KENT STRATEJİLERİ 2


Kent yaşayan bir organizma, toplumsal ve kamusal bir birliktelik ve değerler sistemidir. Kenti sadece içinde yaşayan insanlar, caddeler, parklar ve binan yığınlarından ibaret görmemek lazımdır. Kentleri yaşayan, canlı bir organizma gibi görmeli ve mana yüklemelidir. Benim mana yükleme ile tanımladığım kentsel mana “kentlerin ruhu” deyimidir. Kentler tarihlerinden bugüne tResimaşıdıkları kentsel tarih ve kültür birikimler ile içinde yaşayan insanlardan aldıkları değerler ile bir ruha sahip olmaları gerekir diye düşünüyorum. Kentleri sadece bina yığınları ile bu binalara ulaştıran cadde ve sokaklardan ibaret görmek benim deyim ile kent ruhunu kabul etmemektir. Kentleri ruhu olan bir kavram olarak görürsek kent dendiğinde ilk olarak aklımıza gelen İnsan olacaktır. İnsanın olduğu her yeri ise insani olarak göreceğimizden kentlere farklı manalar yüklemek zorundayız.

Kentlerin stratejileri olmalı mı?

Kanun ile kentlerin strateji oluşturulmaları zorunlu hale getirilmiştir. Kent merkezlerinde belediyeler, merkez dışında ise İl Özel İdareleri stratejik planlama yapmakla yükümlü kılınmışlardır. 2007 yılından itibaren il belediyelerin ve il özel idarelerin hazırladıkları yasal stratejik planlar olmasına rağmen bu planların uygulanıp uygulanmadığı konusunda bir yaptırım bulunmamaktadır. Stratejik Planlara uyumlu performans planları ve bütçelerinde oluşturulması yasal bir zorunluluktur. Yani siz bir plan yapıyorsanız bu planın performansını 8 nasıl yapılacağı, süre ne kadar olacağı vs9 nasıl belirlendiği ve bu planı uygularken bütçenizin olup olmadığı ve bütçenin nasıl gerçekleştirileceğinde belirtmeniz gerekiyor.  Yasanın çıkmasından bugüne hangi ilin stratejik planının ne kadar uygulandığı hakkında bir değerlendirme veya puanlama yapıldığı hakkında bir bilgi bulunmamaktadır. Bununla beraber belediye başkanlarının yetkinliğinden dolayı stratejik planı önemseyen belediyelerin olduğunu bilmekteyim.

Stratejik Plan nedir?

Tüm dünyada küreselleşme, hızlı değişim, yeni oluşan pazarlardan pay alma yarışı, müşteri beklentilerinin değişmesi gibi nedenler sonucu ortaya yeni yönetim modelleri oluşturma zorunluğu çıkmıştır. Bu model oluşumları ile birlikte organizasyonlar daha stratejik düşünmek, stratejik planlamaya ve stratejik karar almaya eskisinden daha fazla önem vermek zorunda kalmışlardır.

Stratejik Yönetim daha ziyade özel sektör alanında sadece çok uluslu şirketler, büyük holding ve şirketler tarafından bilinir ve uygulanırken, bugün çok sayıda organizasyon, stratejik yönetimi araç olarak kullanmaktadırlar. Stratejik Yönetim, özel sektör, kamu sektörü ve sivil toplum kuruluşları gibi tüm organizasyonlarda geleceğe yönelik amaç ve hedeflerin belirlenmesine ve bu hedeflere ulaşılabilmesi için yapılması gerekli aktivitelerin belirlenmesini sağlayan bir yönetim modelidir. Stratejik Plan hazırlanırken içerisinde Vizyon, Misyon ve kurumsal değerler gibi kavramlarda yer almaktadır. Bu kavramlar ise stratejik planın en önemli çıktılarından biri olmaktadır.

Stratejik Planlar neden uygulanmalıdır?

Belediyeler ticari kuruluşlar olmadığı için üretmede zorlanmaktadırlar. Bu nedenle finansal kaynakların yönetilmesi çok önemli hale gelmektedir. Finansal kaynakların yönetiminde yanlış tercihler, kaynakların boşa gitmesi gibi son derece olumsuz sonuçlar ortaya çıkarır. Finansal kaynakları yetersiz olan kentler, yatırım yapamadığı gibi belediyeciliğin temel hizmet alanlarında dahi hizmet sunamaz hale gelir. Stratejik yönetim sadece finansal kaynakların yönetimi değil, bununla beraber insan kaynakları yönetiminin planlamasının da yapılmasını sağlar.  Stratejik planlama ile harcamalar, bütçeye uyumlu yapılacağından kaynakların kontrolü de planlı olarak yapılmış olacaktır.

Mazeret Bulma Hastalığının En Yaygın Dört Türü


Mazeret Bulma Hastalığının En Yaygın Dört Türü

A. “Ama benim sağlığım bozuk.”

Sağlık mazereti kronik “Kendimi iyi hissetmiyorum” türünden, daha özel “Benim şu…şu… hastalıklarım var” türüne kadar çeşitlilik gösterir. Doktor ve cerrah arkadaşlarım örnek bir yetişkin insan yaşamının var olmadığını söyler. Tıbbi açıdan herkeste mutlaka bir sorun vardır.

Cleveland’deki bir konuşmamı henüz bitirmiştim. Çıkışta 30 yaşlarında bir adam benimle birkaç dakika özel olarak konuşmak istediğini söyledi. “Biliyor musunuz,” diye devam etti, “kalbimden rahatsızım ve kedimi sürekli kontrol altında tutmak zorundayım.” Daha sonra konuşmasını dört doktora gittiğini ancak hiçbirisinin sorunu çözemediğini anlatarak sürdürdü ve ne yapmasını önereceğimi sordu.

“Doğrusu,” dedim, kalp hakkında hiçbir şey bilmiyorum ama farklı mesleklerden kişiler de olsak üç şey yapardım.

1. İlk önce bulabileceğim en iyi kalp doktoruna gider ve onun koyacağı teşhisi kabul ederdim.

2. “Size önerebileceğim ikinci şey Dr. Schindler’in Yılda 365 Gün Yaşamak adlı harika kitabını okumanızdır. Dr. Schindler bu kitabında hastane yataklarını işgal eden her dört hastanın üçünde aslında DSOH (Duygularının Sebep olduğu Hastalık) olduğunu gösterir. Düşünsenize, şu an hasta olan her dört kişiden üçü, eğer duygularıyla nasıl baş edebileceğini öğrenmiş olsaydı şimdi sağlıklı olacaktı. Dr. Schindler’in kitabını okuyun ve kendi ‘duygu yönetimi’ programınızı geliştirin.

3. “Üçüncü olarak da ölene kadar yaşamaya azmederdim.”

Bu dertli adama, yıllar önce vereme yakalanmış olan avukat bir arkadaşımın bana verdiği öğüdü anlatarak konuşmama devam ettim. Bu arkadaşım denetim altında bir hayat yaşaması gerektiğini biliyordu ama bu durum onu hukuk alanında çalışmaktan, iyi bir aile yetiştirmekten ve hayattan gerçekten zevk almaktan alıkoymadı. Şimdi 78 yaşında olan arkadaşım felsefesini şu kelimelerle açıklardı: “Ölene dek yaşayacağım ve yaşamla ölümü birbirine karıştırmayacağım. Bu dünyada olduğum sürece yaşayacağım. Neden sadece yarı canlı olayım? Kişinin ölmek konusunda endişelenerek geçireceği her dakika aslında o kişinin ölü olarak geçirdiği bir dakikadır.”

Sağlık Mazeretinin üstesinden Gelmek için Kullanabileceğiniz Dört Şey

1. Sağlığınız hakkında konuşmayı reddedin. Bir rahatsızlık hakkında, nezle dahi olsa, ne kadar çok konuşursanız, rahatsızlığınız o kadar kötüleşir gibi gelir. Kötü sağlık hakkında konuşmak tohumu gübrelemek gibidir.

2. Sağlığınız hakkında endişelenmeyi reddedin.

3. Sağlığınızın şu anki durumuna samimi olarak müteşekkir olun. Eski bir deyişi burada tekrar etmek yerinde olacak: “Eski püskü ayakkabılarım olduğu için kendimi mutsuz hissediyordum; ta ki ayakları olmayan bir adamla tanışana dek.”

4. Kendinize daima şunu anımsatın: “Yorulmak hamlaşmaktan daha iyidir.” Yaşamdan zevk alın.

B.. “Ama Başarılı Olmak İçin İnsanın Zekası Olmalı.”

Çoğumuz zekayla ilgili olarak iki temel hata yaparız:

1. Kendi zeka gücümüzü küçümseriz.

2. Diğer insanların zeka gücünü abartırız.

Önemli olan ne kadar zekaya sahip olduğunuz değil, sahip olduğunuz zekayı nasıl kullandığınızdır. Zekanızı yönlendiren düşünce, zeka gücünüzün miktarından daha önemlidir. IQ’su 100 olan olumlu, iyimser ve işbirliği yapan kişi, IQ’su 120 olan olumsuz, karamsar ve işbirliği yapmayan kişiden daha çok saygı görür ve daha büyük başarılar elde eder.

Vazgeçmemek, yapabilmenin yüzde 95’idir.

Bazı zeki insanlar neden başarısız olurlar? Yıllarca dahi denilebilecek bir kişinin yakınında bulundum. Soyut zekası çok gelişmiş olan Phi Beta Kappa, doğuştan çok zeki olmasına rağmen, tanıdığım en başarısız kişilerden birisidir. Çok sıradan bir işi vardı (sorumluluk almaktan korkardı). Hiç evlenmedi (birçok evlilik boşanma ile sonuçlanır). Pek az arkadaşı vardı (insanlardan sıkılırdı). Mal, mülk gibi şeylere yatırım yapmazdı (parasını kaybedebilir). Bu adam o muhteşem beyin gücünü başarıya ulaşmak üzere araştırmalara yönlendirmek yerine işlerin neden yolunda gitmeyeceğini ispatlamakta kullanırdı. Beynindeki muhteşem kaynağı olumsuz düşüncelerin yönlendirmesinden dolayı bu adam kendinden çok az şey verir ve hiçbir işe yaramazdı.

Unutmayın, zekanıza yol gösteren düşünceler sahip olduğunuz zekadan çok daha önemlidir. Bu temel başarı prensibini doktora derecesi bile değiştiremez.

Doğuştan varolan kabiliyetlerin miktarını artırmak konusunda çok fazla şey yapamayız, ancak sahip olduğumuz şeyleri kullanma biçimini elbette değiştirebiliriz.

Bilgi güçtür-yapıcı olarak kullanıldığında. Zeka mazeretinin getirdiği bazı yanlış düşünceler de bilgiyle ilgilidir. Sık sık, bilginin güç olduğu biçiminde sözler duyarız. Ama bu cümlenin ancak yarısı doğrudur. Bilgi sadece potansiyel güçtür. Bilgi sadece kullanıldığı-sadece yapıcı olarak kullanıldığı-zaman güçtür.

Büyük bilimadamı Einstein’la ilgili bir hikaye vardır. Bir keresinde ona bir mil kaç feettir diye sormuşlar. Einstein’ın cevabı şu olmuş: “Bilmiyorum. Herhangi bir referans kitabından iki dakikada bulabileceğim gerçeklerle beynimi neden doldurayım ki?” Einstein bize büyük bir ders vermekte. Einstein beyninizi gerçekleri saklamak üzere bir depo olarak kullanmak yerine onu düşünmek için kullanmanın daha önemli olduğunu anlamıştır.

Zeka Mazeretini Tedavi Etmenin Üç Yolu

1. Kendi zekanızı asla hafife almayın ve başkalarının zekalarını gereğinden fazla büyütmeyin. Kendinizi ucuza satmayın.

2. Kendinize her gün sürekli şunu anımsatın: “Tutumum zekamdan daha önemlidir.”

3. Unutmayın, bilgileri ezberlemek yerine düşünebilme yeteneği çok daha değerlidir.

C. “Faydası yok. Çok yaşlıyım (veya çok gencim).

Yaş mazeretinin üstesinden geldiğinizde, bunun doğal sonucu, gençlik iyimserliğini ve gençlik duygusunu elde etmektir. Yaş mazereti korkularını yere serdiğinizde, yaşamınıza yıllar katmanın yanı sıra başarılar da katmış olursunuz. Yaşlılık bir başarısızlık hastalığıdır. Sizi geri çekmesine karşı çıkarak onu yenin.

Kısaca özetlersek, yaş mazereti şöyle giderilebilir:

1. Şu anki yaşınıza olumlu bakın. “Hala gencim” diye düşünün, “Yaşlandım” diye değil. Yeni ufuklara doğru bakmayı öğrenin, coşku sahibi olun ve gençlik duygusunu hissedin.

2. Ne kadar üretken zamanınız kaldığını hesaplayın. Unutmayın, 30 yaşındaki bir kişinin önünde hala üretken olarak geçirebileceği yüzde 80’lik bir aktif yaşantı süresi vardır. 50 yaşındaki birinin önünde de fırsatlarla dolu yıllarının yüzde 40’ı-üstelik en iyi yüzde 40’ı. Aslında yaşam pek çok insanın düşündüğünden daha uzundur.

3. Gerçekten ne yapmak istiyorsanız onu yaparak gelecek zamana yatırım yapın.

“Yıllar önce başlamış olmalıydım” biçiminde düşünmeyi bırakın. Bu, başarısızlık düşüncesidir. Bunun yerine “Şimdi başlayacağım, en iyi yıllarım önümdeki yıllar” diye düşünün. Bu başarılı insanların düşünme biçimidir.

D. “Ama benim durumum farklı; kötü talih yakamı bırakmaz.”

Şans Mazeretini İki Yolla Alt Edin

1.Sebep-sonuç kanunun kabul edin. Bir başka kişinin “şansı” olarak görünen şeye ikinci kere bakın. Onun geleceğini yönlendiren şeyin şans değil, hazırlık, planlama, başarı-üreten düşünme süreci olduğunu bulacaksınız. Bir başkasının “kötü şansı” olarak görünen şeye de ikinci kere bakın. O zaman bazı sebeplerin varlığını keşfedeceksiniz. Bay Başarı bir engelle karşılaşır; öğrenir ve bundan karlı çıkar. Bay Sıradan ise kaybettiği zaman öğrenmeyi beceremez.

2. Hüsnü kuruntuya kapılmayın. Zihinsel enerjinizi hiçbir efor sarf etmeden başarı elde edecek yolların hayalini kurmakla harcamayın. Sadece şans ile başarılı olamayız. Başarı, onu üreten şeyleri yapmakla, onu üreten prensipler konusunda uzman olmakla elde edilir. İş hayatında yükselmeyi, zaferleri, yaşamdaki güzel şeyleri şansa bağlamayın. Şansın işlevi bu güzel şeyleri size ulaştırmak değildir. Bunun yerine, sizi başarılı bir insan yapacak kaliteyi kendinizde geliştirmeye konsantre olun.

Dr. David J. SCHWARTZ

English: Cartoon drawing "Einstein takes ...