Gelen ağam, giden paşam dememeli


Yaşanan olaylardan insanlar ders çıkarmayı bilmelidir. Gelen ağam, giden paşam dememeli, gideni yok saymamalı, vefasızlık yapmamalıdır. Zaman hızlı ve o kadar değişken ki, yarın olur diye beklenen olmadığı gibi aleyhinize hiç umulmadık şekilde bir başka hal almaktadır. Gelen gidip, giden gelebilmektedir. Yaşanmış bir hikayeyi hatırlayınca paylaşmak istedim. Daha önce çalıştığım şirkete, bir zaman yeni bir üretim müdürü gelmişti. Çalıştığım şirket, o zaman kamuda ve hantal bir yönetim yapısı vardı. Özel sektörden gelen müdürün çalışma sistemi mevcut çalışanlara ağır gelince, özel sektörde gelen müdür sevilmeyen adam oldu.

Bir kaç yıl sonra bu müdür ayrıldı ve ardından gitti diye sevinip konuşan, konuşana… Zamanın da yağ çeken, eğilen, yanlış karar ve davranışlarını alkışlayan, evine yemeğe davet eden ve en büyük övgüleri yağdıranlar, bir anda dönüş yaptılar ve müdürü en kötü insan olarak ilan ettiler. Tabi ki; bu durumdan giden müdür bir türlü haberdar olmuş. Gel zaman git zaman sonra aynı müdür, beş yıl sonra işletme grup müdürü olarak tekrar şirkete geri dönüş yaptı. Bu geri dönüşün ardından, aleyhinde en çok konuşan Hasan abimizi çağırır ve çok iyi bir ayar verir. 🙂 Müdürün yanından dersini alıp çıkan Hasan abimizle karşılaştım ve abimizin nasihatını dinledim.

” BİR TEK ÖLENİN ARDINDAN KONUŞUN, YOKSA ADAM BİR TÜRLÜ BAŞINIZA GERİ GELİYOR VE HESABI AĞIR SORUYOR” Aslında ne sağ olanın, nede ölü olanın ardından konuşmamak gerekiyor.

#ekremozturk

gelen ağam giden paşam ile ilgili görsel sonucu    A C A B A . . .

Reklamlar

YÜZYÜZE KONUŞAMAZ OLDUK


İnsanların birbirleri ile birebir olan iletişimini yok ettik. Yüze konuşmaz olduk. Nasıl bir İnsan olduk..
Hadi yerdiğimizi söyleyemezken neden sevdiğimizi söyleyemiyoruz.
Bu nedir ve neyin korkusu var.
Sorunları birbir söylemek yerine facebookta paylaşıp, görmesini beklemek ve tepkisini ölçmek yeni bir iletişim aracı oldu. Yan yana çalışan insanlar, aynı evi paylaşan eşler, kardeşler, dostlar, sevenler, nefret edenler, yerenler, dövenler, sövenler, yani herkes iletişimi sosyal medyaya bıraktı.
– Benim seninle şu sorunum var.
– Hayırdır, sıkıntılı gördüm bir sorunmu var.
– Seni seviyorum.
– Senden nefret ediyorum.
– Bu davranışın çok güzel.
– Çok gıcıksın,
– Bunu bana yapmayacaktın, gibi olumlu veya olumsuz söylemleri yüze söylemek çokmu zor.
Aynı evi paylaştığın eşine, işyerinde sorun yaşadığın arkadaşına, yöneticine vs. sitemlerini, eleştirini yada kızgınlığını konuşarak iletmek yerine sosyal medyada iletmeyi tercih ediyor hale geldiysek, bir yerde ip kopmuş demektir. İletmek istediğimiz, mana yüklediğimiz resim veya yazının görmesini istediğimiz kişi tarafından görüldüğünü yada okunduğunu merak etmek ise ayrı bir sorun.
– Ben sana resimle mesajımı iletmiştim.
– Facede paylaştığım resimde sana ben demiştim.
– Nasıl olur, ben falanın paylaşımına yorumda sana demiştim gibi iletişimin başka bir yönüde bizi bizden koparan iletişim sorunlarına neden olmaktadır.
Bu iletişim türünün bir başka gerekçeside kişinin kendi kendini rahatlatmasıdır. Birde kişinin sana ulaşmasını engelledinmi deme keyfine. Öldürüp, mezara gömmüş kadar mutlu olanlarıda görebiliyoruz.Kendi kendine yaz, çiz, yorum yap ve paylaş…Her türlü iyi ve kötü duygu ve düşüncelerini zaman tüneline yansıt.
Herşey çok güzel olacak değilmi?
Aslında bu şekilde esas iletmek istediğimiz kişi yerine duygu ve düşüncelerimi gereksiz kişilere pazarlamış oluyoruz.
Bu pazarlama bazen amaçlı oluyor. Kendimizce rezil edeceğiz ya ; herkes okusun, herkes görsün diye sitemlerimizi, nefretimizi, kızgınlığımızı vs. bilerek paylaşarak kendimizi teselli ediyoruz.
Mutluluk yada sevinçlerimizide ulu orta sergileyerek, birileri gerçekten sevinsin derken, birileride haset etsin, kıskansın hatta çatlasın diyoruz.
Bu sosyal medyada iletişim kurma hastalığı hızla büyüyerek devam ediyor. Bu hastalık ile birlikte insanlar birbirinden daha çok uzaklaşıyor ve birbirlerini daha az seviyorlar. Bu hastalığın çözümü için kafa yoranda yok. Herkes bir türlü bu çıkmazın içine girmiş, cahili, aydını, kadını, erkeği, gençci, yaşlısı demeden iletişimi sosyal medya yapmayı kabul etmişiz.
Aynı evde birbirimize sosyal medyada mesaj yazarak iletişim kuracak kadar ileri boyuta gelen bu sorunun çözümü samimi olmaktan ve gerçek manada birbirimizi sevmekten geçiyor.Koşulsuz sevgi ve hoşgörü bu sorunu çözecektir. Yüze konuşmak, ardından oyun çevirmemek, sonucu ne olursa olsun olumlu ve olumsuz olan duygu ve düşüncelerimizi sevdiklerimizin kendilerine demek gerekiyor.
Eşler, dostlar, arkadaşlar, mutlaka yüz yüze ve maskesiz konuşmak zorundalar. Zaman tüneline yazılan yazıda yada resimde duygu yoktur.
Gözleri yaşlı söylenen bir söz yazı ile ne kadar anlatabiliriz.
Mutluluk tebessümlerini, sevinç kahkahalarını yazıda nasıl gösterebiliriz?
Lütfen, yüze sözle ve gözle konuşmayı tercih edin, göreceksiniz ki, herşey daha güzel olacaktır.

28.03.2015

Ekrem Öztürk

 

11082639_10204609528135388_3311831238672976123_n

Karakter varsa Kariyer vardır!


Karaktersiz kariyerin öneminin çok olmadığını biliyoruz. Bugünlerde çevremde yaşadığım canlı örnekler çoğalınca bu konuyu yazmaya devam ediyorum. Kariyeri amaç edinen ancak karakter yoksunu yâda eksiği insanları çevrenizde görebilirsiniz. Kariyer için her şeyi yapabilirim diyen birçok insan tanıdım.Bunlardan bir tanesi yıllar önce yanımda staj yapan genç bir öğrenciydi ve ‘’kariyer için her şeyi yaparım’’ dediğinde, kariyer yolculuğunun, karakter ile birlikte olması gerektiğini hatırlattım. Günümüzde kariyer yapmak, öğrencilik döneminde başlayan bir hayaller dizisi oluyor. Daha eğitimlerini tamamlamayan gençler, kariyer adına birçok etkinliğe katılıp, bu konuda kitaplar okuyup, kariyerli zatlar ile tanışma çabasına giriyorlar.
Önemli olan bir konuda, lise döneminde başlayan kariyer günlerinin yapılması ve bugünlere şık giyimli, gösterişli arabalı, iyi mevkide bulanan insanlar davet ediliyor. Lise öğrencisine direk hedef olarak kariyerden ziyade kariyerli insanların konumları sunuluyor. Kariyer yapmak lise öğrencisi için kariyer gününe davet ettikleri kişilerin gösterişli olarak sundukları hayat hikâyelerimi yoksa öğrencinin yetkinliğine ve ilgisine uygun bir bölüm tercih etmesi mi bilemedim.
Kariyer nedir yada nasıl planlanır sorunun cevabını sanırım gerçek manada verilmesi mümkün değil. Yada kariyer sürecine nereden başlanmalı? Lisede kariyer günleri ile gelecekte çok iyi imkanlar sunacak bölümlerin tercih edilmesi, Üniversitede iyi bir şirketten burs alınması, iyi bir kuruluşta işe başlama veya çalışırken iyi bir pozisyona yükselecek fırsatları yakalamak..Bunların hepsi ise kariyer planlaması nereden başlamalıdır?Sonuçta kariyer derdinde olan her birey bir türlü kendisi, çevresi veya çalıştığı kuruluş vasıtasıyla kariyer sürecinde yer alıyor. Kariyeri olmazsa olmaz görenler kariyer için birçok şeyi mubah görüyor ve hızla yükseliyor. Kariyerli insan olmaktan ziyade karakterli insan olma düşüncesinde olanlar ise daha farklı davranırlar. Bilirler ki, kariyer bir gün bitecek ve bu yolda sadece kariyer odaklı olanların kaybettikleri değerler aranacak.
Karakter yerine kariyeri önemseyenler, kariyerin gücünü ve gösterişini çok önemserler. Kariyer insanları çok güçlü gösterir ve itibar gördüklerini sandırır. Gerçekte ise tanınıncaya kadar kariyer tanındıktan sonra karakterle saygınlık görünür. Aslında iyi bir karaktere sahip olan insanlar bulundukları çevrede kariyer fırsatını her zaman yakalayabilirler. Yada bu tür insanlara o kariyer fırsatları birilerince sunulur. Karakter kariyerin mayasıdır ve sağlam karakter iyi bir kariyeri şüphesiz getirecektir.
Ekrem Öztürk
human and Character ile ilgili görsel sonucu

Bazen kabullenmek lazım..


Ne güzel söyler Yalın; “Herkesin hayatla bir kavgası var..

Barışmıyor bir türlü yıldızları..

Hayaller güneye, gerçekler kuzeye doğru..

Dünyayı hep bulutlu gördün mü sen?

Denizleri her zaman dalgalı?

Yağmuru sonsuz, güneşi yalancı mı bildin sen?

Kabullenmek lazım..

Olur demek lazım..

Ağlamayı öğrenmek, hayatı sevmek lazım..

Üzülme!

Yarına kadar dinecek, bu rüzgar da bitecek..

Sonunda eskiyen sen olma..”

#ekremozturk

SANIRIM HERKES İÇİN GEÇERLİDİR!


Artık kendimi kimseye sevdirmeye çalışmıyorum. Sevmeyenin hep bir bahanesi olduğunun farkındayım.

• Artık kimseye olur olmaz beni eleştirme hakkı tanımıyorum. Biliyorum ki ben özel ve değerliyim ve kimseye kendimi ispatlamak zorunda değilim.

• Artık kendini beğenmişe, ukalaya, kibirliye hayatımda yer vermemem gerektiğinin farkındayım.

• Artık her şeye bir “ama” cevabı verenlere bir şeyler anlatmaktan ve onlara çözüm üretmemek gerektiğini fark ettim..

Biliyorum ki isteyenin planı, istemeyenin “ama”sı var. #ekremozturk