TÜRK YÖNETİCİLERİN TİPİK ÖZELLİKLERİ


  1. Bireysel popülariteyi, grup popülaritesinin önünde tutarlar.
  1. “Ben, ben, yine ben” kavramı on plandadır.
  2. “Bilmiyorum, yeterli bilgi sahibi değilim”, demeye utanırlar.
  3. Babacandırlar, çalışanlara kol kanat germeyi severler.
  4. Babacandırlar, çalışanları aileden kabul ettiklerinden onların özel yaşantısı ile de yakından ilgilidirler, her zaman kendilerine danışılmasını beklerler.
  5. Bilgili ve yetişmiş astları kendilerine rakip gördüklerinden, kısa zamanda onlardan kurtulmak isterler.
  6. Çalışanlardan mesai dışında da gerekli saygıyı görmek isterler.
  7. Dokunmayı severler, özellikle sevdikleri astlarıyla konuşurken, ellerini onların omzuna koymayı severler.
  8. Geleneklere bağlıdırlar, değişime normalden çok direnç gösterirler.
  9. Sahip oldukları makamı tüm ailesi ile paylaşırlar, ailedeki herkes kendilerini patron zanneder.
  10. Duygusaldırlar, özellikle aileden gelenlerin bilgi, yetenek ve becerilerini rasyonel analiz edemezler ve onları hak etmedikleri makamlara getirirler.
  11. Emir verdiklerinde emri yorumlayan ve sorgulayan astları sevmezler.
  12. İltifatları ve pohpohlanmayı severler.
  13. Duygusaldırlar, iyi gördüklerini iyi görürler, kotu gördüklerini kotu görürler.
  14. Sağlıklarına dikkat etmezler ve dikkat etmeyi, kendilerine yediremezler.
  15. Astlara güvenmezler, detaylarıyla uğraşırlar.
  16. Çok iyi adam kullanırlar.
  17. Yetki devretmeyi güç kaybetmek olarak algılarlar.
  18. Herhangi bir katma değer yaratmadığını bilmelerine rağmen, is yerinde vakit geçirmeyi severler.
  19. İsteki problemlerini eve taşırlar.
  20. Sorumluluk almayı isterler, kendilerini güç kazanmış olarak nitelerler.
  21. Zamanı etkin kullanamazlar.
  22. Toplantı yaparken gündemi muhafaza edemezler, dedikodu yaparlar.
  23. Astlarından olan memnuniyetsizlikleri onların yüzlerine söylemek yerine arkadan konuşmayı tercih ederler.
  24. Aşağıdan gelecek olan tekliflere her zaman acık olduklarını ifade etmelerine rağmen, icraatta kapalıdırlar.
  25. Kılık ve kıyafete önem verirler.
  26. İsin mükemmelliğinden çok, mükemmel gözükmesine önem verirler.
  27. Kendileri olmadığı zaman isin sekteye uğramasından büyük memnuniyet duyarlar.
  28. Yerlerine adam yetiştirmeyi sevmezler.
  29. Okumayı sevmezler, jerseyi tecrübeleri ile yapabileceklerini zannederler.
  30. jerseyi bilirler, astlarının da jerseyi bilmesini beklerler.
  31. Makam ve terfi beklentileri maddi beklentilerin ötesinde bir öneme sahiptir.
  32. Yönettikleri şirkete ve departmana sahiplenirler, her turlu problemi kendi kişisel imkanlarını kullanarak çözmeye hazırdırlar.

nasreddin-hoca-314x374

Reklamlar

“Bugün benim doğum günümdü”‏


23 2015Mevsimlerin en güzeli olan ilkbaharın en güzel aylarından Nisan ayının, 23 sabahında bugün benim doğum günüm diye başladığın günde “bugün benim doğum günümdü” diyerek kapıyorum. Günü kapatırken, geceye Regaip Kandilinin manevi ikliminin eşlik etmesi benim için ayrı bir mana kattı.

Bir gün daha geçti ve bir günler, bir yıl oluyor ve bir yaş daha yaşlanıp, bir ömrü tamamlıyoruz.
Doğum günümü kutlayan tüm arkadaşlarıma “hep birlikte, yalnız gittiğim yollar ve yıllar anlamsız gelir ve sevgi ile…” diyerek cevap verdim. Bu mesajıma bir arkadaşım “merak etmeyin, herkes yalnızdır aslında, yalnız gelir yalnız gideriz, yeter ki kalabalıkta yalnız olmayın…” diyerek cevap verirken onunda haklı olduğunu düşündüm. Mesele gerçek arkadaşı bulmak ve sevdiğimizi gerçek sevgi ile sevmek dedim.
Bir an dinlediğimin şarkının etkisinde kalıp yaşıma, başıma bakmadan “penceresiz kaldım Anne” diye haykırmak istediğim zamanları düşündüm. Yaşımın neresinde olursam olayım darda kaldığımda çocukluğumda sığındığım ve ilk medet umduğum çağrış aklıma geldi ve Anneemm diyesim geldi.
Geçen yılları düşünürken sevdiklerimiz, sevenlerimiz, sevip bildiremediklerimiz hepsi bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Ve en çok unutamadığım daha 57 sinde kaybettiğim sevgili babam yüreğimi sızlattı.
Volkan Konak – Ben Onu Sevdim Ya O Bana diye söylerken Tahir ile Zührenin hikâyesini hatırlıyorum ve “sen elmayı seviyorsun diye elma seni sevmek zorunda değil sözüne bir kez daha hak veriyorum.
Doğum günümü her türlü iletişim araçları ile kutlayan yüzlerce yüzü, gönlü ve düşüncesi güzel insana nasıl teşekkür edeceğimi düşünürken birazda iç dünyamı paylaşmak istedim.
Aslında sayfalarca yazmak istediğim duyguları yaşadığım şuanda şarkılar ve şiirler ile de duygularımı anlatmak isterdim.
Bunca özel ve güzel insanın kutlaması dışında “ah olsaydı, yada oda arasaydı, bir sesini duysaydım, yaşasa da görseydim” diyeceğim insanlarımı da hatırladım.
Geçen yılların muhasebesini yapmıyorum. Yaşadığım sürede yanlışlarım ve doğrularımı zamanında değerlendirmeye çalıştım. Bazen ders aldım, bazen boş ver diyerek geçiştirdim. Yanlış yaptım ama asla yanlış adam olmadım diye kendimle gurur duyduğum zamanlarım oldu.Olumsuzluklar karşısında pes etmedim. Gün, ay yâda yıl bitse ne olur, yarınlarda var dedim.

“Nerede olursanız olun, nereye giderseniz gidin, olduğunuz yer, gittiniz yol ve seçtiğiniz insan düzgün olsun… ” sözüne uygun olarak düzgün insanlar ile muhatap olmaya çalıştım.Bu yaşıma kadar dik durmaya, haksızlık karşısında susmamaya çalıştım. Eğilmedim ve hiç kimsenin karşımda eğilmesine izin vermedim. Öğrenmenin yaşı veya sınırı yok dedim. Sürekli öğrenerek kendimi geliştirmeye çalıştım. Lise mezunu olarak başladığım yaşamda Açık Öğretim Fakültesi ön lisansla başladığım yüksek eğitim heyecanını İşletme Fakültesi ve insan kaynakları uzmanlığı eğitimleri ile devam ettirdim. Çalıştığım her kuruma fark katmayı ve yaptıklarım ile fark yaratmayı amaçladım ve başardığıma inanıyorum.

Bu doğum günümde, doğum günümü kutlayan arkadaşların hatırlattığı ve her doğum günümde düşündüren çok sevdiğim bir şiiri (KALDIRIMLAR) paylaşmayı gelenek haline getirdim. ‘ Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin’ derken bu şiirden bende ‘ ben gideyim yıllar dursun’ demek istediğim zamanlar oldu ama yaşamın yada yaradılışın gerçeklerini unutmakta olmuyor. Biz giderken bizler ile giden yıllar ile birlikte bir ömür sürecini tamamlıyoruz. Aslında mesel yolların bitmesi de değil, mesele gidilen yollarda bitirilen yıllarda güzel hatıralar, güzel insanlar ve güzel anılar bırakmaktır.

Geçen yıllarımda bana sevinç ve mutluluk yaşatan ailem, dostlarım ve tanıdıklarıma sonsuz teşekkürler ediyorum. Bu sürede beni üzen, mutsuz eden, haksızlığını gördüğüm herkese ise hakkımı helal ediyorum. Canımın yandığı zamanlarda, her ne kadar nefsime teslime olup incittiklerim olsa da, Hacı Bektaşi Velinin “incinsende incitme” düsturuna uymaya çaba gösterdim. Canımı acıtanın canını acıtmak istediğim zamanlarda hep aklıma Hazreti Mevlananın, “Ya canın acıya acıya adım atacaksın ya da canını acıta acıta söküp atacaksın” sözü geldi ve dur nefsim dedim. Bu vesile ile kimseye kırgınlığımı yeni yaşıma taşımadım ve yaşadığım yeni yaşlara, yeni yıllarada taşımayacağım. Herkes dostluğumdan ve sevgimden emin olsun. Kırılmıyorum, kızmıyorum, nefret etmiyorum ve tüm bu olumsuzluklar karşısında herkese “seni, sizi, sizleri  seviyorum” diyorum….
Hz. Mevlana derki: ”Marifet nedir bilirmisin…? Taşlara bakan gözlerin çiçekleri görmesidir…!”

Bende taşlara bakarken çiçek görmeye çalışıyorum.
Tekrar ve tekrar bu doğum günümde varlığını hissettiren herkese sonsuz teşekkür ediyorum.

Bugün Doğum Günüm (23 Nisan)


 

Bugün Doğum Günüm (23 Nisan) ve bugünden doğum günümü kutlayan arkadaşların hatırlattığı ve her doğum günümde düşündüren bu şiiri (KALDIRIMLAR) paylaşmayı gelenek haline getirdim.
“ Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin’ derken bu şiirden bende ‘ ben gideyim yıllar dursun” demek istediğim zamanlar oldu ama yaşamın yada yaradılışın gerçeklerini unutmakta olmuyor.
Biz giderken bizler ile giden yıllar ile birlikte bir ömür sürecini tamamlıyoruz. Aslında mesele yolların bitmesi de değil, mesele gidilen yollarda, bitirilen yıllarda güzel hatıralar, güzel insanlar ve güzel anılar bırakmaktır.
Hepimizin yolları, yılları ve geride bıraktığı değerleri çok olsun.
Yaşamımızın amacı olsun, yaşamımızda güzellikler ve güzel insanlar olsun. Fenalıklar ve dünyalıklar bizden uzak dursun.
Bu düşüncelerim ile doğum günümü hatırlatan ve kutlayan, kutlayacak olan tüm dostlara teşekkür ediyorum.
KALDIRIMLAR
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık.
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler…
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir kuyuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi..
NECİP FAZIL KISAKÜREK

Ekrem Öztürk'ün fotoğrafı.

SOSYAL MEDYA VE İNSAN KAYNAKLARI FANTEZİLERİ


Çok iyi biliyorum, bu yazıda ilk dikkat çeken kelime fantezi olacaktır. Bizim toplumun hassas olduğu ve mana yüklediği kelimelerden biri olduğu için ve yanlış anlaşılmaya mahal vermemek adına önce bu kelimeyi izah edeyim. Fantezi, hayal gücüyle doğru orantılı olan düşüncelerin tümüdür denilebilir. Yani, hayal gücünü kullanarak gerçek olmayan bir şekilde planlamak, şekillendirmek, üretmek, oluşturmak, bazen başarmak ve bunların tamamından zevk almaktır. İnsan kaynaklarının fantezisi olurmu diyebilirsiniz ama bu konuda söz sahibi olduğunu sanan, yazıp-çizenlere bakınca ben olur diyorum.

Sosyal medya diğer konularda olduğu gibi insan kaynakları konusunda bir dolu değer ortaya çıkardı. Profiller, sayfalar ve gruplar derken birde bloglar ortaya çıktı. Bu çıkışlar ile birlikte yeni öğrenme kaynakları oluştu. Özellikle öğrenci arkadaşlarımız için bilgiye ulaşmada kolaylık sağlandı. Bu ortamlarda yapılan paylaşımlar ile bilgi doğrudan ilgili olanlara ulaşır oldu. Çok sayıda insan kaynakları uzmanı, danışmanı ve yazarı ortaya çıktı. Kimler daha iyi, daha aktif, daha hızlı, daha yakışıklı, daha çok facebookta, daha erken linkedine geliyor, en fazla tweeti atıyor gibi yarışmalar bile düzenlenmeye başlandı. Bende bu yarışmalarda bazen en aktifler arasında yer alınca, çok mutlu oluyorum. Yakışıklılar arasına giremiyorum, yaşlandığımız için en hızlıda olamıyorum, yaş gereği uykudan erken kalkınca en erken gelenlerden olabiliyorum. Her konuda yazamıyorum ama yazanları okuyacak göz sağlığına sahip olduğumdan, paylaşımları takip etmeye çalışıyorum.  Yeni bir sektör oluştu, yeni dernekler kuruluyor ve sosyal medya sayesinde insan kaynaklarını yeniden öğrenmeye başladık.

Sosyal medyanın “ikacıları” bulundukları medyada aktif olmak zorunda kalıyorlar. Enlerden olmak öyle kolay bir iş değil, her gün, her saat bazen her dakika bir şey paylaşacaksın.  Yeni konular bulacaksın, konulara renk katacaksın. Hayal kuracaksın, iş yaşamı deneyimin olmasa da empati yapacaksın. Bazen işgören, bazen yönetici, bazen de patron bile olacaksın. Bir ölçüde iş yaşamı ile ilgili fantezi yapacaksın. Öğrenci iken ik bloggeri olmak kolay değil. Hiç iş yaşamını görmeden ik yazarı olmak ta kolay değil. Mavi yakalı olarak çalışmadan, iş yaşamına bir türlü yönetici olarak başlayıp sonra mobbing konusunu yazmak hiç kolay değil.  Liderlik yapmadan liderliğin eğitimini vermek ne kadar kolaysa bu konuda yazmakta o kadar kolay oluyor. Birde Yunan mitolojisinden esinlenerek ortaya çıkan mentörlük var ya, bizdeki karşılığı belki laladır, bu mentörlük bir meslek haline geldi. Buna diyeceğimiz yok ama yeni mezun, iş ve yaşam deneyimi olmayan biride ben mentorüm dememeli diye düşünüyorum.

Tekrar sosyal medya ve insan kaynakları konusuna gelince, bu konuda tüm yaratıcılık becerilerini göstermeye çalışan benim gibi sosyal medya ikacıları, yeni bir insan kaynakları yönetimi ortaya çıkarıyoruz.   En iyi veya en aktif blogger olacağız ya, yeni yazacak konular bulmalıyız. Konu bulmak ise hiçte kolay değil. Nereye kadar sürekli insan kaynaklarını yazacaksınız?  İş deneyimin yok, mavi yaka çalışmadın ve çalışanların ortamını bilmiyorsun, unvanları basamak basamak çıkmadın, sendikalı hiç olmadın, soyunma odalarının havasını yaşamadın, mesai sonrası toplu duş almadın, mülakata girmedin, mülakat yapmadın, iş yeri çatışması, kariyer mücadelesi görmedin, nereye kadar neyi yazabilirsin. Yazamayınca da işin içerisine hayal dünyası giriyor ve ik fantezileri başlıyor.

Kariyer yolculuğunda hızlı tren,

Başarıyı yalamanız için şu kadar özellik,

Mülakatlara kırmızı şapka ile gitmek,

Yeni mezun olup, ustalara mentorlük yapmak,

Performans değerlendirmede müthiş bir yöntem,

İşyerinde sakız çiğne, tazminatı hak et,

Hadi bana yönetici olacağım de,

Genç İK’acıdan hayat deneyimleri,

İşyerine ölümüne bağımlımısınız,

Gibi yeni yeni konular yazılmaya başlanması ile İK’ada fantezide başlıyor. Sosyal medyada bilgi peşinde gezen öğrenciler, yeni mezunlar ve öğrenme gayreti içindeki İK’cılar, farklı bir insan kaynakları öğrenmeye başlıyorlar.

Bu süreç nereye kadar gider, bu işten kim karlı çıkar?  Kimse durduk yere bir işe emek vermez. Sosyal medyada bu işi yapan İK’acılar veya İK adaylarının beklentileri var. En hızlı, en aktif, en hızlı yarışmalarıda bu beklentilere katkı sağlamak için yapılıyor. Kimileri kendini tatmin ediyor, kimileri müşteri buluyor, kimileri ise yerini pekiştiriyor. Sonuçta bu kesimin hepsi karlı çıkıyor. Karşı taraf yani İK, meraklıları, heveslileri, okuyucuları ise benze çok faydalanmıyor. CV hazırlama sürecinde bilgi kargaşası başlıyor. Hangi İK, danışanın, uzmanın, bloggerin yazdığına veya yönlendirmesi doğru sorusu gündeme geliyor. Peki, mülakatta hangi ustaya uymalı?  İş yaşamında ise karşılaştığı sorunlarda kimi örnek almalı, kariyer planını yaparken hangi İK, danışanın, uzmanın, bloggerin dediği doğrudur? Her İK sürecinde, bu karmaşık durum söz konusu oluyor.  Bu durum nereye kadar gider bilemiyorum ama ben bir blogger olarak yazmaya devam ediyorum. Bu konuyu yazmaya da devam edeceğim. Yazdıklarım ile kimseyi yanıltmayı ve yanlış yönlendirmek istemem. İş deneyimim ve bilgi birikim ile kendi alanımda paylaşmaya devam diyorum.

Bu yazıyı yazmakla, sürç-i lisan ettiysek af ola diyorum.

Ekrem ÖZTÜRK – İnsan Kaynakları Uzmanı’ndan “İnsan”a Farklı Bir Bakış

ik22