyoruz.

Her şey daha iyi şartlarda yaşamak için…

Kazanmanın ve yaşamının sonu olmuyor.

Her şey olsun, çok şey benim olsun anlayışı ile paylaşmayı beceremiyoruz.

Türk tarihimizin iki bilgesinden ile iki güzel nasihat aktarmak isterim.

***

Biri, Hacı Bektaş Veli’ye;

Pir’im, Sizin dünya malı anlayışınız nedir..?

Hacı Bektaş Veli dedi ki;

– Kimsenin ekmeğini yeme, kendi ekmeğini kimseden esirgeme… Elin açık, gönlün açık, sofran açık olsun. Ayıpları ört, sırları tut, öfkeni de yut…

Ahi Evran-ı Velî ise;

Hak ile sabır dileyip bize gelen bizdendir. Akıl ve ahlak ile çalışıp bizi geçen bizdendir…

#ekremozturk

İnsan Kaynakları

İş varmıki; tecrübesiz ve yeni mezun gençleri işe alalım…


Belki önceleri diye başlayarak konuşacağımız, “tecrübesiz ve yeni mezun gençlere hiç fırsat verilmiyor” sözü bugün için daha farklı bir deyimle seslendirilebilir.

İş varmıki; tecrübesiz ve yeni mezun gençleri işe alalım…

İşsizliğin zirve yaptığı bir dönmede, çok iyi okul mezunu ve deneyime sahip olanların işsiz kaldığı bir dönemi yaşıyoruz. Gerçekten istihdam alanlarının Pandemi süreci ile iyiden azaldığı bir dönemde, yeni mezunların iş bulma olasılıkları da yok oluyor. Deneyimli ve halen bir işte çalışanların işsiz kaldığı ve iş bulamadığı bir dönemden geçiyoruz. Yeni mezunların bir işe başlamaları için kendilerine çok iş düşüyor. Yeni mezunların bir çoğu bunun farkında ancak bu farkındalık onlara çok fayda sağlamıyor.

İş yerleşemeyen yeni mezuna soruyorum;

– Eğitim dönemlerini çok iyi değerlendirmeleri ve öğrenme fırsatlarını iyi kullandın mı?

– Mezun olduğun alanın bilgisine yeteri kadar sahip misin?

– Eğitim aldıkları alanın dışında farklı alanlara ilgin varmı?

– Farkında ve duyarlı birimisin?

– Yabancı dil biliyor musun?

– Stajlarını alanın ile ilgili iyi bir yerde ve iyi bir şekilde yaptınmı?

– Genel kültür bilgin iyimi?

“İyi bir üniversitenin, iyi bir bölümünden mezun oldum ve halen yüksek lisansımı yapıyorum. Lisans mezuniyet derecem gayet iyi ve ben İngilizce eğitim aldım. Bana sorduğunuz sorulara yönelik, gayet iyi olduğumu düşünüyorum ama iş bulmakta hiç ümidim yok.”

Yeni mezun bir genç ile yapılan sohbetten bir kesiti paylaşmak istedim. Bu gencimiz ile yapılan sohbet sonucunda yaptığım değerlendirmeye göre bu gencimizin yeterliliğinin gayet iyi olduğunu söyleyebilirim. Bir iş bulmak bir yana geçen yıl staj ve proje ödevi bulmakta ne kadar zorlandığını anlatınca diyecek söz bulamadım.

İş bir yana staj yeri bile bulmakta zorlanan gençlerimizin ne kadar çok olduğunu ve bu konuda iyileşme bir yana her geçen gün daha çok zorlukların karşılarına çıktığı bir acı gerçek olarak hepimiz tanıklık yapıyoruz. Daralan istihdam alanlarına karşılık, plansız bölüm ve öğrenci sayıları her yıl daha çok artıyor.

Çözüm nasıl ve nerede sorusuna ise çok net yanıt bulmak çok zor!

Genel

İşsizlik kaygısı yaşadınız mı..?


İşten çıkarılan bir çalışana, “iş akdiniz sona erdirildi” dediniz mi..?
Dediğinizde yüz ifadesine baktınız mı..?
Bir insana ne iş yapıyorsun diye sorduğunuzda, “işsizim” dediğinde ne hissettiniz..?
Bir çocuğun, “babam işsiz” dediğinde, içiniz yandı mı..?
Yaşamayan, bilmeyen ve hissetmeyene, “işsizlik” sekiz harften ibaret bir kelime, bilen için önce derin bir iç çekiş, sonrası büyük bir kaygıdır.
Ya siz…
Bir gün işsizim demeyeceğinizden emin misiniz..?

#ekremozturk #işsizlik

Genel

Ne güzel bir gurur..!


Koronavirüs salgınında geliştirdikleri aşı birçok ülkede kullanılmaya başlayan BioNTech kurucu ortağı ve CEO’su Prof. Dr. Uğur Şahin ve eşi Dr. Özlem Türeci’ye Almanya Federal Cumhuriyeti Liyakat Nişanı verildi.

Dr. Özlem Türeci ve Prof. Uğur Şahin’e verilen Liyakat Nişanı, başta Türkiye’yi ve Almanya gibi pek çok ulusu aynı anda gururlandırdı.  Çünkü liyakat (uygunluk, yaraşırlık) evrenseldir, uluslarüstüdür.

Bununla ilgili Linkedinde yaptığı video paylaşımı büyük bir ilgi gördü. Bir günde 11.942 beğeni, 288 yorum ve 264.495 görüntüleme ile Prof. Dr. Uğur Şahin ve eşi Dr. Özlem Türeci’ye Almanya Federal Cumhuriyeti Liyakat Nişanı verilmesi takdir edildi.

Ancak, değerli bilim adamlarımızın Almanya’da, eğitim almaları, böylesine bir önemli bir çalışmaya destek bulmaları ve başarmaları bir tarafa itilerek, bazı takipçilerim (Eğitimli- Unvan sahipli) tarafından eleştirildiler.

Bu eleştirilere cevap vermek sonucunda bir uzman olmayı ve  tartışmayı gerektiriyor.  Alanım olmayan bir konuda, alanın uzmanları ve çoğunluğu yaklaşımına bakıyorum. Pandemi de aşı yaptırmayan ülke yok gibi ve en önemli aşılardan biri bu iki değerli bilim adamımız tarafından üretildi. Bugün için doğru bir buluş ve takdir gerektiriyor. Yarın sonuçlar farklı olursa onu ben bilemem. Temennimiz sonucunda güzel ve insanlık için faydalı olmasıdır.

Bu eleştirilerden bazılarını (isim kullanmadan ve düzeltme yapmadan) buraya taşımak isterim.

  • Türkiye’de hangi görevdeler acaba?
  • Alman vatandaşı hocaları tebrik edelim. Ama Türkiye için önemi nedir? Aşılar bize geliyor mu! Hocalar Türkiye de üretim yapıyor mu?
  • Utanç duyması gereken Türkiye değil en ufak zorluk da kendi çıkarları için bu ülkeyi terk edenlerdir. Benim gözümde elinde fırsat varken bu ülkeyi terketmeyerek mücadele eden veya ülkesinin gelişmesi için yurt dışında öğrenip ülkesinde gelip öğrendiğini öğretendir unutmayın batan gemiyi ilk terk eden faralerdir kolay yolu tercih eden kaçanlar da benim gözümde budur.
  • Türkiye için utanç verici adam 4 yaşında Almanya’ya babasının yanına gidiyor ve Alman vatandaşı olarak büyüyor Türkiye ye gelmek yada dönmek burada çalışmak gibi bir girişimimi olmuş hayır Cem Özdemir ne kadar Türk se oda o kadar Türk işte bunu niye Türkiye’nin bir ayıbı imiş gibi yorumluyorsunuz nedir bu kendi vatanını hakir görme sevdası adam bir başarıya imza attı tebrik ediyoruz.
  • Birde onlar TÜRK ama madalyayı ALMANLAR takıyor. Biraz düşündürücü değil mi ?
  • Oynanmis algilarin sundugu saniyelik gurur yanilsamasi. Gurur verici olmasi icin bu asinin tum dunyaya ucretsiz dagitilmasi gerekirdi bu da o zaman onlari bilim insani yapardi. Benim bu videodan izledigim ekonomik istahlari kabarmis zavalli insanlar.
  • Aynen senin için değil ama Almanya için büyük gurur.
  • Aslında bizim açımızdan pek de büyük bir gurur değil; ha ne dersiniz?
  • Corona virüs ailesinin aşısı olmaz. Olsaydı Grip ortadan kalkardı. Bu tür medikal buluşlar patent ile para kazandırır ama halk sağlığına katkıda bulunmazlar. Verilen madalyanın gerekçesi ekonomiktir, medikal değil.
  • Olay Alman ekonomisine yüksek bir katma değer kazandırmış iki Türk asıllı uzmanın Alman siyasetçileri tarafından ödüllendirilmesidir. Bununla isteyen istediği kadar gurur duyabilir.
  • Verilen Ödülüm sebebinin Politik olduğunu düşünüyorum. Ingiliz Aşisini,Rus yada Çin aşısıni bulan kisiler hakkinda bu tarz bir propaganda yapilmadi. Asiyi bulan Alman asilli birisi olsaydi, muhtemelen yine aşı üzerinde çalışan bilim adamlari çok fazla gündeme getirilmezdi.
  • Gelde yorum Yapma .!!! Şuna Dikkat Etiniz mi ? Merkel bilim insanlarının arkasindan yürüyor. Rol calmak yok, gosteri yok. Iki bilim insani Merkel oturmadan yerlerine oturuyorlar. Hönküre hönküre konuşan, etrafa aşağılık duygusunu bastıracak kibirle bakan kimse de yok. Ve devam ediyorum ; Yurtdışındaki Türk bilim insanlarının başarılarının Türkiye’ye bir katkısı yok. Boş yere gurur duyacağımıza bu insanlara neden Türkiye’de de aynı bilimsel faaliyet ve yaşam imkânlarını sunamıyoruz diye oturup düşünmemiz lazım. Bu çalışmaların Türkiye’de de yapılmasını sağlayacak şeyler için düşünmemiz lazım. Dünyanın öbür ucundaki bilim insanının etnik olarak Türk olması, başka bir milletten olmasından daha fazla anlama sahip değil.
Genel

İşsizlik yok, İş begenmemezlik var


İşsizlik yok, İş begenmemezlik var söylemi iyice benimsenmeye başlandı sanırım.
Bugün gelen bir iletide, bir işletme sahibi bu söylemi haklı çıkarmaya çalışırken, beni eleştiriyor ve diyorki;
Dün cafeye yeni bir garson başladı ve bugün işe gelmedi. Hani yeni mezunlar iş bulamıyor diye sürekli yazıyorsun ya…
Lisans Tarih Bölümü mezunu ve günde on saat çalışmanın karşılığında kırk TL vermekle övünürken, yeni mezun gencimizi yerden yere vuruyor.
Evet..!
Köle düzeni bir çalışma sisteminde, Tarih Bölümü mezunu iş beğenmez.
Alan ve insanlık dışı bir işte, yeni mezunların çalışmak istememesini kimse eleştirmemelidir.
Alanında iş verin, beğenmezlerse ağzınız dolusu konuşun…
Aksi halde, yardımınız yoksa susunuz…

İnsan Kaynakları

İK Profesyonelleri ve Bloggerlar ile yapılan, 34 röportaj e-kitapta sizlerle!


İnsan Kaynakları, günümüz dijital dünyasında yoğun ve hızlı teknolojik değişimlerden en fazla etkilenen alanlardan birisi olup, çalışma hayatının yönetilmesinde önemli rol oynamaktadır.


İK Bloggerları İK’ya ve hayata dair kendi pencerelerinden gördüklerini, farklılıklarını ortaya koymak suretiyle bloglarında paylaşmaktadırlar.

Böylesine önemli bir çalışmayı gerçekleştiren değerli meslektaşım Serpil Türkmen; “İK Profesyonelleri ve Bloggerlar ile Mini Röportajlar” projesine, İK Profesyonellerinin kişisel, mesleki ve bloggerlık deneyimlerinin günümüze ve geleceğe yansıtılmasının faydalı olacağı düşüncesiyle karar verdiğini belirtti.

Serpil Türkmen; Röportaj projesi ile İK mesleği, çalışma hayatı ve Bloggerlık konusunda merakı ve ilgisi olanlar ile İK Profesyonelleri ve Bloggerların karşılaşmasını sağlamayı hedefledim.

Yazıyı Görüntüle

Röportaj projesine katılan İK Profesyonelleri ve Bloggerların, İK mesleğine ve bloglarına dair yolculuklarını samimi bir şekilde paylaşarak İK’ya ve insana yararlı bir dokunuş yaptıklarına, ilham verdiklerine inanıyorum dedi.

Mesleklerine ve Bloglarına gönül veren 34 İK Profesyoneli ve Blogger ile 2020 yılında dört ayrı bölüm halinde yaptığım röportajlar bu e-kitapta sizlerle…

Projenin başlangıcından itibaren destek olan, röportaja katılan İK Profesyonelleri ve Bloggerlara ayrı ayrı gönülden teşekkürler…

https://serpilturkmen.wordpress.com/2021/03/15/ik-profesyonelleri-ve-bloggerlarla-yapilan-34-roportaj-e-kitapta-sizlerle/

Genel

Hastane İnsanları


“Hastane İnsanları” tanımlamasını çok beğendim. İlk kez duyduğumu itiraf etmeliyim. Kamu Hastanelerinde yirmi altı ay kadar İdari Hizmetler Başkanı olarak görev yaptığım sürede, “Hastane İnsanlarını” daha iyi tanıma fırsatı buldum. Hastane sürecinde işin ağır yükünü çekenlerin başında Hekim ve Hemşireler görünse de aslında süreç içinde yer alan, her Hastane çalışanının farklı ve önemli bir rolü bulunmaktadır.

Aslında her pozisyon birbirini tamamlıyor. Birinin olmadığı yerde süreçte ciddi sorunlar yaşanabiliyor.

Hekimler ile yardımcı sağlık çalışanlarının rolü çok belirgin ve bilinen bir gerçektir. Bununla beraber diğer çalışanların (İdari ve Destek Personeli, Mühendis ve Teknisyenler vs.) tamamının rolü çok önemlidir.

Acilde gece nöbette, olan bir güvenlik çalışanı, hasta karşılayan çalışanlar, temizlik personeli gibi geri planda çalışanların rolleri de hiç azımsanmayacak kadar önemlidir.

Yani “Hastane İnsanları” kavramının, tüm Hastane çalışanlarını içine alan güzel bir tanımlama olmuş.

Bundan sonra bende, “Hastane İnsanları” tanımını kullanacağım.

Tüm, “Hastane İnsanlarına” selam olsun…

Genel

Linkedin kullanıcı sınıfları


Yıllarca Linkedin kullanan biri olarak, profilleri kısaca  sınıflandırmak istedim.
1. Grup: Patronlar, Ceolar, Genel Müdürler, Üst düzey Danışmanlar ve Üst düzey  kamu yöneticileri …
Sadece paylaşırlar, kendi aralarında beğeni yaparlar. Diğer takipçilerini takip etmezler, beğeni yada yorum yapmaya tenezzül etmezler. İş arayan yada öğrencilerin mesajlarını okumazlar. Neden linkedinde oldukları merak konusudur.
2. Grup: Müdürler, Akademisyenler, Danışmanlar, Mühendisler, Uzmanlar, Orta kademe kamu yöneticileri …
Paylaşım ve yorum yaparlar.  Daha çok tanınmak, çevre kazanmak ve paylaşımlar ile hem beğeni kazanmak ve fayda sağlamak isterler.
İş arayanlar ve öğrencileri vakitleri olduğunda ve işlerine geldiğinde muhatap alırlar.
3. Grup: Kariyer yolculuğuna yeni başlamış, İş değişikliği hedefleyen, İş arayanlar ve Öğrenciler…
Paylaşım yapmazlar, paylaşım yapanları takip ederler, beğeni yaparlar ve bazen yorum yazarlar.
İş bulma, staj yapma ümidi ile 1. ve 2. gruba mesaj yazarlar. 1. Grup hiç geri dönüş yapmaz, 2. Grup içinde daha duygusal bakanlar yardım etmeye çalışırlar.
Bu grup pandemi döneminin en mağdurları olarak bir umut ışığı arama çabasına devam ederler.

Yoruma eleştiri veya eklenti yaparsanız memnun olurum.

Yaşama Dair

İnsanları değiştirmeye takmak beyhude


Aklınızı, insanları değiştirmeye takmak beyhude…
ve sizin zamanınız çok kıymetli,
Öyleyse ne yapalım?
Sevin.
Hep sevin.
Dönün, dolaşın, yine sevin.
Eşinize, çocuklarınıza, ana-babanıza, akrabalarınıza, komşularınıza, yolda gördüklerinize, çiçeklere, böceklere, kuşlara, kedilere, köpeklere karşı içinizde bir sıcaklık olsun.
Ve saklamayın bunu, sıcaklığınızı hissetsinler.
Sevginin olduğu yerde menfaat olmaz, kötülük olmaz.
Sevginin getirdiği gücü küçümsemeyin.
Sevgi, mutluluğunuzun anahtarı…
***
İyilik yapın.
İyilik için karşınıza çıkan her fırsatı değerlendirin.
Ama ertesi sabah yaptığınızı unutun.
Karşılık bekleyerek ya da beklentili bir iyilik, zaten iyilik değildir ki…
Sizi mutsuz bile eder.
Çünkü karşınızdaki kişi beklentinizi yerine getirmezse hayal kırıklığı yaşayacaksınız.
Ne lüzumu var!
Mutlu ettiğiniz bir insanın teşekkürle bakan bir gülüşü, bir dokunuşu ya da bir duası yetmez mi?
Hangi karşılık bundan değerli?
Kalbiniz sevgi, saygı, iyilik dolu, düşünceleriniz berrak olsun…

Genel

28 Şubat


Bulunduğum kuşak itibari ile yakın tarihe şahitlik ediyorum.
1960 darbesinin izlerine, 1974 muhtırasına, 1980 darbesine, 28 Şubat ve 15 Temmuz darbe girişimlerine şahit oldum.

Tüm bu girişimleri kimi alkışlarken, kimi mağdur oldu.
Neden, sebep ve sonuçları bilmeden, hep bir tarafa meyilli olmaya alışkın bir millet olarak, kaybedenin aslında hepimiz olduğunu bilemedik.

Tarihin bugünü, 28 Şubatta rahmetli Erbakan hocaya yapılan baskı ve yaptırımlara baktığımızdan, yapılanlarının nedeni bilmeden alkış vuranlar ve mağdur olanların bugün gelinen durumu sorgulaması gerekiyor.

Unutmayalım ki; her bir darbe ve girişimi, belirli güçlerin bir sonraki adımı belirleyerek yaptıkları bir yıkım hareketidir.

▪️Ötekileştirme, ayrıştırma, zulüm ile Milleti, Devleti ile çatıştırma çabaları,

▪️Medeniyetimize, geleneklerimize aykırı dayatmalar ve
her 10 yılda bir millete ayar verme,

▪️Tüm bunlardan ders alıp birliğimizi sağlayarak büyük ve güçlü bir Türkiye oluşturmayı ana hedef yaparak, Millet olarak tek taraf olacağımız ilkenin, devlet ve bağımsızlık olduğunu bilmeden daha çok girişimi alkışlar, çok yanlışa ortak oluruz.

Bu vesile ile ölüm yıldönümünde Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a rahmet diliyorum.

İnsan Kaynakları

Pandemi Sürecinde İnsan Kaynakları Yöneticileri


Pandemi süreci ile İnsan Kaynakları Yönetiminin işlevi daha önemli hale geldi. Daralan ekonomi ile birlikte işten çıkışların arttığı bir dönemde, var olan insan kaynağını korumak için insan kaynağının etkin ve verimli kullanılması, geliştirilmesi ve bu zor dönemde işten çıkarılmaya karşı korunmalarını sağlamak yönünde İnsan Kaynakları Yöneticileri daha fazla sorumluluk almalıdır.

Pandemi sürecinden etkilenen veya etkilenmeyen bir çok kuruluş işten çıkartmalara, hazır bir gerekçeyi kullanmaktadırlar. Daralan ekonomi, kötüleşen piyasanın sonucunda bir çok işletme faaliyetlerini azaltma, askıya alma ve tümden kapama kararı alırken, çalışanlarına zorunlu olarak işten çıkışlar verildi. Etkilenmeyen yada az etkilen bir çok kuruluş ise bu süreci gerekçe kullanarak işten çıkışlara kendilerince fırsat buldular. Pandemi sürecinin başlaması ile birlikte, bu sürecin nasıl olacağı, nasıl devam edeceği ve sonuçları bilinmemekteydi.

Bugün ise bu sürecin ortaya çıkardığı sonuçlar bilindiği gibi geleceğe yönelik tahminler ve bunlara bağlı planlar yapabilecek bir aşama gelinmiştir. Yaşanan bu pandemide tüm süreçlerde olduğu gibi insan kaynakları sürecini yönetenlerininde, süreçte zorlandıkları ve karar alma süreçlerinde belirsizlik yaşadıkları görüldü.


Yöneticilerin değişmesi, yöneticilerin güçten düşmesi, yöneticilerin aşırı acımasız ve yaptırım dolu uygulamalarının olduğu bir dönemde, İK yöneticileri daha soğukkanlı olmak zorundadırlar. Gerek kuruluş sahiplerinin gerekse yönetenlerin olumsuz karar alma davranışları karşısında İK yöneticilerinin rol alma kabiliyetlerinin daha güçlü olması gerekmektedir.


Bugünlerin bir gün biteceğini düşünerek, kuruluşların en önemli değeri olan çalışanlarına sahip çıkmalı ve geleceğe taşımalılardır.

Genel

Çalışanları Statülere Ayırmayın


Bir kaç yıl  önce “Yemekhane kirlenir diye içeri alınmayan …… işçileri eksi 10 derece soğukta yemek yediler”  haberi hep içimi sızlatır…
Kırşehir Belediye sürecinde, temizlik işçilerinin hangi koşullarda çalıştıklarını yakından gördüm. Onlar ile birlikte zaman geçirdim.
Onları o kadar iyi tanıyan ve anlayan biri olarak, bu haberde yer alan muameleyi asla kabullenemedim.
Statüsünü ve giysisini beğenmeyip işçisini yemekhaneye almayan şirket, statüsünü beğenmeyip personel yemek salonunu ayıran kamu kurumu, statüsünü aşağı görüp çalışanına yemek hizmetini farklı sunan kuruluşlar.. Başarıyı siz bu şekilde yakalayabilirmisiniz?
Tabi başarı diye bir hedefiniz yada derdiniz varsa..

İnsan Kaynakları

SEN KENDİNİ YÖNETİCİ SAYARMISIN?


Yöneticilik, belirli yetkinlik ve deneyim gerektiren bir kariyer sürecidir. Sadece yetkinliğe yada sadece deneyime sahip olmak yöneticilik için yeterlimidir? Belirli yetkinliklere sahip olmak yönetici olmak için yeterli olmaz. Yetkinliğin yanı sıra mutlaka iş deneyimi, hatta yaşam deneyimi gerekir.

Çok iyi bir eğitim almış olabilirsiniz. Yöneticide olması gereken yetkinliklerin birçoğuna da sahip olabilirsiniz ancak deneyim sahibi değilseniz yönetici olmak için yeterli değilsinizdir. Belirli yetkinliklere sahip olmadan sadece ben şu kadar yıl iş deneyim var demenizde yeterli olmayacaktır. O halde yetkinlik artı deneyime sahip olmamız gerekiyor. Bunun yanı sıra liderlik vasfının olması da önemlidir.

Neden sen kendini yöneticimi sanıyorsun sorusunu soruyorum?

Aile şirketlerinde hala aileden gelenlerin yetkinliğine bakmadan yönetici olabilme alışkanlıkları devam etse de özel sektör rastgele yönetici getirmiyor. Şirketlerin her birinin kendine özgü olan yapıları ve ihtiyaçlarına göre ideal olan yönetici özelliğini ve türünü belirliyor. Şirketlerin ihtiyacı olan yöneticiler için yalnızca bireyleri değil, aynı zamanda son yıllarda yaşanan gelişmelerin ve ilerlemelerin zorunlu kıldığı vasıfları da sürekli gözden geçiriyor. Rekabetin gelecekteki durumuna bakıp, ona göre değişimi yönetecek yönetici profilini oluşturuyor. Buna karşın kamu günü kurtarıyor ve günün dengeleri hangi güçte ise ve o kişilere kim yakınsa yönetici profili ona göre belirleniyor.

Kamunun değişen yönetim modelleri ve henüz manası kavranılamayan insan kaynakları yönetimi ile herkes yönetici olmaya aday olabiliyor yada gösterilebiliyor. Öyle örnekler ile karşılaşıyoruz ki, şaşırmamak mümkün olmuyor.

Yeter ki seni yönetici yapacak çevreye ve desteğe sahip ol, biraz cesaretli ol, adamında olsun sen yöneticisin. Daha önce kariyer basamaklarına adım atman önemli değil.

Kamuda yöneticiliğe aday olan bir kişiye yöneticilik yapabilirmisin diye soruyor ve aşağıdaki cevapları alıyoruz.

Deneyimin varmı? Olmasada önemli değil!

Yeterli yetkinliğe sahipmisin? Ben falan üniversiteyi bitirdim, yetmez mi?.

Peki! Başarılı olurmusun? Olmazsam ne olur? Başarılı olana madalyamı takıyorlar? Yada başarısız olanı görevdenmi alıyorlar?

Öncelik belirleyebilimisin? Kendi önceliklerimi iyi bilirim. Baksanıza bu görevi hemen ben istedim.

Cesaretin var mı? Olmazmı? Deli cesareti var bende. Bu müdürlüğü, başkanlığı, hastaneyi, okulu, merkezi vs. yönetmek bana çocuk oyuncağı gelir.

Hedef belirleyebilir misin? Belirledim zaten ki, bu görevi istedim.

Ekibini hedeflere yönlendirebilir misin? Yönlendirmem! Yerime göz koyarlar sonra rakibim olurlar.

Gözleyip, değerlendirebilir misin? Mutlaka gözlemem lazım. Bana karşı olanları bilmem lazım ki, ayaklarını kaydırayım.

Motive edermisin? Motive etmeyi bırak, bana tabi olanlarla kanka bile olurum.

Kamuda bu cevapları veren bir kişiyi yönetici yapmayacak bir sistem bugüne kadar olmadı. Aslında yönetici belirlerken bu soruları soracak bir sistemin olmaması esas sorundur. Seçmeden işe aldığı, eğitmediği, performansını değerlendirmediği ve kariyerini yönetmediği çalışanlarından yönetici seçen bir yönetim anlayışından, lider özelliği de taşıyan, mükemmel bir yönetici belirlemesi beklenemez.

Ancak günümüz yönetim modellerinde hangi pozisyonda olursanız başarılı olabilmek, hedefleri tutturabilmek ve pozisyonunuzu koruyabilmek için iyi bir yönetici ve iyi bir lider olmanız gerekir.

İyi yönetici ve lider olmak için hangi özelliklere sahip olunmalıdır?

Kendinin yönetici ve lider olduğuna inanman için aşağıdaki özelliklerin ne kadarına sahipsin?

  1. İyi bir insan olmalı: Yönetici en başta iyi bir insan olmak zorundadır ve hiç bir zaman unutulmamalıdır. İyi bir insan günlük yaşantımızda herkesten birbirine göstermesi beklenilen saygı, sevgi, nezaket ve tevazu gibi erdemleri taşıması lazımdır. Kimseyi küçümsemez, herkese değer verir ama herkesi memnun etmeye çalışmaz. Tüm çalışanlara adil ve eşit davranır. Her durumda, herkese karşı eşit uzaklıkta olabilmeli, objektiflik ve tarafsızlığını koruyabilmelidir.
  2. Liderlik vasfına sahip olmalı: Yönetici aynı zamanda liderlik özelliği taşımalıdır. Çalışanları ortak hedeflere yönelten, hedefleri benimseten, çalışanlar arasında birlikteliği sağlayan ve takım oluşturan özelliklere sahip olması gerekir. Çalışanlarının bilgi birikimlerini ve tüm potansiyellerini bireysel düzeyde, ekip düzeyinde ve kuruluşun bütününde yönetir, geliştirir ve özgürce kullanmalarını sağlar.
  3. Stratejiyi planlamalı ve yönetebilmeli: Kuruluşun misyon, vizyon ve değerlerini oluştururlar, örnek olur. Vizyonu ve misyonu geliştirirler ve onların gerçekleştirilmesini kolaylaştırırlar. Stratejiyi planlar, uygular ve gözden geçirir. Olası durumlara göre stratejiyi yeniler, iyileştirme faaliyetlerini destekler. Kurumun, kendisinin dışında ekibine vizyon verir, hedef gösterir ve yönlendirir. Bu konuda takımının kendisini takip etmesini sağlar. Kalıcı başarı için gerekli olan kurumsal değerleri ve sistemleri geliştirirler ve bunları faaliyetleri ve davranışları ile yaşama geçirirler.
  4. Değişimi yönetmeli: Liderdir ve değişimi yönetir. Mevcut sistemi ve durumu korumanın çabasını vermez. Değişimden korkmaz, değişim ihtiyacını belirler ve değişime öncülük eder. Kendisi ile birlikte takımın diğer üyelerini, günün değişen ve gelişen yeniliklerine karşı hazırlar. Yeni yönetim modellerini takip eder, kendini geliştirir ve değiştirir. Yeniliklerin uygulanmasında kararlı olur. İnsanların hata yapmalarına fırsat tanır, onların öğrenme sürecini destekler, hataların tekrarlanmaması için geri besleme, bilgi paylaşım ortamları sağlama gibi süreçleri oluşturur. Takımın yenilikçi ve yaratıcı yaklaşımlarına liderlik yapar ve geliştirir. Değişim dönemlerinde, amacın tutarlılığını sağlar. Gerektiğinde, kuruluşun yönünü değiştirebilir ve izlenmesi için diğerlerini cesaretlendirir.
  5. Eğitici olmalı: Çalışanları geliştirmenin ve takım oluşturmanın en etkili yöntemlerinden birisi de sürekli olarak bilgi paylaşımı sağlamak ve örnek olmaktır. Bilgi paylaşmanın aynı zamanda eğitmek olduğunu bilir. Öğretmenin ve öğrenmenin, gelişmenin temeli olduğunu benimser ve benimsetir. Eğitim ihtiyaçlarını belirletir, planlatır ve uygulatır. Çalışanlarının sürekli öğrenme faaliyetleri içerisinde olmasını sağlar. Beceri ve bilgi birikimlerini kuruluşun çıkarları doğrultusunda kullanmaları için çalışanlarına önem verir. Onları tanıyarak ve başarılarını takdir ederek, motive eder ve sürekli katılımlarını sağlar.
  6. Koç olmalı: Bir yöneticinin başarısında, çalışanlarının takım olmasının ve birlikte hareket etmesinin önemli olduğunu bilir. Takım içerisinde ortaya çıkacak çatışma durumlarından kaçınmadan sorunları çözebilme ve çeşitli çıkarlar arasında adil ve dengeli kararlar alabilme yetkinliği sahiptir.
  7. İnisiyatif kullandırmalı: Çalışanların yenilikçi ve yaratı yaklaşımlarını cesaretlendirir. Yetkilendirir ve inisiyatif kullanmalarına fırsat verir. Çalışanlarını yetkinliklere uygun pozisyonlarda değerlendirir ve herkesin başarılı olduğu alanda sorumluluk almasını sağlar. Onların faaliyetlere katılımını sağlar ve onları yetkelendirirler.
  8. Ekibinin Performansını, kariyer planlamasını yönetmeli ve başarıyı takdir etmeli:Yönetici başarıyı sadece kendinin eseri değil, aynı zamanda çalışanlarının eseri olduğunu bilir. Başarının sürekliliğini sağlamanın ekibi doğru motive etmekten, motivasyonu sağlamada ise başarıyı ve başarılı olanları tanıyıp, takdir etmekten geçtiğini iyi bilir. İyi bir yönetici sonucunu ölçmediği süreci yönetmez, Çalışanlarının ve takımın performansını ölçer. Çalışanlarının ve takımın performansını artırmaya çalışırken, bir yandan da takım üyelerinin kariyerlerinde gelişmelerine destek verir. Çalışanlarını gelişimlerine ve gereksinimlere göre başka pozisyonlara hazırlanmalarına yardımcı olur.

Yönetici pozisyonunda olanların iyi bir yönetici ve lider olmak için, olmazsa olmaz sekiz özelliğe göre kendini değerlendirip ve ben iyi bir yöneticiyim yada ben liderim diyebilirmi?

Bunu yapmaya kaç yöneticinin cesareti olabilir?

Cesareti olmayana o zaman ben sorayım; SEN KENDİNİ YÖNETİCİ SANIYORMUSUN?

Ekrem Öztürk

İnsan Kaynakları

Farkındamıyız..?


Farkında mısınız her yerde “ahh bu gençlerin iş beğenmemezliği”;
“yeni yetmeler çok sivriliyor”,
“bu gençlik çok kötü”,
“Z kuşağı şöyle böyle” diye bir sürü cümleler geçiyor.
Bir Allah’ın kulu da çıkıp demiyor ki; bu gençlere bu belirsizlik ortamını biz büyükler sağladık,
biz bir şeyler yapalım,
biz gençlere fırsat verelim,
elimizi taşın altına koyalım,
onları eğitelim,
onların elinden tutalım.
Varsa yoksa gençler…!
Gençlere çok fazla yükleniliyor bence. Herkes deneyim ararsa bu gençlerin umudu tabi ki kırılır, umudu kırılan insanlar gayesiz/amaçsız/umursamaz oluyor.
Gençleri umutsuz bıraktığımız için bu kadar boş işlerle uğraşıyorlar.
Şimdi herkes şapkasını önüne alıp da düşünsün…!

NOT: Yeni mezun bir genç arkadaşımızdan gelen ve çok haklı bulduğum bu değerli mesajı paylaşmak istedim.

Genel · İnsan Kaynakları

Open To Work


LinkedIn’in yeni Open To Work özelliği sayesinde kullanıcılar, profillerini eksiksiz olarak doldurduktan sonra iş fırsatlarına açık olduklarını, profil fotoğraflarına ekledikleri yeşil bir çerçeve ile bağlantılarına duyuruyor.
Bağlantılarımda bu uygulamayı çok sık görmeye başlayınca bu hususa değinmek istedim.
Çalışmaya açık, yada iş arıyorum ifadesini profil resmini ekleyen insanların hızlı artışı karşısında neler hissetiğimizi sorgulamak isterim.
Kendi resmime bu ifadeyi koyarak, farkındalık sağlamayı amaçlıyorum.
İçinde bulunduğumuz bu zor günlerde, işsiz bir insana, katkı sağlamayı bir insani sorumluluk olarak görmeyi umuyorum.
İnsan Kaynakları

İş Begenmemi..?


Yeni mezunların iş beğenmeme ile ilgili bir yoruma, iyi bir Üniversitenin Bilgisayar Mühendisliği mezunu bir işsiz gencimiz cevap veriyor…
“Evet iş beğenmiyoruz. Çünkü bizlere vasıfsız muamelesi yapılıyor ve işten ayrılmak zorunda kalıyoruz.
Bizde deneyimli insanların yanında çalışıp deneyim kazanmak istiyoruz ama bu mümkün olmuyor…”
Linkedinde, deneyim istemeyen kaç  iş ilanı gördünüz..?

Genel · Yaşama Dair

2021 Yılına Girerken…


2020 yılını pandemi sürecini yaşayarak, evlerde tamamlıyoruz. Bu dönemde yaşayan çoğu insanın görmediği ve yaşamadığı bir sıkıntılı dönemi kapatıyoruz. Bu geçen sıkıntılı dönem bizleri bir çok yeni alışkanlıklara zorunlu kıldı. Özellikle; uzaktan eğitim ve evden çalışma gibi yeni bir yaşam tarzına alışmak zorunda kaldık. Maske ile yaşam ise bizim toplumun hiç alışık olmadığı ayrı bir zorunluluk oldu.

2021 yılının; maskesiz dolaştığımız, yerinde çalıştığımız ve ürettiğimiz, okuyup öğrendiğimiz, sevdiğimiz, sevildiğimiz, dostlarımızın yanımızda olduğu, mutlu ve huzurlu sağlıklı ve umutlu, insanlık için hayırlı bir yıl olmasını diliyorum.

2021 yılı akıl, sağduyu ve özgüven gösterilirse büyük başarılara imza atılabilecek bir dönemin başladığı yıl olmalı diye düşünüp buna göre kararlar almalıyız. Dünyada ve çevremizde yaşanan toplumsal olaylardan etkilenmeden bireysel iyiliğimizi, gelişimimizi, huzurumuzu, mutluluğumuzu ve sağlığımızı etkileyecek olaylara ve gelişmelere bakmalıyız.
2021 yılını sorgulama yapmak, kendini aramak, keşfetme yolunda çabalamak, kendini bilme ve şeffaflaşma yılı olacak şekilde değerlendirmenin çabasını vermeliyiz. Kendisiyle yüzleşme cesareti bulacağımız ve her insanın kendi içindeki bilgeyi yaşama aktaracağı bir yıla da adım atmalıyız.
Dikkatli ve farkındalık dolu bir gözle kendimize, ailemize ve yakın çevremize bakıp değişimi hissetmek ve algılamanın çabasını vermeliyiz.
Yıllardır çekmecelerde saklı kalmış dertleri, sıkıntıları, hatta hastalıkları kendi kendimize yenmenin planlarını yapmalıyız. Yeni yıl ile birlikte kendimizi gözden geçirmemiz ve zayıf olan yönlerimiz ilgili kendimizi yeniden yapılandırmalıyız. Yani kendimizin stratejik planını oluşturmalı ve dönem dönem gözden geçirmeliyiz.
2021 yılının bir önceki yıla ve yıllara göre farklı kılmak için derleme önerilerim olacaktır. Bunları değerlendirmeniz sizin için faydalı olabilir.

1- Pandemi süreci devam ettiği için sağlıklı kalmayı ve yaşamayı birinci öncelik olarak ele alınız.

2- Pandemi bitimi ile birlikte uzaktan eğitim ve uzaktan çalışmada edindiğimiz alışkanlıkları, tekrar eski alışkanlıklara dönüştürmeye hazırlıklı olun.

3- Yaşamınızı başkalarınınkiyle karşılaştırmayın.
4- Kontrol edemeyeceğiniz olumsuz düşüncelere veya şeylere sahip olmayın ki sizin aracılığınızla gerçekleşme şansları olmasın.


5- Enerjinizi olumlu şekilde harcamaya özen gösterin.
6- Kendinizi fazla abartmayın; sınırlarınızı bilin.
7- Her şeyi çok da ciddiye almayın; sıkıcı olmayı, mizaha yer vermeyi unutmayın.

8- Enerjilerinizi boşa harcamayın.
9- Kıskançlık, çekememezlik zamanın boşa harcanması olduğunu bilin.
10- Geçmişin acılı anılardan kurtulun, acıyı yaşama sevinci haline getirmeyin, yaşayın ve bitsin.

11- Yaşam birisine kin duyarak zamanı boşa harcamak için çok kısadır, kimseden nefret etmemeye çalışın.
12- Geçmişinizle barış yapın ki, şimdiyi bozmasın.
13- Sizden başka hiç kimse sizin mutluluğunuzdan sorumlu olmadığını bilin.

14- Yaşamın bir okul ve eğitim yeri olduğunu ve öğrenmek/pratik yapmak için burada olduğunuzu unutmayın.
15- Daha fazla gülümseyin ve gülün.
16- Her tartışmayı kazanmak zorunda olmadığınızı kendinize sık sık hatırlatın.

17- Ailenizi sık sık arayın, birlikte olmanın yollarını bulun.
18- Başkalarının sizin hakkınızda ne düşündükleri ile ilgilenmeyin önemli olan sizin siz hakkınızdaki düşüncelerinizdir.
19- Kendinizden memnun olmanın bir yolunu mutlaka bulun.

20- Arkadaşlığı ihmal etmeyin, onlarla teması ne olursa olsun kesmeyin.
21- Her zaman doğru olduğuna inandığınız şeyi yapın.
22- Her iyi veya kötü durumun değişime tabi olduğunu aklınızdan çıkarmayın.
23- Karamsar olmayın, karamsar insanlarla fazla zaman geçirmeyin. Karamsarlık bulaşıcıdır.

24- İnandığınız bir öğreti mutlaka olsun.
25- Maneviyat umut verir, umudunuzu en kötü şartlarda bile yitirmemeye çalışın.

Yaşama Dair

Başkalarının gölgesinde yaşamak


Yaşamın bir çok alanında karşılaşılan bir durumdur, “başkalarının gölgesinde yaşamak…”
Kendi kimliğini oluşturmayan ve kişiliğini hiçe sayana zayıf karakterli insanlara özgü bir davranış şeklidir.
Kolaya kaçma, sorumluluk almama ve başkasının üzerine yıkmaya yönelik bir eylemdir.
Ben bilmem babam bilir, yöneticim bilir, yada en iyisi şu bilir, bu bilir gibi ifadeler ile başkasının gölgesine sığınmaktır.
Yada; kendine has istekleri, arzuları, düşünceleri, kararları ve dahi hayatları olmayan, hep başkalarının arzu, keyif, karar ve düşünceleri doğrultusunda yaşamaktır.
Emret patron, emret müdürüm, emret vekilim, emret abi, emret baba gibi sadece bir başkalarının yönlendirmesi ile hareket etme eylemidir.
Çevresindeki tüm olumsuzlukları görmezden gelip, gölgesine sığındığı kişi, unvan veya kuruma havale etmek ile duygu ve düşüncelerini başkalarının kontrolüne vermektir.
Oysa; başkalarının gölgesinde yaşayan insanların, kendine ait bir gölgesinin olmadığı iyi bilinen bir gerçektir.

Eğitimin yanı sıra, karakterin ve inancın desteklediği bir insan profili kendi gölgesini oluşturur.
……

#ekremozturk

Ozan Muharrem Ertaş’ın bu konudaki türküsünü eklemek isterim.
Dinek Dağı Yeni Geldim Gurbetten
Başım Eksik Olmaz Kadadan Dertten
Adama Kemlik Mi Gelir Merdoğlu Mertten
Kötülerin Dalı Gölgesi Olmaz Olmaz

Yiğit Olan Ata Biner Atlanır
Yiğit Olan Her Cefaya Katlanır
Yiğit Gölgesinde Yiğit Saklanır
Kötülerin Dalı Gölgesi Olmaz Olmaz

Meydanda Deşinir Yiğidin Atı
Her Nere Gitse De Söylenir Methi
Altına Batırsan Ey’olmaz Kötü
Aslı Kara Demir Mücevher Olmaz

Genel

Diplomalı Cahillik


Ne zaman söylendiğini bilmediğim bu değerlendirmeyi, bugün daha iyi görebiliyoruz.
Insan Kaynakları meslekdaşlarımız bu tespiti belkide en iyi yapanlar olarak, özellikle yeni mezun başvuruları ve mülakatlarda, diplomaların ne kadar boş geldiğini üzülerek görüyorlar.
Hızla yeni açılan üniversiterin akademik kadro ihtiyaçları, diğer kurumlarda olduğu gibi liyakattan uzak ve referans ağırlıklı kişilerden karşılaşınca, orta öğretimden eksik eğitimle gelen yüksek öğretim öğrencileri diplomalı cahiller olarak mezun olmak zorunda kalıyorlar.
Diplomalı cahil mezunlar kavramını bugün çoğunluk kabul ediyor ve endişeye kapılıyor.
Son yapılan kamu personeli seçme sınavında, özellikle öğretmen adaylarının başarısız sonuçları, diploma içini dolduracak öğretmenlerinde eğitimsiz olduklarını gösteriyor.
Okul ve öğretmen olumsuzluğunun yanına, sorumsuz bir kuşağın insanını eklersek, diplomaların içinin daha çok boş olacağı acı bir gerçektir.

İnsan Kaynakları

İnsan Kaynakları Uzmanları daha itinalı olmalı…


Twitterda rast geldiğim bu paylaşım dikkatimi çekti ve paylaşım konusu ile yapılan yorumları okudum.
Bir İK uzmanı olarak kendini tanıtan kişinin, bir anısı üzerine yapılan bu dikkat çekici paylaşım insan kaynakları alanına yönelik sert eleştiriler yapılmasına sebep olmuş. Tabi bu eleştirilerden Linkedinde payını almış.
Bir kişinin yaptığı yanlış, bir kitleyi yada uzmanlık alanını kapsamaz. Kişiye özgü hatadır. Ancak her önüne gelen kendine rast gele bir unvan yazarak, kendini bir alana dahil edemez.
Kendini bir alanda uzman olarak tanıtıyorsan;
O alanın eğitimini alacaksın,
O alanda çalışma deneyimin olacak,
O alanda usta öğretici olacak deneyim ve bilgiye sahip olacaksın,
Ve en önemlisi insanlar seni o unvana layık görecek.
Yoksa insanlar sizin yüzünüzden, diğer insanları rencide edecek yorumlar yapabilir.
Insan Kaynakları alanında kendine unvan layık gören, paylaşım yapan insanlar bir daha kendilerini gözden geçirsin.
Hürmetlerimle…..

İnsan Kaynakları

Yeterki işim olsun…!


Çizim görselini çok beğenmesem de, vermek istediği mesajı önemseyerek eklenti yapmak istedim.
Işsizlik oranı resmi kurumlar ile sendikalar arasında çok farklılık gösterse de,  özellikle  yeni mezunlarda işsizlik oranının  oldukça yüksek olduğu bir gerçek.
Aldığımız eğitime yönelik bir işe yerleşme olasılığı iyice azaldı.
Yeterki bir işe yerleşeyimde, ne iş olursa olsun denilen bir dönemde, mühendislere teknisyen işi ve ücreti önerilmesi gelinen acı durumu daha iyi tarif ediyor.
Işsizliğin bu kadar artması ile bunu kendilerince fırsata çeviren işgören ve yöneticiler, “işinize gelirse iş bu, ücret bu” anlayışı, alınan eğitimi ve uzmanlık alanlarını yerle bir ediyor.
Hiç işsiz kalmayan ve iş aramak zorunda olmayanlar bu durumu anlayamazlar.
Işveren ve onların adına işe alanlar, iş arayan insanların bu durumlarından faydalanmak yerine, anlamaya ve yardımcı olmaya çalışmalarının bir insanı yaklaşım olduğunu unutmamalılar.

#insankaynakları #ekremozturk

İnsan Kaynakları

Ne güzel bir kuşak


Bu kuşağa mensup olmaktan gerçekten gurur duyuyorum.
Bu videoda anlatılan bu kuşağın özelliklerinin tamamına katıldığımı belirtmek istiyorum.
Öylesine şanslı bir kuşak mensubuyuzki gaz lambasında ders çalışırken bugün LED lambayı gördük. Eşeğe binerken bugün Jet uçaklarına biniyoruz. Ankesörlü telefonu hayal ederken, bugün akıllı telefonlar kullanıyoruz. Çocukluğumuz da bugünün ve bundan sonraki dünyanın nasıl olacağına dair hayallerimiz çok fazla iken, bugünün neslinin Dünya’nın geleceğine dair çok fazla hayal kuracağı alanlar kalmadı.
Dört mevsimi, mevsimlere layık yaşarken yeni kuşak mevsimleri ayırt edemeyecek hale geldi.
Dünyanın temiz zamanında, İnsanların en saf, en temiz dönemini yaşayan bir kuşak olarak, bu kadar karışık kirlenmiş, gerek çevre gerek İnsanın olduğu kuşağı düşünmek dahi istemiyorum. Velhasıl bu konuda o kadar uzun yazılır ve anlatılır ki, aslında video  bunu çok güzel özetlemiş. Her ne kadar eskinin adamı, eski kafalı, eski kuşak deselerde emin olun gerçekten en şanslı kuşak bizim kuşağımız oldu.
Bana göre çağın değiştiği dönemi gören kuşağız ve  bundan güzel ne olabilir…

Genel

KPSS ..?


Dün yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavına (KPSS) Lisan mezunlarından en az 1 Milyon 400 bin adayın girdiği tahmin ediliyor. Her geçen yıl artan sayıda lisans mezunlarının başvurduğu bu sınav, işsiz ve özel sektörden umudu olmayan yada özel sektörde çalışırken iş güvencesi olmayan gençler için bir umut kapısı olmaktan çok öteye de geçmiyor.

Her ile açılan üniversiteler ile birlikte vakıfların bina üniversitelerinden mezun sayısının hızla artması, lisans mezunu işsiz sayısında önemli bir artışa sebep oldu.

Bir umut diye KPSS ye giren gençlerin bir kamu kuruluşuna atanma şansları, umutları kadar çok değil.

Buna başlıca sebep;

  • Mezun sayısının çok olması,
  • KPSS sonuçlarına göre personel alan kamu kurumu sayısının ve kontenjanlarının azalması,
  • KPPS puanı ile alım yapan kurumların, mülakat sınavı yapması

Sonuç olarak adaletli bir işe yerleşme seçimi olan KPSS bugün daha çok işsiz gençlerin hayal kurmalarına aracılık yapan bir sistem haline geldi.

KPSS  şartı aranmaksızın her hangi bir seçmeye tabi olmayan;

  • İstisna kadrolar,
  • Mülakat ile alım yapılan kadrolar,
  • Üniversitelerde öğretim elemanı kadroları gibi birçok farklı usulde yapılan kamu personeli alımları KPSS’yi gereksiz hale getirdi.

 Ulusal insan kaynakları planlaması olmadan belirlenen kadrolara uymayan üniversite bölüm planlaması sonucunda her yıl binlerce issiz gencin kariyer planı olan KPSS nin geldiği yerin içler acısı halini kısaca yazmak istedim.

Bu resim için alternatif metin açıklaması yok
Genel

Iyi okunması gereken bir resim


Pandemi sürecinde Sağlık Çalışanlarının çabalarına karşılık,

Kayıtsız,
Vurdumduymaz,
İhmalkâr,
Sorumsuz,
Bilinçsiz,
Virüse inanmıyorum,
Salgın yok,
Bana bir şey olmaz,
Maske gereksiz,
Sosyal mesafe anlamsız,
Pozitif çıktı diye evde mi kalacağım vs. vs. diyen beyinsiz insanlar…
Sağlık yönetimi eğitimi alan,
Sağlık yöneticiliği yapan,
Eşi sağlık çalışanı olan,
Çok sayıda sağlık çalışanı ile dostluğu olan bir bilinçli birey olarak;

  • Virüse inanmıyorum deyip atıp-tutan,
  • Maske takmayanlar-takanları hafife alan,
  • Sosyal mesafe kurallarına uymayan,
  • Test sonucu pozitif çıkmasına rağmen, karantina kurallarına uymayan,
    Velhasıl pandemiyi hiçe sayarak;
    Yayılmasına öyle veya böyle katkı sağlayan,
    Önlem alınmasına öyle veya böyle engel olan herkesi;
    Aklını ve vicdanını gözden geçirmesini,
    İnsan olduğunu,
    İnsanların içinde yaşadığı,
    Ve insan olan yakınları bulunduğunu hatırlayarak Pandemi gerçeğini kabul etmeye ve kurallara uymaya davet ediyorum.

Filyasyon ekiplerinin bu sıcak havalarda mahalle-mahalle, bina-bina gezmeleri, sağlık tesislerinde sağlık çalışanlarının üstün çabaları ile verdikleri hizmetlerine karşılık, Pandemi sonucunda can kayıplarının artmasın üzülüyorum ve haklarının verilmesini, sağlık çalışanlarının gerekli saygıyı görmesini istiyorum.

ekremozturk #pandemi #covit #saglıkbakanligi

İnsan Kaynakları

Kamu Çalışanlarının Performans Değerlendirmesi


Şeref Oğuz hocam güzel bir konuya değinmiş…

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

Ancak;

Bu konu, bu yönetim anlayışı ile asla düzelmeyecek bir süreçtir.

Öyle ki;

Kamu yönetiminde performans değerlendirme çalışandan ziyade, yöneticilerin koşulsuz karşı çıktığı bir durumdur.

Kamu iç kontrol sistemi ve kamunun uyguladığı kalite yönetimin sistemlerinin istediği “performans değerlendirme sistemi” gündeme gelince,

– 657 Sayılı kanunda performans değerlendirme yok,

– 657 sayılı yasanın 13.02.2011 tarih ve 6111 sayılı Yasa ile değiştirilmesinden sonra sicil notları bile kaldırıldı tepkileri ile karşılaşırsınız.

Kamu çalışanlarının performanslarının değerlendirmesine üzerine çalışmalar yapan ve bu konuda yazan biri olarak, kamu yönetiminde çalışan performanslarının değerlendirmesine yönelik sistemlerin kurulmasında bir sorun yok. Asıl sorun bu sistemlerin uygulanmasındadır.

– Yönetici ve çalışan tercihlerinin (Mülakatsız KPSS hariç) siyasi veya diğer taraf tutan yaklaşımlar ile belirlenmesi ve bu tercih yaklaşımın çalışma süresinde devam etmesi,

– Yöneticilerin başarılı/başarısız durumunda kaygılarının olmaması,

– Kamuda çalışan sayısının çok fazla olması, performans sorununu ortan kaldırması (Pandemi sürecinde tüm kurumlarda çalışan sayısının çok fazla olduğu ve esnek çalışma yapılması gerekliliği),

– Her şartta ücret garantisinin olması gibi etkenler sistemin çalışmasını istemiyor.

Kamu çalışanlarının performans değerlendirme sistemi üzerine, Kamu Hastaneleri Kurumunun yöneticilerinin “verimlilik karne değerlendirmesi” örnek bir sistem olarak gösterilebilecek iken, değerlendirmelerin yapılmasına rağmen sonuçların uygulanmaması sistemi çökertti.

Eğer sistem sonuçları uygulanmış olsaydı, bir çok başhekim ve yardımcısı, hastane müdürleri ve yardımcılarının sözleşmeleri uzatılmayacaktı.

Ancak yöneticilerin atanmasında bir seçim yapılmadığı ve tercihe göre atandığı için değerlendirme sonucunda başarısız olanı almak, atanmasında tercih edilen referansı kızdırabilirdi ve sistem çalışmadı.

Bununla beraber o dönem kamu hastaneleri sözleşmeli yöneticilerin performans değerlendirme sistemini, kurumun talebi üzerine hazırladım ve kuruma sundum. Sanırım bakılmadı bile…

Velhasıl istisnalar hariç kamunun tün alanlarında performans değerlendirmeden önce;

– İnsan kaynakları planlamasının yapılması,

– Fazla ve gereksiz pozisyon ve unvanların kaldırılması,

– Yöneticilerin başarıya odaklandırılması,

– İş alım ve atamaların, mutlaka liyakat sisteme göre yapılması,

– Planlama dışında çok sayıda çalışan istihdam edilmemesi,

– Esnek çalışma sistemi oluşturulması ve ücret yönetiminin buna göre oluşturulması gerekmektedir.

İnsan kaynakları planlaması ve işe alımların liyakate göre seçilme ile yapılması, yönetici atamalarının kurumsal seçme sistemine dayalı olması (siyasi, akraba, hemşehri seçimleri değil) gibi süreçleri tam uygulamadıktan sonra,

KAMUDA PERFORMANS DEĞERLENDİRME yapılamaz….

#ekremozturk

Genel · Yaşama Dair · İnsan Kaynakları

Linkedin Yardımlaşması


Linkedinde insanlar neden;
Birilerini takip eder,
Bağlantı kurar,
Bağlantı isteklerini kabul eder,
Gruplara katılır…?
Temel amaç;
Paylaşmak,
Paylaşımlardan faydalanmak,
Yorum veya beğeni ile destek vermek…
Bunun yanısıra;
Çalışan arayışı,
İş arayışı,
Staj yeri arayışı…
Linkedinde kimler var…?
Patronlar,
Ceolar,
Direktörler,
Genel Müdürler,
Profesyoneller,
Profesörler,
Unvanlılar,
Unvansızlar,
Işi olanlar,
İşsiz olanlar,
Öğrenciler….
Kim, kimi muhatap alır, kimler, kime yardımcı olur…?
Çok bağlantısı olan biri olarak;
İş arayan,
Staj yeri arayan,
Darda kalan,
Bir fırsat verin diyen insanların isteklerini paylaşıyoruz,
Kişilere özelden yazıyoruz,
Gerekirse arıyoruz…
SONUÇ:
Kimsenin arayışı (istisnalar hariç) bir başkası için önemli olmuyor.
Bakarız,
Bu ara işe alım yapmıyoruz,
Stajer alamıyoruz,
Gelecek dönem belki,
Bütçemiz yeterli değil,
Üst yönetim kabul etmiyor,
CV göndersinler bakalım,
Biz size döneceğiz…
SEVSiNLER BiZi…
SÜSLÜ ÜNVANLARI, GÜZEL YALANLARI…

NOT: iyi bir üniversite ve iyi bir bölümde eğitim alan bir öğrencinin staj başvurusu paylaşımına bir olumlu cevap gelmemesi üzerine bu paylaşım yapılmıştır.

Genel

Bugün Benim Doğum Günümdü


Doğum günüm vesilesi ile çeşitli iletişim araçlarından arayarak ve yazarak, kutlama yapan tüm dostlarıma geri dönüş yapamıyorum. Şahsımı önemli görerek, bu günü anlamlı kılıp, kutlama yapan tüm dostlarıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Tüm güzellikler sizinle olsun….

Mevsimlerin en güzeli olan ilkbaharın en güzel aylarından Nisan ayının 23 sabahında, bugün benim doğum günüm diye başladığım bir günü, “bugün benim doğum günümdü” diyerek tamamlıyorum. Bir gün daha geçiyor ve bir günler bir ay, bir yıl oluyor ve bir yaş daha yaşlanıp bir ömrü tamamlıyoruz.
Bu özel günde doğum günümü kutlayan yüzlerce güzel insanı görünce, bu teşekkür yazısını yazmadan geçemiyorum. Kutlama yapan tüm arkadaşlarıma, ‘’hep birlikte güzel günler diliyorum. Zira yalnız gidilen yollar ve yıllar anlamsızdır. Birlikte sıhhat ve huzur içinde gidilen yollar ve yıllar dileği ile…” diyerek cevap vermeye çalıştım.
Bu mesajıma bir arkadaşım “merak etmeyin, herkes yalnızdır aslında, yalnız gelir yalnız gideriz, yeter ki kalabalıkta yalnız olmayın…” diyerek cevap verirken, onunda haklı olduğunu düşündüm.
Mesele gerçek bir dostu, arkadaşı bulmak ve sevdiğimizi gerçekten samimi ve içten duygular ile sevmek dedim. Çoğu zaman dinlediğimin şarkının etkisinde kalıp yaşıma, başıma bakmadan “penceresiz kaldım Anne” diye haykırmak istediğim zamanları düşündüm. Yaşımın neresinde olursam olayım, darda kaldığımda çocukluğumda sığındığım ve ilk medet umduğum çağrış aklıma geldi ve ‘’Annem’’ diyesim geldi…! Desemde nafile olacağını düşündüm. Ilk kez annemin olmadığı bir yaş günü kutlamanın üzüntüsünü yaşarken, o melek yüzlü kadına dualarım ile rahmet diliyorum. “Ah Annem” seni çok özlüyorum diye, yüreğimden gözyaşı döküyorum.
Geçen yılları düşünürken sevdiklerim, sevenlerim, sevip diyemedikler, kıymet bildiremediklerimin hepsi bir film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor. Ve en çok unutamadığım daha 57 sinde kaybettiğim sevgili babam bir kez daha yüreğimi sızlatıyor.
Volkan Konak, ‘’Ben onu sevdim, ya o beni’’ diye söylerken, Tahir ile Zührenin hikâyesini hatırladım ve “sen elmayı seviyorsun diye elma seni sevmek zorunda değil’’ sözüne bir kez daha hak verdim.
Doğum günümü her türlü iletişim araçları ile kutlayan yüzlerce yüzü, gönlü ve düşüncesi güzel insana nasıl teşekkür edeceğimi düşünürken, her yıl yazmayı gelenek hâline getirdiğim, teşekkür yazısı ile birazda iç dünyamı paylaşmak istedim.
Bunca özel ve güzel insanın kutlaması dışında “ah olsaydı, yada oda arasaydı, bir sesini duysaydım, yaşasa da görseydim” diyeceğim insanlarımı da hatırladım.
Bu yaşlılık günümde, geçen yıllarımın muhasebesini yapmıyorum. Yaşadığım sürede yapmış olduğum yanlışlarımı ve doğrularımı zamanında değerlendirmeye çalıştım. Bazen ders aldım, bazen boş ver diyerek geçiştirdim. Yanlış yaptım ama asla yanlış adam olmadım diye kendimle gurur duyduğum zamanlarım oldu. Olumsuzluklar karşısında pes etmedim. Gün, ay yâda yıl bitse ne olur, yarınlarda var dedim. En zor durumlarda ‘’Allah var, gayle yok’’ diyerek, kendimi en emin olana havale etmenin güven ve huzurunu yaşadım.
“Nerede olursanız olun, nereye giderseniz gidin, olduğunuz yer, gittiniz yol ve seçtiğiniz insan düzgün olsun… ” sözüne uygun olarak düzgün insanlar ile muhatap olmaya çalıştım.
Bu insanlara sahip çıktım, vefalı oldum ve yanlarında oldum. Asla adam satmadım ve adam satana meyil etmedim.
Bu yaşıma kadar dik durmaya, haksızlık karşısında susmamaya çalıştım. Eğilmedim ve hiç kimsenin karşımda eğilmesine izin vermedim. Öğrenmenin yaşı veya sınırı yok dedim. Sürekli öğrenerek kendimi geliştirmeye çalıştım. Çalıştığım her kuruma fark katmayı ve yaptıklarım ile fark yaratmayı amaçladım ve başardığıma inanıyorum.
Şiir’de, “ ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin’’ derken, ‘’ ben gideyim yıllar dursun” demek istediğim zamanları düşündüm.
‘’Yol gitsin, hayat sürsün ama yıllar dursun!’’ İnsanın nefsine ne hoş gelir. Ama yaşamın yada yaradılışın gerçeği yol giderken, yılda gidiyor ve bir ömür tükeniyor.
Hepimiz aynı kaderi yaşıyoruz ve yaşadığımız ömrü sonunda tamamlıyoruz. Biten yollara ve geçen yıllara üzülüyoruz. Sona gelinen yol ve azalan yıl ile dünyaya veda etmeye yaklaşıyoruz. Aslında mesele yolların bitmesi, yılların geçmesi değildir. Mesele gidilen yollarda, bitirilen yıllarda güzel hatıralar, güzel insanlar ve güzel eserler bırakmaktır.
Geçen yıllarımda bana sevinç ve mutluluk yaşatan aileme, dostlarıma ve tanıdıklarıma sonsuz teşekkürler ediyorum.
Bu sürede beni üzen, mutsuz eden, haksızlığını gördüğüm herkese ise hakkımı helal ediyorum. Canımın yandığı zamanlarda, her ne kadar nefsime teslime olup incittiklerim olsa da, Hacı Bektaşi Velinin “incinsende incitme” düsturuna uymaya çaba gösterdim. Canımı acıtanın canını acıtmak istediğim zamanlarda hep aklıma Mevlananın, “Ya canın acıya acıya adım atacaksın ya da canını acıta acıta söküp atacaksın” sözü geldi ve dur nefsim dedim. Bu vesile ile kimseye kırgınlığımı yeni yaşıma taşımadım ve yaşadığım yeni yaşlara, yeni yıllarada taşımayacağım.

Herkes dostluğumdan ve sevgimden emin olsun. Kırılmıyorum, kızmıyorum, nefret etmiyorum ve tüm bu olumsuzluklar karşısında herkese “seni, sizi, sizleri seviyorum” diyorum…
”Marifet nedir bilirmisin…? Taşlara bakan gözlerin çiçekleri görmesidir…!”
Bende taşlara bakarken çiçek görmeye çalışıyorum.
Tekrar ve tekrar bu doğum günümde, varlığını hissettiren herkese sonsuz teşekkür ediyorum.

#ekremozturk

Genel

Önceliğimiz Salgın Olmalı


Salgın hızla tüm dünyayı olumsuz etkilemeye devam ediyor.
Ve bu durum öncelikle insan  sağlığı olmak üzere, barınma ve beslenme başta olmak üzere bir çok olumsuz etkilerini yaşayacağız.
Insanlığın tüm enerjilerini salgından korunma, salgını durdurma ve tedavisine harcaması gerekir diye düşünüyorum.
Temel gıda başta olmak üzere diğer temel ihtiyaçların üretimi durmadan devam edecek şartların sağlanmasına yönelik çalışmalar devam ederken;
Insanlar salgından kendilerini, ailelerini ve sevdiklerini  korumayı en öncelikleri olarak çaba gösterirken;
Bu ortamda çok faydalı olacağı düşünülmeyen;
Uzaktan eğitim,
Sınavlar,
Spor müsabakaları,
Kongre, seminer vs.
Düğün,
Tatil vs. ertelenmesi yada bir dönem, bir sene kaybedeceğimiz tüm uğraşlara kafa yormayalım, enerjimizi ve paramızı harcamayalım.
Bunlardan dolayı sokağa çıkmayalım, bir araya gelmeyelim.
Tüm aklımızı, enerjimizi ve paramızı bu salgından korunma, salgını durdurma ve tedavisine harcayalım.

Not; Bir birey olarak düşüncelerimin özetidir.

#ekremozturk #coronavirus 

Yaşama Dair

Salgının Öğrettikleri – 1


Küresel yaşanan Corona Virüs salgını, tüm dünya halklarını etkilemeye devam ediyor. Dünya varoluşundan günümüze kadar bir çok savaş, salgın, kıtlık vs. toplumsal etkileri olan olaylar yaşadı. Dünyanın son yıllarında çok uluslu savaşlar olmasa bile, ikili savaşlara tanıklık etti. Afganistan, Irak, Süriyede yaşanan savaşlar, Bosnada yapılan soykıyımlar gibi bölgesel savaşlar yaşandı.

Son yıllarda küresel ekonomik krizlerde yaşandı. Dünyada Asya Ekonomik krizi, Rusya Ekonomik krizi, Arjantin Ekonomik krizi, Ülkemizde ise 1994 ve 2001 krizleri yaşandı.

Bu dünya son yıllarda 2009 grip pandemisi, 2010 Haiti kolera, 2013 Batı Afrika Ebola virüs salgını, 2015 Hindistan domuz gribi çıkışı ve 2019-20 koronavirüs pandemisi gibi çok can kayıplı virüs salgınları ile karşılaştı.

Yaşadığımız dünya son yıllarda, bugün yaşadığımız koronavirüs pandemisi gibi küresel bazda yayılımı olan savaş.salgın yada kriz yaşamadı. Özellikle 1980 sonrası doğan dünya nesli (istisna ülkeler hariç), gelişen teknoloji ve artan refah ve konfor içerisinde yaşamlarını sürdürdüler.

Eşit olmayan gelir dağılımı, kaynakların güçlü ülkeler tarafından kullanılması, bölgesel savaşlar ve küresel iklim bozulması gibi sebeplerden dolayı tüm yaşamı olumsuzluklar içerisinde geçen bölgesel uluslar olduğunuda unutmamak lazım.

Bugün yaşadığımız koronavirüs salgınının tüm dünya coğrafyasını etkilediğini görüyoruz. Dünyanın her ülkesinde, istisnasız can kayıplarının olduğunu bilmekteyiz. Salgından korunmaya yönelik tedbirler, yapılan sağlık harcamaları, gıda stokları, üretim yavaşlaması/durması, küresel ticaretin azalması gibi sonuçların ekonomiye olumsuz etkileri gittikçe artmaya başladı.

Kriz öncesi gerek ülkemizde gerekse dünya genelinde yaşanan ekonomik olumsuzluklar, salgın krizi ile birlikte bir çok şirketin iflasına, üretimini durdurmasına ve işten çıkarmalara neden olmaya başladı. Bugün dünya genelinde iflas ve işten çıkarma haberleri daha çok duyuluyor.

Dünyada yaşanan tüm pandemi salgınları bir gün bitiyor. Ancak salgın sonrası hiç bir şey eskisi gibi olmuyor. Bu durum daha önce bölgesel yafa ulusal olurken, koronavirüs salgını ile birlikte küresel bir hal aldı.

Dünyadaki tüm borsaların %20’den fazla düşüş kaydettiği bir zamanda, koronavirus salgınının dünyadaki tüm şirketlere vereceği toplam zararın 12 Trilyon $ olacağının tahmin edildiği yazıyor.

Dünya belki de yıllarca, hiç salgından önceki dünya olmayacak. Bizim yaşadığımız şartlara geri dönmek, yada kısa sürede dönmek mümkün olmayacak. Bolluk dönemi alışkanlıkları ile rahat yaşamaya alışkın bir ortamdan, maddi ve manevi anlamda azla yetinmeyi öğreneceğimiz bir ortamı girdik. Yok olan ekonomik değerler ile birlikte, kanaat etmek veya mütevazı yaşamayı öğrenmek zorundayız. Daha önce sahip olduğumuz ve kıymetini bilmediğimiz değerlerin farkına varacağız. İçinde bulunduğumuz bu durum, bundan sonraki yaşamımızın yeniden şekillendiği bir dönemdir.

Salgının Öğrettikleri notlarıma devam edeceğim.

Genel

Emekçi Kadınlar Günü


8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, tüm dünyada kadınların eşitlik, kalkınma ve daha huzurlu yaşam özlemlerini ve isteklerini dile getirdikleri ve daha çok emekçi kadınların eşit çalışma koşulları, kariyer fırsatlarının sağlanması ve çalışma yaşamında her türlü ayrımcılığın kaldırılmasını talep ettikleri bir tarih olarak kutlanan bir gündür.
Ailenin huzuru, gelecek nesillerin emniyet içinde yaşaması, toplumun refah ve mutluluğu, kadınların üstlendiği yükün hafiflemesine, paylaşılmasına ve cinsiyet ayrımı yapmaksızın kadın haklarına saygı duyulmasına bağlıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan biçim ve kılıkta başarıdan çok; ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır..” yaklaşımı asla unutulmamalıdır.

Günümüzde kadınların iş yaşamının her alanında be her pozisyonunda daha etkin görebiliyoruz. Insan Kaynakları alanında ise hızla artan kadın çalışanlar, bu alana daha bir anlam katmışlardır.

Tüm dünya ve Türkiye’deki kadınlarımızın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyor, insan kaynakları alanında çalışan meslektaşlarım başta olmak üzere, tüm emekçi kadınlarımızın günlerini kutluyor, saygılar sunuyorum.

Genel

Nesli Tükenen bir kuşaktan olmak


Tarif eden, ne güzel anlatmış… Bazen okumasını sevdiğim anlamlı bir yazı… Yazarın kim olduğuna rastlamadım ama kendi kuşağından birinin yazdığını düşünüyorum. Bazen kendi kuşağımın farklılığını anlatırken, bir geçiş döneminin en anlamlı kuşağı derim. Gaz lambası ışığında ders çalışırken, led lamba üreten…. Eşeğe binerken, uçak pilotu olan… Yokluğu, mutluluğa çevirebilen bir pozitif bakışa sahip olan… Mutlu ve umutlu bir kuşağın çocukluğu ile yetiştik.

Hepsi şahsına münhasır özel üretilmiş, yokluklar içinde yetişmiş yaralı bir nesil…

Bu nesil özel bir nesil…. Düşmanında merdini aramış, buldu mu hakkını teslim edip onu da sevmiş…
Dostun namerdinden, arkadan hançerleyeninden nefret etmiş…
Bunlar bu neslin üretim harikası mı yoksa üretim hatası mı tartışılır ama bu neslin istisnasız tamamı karşılıksız hesapsız bu vatanı sevmiş…
Çok kitap okumuş, en azı liseyi bitirmiş, hayatı yaşayarak öğrenmiş…
En azı simitçilik, olmadı ayakkabı boyacısı, tamirci çırağı, inşatta amelelik, pazarcılık yaparak okul harçlığını çıkarmıştır…
Ne ailesine ne devletine ekonomik yük olmamış, geneli bir baltaya sap olmuştur…

Muhanete muhtaç da olmamış, ezilmiş ama ezik kalmamıştır…Eğilmemiş, el etek öpmemiş,
Dik durmuş dikleşmemiş kendi şahsına münhasır özel bir nesildir…Görevini, sorumluluğunu bilen… Onuru için bir pireye bir yorgan yakan, öfkeli hırçın bir acayip nesil bu 1965 ile 1970 yılları arasında doğan harika bir nesil.
Bunlar kimi sokakta oyun arkadaşım, kimi ilk okul arkadaşım…Bunlara iyi bakın, Sizin evinizde de bu resimdekilerden kalan varsa bunları korumaya alın…
Çünkü bunların nesilleri tükenmek üzere…
Bunların üretimi sonlandı…
Kullanım sureleri doldu, tedavülden kalktı…

Neden bu nesil özel biliyor musunuz..?
Hayat bu nesli sınadı, demedi, çarkının dişlilerin den öğüttü ama tüketemedi, yaralı da sakat da olsa yine de şükretmeyi, tevekkülü, sabırlı davranmayı yasamayı hayatta kalmayı bildi…
Dostu için can vermeyi de, elindeki son lokmayı paylaşmayı da, sadakati de vefayı da bildi…

KİM BUNLAR…?
1965 ile 1970 yılları arasında bu dünyaya merhaba demiş en genci 50, en delikanlısı 60 yaşında HALA 18’LİK DELİ TAYLAR GİBİ İDEALLERİNİN PEŞİNDEN KOŞAN HESAPSIZ BİR NESİL…?
Hiçbirinin altına hazır bez bağlanmamış…
Canik lastikten ayakkabı giymiş…
Hiçbirinin renkli çocukluk resmi olmamış…
Hatta hiç bebeklik, çocukluk resmi olmamış…
Hiç biri kreş, özel okul görmemiş…
Ama hepsi profesörlere ders verecek kadar bilgi sahibi olan bir tuhaf nesil…
En azı 5 ihtilal, 6 muhtıra, 7 post-modern darbeden sağ salim paçayı yırtmış…
En azı 10 ekonomik krizden nasibini almış…
Tecrübe abidesi yoklukla terbiye edilmiş, direnç abidesi bir nesil…

Bu nesil, katı, aksi, deli, serttir…
Bir o kadarda merttir, hoş görülü ve merhametlidir…

Bu neslin yaşarken öğrendikleri bilgi ve kaybederken edindikleri tecrübe en büyük servetidir…!

1965 ile 1970 yılları arasında doğmuş, hala inadına yaşayan, ana baba, amca, dayı, teyze, hala, yenge dede anneanne babaanne her neyiniz varsa değerini bilin…!

Çünkü bunlar elinizdeki son değerli hazinelerinizdir…

Oturun onlarla konuşun, dinleyin onlardan geçmişi öğrenin…
Sonra arar da bulamazsınız…
Çünkü onlar yakın tarihin son canlı kaynak kişileri, her biri iki ayaklı sözlü yakın tarih kitabıdır…
Benden söylemesi…
Vesselam.

İnsan Kaynakları

İK Profesyonelleri & Bloggerlar İle Mini Röportajlar


Sevgili Meslektaşım Serpil Türkmen tarafından gerçekleştirilen, İK Profesyonellerinin ve Bloggerlarının mesleki ve çalışma hayatlarına, bloglarına dair düşüncelerini, yaşadıklarını, fikirlerini, tespitlerini, deneyimlerini paylaşmak suretiyle İK’ya ve insana ilham verecek; “İK PROFESYONELLERİ & BLOGGERLAR İLE MİNİ RÖPORTAJLAR” projesinin ilk bölümde, benimde röportajım yer aldı.

Sevgili Serpil Türmen’e teşekkür ediyorum.

Bu alana ilgi duyanların faydalanmasını umuyorum.

Fotoğraf açıklaması yok.

https://serpilturkmen.wordpress.com/2020/01/20/ik-profesyonelleri-bloggerlari-ile-mini-roportajlar/

Genel · İnsan Kaynakları

2020 YILINA GİRERKEN…


2020 yılı akıl, sağduyu ve özgüven gösterilirse büyük başarılara imza atılabilecek bir dönemin başladığı yıl olmalı diye düşünüp buna göre kararlar almalıyız. Dünyada ve çevremizde yaşanan toplumsal olaylardan etkilenmeden bireysel iyiliğimizi, gelişimimizi, huzurumuzu, mutluluğumuzu ve sağlığımızı etkileyecek olaylara ve gelişmelere bakmalıyız.

2020 yılını sorgulama yapmak, kendini aramak, keşfetme yolunda çabalamak, kendini bilme ve şeffaflaşma yılı olacak şekilde değerlendirmenin çabasını vermeliyiz. Kendisiyle yüzleşme cesareti bulacağımız ve her insanın kendi içindeki bilgeyi yaşama aktaracağı bir yıla da adım atmalıyız.

Dikkatli ve farkındalık dolu bir gözle kendimize, ailemize ve yakın çevremize bakıp değişimi hissetmek ve algılamanın çabasını vermeliyiz. 

Yıllardır çekmecelerde saklı kalmış dertleri, sıkıntıları, hatta hastalıkları kendi kendimize yenmenin planlarını yapmalıyız. Yeni yıl ile birlikte kendimizi gözden geçirmemiz ve zayıf olan yönlerimiz ilgili kendimizi yeniden yapılandırmalıyız. Yani kendimizin stratejik planını oluşturmalı ve dönem dönem gözden geçirmeliyiz.

2020 yılının bir önceki yıla ve yıllara göre farklı kılmak için derleme önerilerim olacaktır. Bunları değerlendirmeniz sizin için faydalı olabilir.

1- Yaşamınızı başkalarınınkiyle karşılaştırmayın.

2- Kontrol edemeyeceğiniz olumsuz düşüncelere veya şeylere sahip olmayın ki sizin aracılığınızla gerçekleşme şansları olmasın.

3- Enerjinizi olumlu şekilde harcamaya özen gösterin.

4- Kendinizi fazla abartmayın; sınırlarınızı bilin.

5- Her şeyi çok da ciddiye almayın; sıkıcı olmayı, mizaha yer vermeyi unutmayın..

6- Kıymetli enerjilerinizi gevezelikle, dedikoduyla boşa harcamayın.

7- Yaratıcı İmgeleme Gücünüzü aktif tutun.

8- Kıskançlık, çekememezlik zamanın boşa harcanmasıdır. İhtiyacınız olan her şeye zaten sahipsiniz.

9- Geçmişin acılı anılardan kurtulun, acıyı yaşama sevinci haline getirmeyin, yaşayın ve bitsin.

10- Yaşam birisine kin duyarak zamanı boşa harcamak için çok kısadır, kimseden nefret etmemeye çalışın.

11- Geçmişinizle barış yapın ki, şimdiyi bozmasın.

12- Sizden başka hiç kimse sizin mutluluğunuzdan sorumlu olmadığını bilin.

13- Yaşamın bir okul ve eğitim yeri olduğunu ve öğrenmek/pratik yapmak için burada olduğunuzu unutmayın!

14- Daha fazla gülümseyin ve gülün.

15- Her tartışmayı kazanmak zorunda olmadığınızı kendinize sık sık hatırlatın.

16- Ailenizi sık sık arayın, birlikte olmanın yollarını bulun.

17- Her gün sizden başka birine bir şey verin.

18- Herkesi her şey için affetme çalışmaları yapın.

19- Ara ara 70 yaşından büyükler ve 6 yaşından küçüklerle zaman geçirin, size öğretecek çok şeyleri olduğunu göreceksiniz.

20- Her gün tanımadığınız en az bir kişiye “günaydın” deyin.

21- Başkalarının sizin hakkınızda ne düşündükleri ile ilgilenmeyin önemli sizin siz hakkınızdaki düşüncelerinizdir.

22- Kendinizden memnun olmanın bir yolunu mutlaka bulun.

23- Arkadaşlığı ihmal etmeyin, onlarla teması ne olursa olsun kesmeyin.

24- Her zaman doğru olduğuna inandığınız şeyi yapın!

25- Her iyi veya kötü durumun değişime tabi olduğunu aklınızdan çıkarmayın.

26- Kendinizi kötü hissetseniz de kalkın, giyinin ve yaşama katılın.

27- En iyisine henüz sıra gelmedi ama mutlaka gelecek deyin.

28- Karamsar olmayın, karamsar insanlarla fazla zaman geçirmeyin. Karamsarlık bulaşıcıdır.

29- İnandığınız bir öğreti mutlaka olsun.

30- Maneviyat umut verir, umudunuzu en kötü şartlarda bile yitirmemeye çalışın.

İnsan Kaynakları

İnsan Odaklı Yönetim


İnsan kaynakları yönetiminde sürekli olarak, “insana farklı bakış” diyorum. Alanım ile ilgili süreçleri ve bu süreçlerde yer alan insanlar çok önemli. Aslında tüm insan kaynağı, yer aldıkları süreçler, yaptıkları görev ve sorumlulukları çok önemli.

Ama biz yada başlangıçtaki ben, bloğum gerekse sosyal medyadaki diğer platformlardaki yazdıklarım genelde insan kaynakları süreçleri ile ilgiliydi. İnsan kaynakları alanına giren konular ile yaptığımız paylaşımlarda, insan kaynağımızı bilinçlendirmeye, yön çizdirmeye yada yol göstermeye çalıştım.

Dünyanın insan için yaratıldığına inanan biri olarak, dünyanın doğası, diğer canlıları çok önemlidir. Ancak, insan olmazsa çokta anlamı yok diyorum.

Öyle ise her şeyin insan için olması önceliğimiz olmalıdır. Buradan yola çıkarak, insan kaynakları uzmanından “insana farklı bir bakış” deyimini kullanmamdaki temel gaye önce insana, insan olduğunu ve insanın taşıması gereken esas özellikleri hatırlatmak ve yaşatmaktır.

İnsani değerlerden uzak ama bir alanda çok bilgili ve çok başarılı olsanız da ne ifade eder.

İnsan kaynakları alanında eğer insani değerler ile yönetilen bir süreç oluşturmaz iseniz başarınız belli bir yere ve sınırlı olacaktır. İnsan seçiminde nasıl ki, tek tercih mesleki yeterlilik olmadığı gibi insan yönetiminden daha farklı isimler ile ortaya konulan yönetimler olmamalıdır.

İnsani yönetim adı belki en anlamlı bir seçim olabilir. İnsani yönetimin içinde en önemli süreç duygunun yönetimi olacaktır. Çalışan da duyguyu yönetmeyi başaranların, diğer süreçleri yani insanı her alanda daha kolay yöneteceğine inanıyorum.

İnsani Yönetime kafa yormaya ne dersiniz…?

İnsan Kaynakları

HR BlogMix


25 yıla dayanan bir İnsan Kaynakları deneyimini yaşıyorum. Aslında ben bir alaylı ve taşrada yaşayan bir İnsan Kaynakları gönüllüsüyüm. Yetiştiğim kuruluş, destek ve eğitim aldığım insanlara bakınca kendimi çok şanslı hissediyorum.

Geldiğim yaş, edindiğim tecrübe ve bilgi düzeyine baktığımda, bu alanı (İK) daha iyi değerlendirip, daha çok katkı sağlayabilirim diyorum. Personel yönetimden, İnsan kaynakları yönetimine geçişte (tam olarak sağlanamadı) yaşadığımız zorluklar, farklı yaklaşım ve düşünceler ile bugün çok farklı bir yere geldik.

Başlangıçta alan az olan uzman insan sayısı ile birlikte, bu insanların birbirini tanıması ve birbiri ile iletişim kurmada zorluklar vardı. Bugün gelinen noktada, iletişim araçlarının hızla gelişmesi ile birlikte, alandaki insanlar birbirini tanıyor ve kolay iletişim kurabiliyor.

İnsan kaynakları alanında uzman olan, özellikle blog yazanları tanımamızda, PERYÖN tarafından yapılan İK Blog Ödülleri (Usta Öğretici seçilmiştim), Mühendisin İK’sını yazan Ceren Bandırma ve bunu devam ettiren Artemiz Güler’in çok büyük etkisi oldu. Kendilerine teşekkür ediyorum.

Bugün İnsan Kaynakları bloglarını takip ve ilgililerine sunan bir başka ortam daha bulunuyor. Alanımızın değerli uzmanlarından Hasan Baltalar tarafından yönetilen, HR BlogMix …

HR BlogMix, alanımızda yazılan tüm yazıları twitter’a taşıyan ve paylaşan bir ortam. Sevgili Hasan Baltalar’ın fedakarlık yaptığı ve insan kaynakları alanına ilgi duyanlara sunduğu bu değerli emeği yazmak istedim. Azda olsa, çok tanıdığıma inandığım bu güzel insana bu vesile ile teşekkür etmek istedim. Emeğine sağlık, sevgili Hasan Baltalar….

İnsan Kaynakları

İnsan Kaynaklarımı…?


Yıllar önce bu anımı paylaşmıştım. Yirmi yılı geçen bir süre sonra, İnsan Kaynakları Yönetiminin nereden, nereye geldiğini düşününce hatırlatmak istedim. Hangi işle uğraştığımı söylediğimde, Metal kaynağı duymuştum ama insan kaynağı hiç duymadım” demişti bir büyüğüm.

O zaman kendisinin cehaletine vermiştim ama şimdi ona da hak vermiyor değilim.

Lütfen, beyninizdeki insan kaynakları kavramından bir an sıyrılıp siz düşünün, insan kaynakları dendiğinde aklınıza ne geliyor..?

Kaynak kelimesi Türkçe’de bir şeyin diğeri ile birleştirilmesi anlamını öyle kazanmış ki, insan ile birleştiğinde anlamsız geliyor. Aslında kastedilen bir nevi üretimde kullanılan hammadde kavramı ama ilk akla gelen o değil.

Düşünüyorum da, ülkemizde personelden insan kaynaklarına geçiş sürecinin hala devam etmesine neden bu mu acaba..? Belki insan ve kaynağın bir araya gelmesine, işletme sahipleri ve üst düzey yöneticiler bir anlam veremediler. Zaten pek çok işletme ismini değiştirse de halen personelcilik yapıyor. İnsan Kaynakları alanında yüksek eğitim veren Üniversiteler hala Personel Departmanlarının adını İnsan Kaynakları olarak değiştiremediler.

Yanlışmı?

Şimdi diyoruz ki ve denilmektedir ki, “kaynak” yerine “değer” kullanalım ve insan değerleri’ ne geçelim. Yana benim diğer bir önerim, “İNSANİ YÖNETİM” olsun.

Belki o zaman hem işletmeciler, hem üst düzey yöneticiler, hem de halktan insanlar ne denilmek istendiğini daha iyi anlayabilir. Düşünsenize’ İnsani Yönetim denilen bir isimle insanları yönetiyorsunuz. İçeriğinide önce insan ve insana verilen değerle dolduruyorsunuz. İnsan değerleri yada insani yönetim [ şu andaki adıyla insan kaynakları ] departmanları, çalışanları yönetiyor.

Pek çok yerde hesaplanmayan insan verim kaybını önleyecek, iç müşteri sadakatini sağlayacak ve işletmeye vizyon katacak bir güç olacak. Çalışanlar işe alınma sürecinden, emekliliğe kadar olan süreci insani değerler ile tamamlayacak.

Siz ne dersiniz, ne düşünürsünüz bilemiyorum.

Haydi şimdi bir adım ileri giderek, insanların [ çalışanların ] değerini bilelim, onlara gereken değeri verelim ve hatta değer katalım.

İnsani Değerleri/İnsani Yönetim Departmanı‘mızı daha aktif hale getirelim

Kalite Yönetim Sistemi

Üniversitemiz Dış Değerlendirmeden Geçiyor


Başlattığı kalite yolculuğunu 2015 yılından bu yana başarıyla sürdüren ve bu süreci tüm birimleriyle Kalite Yönetim Sistemi Belgesi alan ilk devlet üniversitesi olma unvanı ile taçlandıran üniversitemizde Gözetim Tetkik Süreçleri devam ediyor. TSE Kayseri İl Koordinatörlüğü tarafından yapılacak olan tetkik toplantısı 18 Aralık 2019 tarihinde rektörlük makamında gerçekleşti. Toplantıya Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Vatan Karakaya, Rektör Yardımcısı ve Kalite Koordinatörü Prof. Dr. Mustafa Kurt, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ahmet Gökbel ve Prof. Dr. Mustafa Kasım Karahocagil, Genel Sekreter Mehmet Zeki Küçük, TSE Kayseri İl Koordinatörlüğü Takım Başkanı S. Selim Ulaş, tetkikçiler Halil İbrahim Arslan ve Yılmaz Emektar, Kalite Koordinatör Yardımcısı Doç. Dr. Hüseyin Şimşek, Kalite Yönetim Koordinatör Yardımcısı Ekrem Öztürk katıldı.

Üniversitemizin tüm birimlerinde uygulanan kalite süreçlerinin gözetim tetkiki üç gün boyunca devam edecek. İkinci gözetim tetkiki sonunda yapılan incelemelerde kalite süreçlerinin uygulanma şekilleri değerlendirilecek. Tetkik sonunda heyet, iyileştirme adına tavsiyelerde bulunacak.

Kalite çalışmalarını büyük bir titizlikle yürüttüklerini ifade eden Prof. Dr. Vatan Karakaya, süreçte gelinen noktanın kendileri için yeterli olmadığını ve hep daha iyiye ulaşma niyetiyle çalışmaların devam ettiğini söyledi. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesinin adına yakışır çalışmalar yaptığını, insan odaklı yönetim ve kalite temelli eğitim anlayışını benimsediğini anlatan Rektör Karakaya, kalite süreçlerinin dinamik, üniversitemizin ise bu dinamik süreçlere hazır olduğunu sözlerine ekledi.

Kalite Yönetim Sistemi

Üniversitemizde ISO 27001 BGYS Dış Değerlendirme Gözetim Tetkiki Açılış Toplantısı Yapıldı


Kalite Yönetim Sistemi ile önemli başarılar elde eden ve bu alanda çalışmalarını sürdüren Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi, Kalite Yönetim Sisteminin önemli bir unsuru olan ISO 27001 Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi (BGYS) Dış Değerlendirme Gözetim Tetkiki Açılış Toplantısı 12 Aralık 2019 tarihinde gerçekleştirildi. Üniversitemiz Genel Sekreterlik Toplantı Salonunda gerçekleşen toplantıya Rektör Yardımcısı ve Kalite Koordinatörü Prof. Dr. Mustafa Kurt, Genel Sekreter Yardımcısı Osman Savaş Çetiner, Kalite Koordinatör Yardımcısı Ekrem Öztürk, Bilgi İşlem Daire Başkanı Canfer Memoğlu, Personel Daire Başkanlığı Şube Müdürü Mustafa Hilmi Gökçe, Bilgi Güvenliği Yönetim Ekibi ve Tetkikçi Eyüp Erkesim katıldı.

Toplantının açılış konuşmasını yapan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Kurt, 2015 yılında kalite komisyonunu oluşturulması ve ardından kalite yönetim koordinatörlüğünün kurulması ile başlayan kalite yolculuğunda çok farklı bir aşamaya geldiklerini söyledi. Başlangıçta dokümanların standart hale getirilmesi ve iş akış şemalarının oluşturulması ile başlayan çalışmaların bütünleşik bir yönetim sistemi oluşturulmasını sağladığını kaydeden Kurt, üniversitemizin ISO 9001:2015 Kalite Yönetim Sistemini çok etkin kullandığını ve ISO 27001 Bilgi Güvenliği Yönetim Sisteminin Kalite Yönetim Sistemini daha da güçlendirdiğini anlattı.

Kalite Yönetim Sistemi

Üniversitemize Yeni Başlayan Personele Temel Kalite Yönetim Sistemi Eğitimi Verildi


Üniversitemiz Kalite Yönetim Koordinatörlüğü tarafından Üniversitemize 2019 yılı içinde göreve başlayan akademik ve idari personele yönelik Temel Kalite Yönetim Sistemi eğitimi verildi. 28 Kasım 2019 tarihinde Ahi Evran Kongre ve Kültür Merkezi Aşık Paşa Salonunda gerçekleşen eğitimi Kalite Yönetim Koordinatör Yardımcısı Ekrem Öztürk verdi.

YÖK tarafından başlatılan kalite sürecinin içerisinde olduklarını anlatan Öztürk, üniversitemizdeki kalite sürecinin diğer üniversitelere örnek teşkil ettiğini kaydetti. Üniversitemizin yönetmekte olduğu Kalite Yönetim Sistemi içerisinde yer alan TS EN ISO 9001:2015 Kalite Yönetim Sistemi, ISO 27001:2013 Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi, YÖKAK Dış Değerlendirme Ölçütleri ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi sistemelerine değinen Öztürk, ayrıca Kontrol Kanununa göre oluşturulan Bütünleşik Yönetim Sistemi içerisinde yer alan stratejik plan, iç kontrol standartları, risk yönetimi, süreç yönetimi, faaliyet planları, memnuniyet yönetim sistemleri hakkında da bilgilendirme yaptı.

Üniversitemize yeni başlayan tüm akademik ve idari personele bu eğitimlerin verileceğini ve periyodik olarak tekrarlanacağını belirten Öztürk, bu eğitimler sayesinde personelin süreçten faydalanacağını ifade etti.

İnsan Kaynakları

İnsan Kaynakları Kongreleri ve İşsizlik


Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Temmuz ayı verilerine göre 15-24 yaş arası gençlerde işsizlik bir önceki yıla göre 7,2 puan yükselerek yüzde 27,1 ile rekor kırdı.

“Genç işsizlik oranı %27,1 ancak buna çalışmayan ve eğitimde olmayan (%29,4) eklendiğinde gençlerin %56,5’nin işsiz olduğu görülüyor. Gençlerin yarısından fazlası işsiz.”

İŞKUR verilerine göre kayıtlı işsizlerin yüzde 26’sı önlisans, lisans, yüksek lisans veya doktora mezunu. Üniversite mezunu bu kişilerin sayısı ise 1 milyon 34 bin.

15-24 yaş üstündede durum iç açıcı görünmüyor. İstihdamda görünenlerin çalışma koşulları, ücret ve iş güvenceleri başta olmak üzere, genel memnuniyetsizlik durumlarında, ülke ortalamasının düşük olduğu acı bir gerçek olarak görünüyor.

Bu duruma bakıldığında, İnsan Kaynakları Yönetiminin önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Özellikle iş yaşamında bulunan iş görenlerin çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve iş güvenceleri konusunda tereddütlerin kaldırılması, öncelikli konular arasında yer alıyor. İnsan kaynakları planlaması ve insan kaynağı yönetiminin etkin sağlanması ile birlikte, kuruluşun istihdamının artmasına yönelik katkı sağlanacaktır.

İşsizlik oranlarını artması ve iş güvencesi, en öncelikli sorunları olarak değerlendirilmelidir. Yaşanan ekonomik daralmaya bağlı olarak bu sorunların yakın vadede düzelmesi mümkün görülmemektedir.

Yılın son döneminde tekrarlanmaya başlanan çeşitli derneklerin yapmış olduğu İnsan Kaynakları Kongre ve etkinliklerinin ana temaları ve içeriklerine bakıldığında, günümüzün bu sorunlarından uzak ve fantezi uygulamalar içerdiğini görebiliyoruz. İstihdamın daraldığı, işsizliğin arttığı ve çalışanların iş güvencesi konusunda endişeli olduğu bu dönemde, İnsan Kaynakları alanında sorumluluk taşıyan her bireye ve kuruluşun önceliğinin bunlar olması gerekiyor.

Metropol kentlerde ve sorunsuz kuruluşlarda, insan kaynağı fantezisi yapmak, genele bir fayda sağlamıyor.

İnsan Kaynakları

İnsan Kaynaklarında Risk Yönetimi


Risk Yönetimi ile ilgili ilk akla gelen Kurumsal risk yönetimidir.  Kurumsal risk yönetimi, kurumun misyonu doğrultusunda strateji, süreç ve buna bağlı olarak faaliyetlerine yönelik ortaya çıkacak olan riskleri tanımlama, sorumlularını belirleme, etkilerini azaltmak için aktivite planlarını oluşturma, faaliyetleri uygulama ve gözden geçirmeyi kapsayan bütün süreçler olarak tanımlanabilir.

Risk yönetimi önemli amaçlarından biride risklerin belirli bir seviyede tutulmasıdır. Ayrıca risk yönetimi, beklemeyen kayıpların en aza indirmeyi, hızlı ve etkili karar almaya yardımcı olmayı amaçlar. Ayrıca kaynakların etkin kullanılması sağlar.

Yönetim sistemlerinde, risk yönetimi süreci etkin olarak kullanılırken, İnsan Kaynakları Yönetiminde risk yönetiminden uzak olması düşündürücüdür. Kuruluşun tüm süreçlerini yöneten  ve çalışanların insan kaynağından oluştuğunu düşündüğümüzde, insan kaynaklarının risk yönetimi (insan odaklı) el almaması, diğer yönetim sistemlerini direk etkilemektedir.

Bu konu ile ilgili bireysel çalışmalarım devam etmekte olup, paylaşımlarıma devam edeceğim.

 

 

 

Genel

Arda Ayten ve İstiklal Marşımız


Dün Kırşehirde okul çıkış saatinde, Istiklal Marşımız okunurken, okul yanından geçen, özellikle öğrenciler olmak üzere her yaştan insanların, Milli Marşımızı duymazdan gelmelerine çok üzüldüm ve durumu Dr. Gündüz Yücesan abiyle konuştum.
“Ne hale geldik” dedim.
Bu gece bir yarışmada, İstiklal Marşımız ile ilgili bir soruya cevap verirken, defalarca marşımızın on kıtasını okuyup, doğru cevap veren Arda Ayten kardeşimizi görünce gurur duydum ve “hâlâ ayaktayız” dedim.
Alnından öpüyorum, #Ardaayten

#istiklalmarsi

Genel

Neşet Ertaş Anıldı


Sazı ve sözün ustası “Bozkırın Tezenesi” Neşet Ertaş, ölümünün 7. yılında Kırşehir Belediyesi’nce düzenlenen çeşitli etkinliklerle anıldı. “Geleneğin içinde Neşet Ertaş ve Sanatı” adlı panel düzenlendi. Moderatörlüğünü yaptığım Panele, Mehmet Erhan Yiğiter, Bayram Bilge Tokel, Ercan Kesal ve Süleyman Şenel konuşmacı olarak katıldılar. Neşet Ertaş’ın oğlu Hüseyin Ertaş ve Hasan Saltuk da panelde bozlak ustası ile ilgili anılarını anlattılar.
Abdallık geleneğinin en önemli temsilcisi ve şehrimizin en değerli kıymetlerinden biri olan, Neşet Ertaş’ı böylesine anlamlı etkinlikler ile anan Kırşehir Belediyesine ve katkı sunan Kırşehir Ahi Evran Üniversitesine, panele katılan tüm katılımcılara ve dinleyicilere teşekkür ederim.

PANELİ İZLEMEK İÇİN;
https://www.youtube.com/watch?v=6hh_hnMx9yk

panel

 

72280338_613362162528257_3380729600911867904_n

Genel

Değişim Yönetimi


“Ben değişmek istemiyorum. İstediğim hepinizin değişmesi!”
Sonra;
Değişim girişimleri neden çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanıyor…
Acaba neden?…
Altın kuralı unutmamak lazım:
Sahiplendiremezsen değiştiremezsin!
“Değişim yönetimi”ni, “Değişin yönetimi”nden ayıran temel fark budur..

İnsan Kaynakları

Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi


Bir insan kaynakları uzmanı olarak, Cumhurbaşkanlığı tarafından, insan kaynakları ofisi kurulması sevindirici bir oluşum olarak görüyor ve tebrik ediyorum. Yıllardır insan kaynakları bakanlığı kurulmasını ve ulusal insan kaynaklarının yönetiminin bu bakanlıkça yapılmasını savundum. Bu ofis, tüm ulusal İK süreçlerinin tepe kuruluşu olur diye düşünüyorum. Ayrıca ulusal insan kaynakları stratejik planının yapılmasını ve eğitim/istihdam stratejilerinin, ulusal insan kaynakları stratejik planına göre yapılmasını öneriyorum.
Ekrem Öztürk

@cumhurbaşkanlığı

Genel

Yeni Yıla Girerken


2019 yılı akıl, sağduyu ve özgüven gösterilirse büyük başarılara imza atılabilecek bir dönemin başladığı yıl olmalı diye düşünüp buna göre kararlar almalıyız. Dünyada ve çevremizde yaşanan toplumsal olaylardan etkilenmeden bireysel iyiliğimizi, gelişimimizi, huzurumuzu, mutluluğumuzu ve sağlığımızı etkileyecek olaylara ve gelişmelere bakmalıyız.
2019 yılını sorgulama yapmak, kendini aramak, keşfetme yolunda çabalamak, kendini bilme ve şeffaflaşma yılı olacak şekilde değerlendirmenin çabasını vermeliyiz. Kendisiyle yüzleşme cesareti bulacağımız ve her insanın kendi içindeki bilgeyi yaşama aktaracağı bir yıla da adım atmalıyız.
Dikkatli ve farkındalık dolu bir gözle kendimize, ailemize ve yakın çevremize bakıp değişimi hissetmek ve algılamanın çabasını vermeliyiz.
Yıllardır çekmecelerde saklı kalmış dertleri, sıkıntıları, hatta hastalıkları kendi kendimize yenmenin planlarını yapmalıyız. Yeni yıl ile birlikte kendimizi gözden geçirmemiz ve zayıf olan yönlerimiz ilgili kendimizi yeniden yapılandırmalıyız. Yani kendimizin stratejik planını oluşturmalı ve dönem dönem gözden geçirmeliyiz.
2019 yılının bir önceki yıla ve yıllara göre farklı kılmak için derleme önerilerim olacaktır. Bunları değerlendirmeniz sizin için faydalı olabilir.

1- Yaşamınızı başkalarınınkiyle karşılaştırmayın.
2- Kontrol edemeyeceğiniz olumsuz düşüncelere veya şeylere sahip olmayın ki sizin aracılığınızla gerçekleşme şansları olmasın.
3- Enerjinizi olumlu şekilde harcamaya özen gösterin.
4- Kendinizi fazla abartmayın; sınırlarınızı bilin.
5- Her şeyi çok da ciddiye almayın; sıkıcı olmayı, mizaha yer vermeyi unutmayın..
6- Kıymetli enerjilerinizi gevezelikle, dedikoduyla boşa harcamayın.
7- Yaratıcı İmgeleme Gücünüzü aktif tutun.
8- Kıskançlık, çekememezlik zamanın boşa harcanmasıdır. İhtiyacınız olan her şeye zaten sahipsiniz.
9- Geçmişin acılı anılardan kurtulun, acıyı yaşama sevinci haline getirmeyin, yaşayın ve bitsin.
10- Yaşam birisine kin duyarak zamanı boşa harcamak için çok kısadır, kimseden nefret etmemeye çalışın.
11- Geçmişinizle barış yapın ki, şimdiyi bozmasın.
12- Sizden başka hiç kimse sizin mutluluğunuzdan sorumlu olmadığını bilin.
13- Yaşamın bir okul ve eğitim yeri olduğunu ve öğrenmek/pratik yapmak için burada olduğunuzu unutmayın!
14- Daha fazla gülümseyin ve gülün.
15- Her tartışmayı kazanmak zorunda olmadığınızı kendinize sık sık hatırlatın.
16- Ailenizi sık sık arayın, birlikte olmanın yollarını bulun.
17- Her gün sizden başka birine bir şey verin.
18- Herkesi her şey için affetme çalışmaları yapın.
19- Ara ara 70 yaşından büyükler ve 6 yaşından küçüklerle zaman geçirin, size öğretecek çok şeyleri olduğunu göreceksiniz.
20- Her gün tanımadığınız en az bir kişiye “günaydın” deyin.
21- Başkalarının sizin hakkınızda ne düşündükleri ile ilgilenmeyin önemli sizin siz hakkınızdaki düşüncelerinizdir.
22- Kendinizden memnun olmanın bir yolunu mutlaka bulun.
23- Arkadaşlığı ihmal etmeyin, onlarla teması ne olursa olsun kesmeyin.
24- Her zaman doğru olduğuna inandığınız şeyi yapın!
25- Her iyi veya kötü durumun değişime tabi olduğunu aklınızdan çıkarmayın.
26- Kendinizi kötü hissetseniz de kalkın, giyinin ve yaşama katılın.
27- En iyisine henüz sıra gelmedi ama mutlaka gelecek deyin.
28- Karamsar olmayın, karamsar insanlarla fazla zaman geçirmeyin. Karamsarlık bulaşıcıdır.
29- İnandığınız bir öğreti mutlaka olsun.
30- Maneviyat umut verir, umudunuzu en kötü şartlarda bile yitirmemeye çalışın.

Genel

Bugün benim doğum günümdü…


Mevsimlerin en güzeli olan ilkbaharın en güzel aylarından Nisan ayının 23 sabahında, bugün benim doğum günüm diye başladığım bir günü, “bugün benim doğum günümdü” diyerek tamamlıyorum. Bir gün daha geçiyor ve bir günler bir ay, bir yıl oluyor ve bir yaş daha yaşlanıp bir ömrü tamamlıyoruz.
Bu özel günde doğum günümü kutlayan yüzlerce güzel insanı görünce, bu teşekkür yazısını yazmadan geçemedim. Kutlama yapan tüm arkadaşlarıma, ‘’hep birlikte güzel günler diliyorum. Zira yalnız gidilen yollar ve yıllar anlamsızdır. Birlikte sıhhat ve huzur içinde gidilen yollar ve yıllar dileği ile…” diyerek cevap vermeye çalıştım.
Bu mesajıma bir arkadaşım “merak etmeyin, herkes yalnızdır aslında, yalnız gelir yalnız gideriz, yeter ki kalabalıkta yalnız olmayın…” diyerek cevap verirken, onunda onunda haklı olduğunu düşündüm.
Mesele gerçek bir dostu, arkadaşı bulmak ve sevdiğimizi gerçekten samimi ve içten duygular ile sevmek dedim. Çoğu zaman dinlediğimin şarkının etkisinde kalıp yaşıma, başıma bakmadan “penceresiz kaldım Anne” diye haykırmak istediğim zamanları düşündüm. Yaşımın neresinde olursam olayım, darda kaldığımda çocukluğumda sığındığım ve ilk medet umduğum çağrış aklıma geldi ve ‘’Annem’’ diyesim geldi!
Geçen yılları düşünürken sevdiklerim, sevenlerim, sevip diyemediklerimin hepsi bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Ve en çok unutamadığım daha 57 sinde kaybettiğim sevgili babam bir kez daha yüreğimi sızlattı.
Volkan Konak, ‘’Ben Onu Sevdim Ya O Beni’’ diye söylerken, Tahir ile Zührenin hikâyesini hatırladım ve “sen elmayı seviyorsun diye elma seni sevmek zorunda değil’’ sözüne bir kez daha hak verdim.
Doğum günümü her türlü iletişim araçları ile kutlayan yüzlerce yüzü, gönlü ve düşüncesi güzel insana nasıl teşekkür edeceğimi düşünürken, her yıl tekrarladığım bu yazı ile birazda iç dünyamı paylaşmak istedim.
Bunca özel ve güzel insanın kutlaması dışında “ah olsaydı, yada oda arasaydı, bir sesini duysaydım, yaşasa da görseydim” diyeceğim insanlarımı da hatırladım.
Bu yaşlılık günümde, geçen yıllarımın muhasebesini yapmıyorum. Yaşadığım sürede yapmış olduğum yanlışlarımı ve doğrularımı zamanında değerlendirmeye çalıştım. Bazen ders aldım, bazen boş ver diyerek geçiştirdim. Yanlış yaptım ama asla yanlış adam olmadım diye kendimle gurur duyduğum zamanlarım oldu. Olumsuzluklar karşısında pes etmedim. Gün, ay yâda yıl bitse ne olur, yarınlarda var dedim. En zor durumlarda ‘’Allah var, gayle yok’’ diyerek, kendimi en emin olana havale etmenin güven ve huzurunu yaşadım.
“Nerede olursanız olun, nereye giderseniz gidin, olduğunuz yer, gittiniz yol ve seçtiğiniz insan düzgün olsun… ” sözüne uygun olarak düzgün insanlar ile muhatap olmaya çalıştım. Bu insanlara sahip çıktım, vefalı oldum ve yanlarında oldum. Asla adam satmadım ve adam satana meyil etmedim.
Bu yaşıma kadar dik durmaya, haksızlık karşısında susmamaya çalıştım. Eğilmedim ve hiç kimsenin karşımda eğilmesine izin vermedim. Öğrenmenin yaşı veya sınırı yok dedim. Sürekli öğrenerek kendimi geliştirmeye çalıştım. Çalıştığım her kuruma fark katmayı ve yaptıklarım ile fark yaratmayı amaçladım ve başardığıma inanıyorum.
Şiir’de, “ ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin’’ derken, ‘’ ben gideyim yıllar dursun” demek istediğim zamanları düşündüm.
‘’Yol gitsin, hayat sürsün ama yıllar dursun!’’ İnsanın nefsine ne hoş gelir. Ama yaşamın yada yaradılışın gerçeği yol giderken, yılda gidiyor ve bir ömür tükeniyor.
Hepimiz aynı kaderi yaşıyoruz ve yaşadığımız ömrü sonunda tamamlıyoruz. Biten yollara ve geçen yıllara üzülüyoruz. Sona gelinen yol ve azalan yıl ile dünyaya veda etmeye yaklaşıyoruz. Aslında mesele yolların bitmesi, yılların geçmesi değildir. Mesele gidilen yollarda, bitirilen yıllarda güzel hatıralar, güzel insanlar ve güzel eserler bırakmaktır.
Geçen yıllarımda bana sevinç ve mutluluk yaşatan ailem, dostlarım ve tanıdıklarıma sonsuz teşekkürler ediyorum. Bu sürede beni üzen, mutsuz eden, haksızlığını gördüğüm herkese ise hakkımı helal ediyorum. Canımın yandığı zamanlarda, her ne kadar nefsime teslime olup incittiklerim olsa da, Hacı Bektaşi Velinin “incinsende incitme” düsturuna uymaya çaba gösterdim. Canımı acıtanın canını acıtmak istediğim zamanlarda hep aklıma Hazreti Mevlananın, “Ya canın acıya acıya adım atacaksın ya da canını acıta acıta söküp ataeaksın” sözü geldi ve dur nefsim dedim. Bu vesile ile kimseye kırgınlığımı yeni yaşıma taşımadım ve yaşadığım yeni yaşlara, yeni yıllarada taşımayacağım.

Herkes dostluğumdan ve sevgimden emin olsun. Kırılmıyorum, kızmıyorum, nefret etmiyorum ve tüm bu olumsuzluklar karşısında herkese “seni, sizi, sizleri seviyorum” diyorum…
”Marifet nedir bilirmisin…? Taşlara bakan gözlerin çiçekleri görmesidir…!”
Bende taşlara bakarken çiçek görmeye çalışıyorum.
Tekrar ve tekrar bu doğum günümde varlığını hissettiren herkese sonsuz teşekkür ediyorum.
#ekremozturk

31225366_10213243604821909_4363425999501656064_n.jpg
Kalite Yönetim Sistemi

Dünya Sanat Gününde Sanat ve Kalite Sunumu Yaptık


Dünyaca ünlü İtalyan sanatçı Leonardo da Vinci’nin doğum günü olan 15 Nisan’da kutlanan Dünya Sanat Günü Üniversitemiz Neşet Ertaş Güzel Sanatlar Fakültesi tarafından bir dizi etkinlikle kutlandı. 17 Nisan 2018 tarihinde Fen Edebiyat Fakültesi Konferans Salonunda düzenlenen etkinliklere Üniversitemiz Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Kurt, Neşet Ertaş Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Filiz Nurhan Ölmez, Gazi Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. H. Feriha Akpınarlı, Antalya Devlet Konservatuarı Geleneksel Türk Müziği Bölümü öğretim elemanı Volkan Kırımlıoğlu ile Antalya Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Kanun Sanatçısı İbrahim Alperen Kozak, Neşet Ertaş Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü öğretim elemanı ve Piyano Sanatçısı Öğr. Gör. Sinan Tüfekçi ile Piyano Sanatçısı Kenan Tüfekçi ve Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Nevin Güven, akademik ve idari personel ile öğrenciler katıldı.

Dünya Sanat Günü etkinlikleri ilk olarak “Sanat Eğitimi ve Kalite” isimli konferans ile başladı. Konferansta Üniversitemiz Güzel Sanatlar Fakültesi Sekreteri ve Kalite Yönetim Koordinatör Yardımcısı Ekrem Öztürk “Sanat Eğitimi ve Kalite” başlıklı sunumunu yaptı. Öztürk sunumunda, insanı tüm özellikleriyle bir bütün olarak değerlendiren ve eğiten olgunun sanat eğitimi olduğunu anlattı. Sanat eğitiminin bireylerin duygu ve imge kapasitelerini bulmalarına yardım ettiğini ve kendilerini keşfetmeye olanak sağladığını dile getiren Ekrem Öztürk, “Keşfetmek ve ifade etmek sanat eğitiminin temel adımlarıdır.” dedi. Üniversitemizin kalite çalışmalarına da sunumunda yer veren Öztürk, kalite süreçlerini katılımcılarla paylaştı. Sanat eğitiminin de kaliteli olmasının önemli olduğunu vurgulayan Ekrem Öztürk, Ahi Evran Üniversitesinin her alanda kaliteyi yakalayacağını söyledi.

 Güzel Sanatlar Fakültesi Sekreteri ve Kalite Yönetim Koordinatör Yardımcısı Ekrem Öztürk’ün konuşmasının ardından Gazi Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. H. Feriha Akpınarlı da bir sunum yaptı. Akpınarlı sunumunda, Türk Tekstil Sanatları hakkında bilgiler aktarırken Türk toplumunun ilk çağlardan itibaren dünya uygarlığına değerli eserler bıraktığını söyledi. “Ulusal kültürün en özgün ve en önemli kaynağı olan el sanatları ve geleneksel tekstil sanatlarını geliştirmek, yaşatmak ve yaymak görevimizdir.” diyen Prof. Dr. H. Feriha Akpınarlı, geleneksel tekstil sanatları örneklerini anlattı.

Konferansın ardından Dünya Sanat Günü etkinlikleri kapsamında Antalya Devlet Konservatuarı Geleneksel Türk Müziği Bölümü öğretim elemanı Volkan Kırımlıoğlu ile Antalya Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Kanun Sanatçısı İbrahim Alperen Kozak tarafından Kanun Resitali verildi.

Kanun Resitalinin ardından Neşet Ertaş Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü öğretim elemanı ve Piyano Sanatçısı Öğr. Gör. Sinan Tüfekçi ile Piyano Sanatçısı Kenan Tüfekçi sanatseverlere Dört El Piyano Resitali ile keyifli dakikalar yaşattı.

Dört El Piyano Resitalinin akabinde ise Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Nevin Güven’in onur konuğu olarak davet edildiği Yerel Sanatçılar Karma Resim Sergisinin açılışı gerçekleştirildi. Yerel Sanatçılar Karma Resim Sergisinde Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Nevin Güven, Aysel Şahin, Canan Karlı, Demet Hatunoğlu, Derya Yıldırım, Fatma Cansız, Gönül Yanık, Hüseyin Adıbelli, Hüseyin Altunsaray, Ömer Şahin, Pınar Akın, Şükran Yılmaz, Türkan Gül, Yasemin Karagöz ve Zübeyde Baltalık’ın yağlı boya tabloları sanatseverlerle buluşturuldu.

Genel

İç Tetkik Açılış Toplantısı Yapıldı


İç Tetkik Açılış Toplantısının açılış konuşmasını Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Vatan Karakaya yaptı. Rektör Karakaya konuşmasında, kalite sürecinin üniversitemizde rutin olarak devam edeceğini ve sürece hep birlikte katkı sağlayacaklarını belirtti. TSE tarafından verilen Kalite Yönetim Sistemi Belgesini almanın üniversitemiz için sevindirici bir durum olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Vatan Karakaya, kalite sürecinde ikinci basamağa adım atacağımızı kaydetti. İlerleyen günlerde üniversitemiz birimlerinde gerçekleşecek iç tetkik hakkında bilgiler de veren Rektör Karakaya, bu süreci de başarılı bir şekilde geçeceklerine inandığını dile getirdi. İç tetkik ile elde edilecek sonuçların üniversitemizi kalite sürecinde ikinci basamağa çıkaracağına değinen Prof. Dr. Vatan Karakaya, tüm çalışanların kalite sürecinde göstereceği gayret ve emeğin Ahi Evran Üniversitesini seçkin bir üniversite ve kalitede danışma merkezi haline getireceğini sözlerine ekledi. Rektör Karakaya konuşmasına şöyle devam etti: “Türk Standartları Enstitüsü tarafından verilen Kalite Yönetim Belgesini alan ilk ve tek üniversite olduğumuz için ülkemizdeki diğer üniversitelerden kalite sürecinde bir adım öndeyiz. Bundan sonraki hedefimiz eksiklerimizi gidererek Mükemmellik Ödülüne sahip olmak. Üniversitemiz tüm çalışanları ile birlikte bu süreçte büyük bir emek ortaya koydu. Bu sonuç hepimizi mutlu ediyor. Bundan sonraki amacımız kaliteyi yaşayabilen bir üniversite inşa etmek.”

Üniversite olarak başarı yarışında üst sıralara adımızı yazdırmak için kalitede tescillenmemiz gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Vatan Karakaya, bu süreçte de gerekli çalışma ve gayreti tüm üniversite çalışanlarının göstereceğine inandığını dile getirdi. “Üniversiteler, ürünü kaliteli insan olan bir fabrikadır.” diyen Rektör Karakaya, kaliteli insanın yetiştirilmesinde akademisyenlerin yanında idari kısımda çalışan personele de ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Ahi Evran-ı Veli’nin kaliteli insan tanımını uygulamaya çalıştıklarını sözlerine ekleyen Prof. Dr. Vatan Karakaya, bu kapsamda üniversitede Ahilik Kültürü ve Medeniyeti dersini zorunlu dersler arasında verdiklerini ifade etti.

Her oluşumun özünde insanın var olduğunu anlatan Rektör Karakaya, kaliteli insanı yetiştirmek için de bilgi envanterine ve insanın odakta yer aldığı fikirlere ihtiyaç olduğunu belirtti. Tüm çalışanlarına kalite sürecinde gösterdikleri emekler için teşekkür eden Prof. Dr. Vatan Karakaya, bu süreçte karşılaşılacak tüm problemlerde personelinin yanında olduğunu vurguladı. “Memlekete ve insanımıza hizmet etmek bizi mutlu ediyor.” diyen Rektör Karakaya, tüm personele çalışmalarında başarılar diledi.

Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Vatan Karakaya’nın konuşmasının ardından Rektör Yardımcısı ve Kalite Yönetim Koordinatörü Prof. Dr. Mustafa Kurt söz alarak bir konuşma yaptı. Prof. Dr. Mustafa Kurt konuşmasında, kalite koordinatörlüğü nezdinde gerçekleşen kalite toplantılarına katılımlarından dolayı Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Vatan Karakaya’ya teşekkür etti. 26 Mart 2018 tarihinde iç tetkiklere başlanacağı bilgisini veren Kurt, kalite süreçlerine dair tüm birimlerin tecrübeli olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Mustafa Kurt konuşmasını şöyle sürdürdü: “İç tetkik esnasında karşılaşılacak problemler ya da eksiklerde bunları önlemeye yönelik tedbirler almalısınız. Sürecin başarısı tüm çalışanların sürece göstereceği öneme bağlıdır.” İç tetkik neyi gerektiriyorsa sahada da onun uygulanmasını isteyen Prof. Dr. Mustafa Kurt, iç tetkik esnasında dikkat edilecek hususlara değindi. İç tetkikin amir-memur ilişkisi içinde değil bir sohbet ortamında yapılıyormuş gibi gerçekleşmesinin önemli olduğunu vurgulayan Kurt, tüm iç tetkikçilere başarılar diledi.

Rektör Yardımcısı ve Kalite Yönetim Koordinatörü Prof. Dr. Mustafa Kurt’un konuşmalarının ardından Kalite Yönetim Koordinatör Yardımcısı Ekrem Öztürk bir sunum yaptı. Öztürk sunumunda üniversitemizde 26 Mart – 24 Nisan 2018 tarihleri arasında iç tetkik yapılacağını belirterek 2. iç tetkikin 2018 yılının Ekim ayında, dış tetkikin ise Aralık ayında gerçekleşeceğini söyledi. Tetkikler öncesi dikkat edilmesi gereken hususları anlatan Ekrem Öztürk, tetkik sonrasında yapılacak çalışmalar hakkında da detaylı bilgiler verdi.

Sunumun ardından iç tetkikçilerin sorularının yanıtlanmasıyla İç Tetkik Açılış Toplantısı sona erdi.

Kalite Yönetim Sistemi

Üniversitemizde Kalite Temsilcileri Bilgilendirme Toplantısı Yapıldı


Üniversitemiz Kalite Yönetim Koordinatörlüğü tarafından Kalite Temsilcileri Bilgilendirme Toplantısı yapıldı. 13 Mart 2018 tarihinde Kalite Yönetim Koordinatörü ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Kurt başkanlığında Yunus Emre Toplantı Salonunda gerçekleştirilen toplantıya, Kalite Yönetim Koordinatörlüğü ekibi ile kaliteden sorumlu birim temsilcileri katıldı.

Toplantının açılış konuşmasını Kalite Yönetim Koordinatörü ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Kurt yaptı.  Kurt konuşmasında, uzun soluklu bir süreç olan kalite sürecinin devam ettiğini ve belirlenen hedeflere ekip olarak emin adımlarla ilerleyeceklerini söyledi. Kaliteden sorumlu birim temsilcilerine Kalite Yönetim Koordinatörlüğü ile sık sık iletişim kurmaları tavsiyesinde bulunan Prof. Dr. Mustafa Kurt, gerçekleştirilen iletişimler sayesinde işleyişin hem hızlı hem de verimli olacağını kaydetti. Kalite yönetim sürecinin süreklilik arz eden bir iş olduğunun altını çizen Kurt, Ahi Evran Üniversitesi olarak bundan sonraki sürecin Ulusal Kalite Hareketine katılmak olduğunu vurguladı. Kalite Yönetim Koordinatörü ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Kurt konuşmasına şöyle devam etti: “Ulusal Kalite Hareketi sürecinin ön şartlarını yerine getirmemiz gerekiyor. Türkiye Kalite Derneğine (KalDer) üye olarak ilk adımı attık. Bundan sonraki işimiz Ulusal Kalite Hareketine dahil olmak.” Kalite Yönetim Sürecinde yapılan işlerde eksiklikler ve yanlışlıkların olabileceğini belirten Kurt, önemli olanın eksikliği ve yanlışlığı düzeltmeye çalışmak olduğunu söyledi.

Kalite Yönetim Koordinatörü ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Kurt’un açılış konuşmasının ardından Kalite Yönetim Koordinatör Yardımcısı Ekrem Öztürk bir sunum gerçekleştirdi. Sunumunda Öztürk, gündem başlıkları olan Kalite Temsilcilerinin Görev Tanımı, İç Tetkik Programı, İç Tetkik Konuları, ISO 9000:2015 Süreci, Ulusal Kalite Hareketi ve Mükemmellik Modelleri hakkında birimlerin kalite temsilcilerine bilgiler verdi. Birim kalite temsilcisinin görev, yetki ve sorumluluklarını anlatan Ekrem Öztürk, temsilcilerin Birim Kalite Yetkilisine bağlı görev yaptığını ve Kalite Yönetim Sistemi Faaliyetlerinin verimli ve etkin bir şekilde işleyebilmesi için Kalite Yönetim Koordinatörlüğü ile birimler arasında eşgüdüm sağlandığını belirtti. ISO 9001:2015 Uluslararası Kalite Yönetim Sistemleri Standardı 1. İç Tetkik Programı hakkında birim temsilcilerini bilgilendiren Öztürk, ISO 9001:2015 ve YÖK Dış Değerlendirme kapsamında üniversitemizin tüm birimlerini ilgilendiren konulara da değindi. Sunumunda son olarak Ulusal Kalite Hareketi Programı hakkında da açıklamalarda bulunan Ekrem Öztürk, Kırşehir’de bu harekete katılmış bir kurum olmadığını bu yüzden Ahi Evran Üniversitesi olarak bu alanda da hem ilimize hem de ülkemize örnek olunacağını belirtti.

Genel

SEVGİNİZ BİR GÜNLÜK DEĞİL, DAİM OLSUN…


SEVGİ’liler GÜNÜN’de, SEVGİ’yi yazdım…

SEVGİ İLE….

Sevgi bir histir, nasıl çeşitlendirilir. Sevgi söz değil özdür, tarifi sözle bile edilemezken, Sevgi nasıl kağıda yazılır mı yoksa değerli bir üstadın dediği gibi Sevgi kağıda yazılmaz, kalbe kazınır mı?

Sevgiye farklı tarif edilir mi?
Ana sevgisi, yar sevgisi yada can sevgisi, canan sevgisi…
Sevgi, ya var, ya da yoktur.
Biraz var, biraz yok olmaz.
Sevginin tam tarifi yapılamaz.
Sevgi anlatılamaz, tarif edilmez sadece yaşanır. Sevgiyi yaşayamayanlar, sevgiyi hiç anlatamaz. Yol bilmeyene yolu tarif et denilir mi? Sevgiyi yaşamayana da tarif et denmez. Sevgiyi yaşamayanın onu anlatması yaşayamadığına hasretlenmek yada yaşayana hasetlenmektir. Yoksa yaşamayan sevgiyi anlatamaz.
Ben sevgiye fedakârlık derim. Yüreğinden kopardığın tarifsiz ve şekilsiz duyguları sevdiğine vermek fedakârlıktır. Fedakârlık ise sevginin sınırını belirler.
Dostoyevski der ki: İnsan fedakârlık yaptığı ölçüde sever. Sevginin dili bin bir çeşittir, kimisi güzel sözler söyler, kimisi hediyeler alır, kimisi sarılır, öper; ama hakikatli seven fedakârlık yapar. Bu böyledir. Sevgi, sevenin sevdiği için vazgeçtiği ve göze alabildiği şeyler ile doğru orantılıdır.

Değerli yazarımız Vehbi Vakkasoğlu sevgiyi fedekarlığa bezeyip o kadar güzel anlatıyor ki:
Çünkü sevgi, fedakârlıktır.
Sevgi, sevdiğinde fani olmaktır.
Sevgi, sevdiğinin, “Hadi! Dediğinde, “nereye?” diye sormamaktır.
Çünkü sevgi sadece akılla kavranmaz. Çünkü sevgi, kalpten kavranan ve yaşanan bir güzelliktir. Bu sebeple de, kalpsizlerin, merhametsizlerin ve maddecilerin sevgiden söz etmeye hakları yoktur.

Sevgi bakıştır.
Sevgi, selamdadır.
Sevgi, tebessümdedir.
Sevgi, hatır soruştadır.
Sevgi, yardım ediştedir.
Sevgi, bazen bir geçmiş olsunda, bazen da bir teselli tavsiyesindedir.
Sevgi, pişirilen yemektedir.
Sevgi, “Hoş geldin” de, “Güle Güle” de, “Allaha ısmarladık” tadır.
Yürekte gerçek sevgi gerçekten varsa, her şey sevgidir.
Görünüşe, etkisi, hissi ne olursa olsun her şey sevgi olur.
Ve seven sevdiğine, “Senden gelen başım gözüm üstüne” der.
Sevgi, kal değil, hal işidir.
Sevgi kime karşı, nedeni ve ölçüsü ne olursa olsun duyuluyorsa, bir insanın içinde yaşaması ve başkasına yansıtması gereken tüm özellikleri içinde barındırıyordur. Selam, tebessüm, yardım ve diğer tüm güzel insan özellikleri sevginin içindedir.
Sevgi kalpten çıkar ve kalp dilsizdir. Sevgiyi ne bir kalp, ne bir göz nede bir söz dile getirip anlatamaz. Sevgi bütün bir vücudun seslendirmesi ile ancak dillendirilebilir. Akif “dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım” diye dertlenirken, sevgiyi sadece kalbin anlatamayacağını belirtir. Sevginin dili yoktur ama sevgi, ruhun dilidir. O konuşmaya başlar, öteki diller susar. Konuşsalar da, sesler, sözleri duyulmaz olur.
Sevginin kime olduğunun önemi de yoktur. Önemli olan sevgidir, sevmektir.
Sevgi değer kaybetmez.
Sevgi gelişi güzele verilmez.
Sevgi kolay kolay bitmez.
Sevgi bir güne sığmaz.
Sevgi bir günde sevdiğine bir hediye almak ile sergilenmez.
Sevgin varsa, seviyorsan bunun ne saati ne günü nede yılı olur.
Seviyorsundur ve ötesi yoktur.

Ekrem ÖZTÜRK
ekremozturk@hotmail.com.tr

Yaşama Dair

Oğlumun yeni yaş günü


Her geçen yıl ile yaşamın yollarıda bitiyor. Ancak, mesele ne yolların nede yılların bitmesi değildir. Mesele gidilen yollarda ve bitirilen yıllarda güzellikler bırakmaktır diyorum.
Bu geçen yıllar ile birlikte yolumuzun, yıllarımızın ve geride bıraktığımız, değerlerimizin çok olması gerekiyor.
Küçük oğlum Mustafa ŞAMİL, 20 dedi.
2018 yılını ülkemiz ve dünya için önemli görüyorum. Özellikle güney sınırımızda bize karşı oluşturulmak istenen bölücü yapıya karşı başlatılan operasyonun yapıldığı bu günlerde evlatlarımıza büyük sorumluluklar yüklüyorum.
Sorumluluk sahibi, farkında olan, düşünen ve üreten bir bilinç ve ”ilk ve tek öncelik DEVLET” ilkesi ile Şamil beye nice yıllar diliyorum.

Genel

Çalışma Hayatında Kuşaklar


Bulunduğum kuşağı hep şanslı gördüm. Öyleki, gaz lambasından led lambaya, eşeğe binerken jet uçaklara, radyodan her türlü görüntülü ve sesli yayın yapan cihazlara, sarı yapraklı defterlerden tabletlere, kara lastik ayakkabıdan ortopedik ayakkabılara geçiş yapan bizim kuşak ve başka bir kuşak bunları yaşayamayacak. 🙂
… ve en önemlisi biz çocukken bu günleri hayal edecek bilgi ve ileri görüşe sahip değilken bugün aynı bizler çok sonrasını hayal edecek bilgi ve görüşe sahip hale geldik.
Tabloya baktığımızda teknolojiye ilgi duymanın dışında diğer alanlarda en başarılı kuşan bizim X kuşağıdır.
#ekremozturk2d336e37-3d7a-4a31-8e09-0658511de41e-original
Genel

Her Sabah Bir Hediyedir


Her güne gülümseyerek sevgiyle başlamalı. Çünkü “her yeni gün, kendi armağanlarıyla gelir.”

Uyandığımız her yeni günün sabahında nefes alıyor olmaya şükretmeli. Her gün bize verilen yeni bir hediye, 24 altındır. Ve her gün bundan sonraki hayatımızın ilk günüdür. Her yeni günü bizim günümüz ilan edelim, yeni bir heyecanla, yeni bir istekle sarılalım hayata, güzelliklere. Güzelleştirelim gönlümüzü, güzelleştirelim gönülleri ve güzelleştirelim dünyamızı. Kırmayalım gönlünü, incitmeyelim ruhunu günümüzün, gönlümüzün, gönüllerin….                                                    Başarılı bir gününüz olsun.

 #ekremozturk

Yaşama Dair

Bir gün sona geleceğiz


Bir gün sona geleceğiz. O gün geldiğinde zenginliğiniz, hıncınız kininiz, öfkeleriniz, hayal kırıklarınız, umutlarınız, tutkularınız, planlarınız ve yapmak istedikleriniz hiçbir önemi kalmayacak. 

Öyleyse önemli olan nedir? Yaşadığımız günlerin değeri neyle ölçülür?

*Önemli olan, ne aldığınız değil, ne verdiğinizdir…

*Önemli olan, öğrendikleriniz değil, öğrettiklerinizdir. 

*Önemli olan, doğruluk, dürüstlük, merhamet, fedakarlık ve cesaretle atmış olduğumuz her adımla, başka yaşamları zenginleştirmiş olmanızdır. 

*Önemli olan, yetenekleriniz değil, karakterinizdir. 

*Önemli olan, diğer insanları yüreklendiren, onların sizi takip etmesini sağlayan örnek bir insan olmaktır. 

*Önemli olan kaç kişi tanıdığınız değil , siz gittiğinizde ebedi bir yoksunluk hissedecek olan insanların sayısıdır. 

*Önemli olan, hatıralarınız değil, sizi sevenlerin kalbinde yaşayacak olan hatıralarınızdır. 

*Önemli olan, ne kadar uzun süre hatırlanacağınız değil, kimler tarafından ne şekilde hatırlanacağınızdır. 

*Önemli bir hayat yaşamak rastlantıyla olmaz. 

*Önemli olan, koşullar değil, seçimlerinizdir. 

*Önemli bir hayat yaşamayı seçin.

Michael Josephson

Genel

Yeni yılda umutlu olmak istiyorum 


Sevgili dostlarımızla birlikte geçirdiğimiz 2017 yılını bitirmeye hazırlandığımız yılın bu son saatlerinde yeni bir yılı merak ederken umutlu olmayı da istiyoruz. 

İyisi- kötüsü, acısı – tatlısı, sevinci – kederi velhasıl her şey ile yaşadığımız bir geçen yılı bitirirken, umduklarımız ile ummadıklarımızı da geride bırakıyoruz. 

Dost kazandık, dost kaybettik, sevdik bazen de sevilmedik ama yüreğimizde hep insan olmanın güzel duygularını taşıdık. 

Yeni gelecek yıla dair biraz daha muhasebe yapmanın sözünü kendimize verdik. Daha çok çalışacağız, daha çok sağlığımıza dikkat edeceğiz, daha çok seveceğiz, daha az kırıp dökeceğiz yani bu yıl daha güzel olacağız. 

Farklı inanan, farklı düşünen, farklı giyinen, farklı yaşayan insanları anlamaya çalıcağız. Empati yapacağız, düşünerek konuşacağız, insanlık adına sorumluluklar taşıyacağız, çevreyi koruyacağız. 

Dostluklarımız, sevgimiz ve saygımız daimi olacak. Birlikte olmaya devam edeceğiz. 

Paylaşacağız ve birbirimize katkı sağlayacağız. Öğreteceğiz, öğrenenceğizde… 

Yeni yılda zamanı geçirmek yerine, kaydedin….. 

Daha çok sevin…Daha çok isteyin..Ve daha çok yaşayın…. 

Ve daha çok ‘hoşça’ görün….. 

Ve hikayeleriniz hiç bitmesin…. 

Yeni yıl da gözleriniz parlak, dimağınız açık, aklınız net, sevginiz ak, sözleriniz doğru, alnınız pak, ve Allah yardımcınız olsun…… 

Ve elbette, güzel yüzlerinizde hep anlamlı bir tebessüm olsun. Sözünüzde şükür, alnınızda alınteri olsun….. 

Tüm güzel duygu ve düşünceler ile daha nice yıllar, sağlıkla, başarıyla, sevdiklerinizle birlikte görmenizi ve geçirmenizi diliyorum… 

Kırşehir’den hepinize selam ve sevgiler gönderiyorum. 

#ekremozturk

Genel

İlk sanat eseri


Fakultemizin misafiri olarak bizleri farklı bir sanat dalı ile tanıştıran Doç.  Dr. Sema Özkan  TAĞI hocam ve  Gazi Universitesi Yüksek Lisans ögrencileri  Cansu Tanbaş, Semiha Kartal ve Ayçin Öneş’e teşekkür ederim.

Genel · Yaşama Dair

Zor biliyorum!


Zor biliyorum!
Kendimizi düşünmeye, ben merkezli yasamaya alışmışız.
Ama empati yapmayı beceremediğimiz sürece hem kendimiz hem de etrafımızdakiler gülümseyemeyecek.
Bir insanın yüzündeki mutluluğun sebebi olmak, her türlü maddiyatın ötesindedir.
Para kazanırken, insan da biriktirebilmeliyiz.
En az bir insanin gününü aydınlatabilmeniz dileğiyle…
#ekremozturk

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve yazı

Genel

Güzel birşeyler yap kardeşim 


Güzel bir şeyler yap kardeşim. Dünyaya kırk kere gelinmez.

Madem yaşıyorsun, sıhhatli nefesler alıyorsun. Bir şey yap. Güzel olsun. Çokmu zor? O vakit güzel bir şey söyle.

Dilin mi dönmüyor? Güzel bir şey gör. Veya: Güzel bir şey yaz. Beceremez misin? Öyleyse,

Güzel bir şeye başla.

Herkesin üstesinden geleceği bir şey mutlaka olmalı. O gayretten uzak duramayız. Vakit geçiyor. Vaktin geçişi ömrün beşinci vitese takılı olduğunu gösterir, unutma.

Çünkü “her insan ölecek yaştadır”

Öyleyse sende Bir şey yap.

Zor ise: Bir şey söyle.. Beceremiyorsan: Bir şeyler gör. Bir şeyler yaz. O damı zor?

Bir şeylere başla. Ama hep güzel şeyler olsun.

Çünkü: “her insan ölecek yaşta” Geç kalmayasın ve birşeyler başarmalisin.

Kimse kimseden eksik değil.

Büyük değil, küçük değil, farklı hiç değil. Düşünebilen kişinin, üstesinden geleceği bir şeyle mutlaka vardır.

Hiç olmazsa kendin için bir şeyler yap, dürüst ol, merhamet et, iyilik yap, insanlara gülümse, insanları sev, çünkü “Her insan ölecek yaştadır!” 

#ekremozturk

Genel

Rus Edebiyatının Efsane Yazarı Tolstoy’dan, Yaşamınıza Işık Tutacak 18 Tespit


1. “Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar.” 2. “Kimse, kimseyi küçümseyecek kadar büyük değildir, bilmelisin. Küçümsediğin her şey için gün gelir, önemsediğin bir bedel ödersin.” 3. “Hayat ne gideni geri getirir, ne de kaybettiğin zamanı geri çevirir. Ya yaşaman gerekenleri zamanında yaşayacaksın, ya da yaşamadım diye ağlamayacaksın.” 4. “İnsanoğlunun değeri bir kesirle ifade edilecek olursa; payı gerçek kişiliğini gösterir, paydası da kendisini ne zannettiğini. Payda büyüdükçe kesrin değeri küçülür.” 5. “Bozuk para insanın cebini deler, bozuk insan da kalbini. Bu yüzden harcayın ikisini de gitsin.” 6. “İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek için ise uyandırmak gerekir.” 7. “Herkes insanlığın kötüye gittiğini kabul eder ama hiç kimse kendisinin kötüye gittiğini kabul etmez.” 8. “Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.” 9. “Varlığı bir şey kazandırmayan insanların, yokluğu hiçbir şey kaybettirmez.” 10. “Ne diye şeytana kızarsın? Bir iyilik yap da, o sana kızsın.” 11. “Bil ki, yaşadıklarınla değil yaşattıklarınla anılırsın. Ve Unutma; ne yaşattıysan elbet bir gün onu yaşarsın.”  12. “Bir insanı bulunduğu mevkiyle değil, göz koyduğu mevkiyle ölçmek gerekir.” 13. “Güzel olan sevgili değildir, sevgili olan güzeldir.” 14. “En güçlü iki savaşçı sabır ve zamandır.” 15. “Mutluluğu ihtiraslarda değil kendi yüreğinizde arayın. Mutluluğun kaynağı dışımızda değil içimizdedir.” 16. “Bir insan acı duyarsa canlıdır. Başkasının acısını duyarsa insandır.” 17. “Hayat bizi resmen dört işlemle sınar; gerçeklerle çarpar, ayrılıklarla böler, insanlıktan çıkarır ve sonunda topla kendini der.” 18. “İnsanın gerçek gücü sıçrayışta değil, sarsılmaz duruştadır.”

Genel

Ruhunuz şad olsun, Aziz Şehitler


Kırşehir çok şehit verdi, çok şehidi ebediyete yolcu ettik…
Ama, Kırşehir’in son şehidi, askerimiz Tayfun daha derinden etkiledi.
Fukara, gariban ana-baba, Tayfun mazlum ve ŞEHİT!
Eğitim alamamış, diploma yok, referans olacak adam yok, tutunacak dal yok!
Baba inşaat işçisi, Ana Belediyede geçici temizlik işçisi.
Aileye bakacak, yuva kuracak iş lazım.
Tayfun Kavun, “Sözleşmeli Er” olmayı seçmiş. Aslında bu vatan için şehadet şerbetini içmeyi seçmiş.
Tuzu kuru olan, varlık içinde saltanat süren, bir yediğini bir daha yemeyen, bir giydiğini bir daha giymeyen, gününü gün edenler Tayfunun halinden ne anlar.
Bu resme bakın ve empati yapın!
Sonra Tayfun ve ailesine ve onlar gibi bu ülkenin yokluğunu, cefasını, sefaletini çekip can veren şehitlere şükran edin, dua edin.
Ruhunuz şad olsun, Aziz Şehitler.

 

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, oturan insanlar

Genel

“Ahlaklı olun, iyi insan olun…”


Cemil Meriç’in diliyle: “Sağcı solcu yoktur, ahlaklı ve ahlaksız insan vardır…”
Einstein’ın diliyle: “İnsanları renklerine, cinsiyetlerine, dinlerine, ırklarına göre gruplandırmak yanlıştır…
İnsanlar ikiye ayrılır…
“İyi insan, kötü insan…”
Siz, siz olun: “Ahlaklı olun, iyi insan olun…”

Genel

Ziyaretin kısası makbuldür” 


Daha çok çalışma hayatında kullanılan bir söz olarak kullandığımız ama sık yapıldığında ev ziyaretlerinde dahi hissettirdiğimiz bir durumu anlatır; “Ziyaretin kısası makbuldür” deyimi. Bizim toplumda ziyaret etmek, hal-hatır sormak bir güzel davranış örneğidir. Ziyaret etmek, birini veya bir yeri görmeye gitmek olarak tanımlanırken biz genelde insanı görmeye gitmeyi ziyaret olarak kullanırız. Bayrama girerken ziyaret etmenin önemini bir daha hatırlatmak istedim. Ancak ziyaret etmek ile ilgili yanlış anlaşılan bir düzeltmeyi yaparak, ziyaretlerinizi kısa olanı makbul diyerek kısa kesmek yerine, kısası makbuldür diyerek doyasıya yapmanız için kısa bir açıklama yapmak istedim. 

“Ziyaretin kısası makbuldür” sözünü her zaman ziyareti kısa kesmek, uzatmamak şeklinde yorumluyoruz. Burada kelimeyi “kısa” değil “kısas” olarak almamız gerekiyor. Kısas ise “karşılıklı olan” demektir. Yani ziyaretin makbul olanı karşılıklı olandır. Türkçemizde bir de “iade-i ziyaret” diye bir söz var. Anlamı “ziyarete gelenin ziyaretine gitmek”. değil “Kısası”, “iade-i ziyaret” olarak bilmek ve bu şekil uygulamak bizim insan ilişkilerimizi daha güçlü kılacaktır. Bu bayramdan başlayarak, ziyaret edenlerimize “kısas” yaparız diye düşünüyorum.
Bol ziyaretlerin olduğu, huzur dolu bir bayram diliyorum.

Genel

Müşteri odaklı olmakmı, İnsan odaklı olmakmı?


Porsche firması, 1983 yılında otomotiv sektöründe yankı uyandıracak teknik donanıma sahip bir otomobille pazara girer.

Müşterilerinden gelen her türlü yorum ve fikirlere açık olan yönetim, aracın piyasaya sürülmesinden 2 ay sonra ilginç bir şikayet mektubuyla karşılaşır. Müşterinin şikayeti şudur:

“Adım Danny Troatman. New Jersey’de yaşıyorum. Eşim ve çocuklarımla her akşam film seyretmeden önce şehir merkezinde bulunan markete dondurma almaya gidiyorum. Bir ay önce aldığım Porsche marka arabamla tabii ki…

Fakat ne ilginçtir, ne zaman çikolatalı veya meyveli dondurma alıp arabama dönsem, araç çalışmıyor. Oysa vanilyalı aldığım zaman aracım rahatlıkla çalışıyor.

Bunun bir kaç kere denedim ve her seferinde aynı sonucu aldım.Yardımlarınız için şimdiden teşekkürler”

Bu olay Türkiye’de olsa ne olurdu? Muhtemelen mektubunuz ciddiye alınmayıp bir kenara fırlatılırdı.

Ama hayır! Porsche firmasındaki yetkililer derhal adı geçen bölgeye bir mühendis gönderiyorlar ve sebebini öğreninceye kadar orada kalmasını sağlıyorlar. Ertesi gün mühendis NewJersey’e varıyor ve Bay Troatman’la hemen temasa geçiyor.

Aynı akşamdan başlamak üzere her akşam üstü mühendisimiz ve Bay Troatman dondurma almak üzere markete gidiyorlar. Gerçekten de çikolatalı ve meyveli dondurma alındığı zaman araba çalışmıyor, vanilyalı alındığı zaman ise rahatlıkla çalışıyor.

Mühendis başlangıçta bu olaya şaşkınlıkla bakıyor fakat bilimsellikten uzaklaşmamaya gayret ediyor. Aradan yaklaşık bir ay geçiyor. Bay Troatman ile her gün markete giden mühendis, sonunda olayı çözüyor.

Yeni model Porsche arabalarda kullanılan soğutma sistemi, araç durdurulduktan hemen sonra devreye giriyor ve motor belirli bir ısıya düşene kadar motoru kilitliyor. Markette en çok satılan dondurma ise vanilyalı.

Bu yüzden vanilyalı dondurma tezgahı önünde sürekli sıra oluyor. Bay Troatman sıraya girip dondurmasını alana kadar geçen süre,motorun soğuması için yeterli oluyor. Fakat çikolatalı veya meyveli dondurma tezgahı önünde sıra olmadığı için dondurmayı hemen alıp aracına geri dönüyor. Motor ise kilitli olduğu için araç çalışmıyor.

Mühendis,raporunu yönetime sunuyor. Piyasadaki araçlar geri toplanıp, gerekli ayarlamalar yapılıyor ve müşterilere yeni haliyle teslim ediliyor.

Genel

☛ Tecrübe,tecrübe,tecrübe !!


☛ Tecrübe,tecrübe,tecrübe !!

Yeter artık değişin biraz..

Yeni mezun birini yetiştirmekten korkmayın artık bu kadar.

Mülakat sürecine bakın..

Giyimine,konuşma tarzına,sorularınıza verilen cevapların akılcılığına ve akıcılığına bakın !

İlgilendiği sosyal sorumluluk projelerine bakın yeni mezun olup tecrübesiz oluşuna değil. Özgüvenine ve heyecanına bakın ki,o heyecanla ne kadar başarılı olabileceğini görün.

Kendini hangi eğitimlerle geliştirdiğine bakın,mülakatta “Nereden vursam” diye düşünmek yerine onu yetiştirip yetiştiremeyeceğinizi düşünün. Mesleğine olan hayranlığına ve öğrenme isteğine bakın !

Size katabileceklerine bakın.

İngilizce konuşulmayan bir şirket için profesyonel ingilizce konuşmasını bekleyip,bunu kriter yapmayın kendinize. Tecrüben olsaydı alırdık demeyin,bırakın sizinle öğrenelim herşeyi. Korkmayın artık.

Değişin artık ! Öğretin,yetiştirin ! Yeni bir tohum yeşertin. Değiştirin kendinizi ! 12.08.2017

Dilara Sak

 

Değerli Meslektaşım, Dilara Sak yerinde bir paylaşım yapmış ve aynı duygu ve düşünceler ile paylaşmak istedim. #ekremozturk

Genel

Hakimiyet Milletindir


Güçlü milletin, güçlü ordusu ile  sınırları asla değişmeyecek, bayrağı inmeyecek, ezanı susmayacak,  sadece bölgenin değil dünyanın güçlü devleti olarak,   bağımsız bir Türkiye için HAKİMİYET MİLLETİN” dir.

Her ne amaç için kimden gelirse gelsin, bu aziz ülkeye ve aziz millete yönelik girişimler  karşısında olacağız.

Boyun bükmeyecek, diz çökmeyecek, çalışacak, üretecek ve hep dik duracağız. 

Eğitecek, bilecek, düşünecek ve farkında olacağız. 

Ahlaklı, vicdanlı ve merhametli, idealist ve hedefleri olan bir nesli, geleceğin dünyası için hazırlarken bu ülke için her alanda her zaman nöbette olacağız.

Bu aziz ülke için nöbet tutan, gazi olan ve canını feda edip şehit olan insanlarımızı saygı ve rahmetle anıyoruz.

Genel

Asıl azmaz


Aslında mayamız güzel! Hani asıl azmaz, bal kokmazya!

Babalar günü nedeniyle sosyal medya paylaşımlarınıza baktım. Bir çok insan hayatta olmayan babasının resimlerini paylaşırken, güzel sözler ile sevgi ve hasretlerini yazdılar.

Sosyal medya başta olmak üzere tüm etkenler bizi ne kadar değiştirirse değiştirsin, bizim adet, gelenek ve göreneklerimizle bozulmaya karşı direniyoruz.

Aslında aile ve eğitim sistemi bilinçli koruyuculuğunu sürdürebilse, bizi olumsuz olan ne varsa ve nasıl değiştirirse değiştirsin, aslında özümüzü ve aslımızı     yitirmez, soyumuzun özelliklerini korur ve gelecek nesillere taşırız.

#ekremozturk

Genel

Aybüke Yalçın’a…


Bu genç kızımızın  hayali olan öğretmenliğe atanma ve mesleğe başlama  sevinci bir kahpe kurşun ile sona erdi. 

Ruhu şad olsun. 

Kızgın ve üzgünüz!

Hepimiz duygularımızı paylaşıyoruz. Hep kızıyor, yazıyor ve paylaşıyoruz. Kırk yıla yaklaştı ve terör belası ile baş edemedik. 

Coğrafya zor, düşman çok ve sürekli üzerimize oynuyorlar. 

Peki! biz ne kadar iyiyiz, biz ne kadar birlik ve beraberlik içinde düşünüyor, çalışıyor ve topyekûn ülkenin ortak değerleri için varız diyoruz?

#ekremozturk

Genel

Huzurlu bir yaşam için


Helal kazanç ile insana ve çevreye fayda sağlayacak bir yaşam felsefesi insanı huzur içinde yaşatabilir. 

Kariyer ve çok kazanma hırsı ile insandan ve çevreden bihaber yaşamak ise huzursuz bir yaşam sunar.

#ekremozturk

Genel

Sendika İftarları


Sendikalar iftar yemeği veriyorlar. 

Yemekte kimlerin olması gerekir?

Tabiki üyeleri!              Ama üyeler yemekte yoklar. 

Kimler var?     Sendika yöneticileri ve komşu sendika yöneticileri. 

Üyeler nerede? Evlerindeki sofralarında. Sofraları bereketli olsun, afiyetler olsun. 😊

#ekremozturk

Genel

Ortadoğu’daki Türkiye


Ortadoğu’daki tüm kavgaların asıl sebebinin enerji kaynakları ve buna bağlı olarak rant olduğu bilmeyen yoktur.

Bu enerji kaynaklarına bizdeki Fırat ve Diclenin suyunuda dahil edebiliriz.Büyük Ortadoğu projesi devam ederken bu projenin finansman sorunuda devam ediyor. Katar gündemi her gün yeni gelişmeler ile vahim bir hal alıyor. Dün IŞİD terör örgütünü ortaya çıkaranlar bugün Katar kozunu oynamaya başladılar. Geçen yıl 95 milyar dolar cari açık veren Suudi Arabistan ekonomisi her geçen yıl daha kötüye gidiyor. Tüm geliri petrol üzerinden olan Suudlar, ABD ile önce Irak ve Suriye üzerinden Akdeniz’e petrolünü akıtmasından korktukları İran’ın önünü kesmek için IŞİD belasını sahneye sundular ve istediklerini elde ettiler. Olan bize oldu ve PYD terör örgütü, ABD desteği ile Suriye üzerinden bir devlet çıkarma fırsatını buldular. Barzani’nin fırsatçılığı ise bağımsız Kürdistan için, Kerkük’te dahil edilerek bir referandum kararını aldırdı.

Zengin doğal gaz Kaynaklarına sahip olan Katar, ABD destekli Suudi Arabistan tarafından işgal edilmesi ve doğal gazının Suudi Arabistan, Mısır, Tunus üzerinden Libya’dan Avrupa’ya pazarlanma planı uygulamaya geçti. Bu hattaki ülkelere dikkat çekiyorum. Ortadoğu’daki ABD’nin en büyük üssü Katar’a ve ABD bu ülkeyi zaten kontrol ediyor. Kimse Katar’ı bağımsız ve yönetenleri masum görmesin. 

Halkının seçmedigi  ve demokrasi ile yönetilmeyen ülke liderleri, saltanatlarını korumak için her güce boyun eğerler. Güç ABD olduğuna göre Katar’ın dik duruş göstereceğini beklemek hayalcilik olur.

Biz kendimize bakalım ve kendi topraklarımıza sahip olalım.
#ekremozturk

Genel

Bir insanı tanımak istiyorsanız, onu büyük bir mevkiye geçiriniz


Rabindranat Tagore diyor ki; “Bir insanı tanımak istiyorsanız, onu büyük bir mevkiye geçiriniz.”
Doğru, çünkü dünya gerçeğini bilen insan mevkiyle şımarmaz.
Konfüçyus ise “Yüksek bir mevkiye sahip olmadığından dolayı telaşlanma, ama o mevkiye layık olup olamayacağından dolayı endişe et.”
Bu sözler boşuna söylenmiş sözler değildir. Bu sözlerin vuku bulduğu bir çok insanı hepimiz mutlaka görmüşüzdür. Mesele hangi konumda, hangi mevkide olursa olsun, “adam gibi” kalmaktır.
Bir insanı oturduğu koltuk değil, o koltuğu dolduran bilgisi, asaleti, büyüklüğü, alçak gönüllüğü, insan sevgisi, ahlak ve vicdanı süsler.. Bulunduğu mevki ne kadar büyük olursa olsun, koltuğu ne kadar değerli olursa olsun, insanı insan yapmaz asla…Bazı insanlar bu durumu bilir ve buna göre davranır. Bazılarıda bu durumu bilmelerine rağmen koltuğun cazibesine kapılır ve kim olduğunu ve nereden geldiğini unutur. Unuttuğunu hatırladığında ise iş işten geçer.
#ekremozturk
Otomatik alternatif metin yok.
Genel

Yaşayan ölüler için gözyaşı dökülmez…


Ölüm, yaşam kadar gerçektir. Her canlı doğduğu gibi ölecektir. Yani, her canlı ölüm mutlaka tadacaktır. Kaçışı olmayan tek bir gerçek vardır, o da ölümdür. Ölüm yaşı, zamanı, nedeni ve gelişi belli olmayan bir süreçtir. Ölüm gerçeği her ne kadar, her insan tarafından bilinse de, ölüm gerçeği her insanı korkutur. Bir insana verilebilecek en büyük ceza ölümdür. Ölümden öte bir ceza yoktur. Ölüm gerçeği bilinmesine rağmen, sevdiği bir insanın ölümü yaşayan insan üzülür, gözyaşı döker. Ölene ağıtlar yakılır, feryatlar edilir. Ölen insan dünyadan ve hayatımızdan gitmiştir. Ölen gider, gelişi ve dönüşü yoktur. Gelmeyecektir, ağlanır, feryat edilir. Gitmiştir bir kere ve vuslat ahrete kalır. Yaşamayan ölüler içindir gözyaşı, yaşayan ölüler için değildir.
KİMDİR, YAŞAYAN ÖLÜLER…
Varlığı ve yokluğu belli olmayan insanlardır, YAŞAYAN ÖLÜLÜLER. Varlığının hiçbir kıymeti olmayan, kendi halinde, kimseye faydası olmayan, haksızlığa kayıtsız kalan, yanlışı görmeyen ve duymayan insandır, YAŞAYAN ÖLÜ. Sevgiden anlamayan, verdiğin değeri boşa sayan ve vefayı hiçe sayandır, YAŞAYAN ÖLÜ.
Ve YAŞAYAN ÖLÜLER için GÖZYAŞI DÖKÜLMEZ. Çünkü onlar bir GÖZYAŞI DAMLASINA dahi layık değillerdir.
#ekremozturk

yy

Genel

Yaşasın 1 Mayıs


Emeğin Bayramı olan “1 Mayıs” kutlu olsun. Hiç bir ideolojiden bir şeyler katmadan, sağa-sola çekmeden, demokrasi, özgürlük gibi başka mecralarda talep edilecek isteklerde bulunmadan, sadece emeğin, alınterinin hakkı için yaşanabilir bir ücret, iş kazasız ve huzurlu işyerleri için 1 Mayıs kutlu olsun.

Sadece işçinin değil tüm emekçilerin, yani ÇALIŞANLARIN günü olsun, 1 Mayıs…

İşe alımlarda adil seçimler,  eşit işe eşit ücret, liyakat esaslı adil atamaların olduğu çalışma ortamları için yaşasın 1 Mayıs…

Alanın yerini, kutlayanın ideojisini, flamasının rengini sorgulamadan, ellerde ay yıldızlı bayrak, dillerde güzel sözler, çalışanların geleceği için bakan güzel gözler ile kutlu olsun, 1 Mayıs.

#ekremozturk

Genel

Katil Amerika


Gerçeğin herkesin kafasına dank ettiği şu günlerde değil, bazılarının  “ABD imajıyla büyüdüğü” yıllarda, 

Aşık Mahzuni Şerif  “Katil Amerika” dediği zaman bir kısım anlamadığı gibi bu sözlere karşı çıkmıştı.

Bugün PYD çapulcularının flamalarını zırhlı araçlarına takıp, sınırımızda bize hava atan ABD askerlerini görünce, bir kez daha sözlerine sonuna kadar katıldığım ve muazzam bir türkü dediğim üç dakikalık bir eserde Amerikanın tüm planlarını ve ikiyüzlülüğünü  bu kadar güzel anlatan bu sözlerin sahibine yüreğine sağlık dedim..!

Katil Amerika bunu dünyanın pek çok yerinde yaparken, bizim sınırımızda, bize karşı bu efeligi ilk kez yaparak  bizimle kafa buluyor.

  • Nükleer silaha sahip değiliz, 
  • Kendi hava savunma sistemimiz eksik,

  • Hava saldırı sistemimiz yerli değil,

vs.

Bu eksiklikleri gidermek için düşünecegiz, üreteceğiz, bir olacağız, diri olacağız ve boyun eğmeyeceğiz.

#ekremozturk
Defol git benim yurdumdan
Amerika katil katil

Yıllardır bizi bitirdin

Amerika katil katil

Devleti devlete çatar
İt gibi pusuda yatar

Kan döktürür silah satar

Amerika katil katil

Genel

Kimseye Muhtaç Olmadan Yaşamalı


Helal kazanç ile insana ve çevreye fayda sağlayacak bir yaşam felsefesi insanı huzur içinde yaşatabilir. Kariyer ve çok kazanma hırsı ile insandan ve çevreden bihaber yaşamak ise huzursuz bir yaşam sunar.

#ekremozturk

Genel

Piknik ve Çevre


Piknik dönemi başlaması ile birlikte  tehlike oluşturan iki durum ortaya çıkıyor.

  1. Piknik ateşleri nedeniyle oluşan yangınlar,
  2. Piknik sonunda oluşan çevre kirliliği

Yaşlanan dünya aynı zamanda hızla kirleniyor. Özellikle pet şişe, plastik ambalaj ve poşet atıkları, doğaya büyük zarar veriyor. Yangın zararlarını yazmaya sanırım gerek yok.

Bireysel olarak çevreyi korumak insan olan herkesin sorumluluğudur.

Kamu yönetimi ise çevreyi korumak ile yükümlüdür. Çevre kirliliğini denetleyen ve yaptırım uygulayacak bir sistem acil oluşturulmalıdır.

#ekremozturk

İnsan Kaynakları

İnsan Kaynakçısı


Daha önce, hangi işle meşgul olduğumu soran bir tanıdığım “İnsan Kaynakları mı?, metal kaynağı duymuştum ama insan kaynağını hiç duymadım” demişti. O zaman kendisinin cehaletine vermiş ve İnsan Kaynaklarını bile bilmiyor diye hayıflanmıştım. Feyhan Aras ise kitabının adına “İnsan Kaymakları” koymuştu ve bu isme çok gülmüştük. Yakın zamanda tanıştığım bir insan mesleğime bakarak, “sen kaynakçı degilmisin, beni tanımla” deyince, lisede okuduğum bölüm,  (metal işleri, bu bölümde okuyanlara KAYNAKÇI derlerdi) uzmanlık alanım oldu dedim. 

Bir KAYNAK kelimesi varya, insan veya metal kaynağımı çok bilen yok, çok umursayanda yok ! Biz bir kaynakçıyız. 😊 

KAYNAK olarak, suyun çıktığı yere dendiği gibi malzemeleri birleştirme işlemlerinede KAYNAK deniliyor. İnsanı bulmak (seçmek) ve onun ihtiyaç duydukları (uygun pozisyon, ihtiyaç duyduğu eğitim vs.) ile buluşturmak. 😊 Bir kaynakçı latifesinin ardından, “İnsan Kaynaklarına” yeni bir tanımlama getirmiş olduk.

Sizin bildiğiniz insan kaynakları kavramından bir an sıyrılıp  düşünün ve insan kaynakları dendiğinde aklınıza ne geliyor yazınız…


Genel

 “İnsan Ne İle Yaşar” 


Tolstoy’un “İnsan Ne İle Yaşar” adlı kitabında, çiftçi Pahom’un hazin ve ibretlik öyküsü yer alır. Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir. Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar katettiğin bütün yerler senin fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. “Yoksa bütün hakkını kaybedersin.”

Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Koşar, koşar, ama kesilir takâti. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz…
Reis olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler. Reis Pahom’un mezarının başında durur şöyle der: “Bir insana işte bu kadar toprak yeter!”
Mütemadiyen biriktirmek istiyoruz. Yiyemeyeceğimiz kadar erzak, giyemeyeceğimiz kadar kıyafet, kullanamayacağımız kadar eşya, oturamayacağımız kadar ev… Gözlerimiz midelerimizden, arzularımız ihtiyaçlarımızdan daha büyük…
Bazı insanların 15-20 yıl boyunca ödemek kaydıyla faizli banka kredisi çekmesi neyin alametidir… Bazen insan, ömründen daha çok borç biriktirir. Bazen de elinde olan ama fark etmediği nimetleri, hoyratça harcar durur.
Ve insan yaşlandıkça besler, gençleştirir arzularını. Biriktirdikçe hayata olan bağlarını artırır. Öyle bağlanır ki hayata, bir gün bu diyardan göçüp gideceği fikri zamanla yitip gider aklından…
Tüketmeye de çok meraklıdır insan. Biriktirdiği paranın, eşyanın, malın-mülkün yanında zaman tüketir, söz tüketir… Benlik biriktirirken, benliğini tüketir…
Sofraya koyabildiğimiz bir bardak çayın, zeytine, ekmeğe ulaşabilmenin bir zenginlik olduğunu ne zaman fark edeceğiz.
Doldurabildiği bir cüzdanı olmasa da, bir evi muhabbetle, kanaatle dolduran bir kadının, akşamları evine gelen, ekmek getiren, eline sağlık diyen bir erkeğin, zenginlik olduğunu ne zaman anlayacağız?

Gören bir gözü, tutan bir eli, yürüyen bir ayağı satın alamayacak ve kaybedince tekrar sahip olamayacak kadar aslında fakiriz hepimiz. 
Aldığı maaşı yetiremeyenlere, modayı takip edemeyenlere, evini beğenmeyenlere, mekanı dar bulanlara, çarşıda pazarda gezmeye eğlenmeye doyamayanlara, daha çok para için, hesabı daha fazla kabartmak için çırpınanlara da yeter toprağın altı. İhtiraslarımız, bitip tükenmeyen arzularımız için, az bir toprağa ihtiyaç var sadece.
Ha gayret, menzile çok az kaldı…


Alıntıdır. 

Genel

Liyakat sahibi olmayanlara sorumluluk verirseniz veya yetkinliklerine uygun olmayan göreve getirirseniz ne olur?


  1. Kişiye haksızlık yaparsınız ki,
    a) Taşıyamayacağı yükün altına sokmuş olunur
    b) Başarısız olmasına sebep olunur
    c) Psikolojisi bozulur
    d) Özel yaşamında huzuru kaçar
    e) vs.

2. Çalıştığı kuruluşa haksızlık yaparsınız ki,
a) Başarısız olması ile kuruluş zarar eder
b) Organizasyonda huzursuzluk oluşur
c) Kuruluşun imajı bozulur
d) Çalışanların kuruluşa güveni azalır
e) vs.

3. Diğer çalışanlara haksızlık yaparsınız ki,
a) Daha liyakatlı olanın hakkı yenmiş olur
b) Diğer çalışanların motivasyonu azalır
c) Diğer çalışanların kuruluşa güveni kalmaz
d) Çalışanların arasında huzursuzluk oluşur
e) Diğer çalışanların iş dışında huzuru kaçar
f) vs.

4. Dinin emrine uymamış olursunuz ki,
a) Âyet-i Kerimede:“ Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür.” (Nisâ Sûresi 58)

#ekremozturk

Genel

”Bugün benim doğum günümdü” 2017


Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

Mevsimlerin en güzeli olan ilkbaharın en güzel aylarından Nisan ayının 23 sabahında, bugün benim doğum günüm diye başladığım bir günü, “bugün benim doğum günümdü” diyerek tamamlıyorum.

Her 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı ve benim doğum günüm iken bu yıl, Miraç Kandilide aynı güne denk geldi. Milli, dini ve şahsi üç güzel günü bir arada yaşamının mutluluğunu yaşıyorum.

Bir gün daha geçiyor ve bir günler bir ay, bir yıl oluyor ve bir yaş daha yaşlanıp bir ömrü tamamlıyoruz.
Bu özel günde doğum günümü kutlayan yüzlerce güzel insanı görünce, bu teşekkür yazısını yazmadan geçemedim. Kutlama yapan tüm arkadaşlarıma, ‘’hep birlikte güzel günler diliyorum. Zira yalnız gidilen yollar ve yıllar anlamsızdır. Birlikte sıhhat ve huzur içinde gidilen yollar ve yıllar dileği ile…” diyerek cevap vermeye çalıştım.
Bu mesajıma bir arkadaşım “merak etmeyin, herkes yalnızdır aslında, yalnız gelir yalnız gideriz, yeter ki kalabalıkta yalnız olmayın…” diyerek cevap verirken, onunda onunda haklı olduğunu düşündüm.
Mesele gerçek bir dostu, arkadaşı bulmak ve sevdiğimizi gerçekten samimi ve içten duygular  ile sevmek dedim. Çoğu zaman dinlediğimin şarkının etkisinde kalıp yaşıma, başıma bakmadan “penceresiz kaldım Anne” diye haykırmak istediğim zamanları düşündüm. Yaşımın neresinde olursam olayım, darda kaldığımda çocukluğumda sığındığım ve ilk medet umduğum çağrış aklıma geldi ve ‘’Annem’’ diyesim geldi!
Geçen yılları düşünürken sevdiklerim, sevenlerim, sevip diyemediklerimin hepsi bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Ve en çok unutamadığım daha 57 sinde kaybettiğim sevgili babam bir kez daha yüreğimi sızlattı.
Volkan Konak, ‘’Ben Onu Sevdim Ya O Beni’’ diye söylerken, Tahir ile Zührenin hikâyesini hatırladım ve “sen elmayı seviyorsun diye elma seni sevmek zorunda değil’’ sözüne bir kez daha hak verdim.
Doğum günümü her türlü iletişim araçları ile kutlayan yüzlerce yüzü, gönlü ve düşüncesi güzel insana nasıl teşekkür edeceğimi düşünürken, her yıl tekrarladığım bu yazı ile birazda iç dünyamı paylaşmak istedim.
Bunca özel ve güzel insanın kutlaması dışında “ah olsaydı, yada oda arasaydı, bir sesini duysaydım, yaşasa da görseydim” diyeceğim insanlarımı da hatırladım.
Bu yaşlılık günümde, geçen yıllarımın muhasebesini yapmıyorum. Yaşadığım sürede yapmış olduğum yanlışlarımı ve doğrularımı zamanında değerlendirmeye çalıştım. Bazen ders aldım, bazen boş ver diyerek geçiştirdim. Yanlış yaptım ama asla yanlış adam olmadım diye kendimle gurur duyduğum zamanlarım oldu. Olumsuzluklar karşısında pes etmedim. Gün, ay yâda yıl bitse ne olur, yarınlarda var dedim. En zor durumlarda ‘’Allah var, gayle yok’’ diyerek,  kendimi en emin olana havale etmenin güven ve huzurunu yaşadım.
“Nerede olursanız olun, nereye giderseniz gidin, olduğunuz yer, gittiniz yol ve seçtiğiniz insan düzgün olsun… ” sözüne uygun olarak düzgün insanlar ile muhatap olmaya çalıştım. Bu insanlara sahip çıktım, vefalı oldum ve yanlarında oldum. Asla adam satmadım ve adam satana meyil etmedim.
Bu yaşıma kadar dik durmaya, haksızlık karşısında susmamaya çalıştım. Eğilmedim ve hiç kimsenin karşımda eğilmesine izin vermedim. Öğrenmenin yaşı veya sınırı yok dedim. Sürekli öğrenerek kendimi geliştirmeye çalıştım. Çalıştığım her kuruma fark katmayı ve yaptıklarım ile fark yaratmayı amaçladım ve başardığıma inanıyorum.
Şiir’de,  “ ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin’’ derken, ‘’ ben gideyim yıllar dursun” demek istediğim zamanları düşündüm.
‘’Yol gitsin, hayat sürsün ama yıllar dursun!’’ İnsanın nefsine ne hoş gelir. Ama yaşamın yada yaradılışın gerçeği yol giderken, yılda gidiyor ve bir ömür tükeniyor.
Hepimiz aynı kaderi yaşıyoruz ve yaşadığımız ömrü sonunda tamamlıyoruz. Biten yollara ve geçen yıllara üzülüyoruz. Sona gelinen yol ve azalan yıl ile dünyaya veda etmeye yaklaşıyoruz.  Aslında mesele yolların bitmesi, yılların geçmesi değildir. Mesele gidilen yollarda, bitirilen yıllarda güzel hatıralar, güzel insanlar ve güzel eserler bırakmaktır.
Geçen yıllarımda bana sevinç ve mutluluk yaşatan ailem, dostlarım ve tanıdıklarıma sonsuz teşekkürler ediyorum. Bu sürede beni üzen, mutsuz eden, haksızlığını gördüğüm herkese ise hakkımı helal ediyorum. Canımın yandığı zamanlarda, her ne kadar nefsime teslime olup incittiklerim olsa da, Hacı Bektaşi Velinin “incinsende incitme” düsturuna uymaya çaba gösterdim. Canımı acıtanın canını acıtmak istediğim zamanlarda hep aklıma Hazreti Mevlananın, “Ya canın acıya acıya adım atacaksın ya da canını acıta acıta söküp ataeaksın” sözü geldi ve dur nefsim dedim. Bu vesile ile kimseye kırgınlığımı yeni yaşıma taşımadım ve yaşadığım yeni yaşlara, yeni yıllarada taşımayacağım.

Herkes dostluğumdan ve sevgimden emin olsun. Kırılmıyorum, kızmıyorum, nefret etmiyorum ve tüm bu olumsuzluklar karşısında herkese “seni, sizi, sizleri  seviyorum” diyorum…
”Marifet nedir bilirmisin…? Taşlara bakan gözlerin çiçekleri görmesidir…!”
Bende taşlara bakarken çiçek görmeye çalışıyorum.
Tekrar ve tekrar bu doğum günümde varlığını hissettiren herkese sonsuz teşekkür ediyorum.
#ekremozturk

 

Genel

Hiçbir şey için “benimdir” deme, “yanımdadır” de.


Hiçbir şey için “benimdir” deme, “yanımdadır” de.
Çünkü hiçbiri şey daima seninle kalmaz.
Yaradan, insanın karşısına tahmin bile edemeyeceği sürprizler çıkarıyor. “Olmaz, yapamam” dediklerimizi yapıyoruz, “bu benim başıma gelmez” dediklerimiz, başımıza geliyor, kocaman kocaman laflarımızı tek tek yutuyoruz. Yani hayat bizi yavaş yavaş törpülüyor, sivriliklerimizi alıyor.

Bu güne kadar öğrenmek istediğimiz, yapmak istediğimiz her şeyi denedik ve yaptık. Bana bunun bir kabiliyet olduğunu söylediler. Hayır, denemeden hiçbir şeye yapamam demedik.
Bugüne kadar, bu benim başıma gelmez demedik, hayret hayat bizi şaşırtmadı. Affetmeyi öğrendik. Törpüyü ben kendimiz kullandık. Çok şükür kimse bizi törpülemedi. Çünkü yumuşak başlıyız. İnandıklarımızda inatçıyız.
Vermek vermek vermek… Hep eksiliyoruz sandık, Ama şimdi, okuduklarımızla ne kadar güçlendiğimizi gördük. Başkalarını kandıramayacağımızı, sadece kendimizi kandırdığımızı öğrendik.
Kendimizle yüzleşiyoruz. Hatâlarımızı keşfediyoruz. Böylece tâze kalıyor, yenileniyoruz. Aynı kararda asla kalmıyoruz. Belki geç oluyor, ama sonuçta oluyor.
Kimisinin izi kalsa da, sarılmayan yara kalmıyor. Başımıza gelen her ne ise, sevip terk edilmek de olsa, kavuşamamak da olsa, ayrılmak da olsa, hepsinin bizim için hayırlı olduğunu anlıyoruz. Kaderimizi yazanın sadece bizim için “hayır” dilediğini biliyoruz. O’na güveniyoruz.
İşte o zaman hiç yanılmıyoruz. Mutsuz da olmuyoruz. Başımıza gelen her ne ise. Vaki olan her ne ise…
Her yeni gün yepyeni şeyler getiriyor. Her yeni günde sonlar yaşanırken, ilkler de yaşanıyor. Bitişler yaşanırken, başlangıçlar da yaşanıyor. Her yeni gün yeni hasatlar yapılırken, yeni tohumlar da ekiliyor. Tıpkı ölümle doğum gibi…
Nefretler yok oluyor, evvela kendimizle barışıyoruz. Kendisi ile barışık olanın, kendiliğinden dünya ile barışık olduğunu öğreniyoruz.
Taşkınlıklar duruluyor, duruluyoruz. Yaradan’ın sürprizleri hiç bitmiyor.
Harika bir duygu kapımızı çalıyor. Gönlümüze buyur ediyoruz.
“Her şey bitti” dediğimiz anda yepyeni kapılar açılıyor, yepyeni insanlarla tanışılıyor, yepyeni fırsatlar karşımıza çıkıyor.

Her gelen gün, yepyeni bir gün. Bir öncekine hiç benzemiyor, ve biz artık bunu biliyoruz. Bu yeni günümüzde, yepyeni güzelliklere vesile olsun.

Genel

Polis Haftası


POLİS olmayı seçmek, diğer meslek seçimleri gibi değildir.
Bu seçimi yapmak zor olmalı, gönüllü olmalı, cefaya ve her türlü zorluğa dayanacak güç ve iradeye sahip olmalı ve sevmelidir.
Diğer mesleklerden çok farklıdır. İnsanlara yönelik bir meslek olması, mesai saati, işin çeşitliliğinden kaynaklanan zorluğu, çalışma ortamları gibi etkenleri düşünürsek bu mesleğin zorlukları daha belirgin olur. Günümüzün terör çeşitlilikleri, insan davranışlarının değişkenliği, çevre ve psikolojik şartlar, Polislik mesleğini seçerken tercih zorluğu yapan etkenlerin başında gelir.
Herkesin bir Polis yakını vardır. Herkes bir türlü Polis ile iletişim halinde olabiliyor. Bazen hallerini görür, halden anlamayız.
Ben hep çevik kuvvet Polislerimize bakarım ve duygulanırım. Yaptıkları işin zorluğunu hissetmeye çalışırım.
Tercihleri ile alanları olmayan bu mesleği seçenleri düşünürüm.
Polislerimizi, anlamak ve anlayış göstermek lazım.
Haftaları kutlu olsun, çalışma şartları güzel olsun, huzurlu ve sağlıklı olsunlar…
#ekremozturk
polis_haftasi_kutlaniyor_h39323