Aziz Yıldırım ve Kurum Kültürü

Bir Galatasaray taraftarı olarak Fenerbahçe kongresindeki süreci dışarıdan bir gözle izlerken, spor dünyasında pek sık rastlamadığımız bir “kurumsal hafıza” olgusuna tanık oldum. Aziz Yıldırım’ın yeniden başkanlığa seçilmesini sadece bir seçim sonucu değil, bir kurum kültürü refleksi olarak okumak gerekir.
Bugün, genç ve varlıklı adayların yarıştığı, yenilik ve değişim rüzgarlarının estiği bir ortamda; üyelerin tercihini yine “kurumsal dokuya” uygun buldukları bir isimden yana kullanması oldukça anlamlı. Bu tablo bize şunu gösteriyor: Bir kurumda isimler, karizmalar ya da sadece sermaye gücü, kurumun tarihsel derinliği ve o kültürü oluşturan “sistem hafızası” karşısında tek başına yeterli olamıyor.
Aziz Yıldırım, uzun başkanlık döneminde Fenerbahçe’de sadece bir yapı değil; taraftarın aidiyet duygusuyla bütünleşen, kulübün genetiğine işleyen bir yönetim anlayışı inşa etti. Ali Koç’un 8 yıllık ve Sadettin Saran’ın stratejik çabaları, bu köklü kültürel kodları değiştirmekte veya yerine yenisini koymakta yeterince kapsayıcı olamadı. Çünkü değişim, eğer kurumun öz değerleri ve paydaş beklentileriyle tam bir uyum içinde değilse, sadece bir “arayış” olarak kalıyor.
Kongre üyelerinin, sembolleşmiş bir ismi tekrar göreve getirmesi, kulübün kendi tarihsel dokusuna sahip çıkma isteğinin en somut göstergesi. Bu durum, kurum yönetiminde sürdürülebilirliğin, popülerlikten veya kısa vadeli vaatlerden çok daha ağır bastığını kanıtlıyor.
Sonuç olarak; kurumlar, onları var eden kültürel mirası taşıyabildikleri sürece kalıcıdır. Fenerbahçe camiası, isimlerin gelip geçici olduğunu, ancak kurumsal kimliğin ve o kültürün vazgeçilmez bir pusula görevi gördüğünü bir kez daha tescillemiş oldu. İsimler değişse de, kurumun “kurumsal olgunluğu” her zaman belirleyici olmaya devam edecektir.

“Kurumları ayakta tutan şey yalnızca başarılar değil, başarıların üzerine inşa edilen ortak hafızadır.”

Yorum bırakın

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑