İş başa düştü… 


 

(İşveren, iş vermeye aracılık eden, referans olan ve en önemlisi meslektaşlarım insan kaynakları yöneticileri, uzmanları ve çalışanlarına ithafen)

Mezun Oldum, “Beni İşe Al!”…  diye başladığım, yeni mezunların işsizlik sorunlarına dikkat çekmek, yeni mezunların yetkinliklerini geliştirmelerini katkı sağlamak ve onları bir nebze işe girmeye hazır hale getirmeye yönelik yazılar yazıyorum.

Sosyal medyada işsizlik feryadı yapan gençlerin durumu görünce, yürek yakar hale gelen yeni mezunların durumuna hep üzüldüm. İnsan kaynakları platformlarında iş arayışında olan yükseköğretim görmüş gençlerimizin çabalarını ve bu işsizliğin sebep olduğu ruh hallerini en iyi anlayanlardan biri olarak, artık iyi bir üniversiteden mezun olmanın iş bulmaya yetmediğini, bir dil bilmenin yanısıra bir dil daha istendiğini ve bunlarında yetmeyip iyi bir referans olması gerektiğini çok iyi biliyorum.

Bir gerçek varki, her mezun iyi bir üniversiteden bir veya birkaç dil bilerek mezun olmuyor. Mezun olan her gencin gelecek yaşamı için mutlaka bir işe girmesi gerekiyor. İyi bir üniversiteden mezun değilse, dilde bilmiyorsa vay haline demeden geçemeyeceğim. İyi üniversite tanımıda tartışılır hale geldi. Otuz yıllık, otuz bini geçkin öğrencisi olan bir üniversiteden, ofis programlarını dahi kullanmadan mezun olan bir öğrenciyi görünce, bu üniversiteye ne denilir onuda siz deyin. Aslında sorun ne mezun olan gençte, ne mezun eden üniversitede, nede iş vermeyen işverende. Sorun sistemde ve bunun düzelmesi yönünde bir çaba yok yada gereksiz bir çaba var. Herşey çelişki ile dolu ve sonuç ortadada.

Daha öncede yazdım ve bu bilgileri verdim. Her yıl işgücüne katılan üniversite mezunlarının sayısına 400 bin kişi daha ekleniyor. İşgücündeki üniversite mezunlarının sayısı 2014 yılında, önceki yıla göre yüzde 10 daha arttı ama Üniversite mezunu işsizlerin sayısı da, geçen yıl 54 bin artarak 557 bine çıktı. Bu gelişmeler doğrultusunda yüksekokul veya fakülte mezunları arasında 2012’de yüzde 10 olan işsiz sayısının, 2016 yılında yüzde 13 civarında olması bekleniyor.

Sürekli olarak, her yıl işgücüne katılan 400 bin üniversite mezununa istihdam alanı sağlamanın zor olduğunu kabul etmek lazım. Bu mezunların alanlarının istihdama yönelik olmaması yada belirli alanlar üzerinde yığılma olması da istihdam sağlama ayrı bir sorun olarak görülmelidir. Ulusal düzeyde insan kaynakları planlaması yapılmadığı için güncel alanlarda popüler olan bölümleri yüksek eğitimde tercih eden gençler, mezun olduklarında bu bölümlerin cazibesini kaybettiğini gördüklerinde hayal kırıklığı yaşıyorlar. Değişmeyen  tek cazibeli meslek için tercih edilen Tıp Fakültesi mezunlarının gelecekte hayal kırılığı yaşamaları kaçınılmaz bir gerçek olarak görünüyor.

Bu durumların yaşanmaması için mutlaka ulusal düzeyde insan kaynakları planlaması yapılmalı ve buna göre eğitim planlaması yapılmalıdır. Aksi halde yeni emzunların iş bulma şartları her geçen yıl daha zor olacaktır.

İş bulmakta zorlanan gençler, tükenmişlik sendromu yaşıyorlar. Üniversiteden mezun olunca hemen iş bulma umudunu kaybeden bir genç, iş arayışında karşılaştığı, deneyim, referans, bir veya birkaç dil bilme gibi yetkinliklerin sorgulanması ile tükenmişliğe yöneliyor. İşe alımlarda karşılaştıkları haksızlıklar, ayrımcılıklar ve hak yendi duygusu bu tükenmişliği daha çok arttırıyor. Tükenmişlik hissini yaşamaya başlayan bir kişi ise duygusal çöküş, duyarsızlaşma ve azalmış başarma motivasyonu şeklinde yaşamaya başlıyor. Bunun ardından pes etmişlik ve iş bulmaya yönelik beklentilerini azalması ve çevre baskısı ile iyice kaybetmiş duygusuna sahip oluyor ve kendini bırakıyor. Tükenmişlik sendromu yaşamaya başlayan bir genç, ailevi sorunlar ve diğer ilişki güçlükleri, dolayısıyla yalnız kalma gibi manevi kayıplar, alkol-sigara ve diğer madde kullanım bozuklukları, fizyolojik ve psikolojik belirtilerle, depresyona kadar giden ciddi olumsuzluklar ile karşılaşabiliyor. Bu durumda karşılaştığım genç arkadaşlarımın bu durumlarına çok üzülmeme rağmen sadece konuşmaktan ve yazmaktan başka bir şey yapamadım.

Yıllarca işe almada ve iş bulmada insanlara yardım ederken, iş bulmanın ve işe girmenin zorluğunu bu kadar zor olduğunu yeni öğrendim. Kendi başına gelmeyince yada kendi yaşamayınca tam olarak bilemiyormuş!  Oğlumun mezun olduğu İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Bölümünden mezun olduktan sonra iş arayışı ve karşığını görünce durumun ne kadar vahim olduğunu gördüm. Bu konuda  daha önce yazdıklarımın ne kadar doğru ama o kadarda eksik olduğunu gördüm. Aldığı eğitimin iş bulmada yetersiz kalacağını düşündüğümden dolayı avantaj sağlar umuduyla kendi alanım ve kendi deneyimlerinden oluşan bir eğitim sürecinide evde yönetmemizde bir işe yaramadı.

Senin çevren var, sana göre ne var, senin oğluna iş bulmandan kolay ne var, söylem ve düşüncelerini boşa çıkarma başarısını gösterdim. Biz insan kaynakları çalışanlarının bazı zamanlarda hiç anlamadığı veya anlamak istemediği iş arayan ve bu konuda ısrarcı olan işsizlerin halini o kadar iyi anlar oldumki, bunu anlamak için yaşamak gerekmiş demeden geçemiyorum. İş bulmak yada oğluma iş verin demek için bir ne kadar iyi tanıdığım, samimi olduğum, güvendiğim ve umut ettiğim insanlara gitmenin, gittiğinde demenin zorluğunu iyi yaşadım, yaşıyorum, yaşayacağım.

Bu konuda hissettiklerimi ve yaşadıklarımı o kadar uzunca  ve derinden anlatır ve yazabilirim. İşverenler, işvermeye aracılık edenler, referans olanlar ve en önemlisi meslektaşlarım insan kaynakları yöneticileri, uzmanları ve çalışanları, bu durumu bir gün sizde yaşabilirsiniz.  Bu durumu anlamak için yaşamak gerekmediğini anlatmak için yazıyorum. Bir insan kaynakları uzmanı olarak yeni mezun oğluma iş bulmada benim kaldığımın çaresizsizliği, diğer mezunlar ile kıyaslayınca vay onların haline dedim. Benim hissettiklerim bunlar ise iş bulmakta zorlanan ve arayışta olan oğlum  ne hissediyordur?

Sonuçta kendi kendime dediğim, Takke düştü, kel göründü…

Ekrem Öztürk

 

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN İK BLOG YAZILARI


TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN İNSAN KAYNAKLARI BLOG YAZILARI arasında benim yazımın bulunmasından dolayı mutlu oldum. Bu çalışmaya emek veren Sibel Karamaraş hanıma teşekkür ediyorum.
#encokokunanikblogyazilari @ekremöztürk
 

 

Hayattaki en zor 4 durum


İnsan yaşamında bu dört durumun etkisini herkes bilir diye düşünüyorum. Bu durumları yaşamayan yoktur sanırım.
Karamsarlık,
Pişmanlık,
Çaresizlik, hiç bir insanın yaşamak istemediği hallerdir. Bunlara birde ertelemek ve amaçsızlık eklendimi insan yaşamının nasıl bir duruma geleceğini düşünmek bile istemeyiz.
O halde ne yapıyoruz?
Karamsarlık kavramını yok ediyoruz.
Mümkün olduğu kadar pişman olacağımız eylemlerden kaçınıyoruz.
Asla ertelemiyoruz. Şimdi zamanımı demiyoruz.
Amaçsız hayat insana uzak bir hayat diyor, amaç ve hedefler oluşturuyoruz.
Çaresizlik durumda başvuracağımız ve destek alacağımız dostlar oluşturuyoruz.
Hadi işiniz rast gelsin..
#ekremöztürk

Karakter varsa Kariyer vardır!


Karaktersiz kariyerin öneminin çok olmadığını biliyoruz. Bugünlerde çevremde yaşadığım canlı örnekler çoğalınca bu konuyu yazmaya devam ediyorum. Kariyeri amaç edinen ancak karakter yoksunu yâda eksiği insanları çevrenizde görebilirsiniz. Kariyer için her şeyi yapabilirim diyen birçok insan tanıdım.Bunlardan bir tanesi yıllar önce yanımda staj yapan genç bir öğrenciydi ve ‘’kariyer için her şeyi yaparım’’ dediğinde, kariyer yolculuğunun, karakter ile birlikte olması gerektiğini hatırlattım. Günümüzde kariyer yapmak, öğrencilik döneminde başlayan bir hayaller dizisi oluyor. Daha eğitimlerini tamamlamayan gençler, kariyer adına birçok etkinliğe katılıp, bu konuda kitaplar okuyup, kariyerli zatlar ile tanışma çabasına giriyorlar.
Önemli olan bir konuda, lise döneminde başlayan kariyer günlerinin yapılması ve bugünlere şık giyimli, gösterişli arabalı, iyi mevkide bulanan insanlar davet ediliyor. Lise öğrencisine direk hedef olarak kariyerden ziyade kariyerli insanların konumları sunuluyor. Kariyer yapmak lise öğrencisi için kariyer gününe davet ettikleri kişilerin gösterişli olarak sundukları hayat hikâyelerimi yoksa öğrencinin yetkinliğine ve ilgisine uygun bir bölüm tercih etmesi mi bilemedim.
Kariyer nedir yada nasıl planlanır sorunun cevabını sanırım gerçek manada verilmesi mümkün değil. Yada kariyer sürecine nereden başlanmalı? Lisede kariyer günleri ile gelecekte çok iyi imkanlar sunacak bölümlerin tercih edilmesi, Üniversitede iyi bir şirketten burs alınması, iyi bir kuruluşta işe başlama veya çalışırken iyi bir pozisyona yükselecek fırsatları yakalamak..Bunların hepsi ise kariyer planlaması nereden başlamalıdır?Sonuçta kariyer derdinde olan her birey bir türlü kendisi, çevresi veya çalıştığı kuruluş vasıtasıyla kariyer sürecinde yer alıyor. Kariyeri olmazsa olmaz görenler kariyer için birçok şeyi mubah görüyor ve hızla yükseliyor.
Kariyerli insan olmaktan ziyade karakterli insan olma düşüncesinde olanlar ise daha farklı davranırlar. Bilirler ki, kariyer bir gün bitecek ve bu yolda sadece kariyer odaklı olanların kaybettikleri değerler aranacak.
Karakter yerine kariyeri önemseyenler, kariyerin gücünü ve gösterişini çok önemserler. Kariyer insanları çok güçlü gösterir ve itibar gördüklerini sandırır. Gerçekte ise tanınıncaya kadar kariyer tanındıktan sonra karakterle saygınlık görünür. Aslında iyi bir karaktere sahip olan insanlar bulundukları çevrede kariyer fırsatını her zaman yakalayabilirler. Yada bu tür insanlara o kariyer fırsatları birilerince sunulur. Karakter kariyerin mayasıdır ve sağlam karakter iyi bir kariyeri şüphesiz getirecektir.