İlber Ortaylı Hocamızı ebedî yolculuğuna uğurlarken sosyal medyada dolaşan bir görsel dikkatimi çekti.
Görselin üzerinde yalnızca iki kelime vardı:
“Hoşça kalın cahiller.”
Bu söz, yıllardır hocamızın kendine özgü üslubuyla birlikte hafızalara kazınmış bir ifadeydi. Görseli görünce ben de yazıma aynı sözle başladım:
Hoşça kalın cahiller…
Peki gerçekten hocamızın “cahiller” dediği kimlerdi?
Bu söz gerçekten bir hakaret miydi, yoksa daha derin bir düşüncenin, daha kapsamlı bir zihniyet eleştirisinin kısa ama çarpıcı bir ifadesi miydi?
Aslında İlber Ortaylı’nın konuşmalarına, yazılarına ve yıllar boyunca yaptığı değerlendirmelere bakıldığında onun “cahil” kavramını sıradan bir anlamda kullanmadığı görülür. Hocaya göre cehalet yalnızca bilgi eksikliği değildir. İnsan her şeyi bilemez. Bilmemek, insan olmanın doğal bir parçasıdır.
Ancak hocanın eleştirdiği asıl mesele şudur:
Bilmediğini bilmeyen ve buna rağmen her konuda kesin hükümler veren insanlar.
Okumayan ama konuşan, araştırmayan ama yorum yapan, birkaç yüzeysel bilgiyle her konuda hüküm veren bu tavır, hocanın en çok tepki gösterdiği durumlardan biridir. Ona göre tehlikeli olan bilgisizlik değil, bilgisizliğin farkında olunmamasıdır.
İlber Ortaylı hoca sık sık okumaktan, merak etmekten ve dünyayı tanımaktan söz ederdi. Ona göre bir insanın ufku yalnızca bulunduğu çevreyle sınırlı kalmamalıydı. Kitaplarla, seyahatlerle, dillerle ve farklı kültürlerle genişlemeliydi.
Tarih gibi ciddi bir alan ise hele ki hiç yüzeysel yorumlara bırakılacak bir alan değildir. Arşivlere girmek, kaynakları karşılaştırmak, metinleri doğru okumak ve sabırla çalışmak gerekir. İşte bu nedenle hocamız, tarihi kulaktan dolma bilgilerle yorumlayanlara karşı zaman zaman sert ifadeler kullanmaktan çekinmezdi.
Fakat onun cehalet eleştirisi sadece akademik bilgiyle de sınırlı değildir.

Yorum bırakın