İNSANLAR ANLAŞILMAZ OLDU!


Bazen anlayamıyorum. Aslında bazen değil, çoğunlukla anlayamıyorum.
Ne kadar okusam, eğitim alsam ve insanlarla iç içe yaşasam da sonuç değişmiyor.
Başka bir insan, başka bir dünya demek ve benim başka bir dünyayı keşfedecek kadar enerjim yok artık…
Bazen, birine sevgi verirsiniz. Emek verirsiniz. Zaman verirsiniz. Saygı gösterirsin, hürmetini eksik etmezsin, meselen yoktur, kendin gibi görürsün. Elinizden ne gelirse onu yaparsınız.
Bir karşılık beklediğinizden değil, hak ettiğini düşündüğünüzden yaparsınız bunları.
Karşılığı vardır belki de. Belki bir güler yüz, belki de sıcak bir gülümseme.
Bazen bir teşekkür, bazen de ta içinize işleyen bir bakıştır.
Ve bazen sadece derin bir suskunluktur beklediğiniz.
Beklediğiniz, bazen kırıcı olmayan bir sözdür.
Bazen, yaralamayan bir değerlendirmedir.
Bazen kimseye şikayet edilmemektir beklediğiniz, bazen de küçük düşürmeyen bir davranıştır. İnsanca bir beklentidir yani…
Çok zor değildir yapması…
Ama; her zaman hayat bize beklediklerimizi vermez.
Sadece ihtiyacımız olanı verir.
İhtiyacımız biraz hayat tecrübesiyse eğer, istemediğimiz kadar verir zaten…
Biz ne yaparsak yapalım, karşımızdaki için çok da anlamlı değildir.
Onun kafasında başka şeyler vardır.
Yaptığımız her şeyi kendi değer yargılarına göre algılar ve değerlendirir.
Bizler ne yaparsak yapalım, ancak kendimize göre iyidir yaptıklarımız.
Yıllar karşımızdakine farklı şeyler öğretmiştir çoğu kez.
Hayatın farklı yönlerini görür baktığı zaman. Yedirdiğiniz, giydirdiğiniz, gezdirdiğiniz ve anlattığınız şeyler, çoğu zaman boşa gider.
Çünkü, karşınızdaki kişi, bunları isteyerek değil, zorla yapar.
Bazen zorlamamak lazım. Olmayınca olmuyor. Siz her şeyin en iyisini de yapmak isteseniz, karşınızdaki anlamıyorsa, olmaz. En iyisi, sizin istediğiniz veya direttiğiniz bir hayat yerine, onun istediği hayatı vermektir. Bazen onun istediği hayat, onun hak ettiği hayattır.
İnsanlar; layık oldukları şekilde yaşarlar.
İnsanlara haketmedigi değeri verip baş tacı yaptığınızda o insanın kendini büyük yada ulaşılmaz sanıp, üstüne birde size ayak oyunu çekmeye kalkarsa, insan’a sen ne GARİP’sin demeden edemiyorum ve ne halin varsa GÖR diyorum..
#ekremozturk
Görüntünün olası içeriği: yazı
Reklamlar

Kalp kırmak suya yazı yazmaya benzer, kalbi yeniden kazanmaksa gece güneşin doğmasına…


Kalp kırılması buz kırılması gibidir. Kırılan buzu yapıştırmak mümkün değildir. Ama dondurabilirsiniz . Kırılan kalbi de yapıştıramaz, sadece öldürebilirsiniz.
Aşağıdaki resmi görünce yıllar önce yazdığım bu yazıyı paylaşmak istedim.
Kalp kırmak suya yazı yazmaya benzer, kalbi yeniden kazanmaksa gece güneşin doğmasına… Sen suya yazı yazmasını başardın, şimdi otur da güneşin doğmasını bekle..!
Kalp kırmayı yada kırmamayı bu kadar güzel anlatan bir başka cümle daha olmaz sanıyorum. Suya yazı yazmak mümkün müdür? Ne kadar uğraş versek bile bunu başaramayız. Suya yazı yazamıyorsak, bir kalbi kırmayı da bu kadar zor hale getirmek bizim elimizdedir. Kırılan kalbi yeniden kazanmayı, mümkün olmayacak gece güneşin doğmasına benzeten bu anlamlı cümle bize çok şey anlatıyor olmalı…
Yaşamımızın her döneminde hepimizin farkında olarak veya olmadan kalp kırmış yada kalbimizin kırılmış olduğu bir gerçektir.

Kalbimizin kırıldığında yaşadığımız üzüntüyü kalbini kırdığımız insanında yaşadığını bilmemiz ve buna göre davranmamız gerekiyor. Kalp kırmak ile ilgili sevdiğim bir CÜMLEYİ paylaşmak isterim. Hiç kalp kırdınız mı veya kalbinizi kıran oldu mu diye sormaya gerek var mı?

 

Otomatik alternatif metin yok.

”Ve hiç unutmayın ki yaşam, aldığımız soluklarla değil, soluk kesen anlarla ölçülür”


1. ”Zorunlu olmayan sayıları çöpe atın: yaş, kilo, boy.
Doktorunuz düşünsün onları. Bunun için ücret alıyor sizden.

2. Sadece neşeli arkadaşlarınız olsun.
Suratsızlar, negatifler sizi aşağı çeker.

3. Öğrenmeyi sürdürün: Bilgisayar, el sanatları, bahçecilik, ne olursa.
Beyniniz âtıl kalmasın. Âtıl kafa, iblisin tezgâhıdır.
İblisin adı da, alzheimer’dır.

4. Küçük şeylerden zevk almaya bakın.

5. Sık sık, uzun uzun, vargücünüzle gülün. Soluksuz kalıncaya kadar gülün.

6. Gözyaşları olacaktır. Katlanın, yas tutun, başka yaşantılara geçin.

7. Sevdiklerinizle doldurun çevrenizi, aile, kedi, köpek, kuş, balık,
yadigârlar, müzik, bitkiler, hobiler, ne olursa.
Eviniz sığınağınızdır. Tadını çıkartın.

8. Sağlığınızın kıymetini bilin. İyiyse üstüne titreyin.
Bozuksa düzeltin.
Siz kendiniz düzeltemiyorsanız yardım sağlayın.

9. Vicdan azabından uzak durun.
Çarşı pazarda gezin, komşu illerde dış ülkelerde dolaşın,
ama sakın suçluluk, pişmanlık duygusuna yönelmeyin.

10. Sevdiğiniz insanlara onları sevdiğinizi söyleyin, hissettirin her fırsatta.”

”Ve hiç unutmayın ki yaşam,
aldığımız soluklarla değil,
soluk kesen anlarla ölçülür”
George Carlin

Otomatik alternatif metin yok.

İmkânsız da değil


Kolay değil belki, ama imkânsız da değil.
Hangi küskünlük bitmemiş, hangi dostluk başlamamış!
Yüreğin senin elinde. İnsanları değiştiremezsin, ancak onlarla ilgili düşüncelerini değiştirebilirsin.
Öyleyse herkesi olduğu gibi kabul et sen de.

İnancının kazanmasını, “o”ndan uzaklaşarak elde etme şartına bağlama vehminden kurtul.
İyiliğin halledemediğini kötülük hiç halledemez: yüreğine kaydet bunu.
Ücretsiz bir bilettir tebessüm, yürek yolculuğuna.
Sevgiye davet çıkar sen de hadi. Kanaat getir olumsuzlukları eriteceğine.
Maziye üzülme; yaptığın hatalardan ders aldıysan eğer.
Bugünü bugünde yaşa. Fakat biraz dur.
Hayatına tecrübeler eklemen için şart değil yanlışlar yapmaman.
Başkalarının edindikleri doğruları da yerleştir zihnine. Yolu uzatıp kaderini zorlama. Güzellikleri de bizzat kendin uygula.
Savrulma sakın.
Dipsizse de karanlık, dal içeri. Öyle bir dal ki; sen değil, o korksun.

“Ne çıkar” deme: bir nur da senden olsun.
Gülümse; İNSAN olduğun için…

Gülümse…

Ne zaman ağlayan birini görsem içim acısa da yine de sevinirim


Duygular vardır anlatılamayan, sevgiler vardır kalplere sığmayan, dostluklar vardır hiçbir şekilde yıkılmayan, bazı insanlar vardır asla unutulmayan. Bizim dostluklarımızda unutulmayanlardandır.
Ne zaman ağlayan birini görsem içim acısa da yine de sevinirim. Çünkü bilirim ki ağlayan kişinin kalbi henüz nasır tutmamıştır. Katılaşmamıştır yüreği. Kalp ağlamazsa gözyaşı da akmaz denir ya. İşte onun gibi. Sevindiğimizde atılan kahkahalar kadar, üzüldüğümüz zamanlarda dökülen gözyaşları da bir o kadar değerlidir.
Bir düşünürün dediği gibi “Gözyaşı, çekilen sıkıntıyı ve bunun beraberinde gelen hakikati değiştirmez belki ama kalbi katılaşmaktan kurtarır. Gerçeklerin betona çarpıp geri dönmesine engel olur.”
Bu nedenle de ağlamak güzeldir. Üzülmeyi becerebilen bir insan, sevinmeyi de becerebilir. Ağlayabilen bir insan gülmenin kıymetini daha iyi anlayabilir. Ağlatanlardan değil ağlayanlardan olmanın ayrıcalığını hissedebilir.
Ağlamak sanılanın aksine çaresizlik, zayıflık, güçsüzlük demek değildir. Canımız yandığında öfke ve intikam duygularıyla kalbimizi nasırlaştıracağımıza, gözyaşlarımızla yapılan temizlik, kalbin doğru ateşi bularak yumuşamasına vesile olur.
Ağlayan birisine yapılacak en büyük destek, bana göre, samimi bir dokunuş ya da uzatılan bir mendildir. Bunlar bin türlü sözden çok daha kıymetlidir.
Ağlayabilmek insan olmanın gereklerinden biridir. Her şeye rağmen, özellikle insanın kendisine rağmen ağlayabilmesi takdire şayan bir erdemdir.
Ağlamakla gülmek, olmazsa olmaz bir ikilidir. Tıpkı evrende olan diğer zıtlıklar gibi…

Adam 3 yaşındaki kızını, pahalı bir hediyelik kaplama kâğıdını ziyan ettiği için azarlamıştı. Küçük kız, koskoca bir paket altın yaldızlı kağıdı bir kutuyu eğri büğrü sarmak için kullanmıştı….
Yılbaşı sabahı küçük kızı, paketi getirip “Bu senin babacığım” dediğinde üzüldü. Acaba gereğinden fazla mı tepki göstermişti kızına… Bir gece önce yaptığından utandı… Ne var ki paketi açınca yeniden öfkelendi. Kutunun içi boştu… Kızına gene bağırdı.
“Birisine bir hediye verdiğinde, kutunun içinde bir şey olması lazım. Bunu da mı bilmiyorsun küçük hanım?” Küçük kız gözlerinde yaşlarla babasına baktı, “O kutu boş değil ki baba” dedi… “İçini öpücüklerimle doldurmuştum!” Adam öyle fena oldu ki… Koştu… Kızına sarıldı… Beraberce ağladılar.
Adam o altın kutuyu ömrünün sonuna kadar yatağının başucunda sakladı. Ne zaman keyfi kaçsa, ne zaman morali bozulsa, ne zaman kendini kötü hissetse, kutuya koşar, içinden minik kızının sevgi ile doldurduğu hayali öpücüklerinden birini çıkarırdı.
Aslında bütün anne ve babalara böyle bir altın kutuyu çocukları hiçbir karşılık beklemeden, sevgi ve öpücüklerle doldurup vermişlerdir. Hiç kimsenin hayatında bundan daha değerli bir armağana sahip olması mümkün değildir.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

Sizinle aynı anlamı gören birine rastlarsanız


Bir insanın yaşı ilerledikçe hayat komplikeleşiyor sanki, ilişkiler, dostluklar, iş hayatı, herşey ama herşey.
Geçmişe dönüp baktığımda, gençliğimdeki ben ile şimdiki ben arasında dramatik bir fark olduğunu belki yeni yeni farkediyorum. Bir zamanlar yolun yarısını çoktan geçmiş olduğumun bilincine sadece nüfus kağıdım elime geçtiğinde varırdım. Son birkaç yıldır ise maalesef bu gerçeği hergün ama hergün hatırlıyorum. Gençken aşık olmak çok daha kolaydı, sevmek, dost olmak, güvenmek, hatta iş değiştirmek…

Yaşamak daha basitti, daha az sorumluluk, karar almak çabuk, fikir değiştirmek serbest. Kaybedecek vakit boldu, bir yerlere yetişmeye çalışmadan sonsuz bir hayat süreceğine inanmak kolay.
İlerleyen yaşın içine yoğun deneyim ve birkaç hayal kırıklıklığı serpiştirilmişse, başka bir değişle sütten ağız yanmışsa, hayat eskisi kadar basit görünmüyor insanın gözüne. Yeni dostlar eklenmez oluyor, birtakım arkadaşlıklar zaman içinde yok oluyor, ilişkiler karmaşıklaşıyor.

Birbirini tanımanın en keyifli dönemleri bir tedirginlikle gölgeleniyor ve üflenerek yenen yoğurtların tadı hiç te aynı olmuyor.
Ama hayat sürprizlerle dolu, istisnalar oluşuyor ve bunların istisna olduğunu anlayabilmenin olgunluğuna sahipseniz değeri de o oranda büyük oluyor. 35 yaşından sonra hayatınıza yeni bir dost katabildiyseniz, 20 yaşınızın saflığı ve açık gönüllüğü ile çıkar ve riyadan uzak bir ilişki kurabildiyseniz inanın bana siz de bir istisnasınız.

Çünkü 21. yüzyılda paylaşmak, güvenmek, sevmek ve dostluk herkes için bambaşka anlamlar taşıyor. Siz de bu sözcüklerde sizinle aynı anlamı gören birine rastlarsanız eğer ona sıkı sıkı sarılın, inanın bana yolun yarısından sonra kurulan dostlukların tadı bir başka oluyor.