“Ahilik ve Ahilik Haftası Üzerine”


Ahilik Haftası etkinliklerini kutlamaya hazırlandığımız bu kent, gelişigüzel ve sıradan bir yerleşim alanı değildir. Hiçte sıradan bir kent olmayan Kırşehir, ne zaman ki kimler Türk kültür hazinesinin ana kaynağını aramaya çıktıklarında mutlak uğrak vereceği bir Şehir olmuştur.
Hoşgörünün insanları Hacı Bektaş-ı Veli Tabduk Emre, Şeyh Edebali ve Yunus Emre, Türkçenin edebiyat dili olduğunu haykıran Aşık Paşa, Avrupa’nın orta çağ karanlığını yaşadığı bir dönemde kurduğu medresede astronomi eğitimi verdiren Cacabey ve en önemlisi akıl, ahlak, bilim ve çalışma prensipleri üzerine kurduğu Ahilik teşkilatı ile Türk esnaf ve zanaatkarlarını örgütleyerek Anadolu topraklarının sanatıyla da bir Türk Yurdu haline gelmesini sağlayan Ahi Evran-ı Veli’nin bulunduğu bir kent olan KIRŞEHİR ve Ahilik…
Bu güzellikleri barındıran Kırşehir’imizin en müstesna değeri olan Ahi Evran_ı Veli, dirlik ve düzensizliğin içinde bir lider, bir alim ve bir teşkilatçı olarak Türk tarihinde ve Türk Edebiyatında hak ettiği yeri çoktan almıştır.
Öyleki; bugün bizi el kapılarına muhtaç etmeden bizlere koyun koyuna yaşamayı öğreten Hikmet sahibi insanların bulunduğu bu kentte yüzyıllar sonrasında bile yaşatılmaya çalışılan Ahilik…
Ahi Evran-ı Veli, Anadolu’nun Türkleşmesi süreci olarak adlandırdığımız 13. yüzyılda, aydınlanmanın merkezi olarak seçilen Kırşehir’e yerleşerek bölgede sanatın gelişimini sağlamak için Ahilik Teşkilatını yeniden şekillendirmiştir.
Ahi Evran-ı Veli’nin oluşturduğu Ahilik Teşkilatı, sıradan bir örgütlenme modeli değildir. Sosyal hayatın düzenlenmesinden, iktisadi hayata ve vatan savunmasına kadar, millet olmanın tüm özelliklerini içinde barındıran ve bugünde örnek olarak ele alınabilecek bir sistemdir.
Çalışma hayatımızın ve mesleki eğitimin düzenleyicisi olan Ahi Evran-ı Veli, Ahilik teşkilatını akıl, ahlak, bilim ve çalışma prensipleri üzerine oturtarak, sevgi, kardeşlik ve karşılıklı dayanışma kuralları içerisinde yoğurup, kültür hazinesi haline getirmiştir.
Bu sayede, bölgede yerleşik olarak yaşayan, sanat ve ticareti elinde bulunduran gayri-müslimler karşısında Türk esnaf ve zanaatkârlarını örgütleyerek, Anadolu topraklarının sanatıyla da bir Türk Yurdu haline gelmesini sağlamıştır. Ahi Evran-ı Velinin oluşturduğu Ahilik prensipleri insanlarımız tarafından büyük kabul görmüş, kısa sürede tüm Anadolu’ya yayılmıştır.
Ahi; her şeyde, her ortamda ve her çağda, denge ve düzen tutturandır. Dağıtan değil toparlayandır, yıkan değil yapan, dünya ve ahiret dengesi tutturandır.
Bu tariften de anlaşılacağı gibi, ana teması vatan sevgisi ve halkın mutluluğu olan Ahilik, tam anlamıyla yaşatıldığı dönemlerde Türk Milleti idari, askeri ve ekonomik anlamda, Dünyanın en güçlü devleti haline gelmiştir.
Ahi Evran-ı Veli, Ahilik teşkilatı ile mesleki hayata yön verirken insan ilişkilerini üst düzeyde tutarak, meslek yaşamında meslek erbaplığını üstün insan vasıflığı ile eşdeğer olmasını da amaçlamıştır.
Ahiliğin 13. Yüzyılda mesleki eğitime verdiği önemi ve eğitim yöntemlerinin bugünün modern insan kaynakları yönetimindeki mesleki eğitimleri ile eşdeğerde olması o dönemin ne kadar ilim ve eğitim yönünden bilimsel olduğunu göstermektedir.
Geçmişte olduğu gibi günümüzde de Ahilik geleneğini yaşatan esnaf ve zanaatkârlarımız, Ahiliğin ruhuna uygun olarak kendi öz sermayesi ve alın teri ile üretim yaparak ülke ekonomisine güç katmaktadırlar.
Bunca değerin yaşadığı bu topraklar sevgi topraklarıdır, hoşgörü topraklarıdır. Birbirimizi hoş görerek daha çok sevmek zorundayız. O nedenle Kırşehir de Yunus Emre, Hacı Bektaş, Taptuk Emre ve Ahi Evranın öğretisini öğrenmek ve paylaşmak için İnsan olmak yeterlidir.
Ahilik ise bir insan bilimidir. İnsan değer vermenin en güzel modellerinden biridir.
Bugünlerde Ahilik etkinliklerimizin yapıldığı Kırşehir’imizin, tarihsel değerlerini iyi bir tepsi içinde komple sunmanın çabasını göstermekteyiz. Her geçen yıl daha etkin hale gelen Ahilik Kutlamalarımız daha çok katılımcı çekerek bu konuda bilinç oluşturmayı artırmaktadır.
Tüm bu çalışmalarımızı istediğimiz düzeyde ve bir bütün olarak sergileme becerisini gösterebilirsek Kırşehir’i daha iyi tanıtabileceğiz.
Bu kenti daha iyi yerlere getirmek ve daha iyi tanıtabilmek için inadına en sıkıntılı günlerin yol kardeşlerini ve Allah dostlarını, tarihte yaşadıkları gibi bütün topluma birlikte sunabilmeliyiz.
Sonuç olarak Üstat Yavuz Bahadıroğlu’nun deyimi ile vurgunculardan, soygunculardan, uygunsuzluklardan, yolsuzluklardan ve dalkavuklardan gına getiren insanlık, artık bu modeli dikkate almak ve “yürek adam” üreten Ahiliğin kaynaklarına eğilmek durumundadır.
Ahilik haftasının hayırlı olmasını diliyorum.
ekremozturk.comimages

İŞYERLERİNDE ÇATIŞMA 


is_yerinde_catismaAhi Evrani Veli’ nin “Hak ile sabır dileyip bize gelen bizdendir. Akıl ve ahlak ile çalışıp bizi geçen bizdendir” sözünü okurken işyerlerinde rekabet ve bunun sonucunda ortaya çıkan işletmelerdeki çatışmalar aklıma geldi. Günümüzde daha da artan işyerlerindeki çatışma sorununa en güzel reçete sanırım bu güzel söz olur diye düşündüm.

İşyerlerindeki çatışma nedir?

İnsanlar işyerlerinde neden çatışır?

Yaşamının doğal bir gerçeği de olan insanların birbirleri ile uyumsuzlukların sonucunda yaşadıkları çatışmadır. Çatışma aile içinde ve ikili ilişkilerde olduğu gibi işletmelerde de olmaktadır. Her insanın istek, arzu, amaç ve değerleri farklıdır. İnsanlar bazen başkalarını bırakıp kendi iç dünyalarında kendileri ile de çatışacak nedenler üretebilirler. Kendi içinde bile çatışabilen insanın farklı duygu, düşünce ve davranışları olan diğer insanlar ile çatışması kaçınılmazdır.

Bence bu çatışma sorununun altında yatan en önemli gerçek, bir kişinin diğer kişinin önüne geçme çabasıdır. Bu çabayı verirken bazı çalışanların etik davranmaması, yani oyunu kuralına göre oynamaması çatışmayı daha da arttırmaktadır. İletişim bozuk, uyum yok, çekememezlik had safhada ise işyerinde çatışmanın olmaması mümkün değildir.

Yapılan araştırmalar son yıllarda işyerindeki çatışmalarda artış yaşandığını ortaya koyuyor. İşyerlerinde çatışmalar genellikle rekabetin getirdiği bir sonuç olarak ortaya çıkıyor. Birlikte yaşayan kişiler veya birimler, temel meseleler üzerinde anlaşamadıklarında veya hedefine giden yolun, bir başka kişi yada grup tarafından kesildiğini hissederse çatışma başlıyor.

Her çalışan bir üst pozisyonu kariyer hedefi olarak belirler ve bu hedefe ulaşmak için çaba gösterir. Bazen aynı pozisyon içerisindeki ise yüksek ücret, prim ve ikramiye gibi maddi getirilerde çatışmaya neden olarak ortaya çıkar.  Paylaşılamayan bir çalışma ofisi, büro malzemesi, lojman gibi işyerlerinin kaynaklarının paylaşılması da çatışmaya neden olabilir.

Çatışmanın bir diğer nedeni ise iletişimsizlik veya önyargıdan dolayı ortaya çıkan yanlış anlaşılmalardır. Kişilerin birbirlerinden hoşlanmamaları, rekabetten dolayı diğer kişiyi suçlama, hedef gösterme, yanlış tanıtma, kasıtlı olarak başarısız gösterme gibi durumlarda çatışma çıkarıyor.

Bazen güç farklılıkları da çatışmaya neden olabiliyor. Bir üst pozisyon alt çalışanına güç göstermesi ve baskı yapması da çatışma ortamının oluşmasını sağlar. Yönetim biçimi veya yöneticinin yetersizliği gibi nedenlerden ortaya çıkan belirsiz iş tanımları, çalışma koşullarının beğenilmemesi, stresli iş ortamı gibi etkenlerde çatışmanın bir başka nedenlerini oluşturur.

Sonuçta insan yaşamında çatışmalar kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Bu çatışmalarda işletmelerde doğal olarak yaşanıyor. Bu işyerlerindeki çatışmalar, çalışanlarda verimlilik ve üretkenlikte azalmaya yol açtığını gibi çalışanlar arasında ciddi bir sorun oluşmasına neden oluyor. Bu sorunlar çalışanda gerginlik ve stres oluşturmakta bunun sonucunda da çalışanın motivasyon ve konsantrasyonu azalmasına neden olmaktadır. Eksik motivasyonlu ve sürekli çatışma halindeki çalışanlar ile işletmelerin hedeflerine ulaşması mümkün olmaz. Bu durumda yöneticilere önemli görevler düşmektedir. Yöneticiler çatışmayı önleyecek ortamları sağlamak zorundadırlar. Aksi halde işletmenin başarılı olması mümkün değildir.

Çalışanların performans değerlendirme, kariyer ve ücretlendirme gibi süreçler adil olmalı,

Çalışanlar ve gruplar arasında ayrımcılığa neden olacak uygulamalar yapılmamalı,

Takım çalışması teşvik edilerek, çalışanlar ortak hedeflere yönlendirilmeli,

Çalışanların arasında samimiyetin artması için aktiviteler yapılmalı,

İletişime yönelik eğitimler verilmeli,

Çatışma neden olacak sorunlar hızlı çözülmelidir gibi öneriler, bugün işyerlerinde çalışanlar arasında çatışmanın ortaya çıkmaması için ne yapılabilir, sorusuna verilecek cevaplardır.

 

Çatışmaları önleyecek etkenlerin en önemlisi Ahi Evrani Veli’ nin “Hak ile sabır dileyip bize gelen bizdendir. Akıl ve ahlak ile çalışıp bizi geçen bizdendir” sözünü benimsemek ve tüm çalışanlara benimsetmektir.

“Hak ile sabır dileyip bize gelen bizdendir. “Akıl ve ahlak ile çalışıp bizi geçen bizdendir”, akıl ile ilim ve mesleki bilgiyi, “bizi geçenin bizden olması” da kırıcı olmayan bir rekabet ile öne geçeni hazmetmeyi göstermektedir. Böylesine bir anlayışın hakim olduğu bir çalışma yaşamında ve işyerlerinde çatışma olması mümkün değildir. Bu veciz söz ile çalışanların ve işletmelerin birlikte büyümek, ezmeden ilerlemek bir diğerinin omuzlarına basmadan kalkınmak, haksızlık etmeden dayanışmak gibi değerler ile daha mükemmel bir hale gelebileceği düşünülebilir.

Yine Ahiliğin, prensiplerini benimseyenlerden beklentisi olan;

Cimrilik kapısını bağlamak, lütuf kapısını açmak,

Kahır ve zulüm kapısını bağlamak, ilim ve mülâyemet kapısını açmak,

Hırs kapısını bağlamak, kanaat ve rıza kapısını açmak,

Tokluk ve lezzet kapısını bağlamak, riyazet kapısını açmak,

Halktan yana kapısını bağlamak, Hak’tan yana kapısını açmak,

Herze ve hezeyan kapısını bağlamak, marifet kapısını açmak,

Yalan kapısını bağlamak, doğruluk kapısını açmak.

Prensiplerinin uygulayan insanların çoğunlukta bulunduğu bir çalışma ortamının güzelliğini tahmin edebiliriz.

Sonuç olarak bireyler veya işletmeler arasında yaşanan çatışmalarda Ahi Evrani Veli’ nin “Hak ile sabır dileyip bize gelen bizdendir. Akıl ve ahlak ile çalışıp bizi geçen bizdendir” sözündeki manevi yaklaşımı ve hazmedişi anlamak ve uygulamak gerektiği söylenebilir. Çalışanlarda sadece güçlü ve etkin bir iletişimin sağlanması, motivasyonu en üst düzeye çıkarmak çatışmayı önleyememektedir. Çalışanlara tatmin olmayı ve diğer çalışanın başarısını kabul etmeyi, rıza göstermeyi, hoşgörüyü  ve başkalarının başarısından mutlu olmayı öğretmek gerekiyor.

 

Ekrem ÖZTÜRK

İnsan Kaynakları Uzmanı

Kent Kimliği


Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Kırşehir Belediyesinin ortaklaşa düzenlediği Şehir Kimliği Çalıştayı tanıtım toplantısı yapıldığını basında takip ederken, önemli gördüğüm bir kavram olan “Kent Kimliği” konusunda sürecin devamını da merak ediyordum. Kırşehir Kent Konseyinin kurumsallaşması ve yaşatılması konusunda sorumluluk alan ve Kırşehir’de Gençlik Meclisi, Kadın Meclisi ve Engelliler Meclisinin kurulmasını sağlayan biri olarak bu konuyu önemli görmemek mümkün olamazdı. 2010 yılında, başka bir şehirde yapıldığını duymadığım “Kentli olma bilinci” oluşturmak için bu şehirde ciddi bir çalışma yaptık. Kırşehir kent merkezinde bulunan ilköğretim okullarında onbinden fazla öğrencimize, Belediyemizin de katkılarıyla “Kentli olma bilinci” sunumu yaptık. Bu çalışma ile birlikte ilk kez bu kapsamda kentli olmayı biz Kırşehir’de anlattık. Kentli olma bilinci oluşturmaya çalışanlar için, kent kimliğini önemsememek olamaz.

Kentlilik bilincinin gelişmesi için ortak bir kentte yaşamak yeterli bir özellik değildir. Bir kentte yaşayan insanların yaşadıkları kente karşı ait olma duygusu taşımaları ise o kenti korumaları, geliştirmeleri, kentin imarı ve yönetimine katılmalarıyla mümkün olabilmektedir.  Bizde “Kentli olma bilinci” sunumu yaparken kentte ait olma duygusunun çocukluktan başlamasını amaçladık. İnsanlar kendilerinin içinde oldukları olguları daha kolay sahiplenmektedirler. Kentlilerin kentine sahip çıkabilmeleri için kenti algılamaları ve kentin kimliğini oluşturan değerlerin de iyi bilinmesi gerekmektedir. Başka bir ifade ile kentlilik bilinci, kente yaşayanların var olan değişik kimliklerinin yanı sıra bir de içinde yaşadıkları kentle özdeşleşebilen bir kimliğe sahip olmalarıdır.

Kentler, kimlikleri ve ruhları olan mekânlardır. Büyüklü küçüklü her kentin mutlaka, bir kimliği vardır. Kentlerin kimliğini içinde yaşayan insanlar bilmeli ve yaşatmalıdırlar. Bir kentin kimliği o kentin tarihi, coğrafyası, içinde yaşayan medeniyetleri, ilk yerleşimden bu güne geçirdiği evreleri, topografyası, bitki örtüsü, iklimi, jeopolitik konumu, içinde yaşayan insanları, Doğu kenti veya Batı kenti oluşu, deniz ve karayollarıyla olan bağlantısı, başka kültürlere olan açıklığı veya kapalılığı, içinde barındırdığı canlı türleri, geçirdiği işgaller veya savaşlar, depremler, bir devlete başkentlik yapıp yapmadığı ve sayısı artırılacak daha birçok etken bir kentin kimliğini oluşturan öğelerdir. Modern dönemde turizm, sanayi, hizmet, tarım vb. kent kimliğini etkileyen başlıca unsurlar olmuşlardır.

Kırşehir kent kimliğine baktığımızda ilk akla gelen kavramlar olarak, Ahilik ve Ahi Evrani Veli, Neşet Ertaş ve Abdal geleneği, Petlas ve sanayi diyebiliriz. 5000 yıllık bir tarihi geçmişe sahip olan, Türkmen geleneğini Anadolu ya taşıyan erenler ile mana kazanan bu coğrafyanın kimliğini belirlemek zor olmayacak.

Kırşehir’in kent kimliğini oluşturmaya yönelik olarak her zaman bu kenti tanımlamada kullandığım aşağıdaki notları yazmadan geçemeyeceğim.

Kırşehir, daha ilk çağlarda Anadolu’yu kuzeybatıdan güneydoğuya, bir baştan bir başa kesen işlek bir anayolun ortasında önemli bir durak ve yerleşim alanı olarak kurulmuştur. Kırşehir, Bizansın Justinialnusu, Romanın Makisosu, Kipetin haritasının Akuvesarevenası yani su şehri, Selçuklunun Gül şehriydi. Anadolu da Bizansa karşı ilk serhat boyu olan, Kızılırmağın koçbaşı gibi batıya çıkıntılı yerinde bütün medeniyetleri ve kültürleri, Anadolu hümanizmasıyla sentezleyen, Anadolu yiğitliği ile ileri fırlayışın potansiyelini içinde barındıran bir kenttir. Kırşehir’in yer aldığı bu işlek anayol, İstanbul üzerinden Suriye ve Mezopatamyaya çıkan görkemli ticaret yolunun Kızılırmağı aşan kollarından biriydi. Daha önemlisi Anadolu’nun ve Balkanların Müslümanlaştırılmasında ve Türkleştirilmesinde göz kamaştırıcı hikmetler gösteren gaziler, alperenler yatağıdır.

Gelin sizleri Hacı Bektaş vilayet namesinde tarif edilen 13.yüzyıl Kırşehir’ine dönelim:

Meğer ol vakit Kırşehrinin adı Gülşehri idi.

Mamur şehir idi.

Müderrisler, müftüler, alimler ve kadılarla şehrin içi dopdolu idi.

Orta yerinden geçen nehir idi.

18 bin derler evi varidi.

Burcubari çevresi hisar idi..

Bu mamur şehrin Hacı Bektaşi Velisi, Ahi Evrani Velisi, Gönül İnsanı Yunus Emre’si, Aşık Paşası, Neşet Ertaş’ı bu gün bizlere bu topraklarda koyun koyuna kardeşçe yaşatmayı öğretenlerdir. Eski Tunç Çağından Hitite, Romaya, Bizansa ve Selçuk dönemlerine ilişkin, bu günlere kadar gelebilen örenlerin, kiliselerin, han ve hamamların, camii ve medreselerin, türbelerin, yazıtların yüzyılların ötesinden taşıyıp getirdiği tarih notlarını gelecek kuşaklara taşımak, bunları iyi bir koruma ve sunum içinde kalıcı kılmak Kırşehir evlatları olarak boynumuzun borcudur. Böylesine önemli bir tarihi olan ve bu tarihin içerisinde birbirinden değerli gönül insanlarını barındıran bu kentin kimliği çok açık ve net olarak yazılabilir.

Bu kentin mayası olan Hacı Bektaşi Veli, Ahi Evrani Veli ve Yunus Emre’nin hoşgörüleri ve yaratılana olan sevgilerini, kent kimliğine yansıtarak, bu kentin kimliğinin bir yerine “sevgi, hoşgörü ve kardeşlik” diye yazmamız insanlığa örnek olacaktır.

Kırşehir kent kimliğinin oluşmasına yönelik yapılan bu Çalıştayı önemli buluyorum.  Bu çalışmanın sonuçlarını merakla bekliyorum. Ancak bir kentin kimliğinin belirlenme sürecinin, bir tanıtım toplantısı ve bir Çalıştay ile tamamlanmasını yeterli bulmuyorum. Aslında esas olanın bu kentin kimlik çalışması ile birlikte kentin bütününe yönelik stratejik planlama çalışmasının yapılmasını ve kentin “sevgi, hoşgörü ve kardeşlik” olan Misyonunun yanı sıra Vizyonunda ortaya konulması gerektiğine inanıyorum.

SEÇİMİN ARDINDAN


Ülkemizde 17 Aralık 2013 tarihinde başlayan ve farklı kesimlerin Ak Parti hükümeti üzerinde farklı hesaplar yapmayan başladığı bir sürece tanıklık yaptık. Bu tarih ile ülke içerisinden olduğu kadar dış güçler tarafından 30 Mart yerel seçimlerin sonuçlarını etkilemeye yönelik yapılan çalışmaların sonuçları hepimizin merakla beklediği bir hal aldı.  Seçime gününe kadar gelen süreçte siyasi tarihimizde görmediğimiz bir kampanyaya şahitlik ettik. Ülke gündemi tamamen yerel seçim ile ilgili konulardan oluşurken 30 Mart akşamının ortaya çıkaracağı sonuçlara göre planlar yapan ve hayaller kuranlar için ayrı bir önem arz ediyordu.

11 yıllık Ak Parti iktidarını normal yollardan sona erdiremeyen rakipler son üç ayda yaşanan olaylardan ortaya çıkacak ve siyasetin dışında oluşan yöntemlerden medet umar haline geldiler. Dış kaynaklı ve hiçbir zaman ülkemizin iyi olmasını istemeyen ülkeler ve güçler tarafından yönetilen sosyal paylaşım ortamlarında hükümet aleyhine çıkacak paylaşımlara odaklanan ve medet uman bir yaklaşımın sanal heyecanlarına şahitlik yaptık. Mahkeme kararı dinlemeyen ve aslında ülkemizi ciddi almayan bu paylaşım sitelerine erişimin haklı olarak engellenmesini milli bir dava haline getiren siyasi partilerin bu yaklaşımının sorgulanmadan geçilmemesi gerekir.

30 Martı heyecanla bekleyen ve o günün akşamı yeni bir Türkiye bekleyenlerin aslından diğer tarafta kaos istemeyen ve istikrarın devam etmesinin bilincinde olan bir çoğunluğun farkında değildiler yada bu çoğunluğu yok sayıyorlardı. Ülkenin son on yılda yakaladığı istikrarın sonucunda çoğunluğun gelir seviyesinin yükselmesi ve ülkede yaşanan değişim iktidarın devamı yönünde önemli etken olarak öne çıkıyordu. Bunun yanı sıra sağlık ve ulaşım başta olmak üzere birçok alanda hükümetin yaptığı yatırımların direk insanlara yansıması hükümetin alacağı desteğe önemli bir gerekçe oluşturdu.

Hepsinin ötesinde seçim sonuçlarının etkileyen önemli bir etken olarakta siyasi parti liderlerini göstermekte gerekir.  Liderin tutarlılığı, duruşu ve en önemlisi insanların güvenini kazanması seçim sonuçlarını direk etkilediğini en son seçimlerde daha iyi ortaya çıktı. Sayın Başbakanımızın geçen on bir yıla rağmen hala seçmenleri tarafından ne kadar sevildiği ve önemsediği 30 Mart akşamının en önemli sonucuydu. Dünyada çok az görünecek bir desteği yıllardır alan ve sürdüren bir liderin bu kadar sevilmesinin siyasi rakiplerince çok iyi değerlendirilmediğini diğer partiler aldıkları oy ile gösterdiler.

Yerele gelince,  Belediye Başkanımız son beş yılda kentsel değişimi çok iyi yönetmenin sonucunu tekrar seçimi kazanarak gösterdi. Parti olarak il başkanı, belediye başkanı ve milletvekillerinin uyumu bu başarının gelmesinde önemli etken oldu. Belediye başkanımızın yatırımlardaki seçimi ve önceliği belirlemesi kentin değişimini sağladı. Özellikle kent parkı üst düzey bir kentsel proje seçimi olduğu çok iyi göründü. Başkanımızın beş yıllık yönetim sürecinde, kentin değişimine yönelik çalışmasının yanı sıra içme suyu sunumunda ve kentin temizliğinde gösterdikleri başarıda önemli bir oy almalarında etken oldu. En önemliside takım çalışması ve yönetimde gösterdiği tutarlılık başarı algısını yükseltti. İktidarın yerel yönetimlere verdiği destek ve milletvekillerimizin yanında olmasıda başkanımızın başarı çıtasını yükseltti kanısındayım.

En yakın rakibine göre aldığı bu düzeydeki yüksek oy gerek mevcut iktidarın gerekse belediye başkanımızın Kırşehir halkı tarafından verilen desteği çok açık gösterdi. Bu seçim sonucu başkanımızın kentin değişimini ve yönetimini daha farklı kılacak çalışmalar yapmasına önemli bir güç verecektir. Başkanımızı ve ekibini kutlarken, seçim sonuçlarının ülkemize ve kentimize hayırlı olmasını diliyorum.

KENT STRATEJİLERİ 2


Kent yaşayan bir organizma, toplumsal ve kamusal bir birliktelik ve değerler sistemidir. Kenti sadece içinde yaşayan insanlar, caddeler, parklar ve binan yığınlarından ibaret görmemek lazımdır. Kentleri yaşayan, canlı bir organizma gibi görmeli ve mana yüklemelidir. Benim mana yükleme ile tanımladığım kentsel mana “kentlerin ruhu” deyimidir. Kentler tarihlerinden bugüne tResimaşıdıkları kentsel tarih ve kültür birikimler ile içinde yaşayan insanlardan aldıkları değerler ile bir ruha sahip olmaları gerekir diye düşünüyorum. Kentleri sadece bina yığınları ile bu binalara ulaştıran cadde ve sokaklardan ibaret görmek benim deyim ile kent ruhunu kabul etmemektir. Kentleri ruhu olan bir kavram olarak görürsek kent dendiğinde ilk olarak aklımıza gelen İnsan olacaktır. İnsanın olduğu her yeri ise insani olarak göreceğimizden kentlere farklı manalar yüklemek zorundayız.

Kentlerin stratejileri olmalı mı?

Kanun ile kentlerin strateji oluşturulmaları zorunlu hale getirilmiştir. Kent merkezlerinde belediyeler, merkez dışında ise İl Özel İdareleri stratejik planlama yapmakla yükümlü kılınmışlardır. 2007 yılından itibaren il belediyelerin ve il özel idarelerin hazırladıkları yasal stratejik planlar olmasına rağmen bu planların uygulanıp uygulanmadığı konusunda bir yaptırım bulunmamaktadır. Stratejik Planlara uyumlu performans planları ve bütçelerinde oluşturulması yasal bir zorunluluktur. Yani siz bir plan yapıyorsanız bu planın performansını 8 nasıl yapılacağı, süre ne kadar olacağı vs9 nasıl belirlendiği ve bu planı uygularken bütçenizin olup olmadığı ve bütçenin nasıl gerçekleştirileceğinde belirtmeniz gerekiyor.  Yasanın çıkmasından bugüne hangi ilin stratejik planının ne kadar uygulandığı hakkında bir değerlendirme veya puanlama yapıldığı hakkında bir bilgi bulunmamaktadır. Bununla beraber belediye başkanlarının yetkinliğinden dolayı stratejik planı önemseyen belediyelerin olduğunu bilmekteyim.

Stratejik Plan nedir?

Tüm dünyada küreselleşme, hızlı değişim, yeni oluşan pazarlardan pay alma yarışı, müşteri beklentilerinin değişmesi gibi nedenler sonucu ortaya yeni yönetim modelleri oluşturma zorunluğu çıkmıştır. Bu model oluşumları ile birlikte organizasyonlar daha stratejik düşünmek, stratejik planlamaya ve stratejik karar almaya eskisinden daha fazla önem vermek zorunda kalmışlardır.

Stratejik Yönetim daha ziyade özel sektör alanında sadece çok uluslu şirketler, büyük holding ve şirketler tarafından bilinir ve uygulanırken, bugün çok sayıda organizasyon, stratejik yönetimi araç olarak kullanmaktadırlar. Stratejik Yönetim, özel sektör, kamu sektörü ve sivil toplum kuruluşları gibi tüm organizasyonlarda geleceğe yönelik amaç ve hedeflerin belirlenmesine ve bu hedeflere ulaşılabilmesi için yapılması gerekli aktivitelerin belirlenmesini sağlayan bir yönetim modelidir. Stratejik Plan hazırlanırken içerisinde Vizyon, Misyon ve kurumsal değerler gibi kavramlarda yer almaktadır. Bu kavramlar ise stratejik planın en önemli çıktılarından biri olmaktadır.

Stratejik Planlar neden uygulanmalıdır?

Belediyeler ticari kuruluşlar olmadığı için üretmede zorlanmaktadırlar. Bu nedenle finansal kaynakların yönetilmesi çok önemli hale gelmektedir. Finansal kaynakların yönetiminde yanlış tercihler, kaynakların boşa gitmesi gibi son derece olumsuz sonuçlar ortaya çıkarır. Finansal kaynakları yetersiz olan kentler, yatırım yapamadığı gibi belediyeciliğin temel hizmet alanlarında dahi hizmet sunamaz hale gelir. Stratejik yönetim sadece finansal kaynakların yönetimi değil, bununla beraber insan kaynakları yönetiminin planlamasının da yapılmasını sağlar.  Stratejik planlama ile harcamalar, bütçeye uyumlu yapılacağından kaynakların kontrolü de planlı olarak yapılmış olacaktır.