Katil Amerika


Gerçeğin herkesin kafasına dank ettiği şu günlerde değil, bazılarının  “ABD imajıyla büyüdüğü” yıllarda, 

Aşık Mahzuni Şerif  “Katil Amerika” dediği zaman bir kısım anlamadığı gibi bu sözlere karşı çıkmıştı.

Bugün PYD çapulcularının flamalarını zırhlı araçlarına takıp, sınırımızda bize hava atan ABD askerlerini görünce, bir kez daha sözlerine sonuna kadar katıldığım ve muazzam bir türkü dediğim üç dakikalık bir eserde Amerikanın tüm planlarını ve ikiyüzlülüğünü  bu kadar güzel anlatan bu sözlerin sahibine yüreğine sağlık dedim..!

Katil Amerika bunu dünyanın pek çok yerinde yaparken, bizim sınırımızda, bize karşı bu efeligi ilk kez yaparak  bizimle kafa buluyor.

  • Nükleer silaha sahip değiliz, 
  • Kendi hava savunma sistemimiz eksik,

  • Hava saldırı sistemimiz yerli değil,

vs.

Bu eksiklikleri gidermek için düşünecegiz, üreteceğiz, bir olacağız, diri olacağız ve boyun eğmeyeceğiz.

#ekremozturk
Defol git benim yurdumdan
Amerika katil katil

Yıllardır bizi bitirdin

Amerika katil katil

Devleti devlete çatar
İt gibi pusuda yatar

Kan döktürür silah satar

Amerika katil katil

Reklamlar

Piknik ve Çevre


Piknik dönemi başlaması ile birlikte  tehlike oluşturan iki durum ortaya çıkıyor.

  1. Piknik ateşleri nedeniyle oluşan yangınlar,
  2. Piknik sonunda oluşan çevre kirliliği

Yaşlanan dünya aynı zamanda hızla kirleniyor. Özellikle pet şişe, plastik ambalaj ve poşet atıkları, doğaya büyük zarar veriyor. Yangın zararlarını yazmaya sanırım gerek yok.

Bireysel olarak çevreyi korumak insan olan herkesin sorumluluğudur.

Kamu yönetimi ise çevreyi korumak ile yükümlüdür. Çevre kirliliğini denetleyen ve yaptırım uygulayacak bir sistem acil oluşturulmalıdır.

#ekremozturk

İnsan Kaynakçısı


Daha önce, hangi işle meşgul olduğumu soran bir tanıdığım “İnsan Kaynakları mı?, metal kaynağı duymuştum ama insan kaynağını hiç duymadım” demişti. O zaman kendisinin cehaletine vermiş ve İnsan Kaynaklarını bile bilmiyor diye hayıflanmıştım. Feyhan Aras ise kitabının adına “İnsan Kaymakları” koymuştu ve bu isme çok gülmüştük. Yakın zamanda tanıştığım bir insan mesleğime bakarak, “sen kaynakçı degilmisin, beni tanımla” deyince, lisede okuduğum bölüm,  (metal işleri, bu bölümde okuyanlara KAYNAKÇI derlerdi) uzmanlık alanım oldu dedim. 

Bir KAYNAK kelimesi varya, insan veya metal kaynağımı çok bilen yok, çok umursayanda yok ! Biz bir kaynakçıyız. 😊 

KAYNAK olarak, suyun çıktığı yere dendiği gibi malzemeleri birleştirme işlemlerinede KAYNAK deniliyor. İnsanı bulmak (seçmek) ve onun ihtiyaç duydukları (uygun pozisyon, ihtiyaç duyduğu eğitim vs.) ile buluşturmak. 😊 Bir kaynakçı latifesinin ardından, “İnsan Kaynaklarına” yeni bir tanımlama getirmiş olduk.

Sizin bildiğiniz insan kaynakları kavramından bir an sıyrılıp  düşünün ve insan kaynakları dendiğinde aklınıza ne geliyor yazınız…


 “İnsan Ne İle Yaşar” 


Tolstoy’un “İnsan Ne İle Yaşar” adlı kitabında, çiftçi Pahom’un hazin ve ibretlik öyküsü yer alır. Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir. Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar katettiğin bütün yerler senin fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. “Yoksa bütün hakkını kaybedersin.”

Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Koşar, koşar, ama kesilir takâti. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz…
Reis olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler. Reis Pahom’un mezarının başında durur şöyle der: “Bir insana işte bu kadar toprak yeter!”
Mütemadiyen biriktirmek istiyoruz. Yiyemeyeceğimiz kadar erzak, giyemeyeceğimiz kadar kıyafet, kullanamayacağımız kadar eşya, oturamayacağımız kadar ev… Gözlerimiz midelerimizden, arzularımız ihtiyaçlarımızdan daha büyük…
Bazı insanların 15-20 yıl boyunca ödemek kaydıyla faizli banka kredisi çekmesi neyin alametidir… Bazen insan, ömründen daha çok borç biriktirir. Bazen de elinde olan ama fark etmediği nimetleri, hoyratça harcar durur.
Ve insan yaşlandıkça besler, gençleştirir arzularını. Biriktirdikçe hayata olan bağlarını artırır. Öyle bağlanır ki hayata, bir gün bu diyardan göçüp gideceği fikri zamanla yitip gider aklından…
Tüketmeye de çok meraklıdır insan. Biriktirdiği paranın, eşyanın, malın-mülkün yanında zaman tüketir, söz tüketir… Benlik biriktirirken, benliğini tüketir…
Sofraya koyabildiğimiz bir bardak çayın, zeytine, ekmeğe ulaşabilmenin bir zenginlik olduğunu ne zaman fark edeceğiz.
Doldurabildiği bir cüzdanı olmasa da, bir evi muhabbetle, kanaatle dolduran bir kadının, akşamları evine gelen, ekmek getiren, eline sağlık diyen bir erkeğin, zenginlik olduğunu ne zaman anlayacağız?

Gören bir gözü, tutan bir eli, yürüyen bir ayağı satın alamayacak ve kaybedince tekrar sahip olamayacak kadar aslında fakiriz hepimiz. 
Aldığı maaşı yetiremeyenlere, modayı takip edemeyenlere, evini beğenmeyenlere, mekanı dar bulanlara, çarşıda pazarda gezmeye eğlenmeye doyamayanlara, daha çok para için, hesabı daha fazla kabartmak için çırpınanlara da yeter toprağın altı. İhtiraslarımız, bitip tükenmeyen arzularımız için, az bir toprağa ihtiyaç var sadece.
Ha gayret, menzile çok az kaldı…


Alıntıdır. 

Liyakat sahibi olmayanlara sorumluluk verirseniz veya yetkinliklerine uygun olmayan göreve getirirseniz ne olur?


  1. Kişiye haksızlık yaparsınız ki,
    a) Taşıyamayacağı yükün altına sokmuş olunur
    b) Başarısız olmasına sebep olunur
    c) Psikolojisi bozulur
    d) Özel yaşamında huzuru kaçar
    e) vs.

2. Çalıştığı kuruluşa haksızlık yaparsınız ki,
a) Başarısız olması ile kuruluş zarar eder
b) Organizasyonda huzursuzluk oluşur
c) Kuruluşun imajı bozulur
d) Çalışanların kuruluşa güveni azalır
e) vs.

3. Diğer çalışanlara haksızlık yaparsınız ki,
a) Daha liyakatlı olanın hakkı yenmiş olur
b) Diğer çalışanların motivasyonu azalır
c) Diğer çalışanların kuruluşa güveni kalmaz
d) Çalışanların arasında huzursuzluk oluşur
e) Diğer çalışanların iş dışında huzuru kaçar
f) vs.

4. Dinin emrine uymamış olursunuz ki,
a) Âyet-i Kerimede:“ Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür.” (Nisâ Sûresi 58)

#ekremozturk

”Bugün benim doğum günümdü” 2017


Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

Mevsimlerin en güzeli olan ilkbaharın en güzel aylarından Nisan ayının 23 sabahında, bugün benim doğum günüm diye başladığım bir günü, “bugün benim doğum günümdü” diyerek tamamlıyorum.

Her 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı ve benim doğum günüm iken bu yıl, Miraç Kandilide aynı güne denk geldi. Milli, dini ve şahsi üç güzel günü bir arada yaşamının mutluluğunu yaşıyorum.

Bir gün daha geçiyor ve bir günler bir ay, bir yıl oluyor ve bir yaş daha yaşlanıp bir ömrü tamamlıyoruz.
Bu özel günde doğum günümü kutlayan yüzlerce güzel insanı görünce, bu teşekkür yazısını yazmadan geçemedim. Kutlama yapan tüm arkadaşlarıma, ‘’hep birlikte güzel günler diliyorum. Zira yalnız gidilen yollar ve yıllar anlamsızdır. Birlikte sıhhat ve huzur içinde gidilen yollar ve yıllar dileği ile…” diyerek cevap vermeye çalıştım.
Bu mesajıma bir arkadaşım “merak etmeyin, herkes yalnızdır aslında, yalnız gelir yalnız gideriz, yeter ki kalabalıkta yalnız olmayın…” diyerek cevap verirken, onunda onunda haklı olduğunu düşündüm.
Mesele gerçek bir dostu, arkadaşı bulmak ve sevdiğimizi gerçekten samimi ve içten duygular  ile sevmek dedim. Çoğu zaman dinlediğimin şarkının etkisinde kalıp yaşıma, başıma bakmadan “penceresiz kaldım Anne” diye haykırmak istediğim zamanları düşündüm. Yaşımın neresinde olursam olayım, darda kaldığımda çocukluğumda sığındığım ve ilk medet umduğum çağrış aklıma geldi ve ‘’Annem’’ diyesim geldi!
Geçen yılları düşünürken sevdiklerim, sevenlerim, sevip diyemediklerimin hepsi bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Ve en çok unutamadığım daha 57 sinde kaybettiğim sevgili babam bir kez daha yüreğimi sızlattı.
Volkan Konak, ‘’Ben Onu Sevdim Ya O Beni’’ diye söylerken, Tahir ile Zührenin hikâyesini hatırladım ve “sen elmayı seviyorsun diye elma seni sevmek zorunda değil’’ sözüne bir kez daha hak verdim.
Doğum günümü her türlü iletişim araçları ile kutlayan yüzlerce yüzü, gönlü ve düşüncesi güzel insana nasıl teşekkür edeceğimi düşünürken, her yıl tekrarladığım bu yazı ile birazda iç dünyamı paylaşmak istedim.
Bunca özel ve güzel insanın kutlaması dışında “ah olsaydı, yada oda arasaydı, bir sesini duysaydım, yaşasa da görseydim” diyeceğim insanlarımı da hatırladım.
Bu yaşlılık günümde, geçen yıllarımın muhasebesini yapmıyorum. Yaşadığım sürede yapmış olduğum yanlışlarımı ve doğrularımı zamanında değerlendirmeye çalıştım. Bazen ders aldım, bazen boş ver diyerek geçiştirdim. Yanlış yaptım ama asla yanlış adam olmadım diye kendimle gurur duyduğum zamanlarım oldu. Olumsuzluklar karşısında pes etmedim. Gün, ay yâda yıl bitse ne olur, yarınlarda var dedim. En zor durumlarda ‘’Allah var, gayle yok’’ diyerek,  kendimi en emin olana havale etmenin güven ve huzurunu yaşadım.
“Nerede olursanız olun, nereye giderseniz gidin, olduğunuz yer, gittiniz yol ve seçtiğiniz insan düzgün olsun… ” sözüne uygun olarak düzgün insanlar ile muhatap olmaya çalıştım. Bu insanlara sahip çıktım, vefalı oldum ve yanlarında oldum. Asla adam satmadım ve adam satana meyil etmedim.
Bu yaşıma kadar dik durmaya, haksızlık karşısında susmamaya çalıştım. Eğilmedim ve hiç kimsenin karşımda eğilmesine izin vermedim. Öğrenmenin yaşı veya sınırı yok dedim. Sürekli öğrenerek kendimi geliştirmeye çalıştım. Çalıştığım her kuruma fark katmayı ve yaptıklarım ile fark yaratmayı amaçladım ve başardığıma inanıyorum.
Şiir’de,  “ ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin’’ derken, ‘’ ben gideyim yıllar dursun” demek istediğim zamanları düşündüm.
‘’Yol gitsin, hayat sürsün ama yıllar dursun!’’ İnsanın nefsine ne hoş gelir. Ama yaşamın yada yaradılışın gerçeği yol giderken, yılda gidiyor ve bir ömür tükeniyor.
Hepimiz aynı kaderi yaşıyoruz ve yaşadığımız ömrü sonunda tamamlıyoruz. Biten yollara ve geçen yıllara üzülüyoruz. Sona gelinen yol ve azalan yıl ile dünyaya veda etmeye yaklaşıyoruz.  Aslında mesele yolların bitmesi, yılların geçmesi değildir. Mesele gidilen yollarda, bitirilen yıllarda güzel hatıralar, güzel insanlar ve güzel eserler bırakmaktır.
Geçen yıllarımda bana sevinç ve mutluluk yaşatan ailem, dostlarım ve tanıdıklarıma sonsuz teşekkürler ediyorum. Bu sürede beni üzen, mutsuz eden, haksızlığını gördüğüm herkese ise hakkımı helal ediyorum. Canımın yandığı zamanlarda, her ne kadar nefsime teslime olup incittiklerim olsa da, Hacı Bektaşi Velinin “incinsende incitme” düsturuna uymaya çaba gösterdim. Canımı acıtanın canını acıtmak istediğim zamanlarda hep aklıma Hazreti Mevlananın, “Ya canın acıya acıya adım atacaksın ya da canını acıta acıta söküp ataeaksın” sözü geldi ve dur nefsim dedim. Bu vesile ile kimseye kırgınlığımı yeni yaşıma taşımadım ve yaşadığım yeni yaşlara, yeni yıllarada taşımayacağım.

Herkes dostluğumdan ve sevgimden emin olsun. Kırılmıyorum, kızmıyorum, nefret etmiyorum ve tüm bu olumsuzluklar karşısında herkese “seni, sizi, sizleri  seviyorum” diyorum…
”Marifet nedir bilirmisin…? Taşlara bakan gözlerin çiçekleri görmesidir…!”
Bende taşlara bakarken çiçek görmeye çalışıyorum.
Tekrar ve tekrar bu doğum günümde varlığını hissettiren herkese sonsuz teşekkür ediyorum.
#ekremozturk