Bir Model, Bir İnsan, Üç Soru

Yıllardır benimsediğim ve çalıştığım kurumlarda uygulanmasına emek verdiğim EFQM Modeli, özünde basit fakat derin bir mantığa dayanır. Model, kurumlara üç temel soruyu sormayı öğretir:

Kuruluş neden var?
Amacını ve stratejisini nasıl gerçekleştirecek?
Bugüne kadar ne yaptı ve gelecekte ne yapacak?

Bu sorular yönetim tekniği değildir; bir bakış açısıdır. Çünkü yönünü bilmeyen kurum ilerleyemez, nasılını kurmayan kurum sürdüremez, sonucunu ölçmeyen kurum öğrenemez.

Zamanla şunu fark ettim: Bu sorular yalnızca kurumlara ait değildir. İnsan da aynı sorularla yaşar.

İnsan hayatının da üç temel sorusu vardır:

Ne istediğin.
Neye inandığın.
Neyi yapman gerektiği.

Bir insanın yolu, bu üç sorunun netliği kadardır.

Ne istediğini bilmeyen savrulur.
Neye inandığını bilmeyen değişir.
Ne yapması gerektiğini bilmeyen bekler.

Kurumlarda gördüğüm birçok sorun, insanlarda gördüğüm birçok kararsızlığa benzer. Amaç vardır ama net değildir. İnanç vardır ama davranışa dönüşmez. Niyet vardır ama eylem gecikir.
İşte model ile insan burada kesişir.
Model “neden” diye sorar.
İnsan “ne istiyorum” diye.
Model “nasıl” diye sorar.
İnsan “neye inanıyorum” diye.
Model “ne” diye sorar.
İnsan “ne yapmalıyım” diye.

Bu iki üçlü aslında aynı pusuladır. Biri kurumu yönetir, diğeri hayatı.

Kurumların kaderi stratejilerden önce netliktir.
İnsanların kaderi de hayallerden önce dürüstlüktür.

Yıllar içinde şunu öğrendim: Başarı çoğu zaman daha fazla bilgiyle değil, daha doğru sorularla gelir.

Bir kurum için en zor şey strateji yazmak değildir; gerçekten neden var olduğunu söyleyebilmektir.
Bir insan için en zor şey hedef koymak değildir; gerçekten ne istediğini kabul edebilmektir.

Çünkü doğru cevaplar cesaret ister.

Nedenini söylemek cesaret ister.
İnancını korumak cesaret ister.
Gerekeni yapmak en büyük cesarettir.

Mükemmellik karmaşık değildir.
Tutarlıdır.

Amaç ile davranış arasında mesafe azaldıkça güven oluşur.
İnanç ile eylem arasında mesafe azaldıkça karakter oluşur.
Strateji ile sonuç arasında mesafe azaldıkça başarı oluşur.

Bu yüzden modelin soruları ile insanın soruları aynı yere çıkar: hizalanmaya.

İnsan içinde hizalanır.
Kurum sistem içinde hizalanır.
Ama öz aynıdır.

Bugün geriye dönüp baktığımda, model bana sadece kurumları geliştirmeyi öğretmedi. Kendime sormayı öğretti.

Gerçekten ne istiyorum?
Gerçekten neye inanıyorum?
Gerçekten gerekeni yapıyor muyum?

Bu sorular kolay değildir. Ama dönüştürücüdür.

Çünkü model kurumları geliştirir.
Sorular insanı.

Ve insan değişmeden hiçbir kurum gerçekten değişmez.

Yorum bırakın

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑