Bu Dünyadan Ne Bekliyorsun?

İzldeğim bir film sahnesinde sorulmuştu:
“Bu dünyadan beklentin nedir? Neyi bekliyorsun?”

Soru basit gibi duruyor. Ama insanın bütün hayatını yeniden konumlandırabilecek kadar güçlü.

Çünkü beklenti merkezli bir hayat ile katkı merkezli bir hayat aynı şey değildir.

Bir karakterin verdiği cevap içime işledi:
“Aldığımın çok fazla karşılığını vermek istiyorum.”

Bu cümle, bana göre bir hayat manifestosu. Ve bana hala neden bu kadar çalışıyorsun, amacın ne soruna bir yanıt olacak dedim.

Yazıya görsel bakarken yazarı Roger Scruton olan  “The Soul of the World” kitabını gördüm Türkçe adı “Dünyanın Ruhu” ve biraz inceledim. Kitabın ana teması, Dünya yalnızca maddi bir gerçeklik değildir
Scruton, doğayı ve dünyayı salt fiziksel varlıklar olarak görmek yerine, bir anlam, değer ve ruh boyutu olduğunu vurguluyor. Yani, dünyaya bakarken “sadece ne alabilirim?” değil, “bu dünyaya ne bırakabilirim?” sorusunu sormalıyız diyor.


Gerçekten ne aldık?
Bir düşünelim…

Nefes bizim üretimimiz değil.
Beden bizim tasarımımız değil.
Ailemiz, karşılaştığımız insanlar, sahip olduğumuz yetenekler… Hiçbiri bizim siparişimiz değildi.
Bunlar verildi.

En basit düzeyde mesele şudur:
Aldığın maaşın hakkını vermek.
Sana yapılan iyiliğe karşılık vermek.
Görevini dürüstçe yapmak.

Bu adalettir.
Ama insan sadece adaletle yetinebilir mi?

Karşılık vermek yetmez, değere dönüştürmek gerekir.
Eğer bize akıl verilmişse, düşünmek gerekir.
Bilgi verilmişse, üretmek gerekir.
Deneyim verilmişse, paylaşmak gerekir.
Sağlık verilmişse, faydaya dönüştürmek gerekir.

Asıl mesele şudur:
Aldığını tüketmek mi,
Yoksa aldığını çoğaltmak mı?

Tam da burada EFQM Modeli’nin dördüncü kriteri olan Sürdürülebilir Değer Yaratma yaklaşımı devreye giriyor.

Kurumlar için bu ne demek?
Sadece bugün var olmak değil.
Sadece finansal sonuç üretmek değil.
Paydaşlar için, toplum için, çevre için ve gelecek için kalıcı değer üretmek.

Peki birey için?
Aynı sorumluluk.
Bilgim yalnızca kariyerim için mi?
Deneyimim yalnızca özgeçmişim için mi?
Yoksa bir başkasının yolunu aydınlatmak için mi?

Sürdürülebilir değer demek;
Sadece kendin için değil, başkası için üretmek,
Sadece bugün için değil, yarın için üretmek,
Sadece insan için değil, doğa ve gelecek için de sorumluluk almak demektir.

İbadet elbette şükrün bir ifadesidir.
Ama şükür yalnızca sözle değil; katkıyla, üretimle, değerle tamamlanır.
Eğer bize potansiyel verilmişse, onu atıl bırakmak bir eksikliktir.

“Bu dünyadan ne alırım?” sorusundan
“Bu dünyaya ne bırakırım?” sorusuna geçebildiğimizde.

Aldığını geri vermek adalettir.
Aldığından fazlasını üretmek erdemdir.
Ürettiğini sürdürülebilir kılmak ise bilgeliktir.

Ve insan, aldığı nefesi başkaları için değere dönüştürebildiğinde gerçekten yaşamış olur.

“Dünyanın bir ruhu varsa, ona bırakacağımız şey yalnızca iz değil; değer olmalıdır.”

Yorum bırakın

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑