“Aldanma diye bir şey yoktur; sadece biraz fazla güvenmek vardır.”
Bu cümleyi her duyduğumda üzerinde düşünürüm. Çünkü hayatın farklı dönemlerinde yaşadığımız hayal kırıklıklarının büyük çoğunluğu aslında tanımadığımız insanlardan değil, güvendiğimiz insanlardan gelir. Bizi üzen şey çoğu zaman yapılan yanlışın kendisi değil, o yanlışı yapan kişiye duyduğumuz güvendir.
İnsan sosyal bir varlıktır. Hayatını ilişkiler üzerine kurar. Dostluklar, aile bağları, iş birlikleri, kurumsal ilişkiler ve toplumsal düzenin tamamı güven üzerine inşa edilir. Güven olmadan ne bir ekip çalışabilir, ne bir aile ayakta kalabilir, ne de bir toplum sağlıklı şekilde varlığını sürdürebilir.
Peki, güvenmek bizi aldanmaya açık hâle getiriyorsa neden güvenmeye devam ederiz?
Çünkü güvenmek bir zayıflık değil, bir karakter göstergesidir.
Bir insana güvenmek, aslında kendi değerlerini ortaya koymaktır. Dürüst olan insan, karşısındakinin de dürüst olabileceğine inanır. Samimi olan insan, samimiyet bekler. Vefalı olan insan, vefa görmeyi umar. Güven, biraz da insanın kendi ahlakını karşısındakine yansıtmasıdır.
Bu nedenle bir güven ilişkisinin bozulması, güvenenin eksikliğinden çok, o güveni taşıyamayan kişinin eksikliğini gösterir.
Ancak burada önemli bir ayrımı da gözden kaçırmamak gerekir. Güvenmek ile sorgulamadan inanmak aynı şey değildir. Hayat tecrübesi bize, güvenin yanında tedbirin de gerekli olduğunu öğretir.
Eski bir söz vardır:
“İnsanlara güvenmek fazilettir, fakat herkese aynı ölçüde güvenmek gaflettir.”
Bu sözün içinde önemli bir denge saklıdır. İnsan kalabilmek için güvenmek gerekir; fakat hayatın gerçeklerini görebilmek için de basiret gerekir. Güvenmek, gözleri kapatmak değil; gözleri açık tutarak insanlara fırsat vermektir.
Yıllar boyunca yöneticilikte, eğitimde ve kurumsal çalışmalarda şunu gördüm: İnsanlar kadar kurumlar da güven ilişkileri üzerine ayakta durur. Bir kişiye, bir ekibe veya bir kuruma duyulan güven boşa çıktığında yaşanan hayal kırıklığı aslında önemli bir muhasebe fırsatıdır.
O noktada şu soruları sormak gerekir:
Yeterince sorguladık mı?
Liyakate baktık mı?
Sistemi doğru kurduk mu?
Yoksa sadece görmek istediğimize mi inandık?
Çünkü güven kadar denetim de önemlidir. Kurumsal yaşamda kalite yönetimi, iç kontrol mekanizmaları ve hesap verebilirlik kültürü tam da bu nedenle vardır. Güveni ortadan kaldırmak için değil, güveni sürdürülebilir hâle getirmek için.
Belki de hayatın en önemli öğretmenlerinden biri aldanmaktır. Her hayal kırıklığı insana yeni bir bakış açısı kazandırır. Her yanlış insanı biraz daha olgunlaştırır. Her kırgınlık, insan ilişkilerinin karmaşıklığını biraz daha anlamamızı sağlar.
Bu yüzden tecrübe, sadece başarıların toplamı değildir. Tecrübe; güvenip yanıldığımız, inanıp hayal kırıklığı yaşadığımız ve bütün bunlardan ders çıkararak yolumuza devam ettiğimiz durakların toplamıdır.
Sonuç olarak, aldanmamak için kimseye güvenmemeyi seçebiliriz. Fakat o zaman dostluklardan, ortaklıklardan, sevgiden ve insan olmanın güzelliklerinden de vazgeçmiş oluruz.
Bu nedenle güvenmeye devam etmek gerekir.
Ama artık sadece kalbin sesiyle değil; aklın, tecrübenin ve basiretin rehberliğinde…
Çünkü insanı büyüten şey, hiç aldanmamak değil; aldanmalarından öğrenerek güvenme cesaretini kaybetmemektir.

Yorum bırakın