Teknoloji geliştikçe birbirimize ulaşmak kolaylaştı. Ama garip bir şekilde, birbirimizle konuşmak zorlaştı.
İnsanların yüz yüze iletişimini neredeyse yok ettik. Aynı evde yaşayan, aynı masada çalışan, aynı yolu yürüyen insanlar artık birbirlerinin gözlerine bakarak konuşmuyor. Hislerini, kırgınlıklarını, sevgilerini ve öfkelerini sosyal medyanın satır aralarına bırakıyor.
Oysa insanın en büyük ihtiyacı, anlaşılmaktır.
İlginç olan şu ki; hoşlanmadığımızı söyleyemediğimiz gibi, sevdiğimizi söylemekte de zorlanıyoruz.
Neden?
Neyden korkuyoruz?
Bir sorunumuz olduğunda karşımızdakine dönüp;
- “Benim seninle konuşmam gereken bir konu var.”
- “Bugün seni üzgün gördüm, iyi misin?”
- “Seni seviyorum.”
- “Bu davranışın beni kırdı.”
- “Bu yaptığını çok takdir ettim.”
demek gerçekten bu kadar mı zor?
Bunun yerine bir söz paylaşmayı, anlam yüklü bir fotoğraf yayınlamayı ya da imalı bir cümle yazmayı tercih ediyoruz. Sonra da o kişinin bunu görmesini bekliyor, okuyup okumadığını merak ediyor, vereceği tepkiyi hesaplıyoruz.
Artık iletişimimiz şöyle ilerliyor:
“Ben sana mesajımı paylaştığım fotoğrafla vermiştim.”
“Yazdığım sözü sana söylemiştim.”
“Yorumda aslında seni kastetmiştim.”
İletişim, doğrudan kurulması gereken bir bağ olmaktan çıkıp tahmin edilmeye çalışılan bir bilmeceye dönüşüyor.
Daha da kötüsü, bu yöntem kişiyi geçici olarak rahatlatıyor. İçindekini yazıyor, paylaşıyor ve görevini yaptığını sanıyor. Hatta bazen karşısındaki kişiyi engelleyerek büyük bir zafer kazanmış gibi hissediyor. Oysa ortada çözülmüş hiçbir problem yoktur.
Sadece konuşulmayan duygular vardır.
Üstelik asıl söylemek istediğimiz kişiye değil, hiç ilgisi olmayan yüzlerce insana duygu ve düşüncelerimizi sunmuş oluyoruz.
Bazen bunu bilinçli yapıyoruz.
“Kırıldığımı herkes görsün.”
“Ne kadar haklı olduğumu herkes bilsin.”
“Biraz da o utansın.”
Kızgınlığımızı, sitemimizi, öfkemizi ya da nefretimizi kalabalıkların önüne çıkararak kendimizi teselli etmeye çalışıyoruz.
Mutluluklarımızda da benzer bir durum yaşanıyor. Sevinçlerimizi paylaşırken bazen insanların bizim adımıza mutlu olmasını değil; kıskanmasını, imrenmesini, hatta çatlamasını ister hale gelebiliyoruz.
Oysa gerçek iletişim gösteriş değil, samimiyettir.
Bugün sosyal medya, hayatımızın vazgeçilmez bir parçası. Elbette tamamen hayatımızdan çıkarmamız mümkün değil. Sorun sosyal medyanın varlığı değil; onun, insanın yerini almaya başlamasıdır.
Konuşmamız gereken yerde paylaşım yapıyor, sarılmamız gereken yerde emoji gönderiyor, özür dilememiz gereken yerde hikâye paylaşıyoruz.
Böyle yaptıkça insanlar birbirinden uzaklaşıyor.
Kalpler arasındaki mesafe büyüyor.
Bu sorunun çözümü ise aslında çok basit ama bir o kadar da cesaret istiyor.
Samimi olmak…
Koşulsuz sevebilmek…
Yüz yüze konuşabilmek…
Arkasından değil, karşısında konuşabilmek…
Olumlu ya da olumsuz bütün duygularımızı, gerçekten muhatabı olan kişiye söyleyebilmek…
Çünkü zaman tüneline yazılan bir cümlede gözyaşı yoktur.
Paylaşılan bir fotoğrafta tebessümün sıcaklığı hissedilmez.
Bir emojinin yerini, sevgiyle bakan iki göz asla tutamaz.
İnsan, insanı en iyi yüzüne bakarak anlar.
Lütfen…
Seviyorsanız söyleyin.
Kırıldıysanız anlatın.
Özlediyseniz arayın.
Teşekkür edecekseniz gözlerinin içine bakarak edin.
Çünkü gerçek iletişim, ekranda değil; yürekte başlar.
28.03.2015
Ekrem Öztürk
“Bu yazıyı ilk kez 2015 yılında kaleme almıştım. Aradan geçen yıllarda teknoloji değişti, platformlar değişti; ama ne yazık ki insanlar arasındaki mesafe azalmadı. Belki de bugün, yüz yüze konuşmaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.” 2026
