Amacımız fayda sağlamak…


İnsanoğlu, hangi yaşta ve hangi konumda bulunursa bulunsun; şayet akil bir kişi ise, hep üretmek ve aklını hayatının sonuna kadar kullanmak ve öldükten sonra ürettiği güzel şeylerle anılmayı istemelidir.

Ben de aklı başında ve artı değer üretmeyi ilke edinmiş bir insan olarak, yaşantımıza, hatırda kalacak güzel değerler ortaya koyarak, devam ettirmekten yanayım.
Bu yaşantımızı imtihan olarak bilmeli ve hakiki yaşama (öldükten sonraki gerçek ve baki hayata) giderken; buradaki imtihanı kazananlardan biri olmalıyız…

Bu sayfa ile diğer paylaşım ortamlarında yapmış olduğumuz paylaşımlar gibi daha çok insana ulaşmayı ve fayda sağlamayı hedefliyorum. Blog yazmayı daha özen isteyen bir iş olarak görüyorum. Bu blog tasarımı ve içeriği tamamen kendim tarafından yapılan bir çalışmadır. Bazen blog içine yazı yazmak yerine daha çok facebook’ta yer alan ve adıma olan grup (https://www.facebook.com/groups/ekremozturk/) ve yine adıma olan sayfa (https://www.facebook.com/ekremozturkinsankaynaklari) ile binlerce insanın sorumluluğunu taşıdığımı çok iyi biliyorum.

Önceliğim İnsan Kaynakları olup, bu doğrultuda yazmaya ve paylaşmaya çalışıyorum. Ancak ben İnsan Kaynaklarını süreç basamaklarını adım adım yazmayı benimsemiyorum. Önce ”İNSAN” diyorum ve insani özellikleri geliştirici paylaşımlar yapmak istiyorum. İnsanda önce karakter ve duygunun yönetimini çok önemsiyorum. İnsanının bu özelliklerinin güçlü olmadığı hallerde hiçbir alanda başarılı olacağına inanmıyorum. Bir yandan mesleki alanda geliştirirken diğer yandan karakter olarak gelişimide önemsemeliyiz.

Gerek İnsan Kaynakları Yönetimi gerekse yaşama dair diğer bilgileri içeren yazı ve uygulama örneklerinizi bu sayfada paylaşabilirsiniz. Bu sayfaya üye olup, sayfa yöneticisi ve editör gibi görevler alabilirsiniz. Amacımız insanlara fayda sağlayacak bu ortamı sizler ile paylaşmaktır.

EKREM ÖZTÜRK

Reklamlar

Bugün benim doğum günümdü…


Mevsimlerin en güzeli olan ilkbaharın en güzel aylarından Nisan ayının 23 sabahında, bugün benim doğum günüm diye başladığım bir günü, “bugün benim doğum günümdü” diyerek tamamlıyorum. Bir gün daha geçiyor ve bir günler bir ay, bir yıl oluyor ve bir yaş daha yaşlanıp bir ömrü tamamlıyoruz.
Bu özel günde doğum günümü kutlayan yüzlerce güzel insanı görünce, bu teşekkür yazısını yazmadan geçemedim. Kutlama yapan tüm arkadaşlarıma, ‘’hep birlikte güzel günler diliyorum. Zira yalnız gidilen yollar ve yıllar anlamsızdır. Birlikte sıhhat ve huzur içinde gidilen yollar ve yıllar dileği ile…” diyerek cevap vermeye çalıştım.
Bu mesajıma bir arkadaşım “merak etmeyin, herkes yalnızdır aslında, yalnız gelir yalnız gideriz, yeter ki kalabalıkta yalnız olmayın…” diyerek cevap verirken, onunda onunda haklı olduğunu düşündüm.
Mesele gerçek bir dostu, arkadaşı bulmak ve sevdiğimizi gerçekten samimi ve içten duygular ile sevmek dedim. Çoğu zaman dinlediğimin şarkının etkisinde kalıp yaşıma, başıma bakmadan “penceresiz kaldım Anne” diye haykırmak istediğim zamanları düşündüm. Yaşımın neresinde olursam olayım, darda kaldığımda çocukluğumda sığındığım ve ilk medet umduğum çağrış aklıma geldi ve ‘’Annem’’ diyesim geldi!
Geçen yılları düşünürken sevdiklerim, sevenlerim, sevip diyemediklerimin hepsi bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Ve en çok unutamadığım daha 57 sinde kaybettiğim sevgili babam bir kez daha yüreğimi sızlattı.
Volkan Konak, ‘’Ben Onu Sevdim Ya O Beni’’ diye söylerken, Tahir ile Zührenin hikâyesini hatırladım ve “sen elmayı seviyorsun diye elma seni sevmek zorunda değil’’ sözüne bir kez daha hak verdim.
Doğum günümü her türlü iletişim araçları ile kutlayan yüzlerce yüzü, gönlü ve düşüncesi güzel insana nasıl teşekkür edeceğimi düşünürken, her yıl tekrarladığım bu yazı ile birazda iç dünyamı paylaşmak istedim.
Bunca özel ve güzel insanın kutlaması dışında “ah olsaydı, yada oda arasaydı, bir sesini duysaydım, yaşasa da görseydim” diyeceğim insanlarımı da hatırladım.
Bu yaşlılık günümde, geçen yıllarımın muhasebesini yapmıyorum. Yaşadığım sürede yapmış olduğum yanlışlarımı ve doğrularımı zamanında değerlendirmeye çalıştım. Bazen ders aldım, bazen boş ver diyerek geçiştirdim. Yanlış yaptım ama asla yanlış adam olmadım diye kendimle gurur duyduğum zamanlarım oldu. Olumsuzluklar karşısında pes etmedim. Gün, ay yâda yıl bitse ne olur, yarınlarda var dedim. En zor durumlarda ‘’Allah var, gayle yok’’ diyerek, kendimi en emin olana havale etmenin güven ve huzurunu yaşadım.
“Nerede olursanız olun, nereye giderseniz gidin, olduğunuz yer, gittiniz yol ve seçtiğiniz insan düzgün olsun… ” sözüne uygun olarak düzgün insanlar ile muhatap olmaya çalıştım. Bu insanlara sahip çıktım, vefalı oldum ve yanlarında oldum. Asla adam satmadım ve adam satana meyil etmedim.
Bu yaşıma kadar dik durmaya, haksızlık karşısında susmamaya çalıştım. Eğilmedim ve hiç kimsenin karşımda eğilmesine izin vermedim. Öğrenmenin yaşı veya sınırı yok dedim. Sürekli öğrenerek kendimi geliştirmeye çalıştım. Çalıştığım her kuruma fark katmayı ve yaptıklarım ile fark yaratmayı amaçladım ve başardığıma inanıyorum.
Şiir’de, “ ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin’’ derken, ‘’ ben gideyim yıllar dursun” demek istediğim zamanları düşündüm.
‘’Yol gitsin, hayat sürsün ama yıllar dursun!’’ İnsanın nefsine ne hoş gelir. Ama yaşamın yada yaradılışın gerçeği yol giderken, yılda gidiyor ve bir ömür tükeniyor.
Hepimiz aynı kaderi yaşıyoruz ve yaşadığımız ömrü sonunda tamamlıyoruz. Biten yollara ve geçen yıllara üzülüyoruz. Sona gelinen yol ve azalan yıl ile dünyaya veda etmeye yaklaşıyoruz. Aslında mesele yolların bitmesi, yılların geçmesi değildir. Mesele gidilen yollarda, bitirilen yıllarda güzel hatıralar, güzel insanlar ve güzel eserler bırakmaktır.
Geçen yıllarımda bana sevinç ve mutluluk yaşatan ailem, dostlarım ve tanıdıklarıma sonsuz teşekkürler ediyorum. Bu sürede beni üzen, mutsuz eden, haksızlığını gördüğüm herkese ise hakkımı helal ediyorum. Canımın yandığı zamanlarda, her ne kadar nefsime teslime olup incittiklerim olsa da, Hacı Bektaşi Velinin “incinsende incitme” düsturuna uymaya çaba gösterdim. Canımı acıtanın canını acıtmak istediğim zamanlarda hep aklıma Hazreti Mevlananın, “Ya canın acıya acıya adım atacaksın ya da canını acıta acıta söküp ataeaksın” sözü geldi ve dur nefsim dedim. Bu vesile ile kimseye kırgınlığımı yeni yaşıma taşımadım ve yaşadığım yeni yaşlara, yeni yıllarada taşımayacağım.

Herkes dostluğumdan ve sevgimden emin olsun. Kırılmıyorum, kızmıyorum, nefret etmiyorum ve tüm bu olumsuzluklar karşısında herkese “seni, sizi, sizleri seviyorum” diyorum…
”Marifet nedir bilirmisin…? Taşlara bakan gözlerin çiçekleri görmesidir…!”
Bende taşlara bakarken çiçek görmeye çalışıyorum.
Tekrar ve tekrar bu doğum günümde varlığını hissettiren herkese sonsuz teşekkür ediyorum.
#ekremozturk

31225366_10213243604821909_4363425999501656064_n.jpg

Dünya Sanat Gününde Sanat ve Kalite Sunumu Yaptık


Dünyaca ünlü İtalyan sanatçı Leonardo da Vinci’nin doğum günü olan 15 Nisan’da kutlanan Dünya Sanat Günü Üniversitemiz Neşet Ertaş Güzel Sanatlar Fakültesi tarafından bir dizi etkinlikle kutlandı. 17 Nisan 2018 tarihinde Fen Edebiyat Fakültesi Konferans Salonunda düzenlenen etkinliklere Üniversitemiz Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Kurt, Neşet Ertaş Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Filiz Nurhan Ölmez, Gazi Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. H. Feriha Akpınarlı, Antalya Devlet Konservatuarı Geleneksel Türk Müziği Bölümü öğretim elemanı Volkan Kırımlıoğlu ile Antalya Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Kanun Sanatçısı İbrahim Alperen Kozak, Neşet Ertaş Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü öğretim elemanı ve Piyano Sanatçısı Öğr. Gör. Sinan Tüfekçi ile Piyano Sanatçısı Kenan Tüfekçi ve Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Nevin Güven, akademik ve idari personel ile öğrenciler katıldı.

Dünya Sanat Günü etkinlikleri ilk olarak “Sanat Eğitimi ve Kalite” isimli konferans ile başladı. Konferansta Üniversitemiz Güzel Sanatlar Fakültesi Sekreteri ve Kalite Yönetim Koordinatör Yardımcısı Ekrem Öztürk “Sanat Eğitimi ve Kalite” başlıklı sunumunu yaptı. Öztürk sunumunda, insanı tüm özellikleriyle bir bütün olarak değerlendiren ve eğiten olgunun sanat eğitimi olduğunu anlattı. Sanat eğitiminin bireylerin duygu ve imge kapasitelerini bulmalarına yardım ettiğini ve kendilerini keşfetmeye olanak sağladığını dile getiren Ekrem Öztürk, “Keşfetmek ve ifade etmek sanat eğitiminin temel adımlarıdır.” dedi. Üniversitemizin kalite çalışmalarına da sunumunda yer veren Öztürk, kalite süreçlerini katılımcılarla paylaştı. Sanat eğitiminin de kaliteli olmasının önemli olduğunu vurgulayan Ekrem Öztürk, Ahi Evran Üniversitesinin her alanda kaliteyi yakalayacağını söyledi.

 Güzel Sanatlar Fakültesi Sekreteri ve Kalite Yönetim Koordinatör Yardımcısı Ekrem Öztürk’ün konuşmasının ardından Gazi Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. H. Feriha Akpınarlı da bir sunum yaptı. Akpınarlı sunumunda, Türk Tekstil Sanatları hakkında bilgiler aktarırken Türk toplumunun ilk çağlardan itibaren dünya uygarlığına değerli eserler bıraktığını söyledi. “Ulusal kültürün en özgün ve en önemli kaynağı olan el sanatları ve geleneksel tekstil sanatlarını geliştirmek, yaşatmak ve yaymak görevimizdir.” diyen Prof. Dr. H. Feriha Akpınarlı, geleneksel tekstil sanatları örneklerini anlattı.

Konferansın ardından Dünya Sanat Günü etkinlikleri kapsamında Antalya Devlet Konservatuarı Geleneksel Türk Müziği Bölümü öğretim elemanı Volkan Kırımlıoğlu ile Antalya Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Kanun Sanatçısı İbrahim Alperen Kozak tarafından Kanun Resitali verildi.

Kanun Resitalinin ardından Neşet Ertaş Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü öğretim elemanı ve Piyano Sanatçısı Öğr. Gör. Sinan Tüfekçi ile Piyano Sanatçısı Kenan Tüfekçi sanatseverlere Dört El Piyano Resitali ile keyifli dakikalar yaşattı.

Dört El Piyano Resitalinin akabinde ise Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Nevin Güven’in onur konuğu olarak davet edildiği Yerel Sanatçılar Karma Resim Sergisinin açılışı gerçekleştirildi. Yerel Sanatçılar Karma Resim Sergisinde Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Nevin Güven, Aysel Şahin, Canan Karlı, Demet Hatunoğlu, Derya Yıldırım, Fatma Cansız, Gönül Yanık, Hüseyin Adıbelli, Hüseyin Altunsaray, Ömer Şahin, Pınar Akın, Şükran Yılmaz, Türkan Gül, Yasemin Karagöz ve Zübeyde Baltalık’ın yağlı boya tabloları sanatseverlerle buluşturuldu.

İç Tetkik Açılış Toplantısı Yapıldı


İç Tetkik Açılış Toplantısının açılış konuşmasını Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Vatan Karakaya yaptı. Rektör Karakaya konuşmasında, kalite sürecinin üniversitemizde rutin olarak devam edeceğini ve sürece hep birlikte katkı sağlayacaklarını belirtti. TSE tarafından verilen Kalite Yönetim Sistemi Belgesini almanın üniversitemiz için sevindirici bir durum olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Vatan Karakaya, kalite sürecinde ikinci basamağa adım atacağımızı kaydetti. İlerleyen günlerde üniversitemiz birimlerinde gerçekleşecek iç tetkik hakkında bilgiler de veren Rektör Karakaya, bu süreci de başarılı bir şekilde geçeceklerine inandığını dile getirdi. İç tetkik ile elde edilecek sonuçların üniversitemizi kalite sürecinde ikinci basamağa çıkaracağına değinen Prof. Dr. Vatan Karakaya, tüm çalışanların kalite sürecinde göstereceği gayret ve emeğin Ahi Evran Üniversitesini seçkin bir üniversite ve kalitede danışma merkezi haline getireceğini sözlerine ekledi. Rektör Karakaya konuşmasına şöyle devam etti: “Türk Standartları Enstitüsü tarafından verilen Kalite Yönetim Belgesini alan ilk ve tek üniversite olduğumuz için ülkemizdeki diğer üniversitelerden kalite sürecinde bir adım öndeyiz. Bundan sonraki hedefimiz eksiklerimizi gidererek Mükemmellik Ödülüne sahip olmak. Üniversitemiz tüm çalışanları ile birlikte bu süreçte büyük bir emek ortaya koydu. Bu sonuç hepimizi mutlu ediyor. Bundan sonraki amacımız kaliteyi yaşayabilen bir üniversite inşa etmek.”

Üniversite olarak başarı yarışında üst sıralara adımızı yazdırmak için kalitede tescillenmemiz gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Vatan Karakaya, bu süreçte de gerekli çalışma ve gayreti tüm üniversite çalışanlarının göstereceğine inandığını dile getirdi. “Üniversiteler, ürünü kaliteli insan olan bir fabrikadır.” diyen Rektör Karakaya, kaliteli insanın yetiştirilmesinde akademisyenlerin yanında idari kısımda çalışan personele de ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Ahi Evran-ı Veli’nin kaliteli insan tanımını uygulamaya çalıştıklarını sözlerine ekleyen Prof. Dr. Vatan Karakaya, bu kapsamda üniversitede Ahilik Kültürü ve Medeniyeti dersini zorunlu dersler arasında verdiklerini ifade etti.

Her oluşumun özünde insanın var olduğunu anlatan Rektör Karakaya, kaliteli insanı yetiştirmek için de bilgi envanterine ve insanın odakta yer aldığı fikirlere ihtiyaç olduğunu belirtti. Tüm çalışanlarına kalite sürecinde gösterdikleri emekler için teşekkür eden Prof. Dr. Vatan Karakaya, bu süreçte karşılaşılacak tüm problemlerde personelinin yanında olduğunu vurguladı. “Memlekete ve insanımıza hizmet etmek bizi mutlu ediyor.” diyen Rektör Karakaya, tüm personele çalışmalarında başarılar diledi.

Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Vatan Karakaya’nın konuşmasının ardından Rektör Yardımcısı ve Kalite Yönetim Koordinatörü Prof. Dr. Mustafa Kurt söz alarak bir konuşma yaptı. Prof. Dr. Mustafa Kurt konuşmasında, kalite koordinatörlüğü nezdinde gerçekleşen kalite toplantılarına katılımlarından dolayı Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Vatan Karakaya’ya teşekkür etti. 26 Mart 2018 tarihinde iç tetkiklere başlanacağı bilgisini veren Kurt, kalite süreçlerine dair tüm birimlerin tecrübeli olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Mustafa Kurt konuşmasını şöyle sürdürdü: “İç tetkik esnasında karşılaşılacak problemler ya da eksiklerde bunları önlemeye yönelik tedbirler almalısınız. Sürecin başarısı tüm çalışanların sürece göstereceği öneme bağlıdır.” İç tetkik neyi gerektiriyorsa sahada da onun uygulanmasını isteyen Prof. Dr. Mustafa Kurt, iç tetkik esnasında dikkat edilecek hususlara değindi. İç tetkikin amir-memur ilişkisi içinde değil bir sohbet ortamında yapılıyormuş gibi gerçekleşmesinin önemli olduğunu vurgulayan Kurt, tüm iç tetkikçilere başarılar diledi.

Rektör Yardımcısı ve Kalite Yönetim Koordinatörü Prof. Dr. Mustafa Kurt’un konuşmalarının ardından Kalite Yönetim Koordinatör Yardımcısı Ekrem Öztürk bir sunum yaptı. Öztürk sunumunda üniversitemizde 26 Mart – 24 Nisan 2018 tarihleri arasında iç tetkik yapılacağını belirterek 2. iç tetkikin 2018 yılının Ekim ayında, dış tetkikin ise Aralık ayında gerçekleşeceğini söyledi. Tetkikler öncesi dikkat edilmesi gereken hususları anlatan Ekrem Öztürk, tetkik sonrasında yapılacak çalışmalar hakkında da detaylı bilgiler verdi.

Sunumun ardından iç tetkikçilerin sorularının yanıtlanmasıyla İç Tetkik Açılış Toplantısı sona erdi.

Üniversitemizde Kalite Temsilcileri Bilgilendirme Toplantısı Yapıldı


Üniversitemiz Kalite Yönetim Koordinatörlüğü tarafından Kalite Temsilcileri Bilgilendirme Toplantısı yapıldı. 13 Mart 2018 tarihinde Kalite Yönetim Koordinatörü ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Kurt başkanlığında Yunus Emre Toplantı Salonunda gerçekleştirilen toplantıya, Kalite Yönetim Koordinatörlüğü ekibi ile kaliteden sorumlu birim temsilcileri katıldı.

Toplantının açılış konuşmasını Kalite Yönetim Koordinatörü ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Kurt yaptı.  Kurt konuşmasında, uzun soluklu bir süreç olan kalite sürecinin devam ettiğini ve belirlenen hedeflere ekip olarak emin adımlarla ilerleyeceklerini söyledi. Kaliteden sorumlu birim temsilcilerine Kalite Yönetim Koordinatörlüğü ile sık sık iletişim kurmaları tavsiyesinde bulunan Prof. Dr. Mustafa Kurt, gerçekleştirilen iletişimler sayesinde işleyişin hem hızlı hem de verimli olacağını kaydetti. Kalite yönetim sürecinin süreklilik arz eden bir iş olduğunun altını çizen Kurt, Ahi Evran Üniversitesi olarak bundan sonraki sürecin Ulusal Kalite Hareketine katılmak olduğunu vurguladı. Kalite Yönetim Koordinatörü ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Kurt konuşmasına şöyle devam etti: “Ulusal Kalite Hareketi sürecinin ön şartlarını yerine getirmemiz gerekiyor. Türkiye Kalite Derneğine (KalDer) üye olarak ilk adımı attık. Bundan sonraki işimiz Ulusal Kalite Hareketine dahil olmak.” Kalite Yönetim Sürecinde yapılan işlerde eksiklikler ve yanlışlıkların olabileceğini belirten Kurt, önemli olanın eksikliği ve yanlışlığı düzeltmeye çalışmak olduğunu söyledi.

Kalite Yönetim Koordinatörü ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Kurt’un açılış konuşmasının ardından Kalite Yönetim Koordinatör Yardımcısı Ekrem Öztürk bir sunum gerçekleştirdi. Sunumunda Öztürk, gündem başlıkları olan Kalite Temsilcilerinin Görev Tanımı, İç Tetkik Programı, İç Tetkik Konuları, ISO 9000:2015 Süreci, Ulusal Kalite Hareketi ve Mükemmellik Modelleri hakkında birimlerin kalite temsilcilerine bilgiler verdi. Birim kalite temsilcisinin görev, yetki ve sorumluluklarını anlatan Ekrem Öztürk, temsilcilerin Birim Kalite Yetkilisine bağlı görev yaptığını ve Kalite Yönetim Sistemi Faaliyetlerinin verimli ve etkin bir şekilde işleyebilmesi için Kalite Yönetim Koordinatörlüğü ile birimler arasında eşgüdüm sağlandığını belirtti. ISO 9001:2015 Uluslararası Kalite Yönetim Sistemleri Standardı 1. İç Tetkik Programı hakkında birim temsilcilerini bilgilendiren Öztürk, ISO 9001:2015 ve YÖK Dış Değerlendirme kapsamında üniversitemizin tüm birimlerini ilgilendiren konulara da değindi. Sunumunda son olarak Ulusal Kalite Hareketi Programı hakkında da açıklamalarda bulunan Ekrem Öztürk, Kırşehir’de bu harekete katılmış bir kurum olmadığını bu yüzden Ahi Evran Üniversitesi olarak bu alanda da hem ilimize hem de ülkemize örnek olunacağını belirtti.

SEVGİNİZ BİR GÜNLÜK DEĞİL, DAİM OLSUN…


SEVGİ’liler GÜNÜN’de, SEVGİ’yi yazdım…

SEVGİ İLE….

Sevgi bir histir, nasıl çeşitlendirilir. Sevgi söz değil özdür, tarifi sözle bile edilemezken, Sevgi nasıl kağıda yazılır mı yoksa değerli bir üstadın dediği gibi Sevgi kağıda yazılmaz, kalbe kazınır mı?

Sevgiye farklı tarif edilir mi?
Ana sevgisi, yar sevgisi yada can sevgisi, canan sevgisi…
Sevgi, ya var, ya da yoktur.
Biraz var, biraz yok olmaz.
Sevginin tam tarifi yapılamaz.
Sevgi anlatılamaz, tarif edilmez sadece yaşanır. Sevgiyi yaşayamayanlar, sevgiyi hiç anlatamaz. Yol bilmeyene yolu tarif et denilir mi? Sevgiyi yaşamayana da tarif et denmez. Sevgiyi yaşamayanın onu anlatması yaşayamadığına hasretlenmek yada yaşayana hasetlenmektir. Yoksa yaşamayan sevgiyi anlatamaz.
Ben sevgiye fedakârlık derim. Yüreğinden kopardığın tarifsiz ve şekilsiz duyguları sevdiğine vermek fedakârlıktır. Fedakârlık ise sevginin sınırını belirler.
Dostoyevski der ki: İnsan fedakârlık yaptığı ölçüde sever. Sevginin dili bin bir çeşittir, kimisi güzel sözler söyler, kimisi hediyeler alır, kimisi sarılır, öper; ama hakikatli seven fedakârlık yapar. Bu böyledir. Sevgi, sevenin sevdiği için vazgeçtiği ve göze alabildiği şeyler ile doğru orantılıdır.

Değerli yazarımız Vehbi Vakkasoğlu sevgiyi fedekarlığa bezeyip o kadar güzel anlatıyor ki:
Çünkü sevgi, fedakârlıktır.
Sevgi, sevdiğinde fani olmaktır.
Sevgi, sevdiğinin, “Hadi! Dediğinde, “nereye?” diye sormamaktır.
Çünkü sevgi sadece akılla kavranmaz. Çünkü sevgi, kalpten kavranan ve yaşanan bir güzelliktir. Bu sebeple de, kalpsizlerin, merhametsizlerin ve maddecilerin sevgiden söz etmeye hakları yoktur.

Sevgi bakıştır.
Sevgi, selamdadır.
Sevgi, tebessümdedir.
Sevgi, hatır soruştadır.
Sevgi, yardım ediştedir.
Sevgi, bazen bir geçmiş olsunda, bazen da bir teselli tavsiyesindedir.
Sevgi, pişirilen yemektedir.
Sevgi, “Hoş geldin” de, “Güle Güle” de, “Allaha ısmarladık” tadır.
Yürekte gerçek sevgi gerçekten varsa, her şey sevgidir.
Görünüşe, etkisi, hissi ne olursa olsun her şey sevgi olur.
Ve seven sevdiğine, “Senden gelen başım gözüm üstüne” der.
Sevgi, kal değil, hal işidir.
Sevgi kime karşı, nedeni ve ölçüsü ne olursa olsun duyuluyorsa, bir insanın içinde yaşaması ve başkasına yansıtması gereken tüm özellikleri içinde barındırıyordur. Selam, tebessüm, yardım ve diğer tüm güzel insan özellikleri sevginin içindedir.
Sevgi kalpten çıkar ve kalp dilsizdir. Sevgiyi ne bir kalp, ne bir göz nede bir söz dile getirip anlatamaz. Sevgi bütün bir vücudun seslendirmesi ile ancak dillendirilebilir. Akif “dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım” diye dertlenirken, sevgiyi sadece kalbin anlatamayacağını belirtir. Sevginin dili yoktur ama sevgi, ruhun dilidir. O konuşmaya başlar, öteki diller susar. Konuşsalar da, sesler, sözleri duyulmaz olur.
Sevginin kime olduğunun önemi de yoktur. Önemli olan sevgidir, sevmektir.
Sevgi değer kaybetmez.
Sevgi gelişi güzele verilmez.
Sevgi kolay kolay bitmez.
Sevgi bir güne sığmaz.
Sevgi bir günde sevdiğine bir hediye almak ile sergilenmez.
Sevgin varsa, seviyorsan bunun ne saati ne günü nede yılı olur.
Seviyorsundur ve ötesi yoktur.

Ekrem ÖZTÜRK
ekremozturk@hotmail.com.tr

Oglumun yeni yaş günü


Her geçen yıl ile yaşamın yollarıda bitiyor. Ancak, mesele ne yolların nede yılların bitmesi değildir. Mesele gidilen yollarda ve bitirilen yıllarda güzellikler bırakmaktır diyorum.
Bu geçen yıllar ile birlikte yolumuzun, yıllarımızın ve geride bıraktığımız, değerlerimizin çok olması gerekiyor.
Küçük oğlum Mustafa ŞAMİL, 20 dedi.
2018 yılını ülkemiz ve dünya için önemli görüyorum. Özellikle güney sınırımızda bize karşı oluşturulmak istenen bölücü yapıya karşı başlatılan operasyonun yapıldığı bu günlerde evlatlarımıza büyük sorumluluklar yüklüyorum.
Sorumluluk sahibi, farkında olan, düşünen ve üreten bir bilinç ve ”ilk ve tek öncelik DEVLET” ilkesi ile Şamil beye nice yıllar diliyorum.

Çalışma Hayatında Kuşaklar


Bulunduğum kuşağı hep şanslı gördüm. Öyleki, gaz lambasından led lambaya, eşeğe binerken jet uçaklara, radyodan her türlü görüntülü ve sesli yayın yapan cihazlara, sarı yapraklı defterlerden tabletlere, kara lastik ayakkabıdan ortopedik ayakkabılara geçiş yapan bizim kuşak ve başka bir kuşak bunları yaşayamayacak. 🙂
… ve en önemlisi biz çocukken bu günleri hayal edecek bilgi ve ileri görüşe sahip değilken bugün aynı bizler çok sonrasını hayal edecek bilgi ve görüşe sahip hale geldik.
Tabloya baktığımızda teknolojiye ilgi duymanın dışında diğer alanlarda en başarılı kuşan bizim X kuşağıdır.
#ekremozturk2d336e37-3d7a-4a31-8e09-0658511de41e-original