“İz bırakanlarla senin aranda basit bir fark var sadece:
Onlar ömür boyu gayret ediyorlar; sen ömür boyu hayret ediyorsun.”
— Mehmet Akif Ersoy
Bazı sözler vardır; okuduğunuz anda yalnızca kulağınıza değil, hayatınıza da dokunur. Bu söz de benim için tam olarak böyle bir anlam taşıyor. Özellikle kırk yılı aşan profesyonel hayatını “fayda sağlama” üzerine kurmuş biri olarak bu ifade bana güçlü bir pusula gibi göründü.
Aslında sözün özünde çok sade ama güçlü bir ayrım var: hayret edenler ve gayret edenler.
Hayret etmek, çoğu zaman dışarıdan bakmakla sınırlı kalır. Gözlemlemek, takdir etmek, hatta bazen eleştirmek… Ama bütün bunlar çoğu zaman dünyaya gerçek bir katkı üretmez. Gayret ise bambaşka bir şeydir. Gayret; sorumluluk almak, emek vermek, iyileştirmek ve en önemlisi taş üstüne taş koymaktır.
Benim meslek hayatımın önemli bir kısmı kalite yönetimi, kurumsal gelişim ve sistematik iyileştirme çalışmalarıyla geçti. Bu çalışmaların özü de aslında tam olarak budur:
Seyretmek değil, geliştirmek.
Eleştirmek değil, değer üretmek.
Bu noktada uzun yıllardır üzerinde çalıştığım ve kurumlarda yayılımı için çaba gösterdiğim EFQM Modeli ile bu söz arasında güçlü bir bağ olduğunu düşünüyorum. Modelin özellikle 4. kriteri olan “Sürdürülebilir Değer Yaratma”, kurumların sadece faaliyet yürütmesini değil, kalıcı değer üretmesini amaçlar.
Sürdürülebilir değer yaratmak;
sadece bugünü değil, yarını da düşünmek demektir.
Sadece iş yapmak değil, anlamlı bir iz bırakmak demektir.
Bir kurum için bu iz; gelişmiş süreçler, güçlü bir kültür, memnun paydaşlar ve sürdürülebilir başarı olabilir. Bir insan için ise bu iz; dokunduğu hayatlar, geliştirdiği sistemler ve bıraktığı katkılarla ölçülür.
Ben meslek hayatım boyunca bulunduğum kurumlarda hep aynı soruyu kendime sormaya çalıştım:
“Burada hangi izi bırakıyorum?”
Bir sürecin iyileşmesi, bir sistemin kurulması, bir yaklaşımın yaygınlaşması ya da bir insanın gelişimine katkı sağlamak… Bunların her biri küçük gibi görünse de aslında büyük bir bütünün parçalarıdır.
Daha önceki yazılarımda da bu konuya farklı açılardan değinmiştim. Özellikle son yazımda dijital dünyada iz bırakmak konusunu ele almıştım. Günümüzde yaptığımız çalışmaların önemli bir kısmı artık dijital ortamda görünür hale geliyor. Yazdıklarımız, paylaştıklarımız ve ürettiklerimiz aslında geleceğe bırakılan birer kayıt niteliği taşıyor.
(Bu yazıya ayrıca ekremozturk.com üzerinden ulaşabilirsiniz.)
Sonuçta mesele oldukça net:
Hayatı hayret ederek izlemek de mümkün,
gayret ederek iz bırakmak da.
Gayretle geçen yılların sonunda “iz bırakanlar” tarafında yer almak ise sanırım bir insan için en büyük huzur kaynaklarından biridir.
Çünkü geriye dönüp baktığınızda yalnızca yaşanmış yılları değil, oluşturulmuş değeri görürsünüz.
Ve belki de gerçek tatmin tam olarak burada başlar.

Yorum bırakın