Yüreğinize Gülün Gölgesi Hiç Düşmesin.


Umut hiç bitmeyen bahar mevsimidir,
İçinde kar da yağar , fırtınada kopar.
Ama çiçekler açmaya hep devam eder…
Unutma;
Hangi uçurumun kıyısında olursan ol
Yüreğine bir gül çiz
Her zaman heybende biraz umut
Yedeğinde sevgi kırıntıları bulunsun
Dilerim ki, Yüreğinize Gülün Gölgesi Hiç Düşmesin..
Ve Siz, Yüzlerinizde Gülüşlerin En Güzeli İle Hep Geleceğe Bakın ..
Mutlu, sağlıklı, bereketli, sevgi dolu bir Hafta olması dileğiyle, GÜNAYDINLAR…

Ekrem Öztürk (İnsan Kaynakları Uzmanı - Human Resources Specialist)'in fotoğrafı.
Reklamlar

Soranlara Selam Olsun


“Selamı veren eman verir; selamı alan selamette olur” der ve “garibe bir selam, bir altın yerine geçer” diye ilave eder. Barıştır selamın bir anlamı ve bir anlamı huzur.
Selim ile Salim, Selami ile Selamet, Süleyman ile Müslim, Müslüman ile İslâm…
Hep aynı kökten hep aynı çiçekten. Ilgıt ılgıt rüzgar, ışık ışık tebessüm.
Hiçbir şey iken biz, Elest Bezmi’nde bize can bağışlayana can verme sözüdür selam.
Gök kapılarını açan kutlu zamanlar güzeli. Temiz yüreklerin ve gülen yüzlerin artırır aydınlığını. Doldurur beyaz heybemizi ve boşaltır kara defterimizi. Rahmetinden alır kuvvetini diller ve o söz ile silinir bütün suçlar. Selam bir gülümseyiş, selam bir bakış, selam bir merhabadır; selam tam vaktinde bir gönül alma, ta yürekten bir teşekkürdür.
Selam bir umman; sevgi saklar derinliklerinde. Selam içten bir tebessüm, kalbî bir yakınlıktır. Selam ve aleyk, birbirini bütünleyen ikizler.
Selam geldi ve bütün yaslı çehrelerdeki kederlerin yerini en içten tebessümler aldı.
Onun sıcaklığıyla karanlık gönüllerimiz aydınlandı. Göz gözü görmez olduğunda ve ters düştüğünde birbirine bütün yollar ve dahası gönüller kapattığında birbirine çelikten kapılarını, açtırmaz mı bahar çiçeklerini bir selam?
Adı sinelerimizden kazınmak ve namı yeni nesillere unutturulmak istendi. Hasretlerimiz düğüm düğüm selamlarda gizlenir ve seher yelleriyle gönderilir yar olan uzak diyarlara.
Selamların en güzeli ile başlar ve selam ile sona erer bütün mektuplar.
Heyhat!..
Ne selamlar ile rahmet dilediğimiz dualarımız, ne de satırlarında sevgi çiçekleri açan mektuplarımız kaldı.
Oysa o, kıyamda bir ayet; kaidede bir tahiyyattı.
Küçük büyüğe, yürüyen oturana, süvari piyadeye, az çoğa…
Ama ne zaman ki ilâhi huzura selama durmayı unuttuk ve sağ cenahımızdaki meleği işsiz bıraktık, işte o zaman unuttuk selamı.
Belki içimizdeki yabanlıklardır veya yabancılıklardır bize selamı unutturan.
Sahi, kalbimizin bütün paslı kapılarını ardına kadar açıp da, o vefalı dosta en son ne zaman bir salât u selam yolladık?
Oysa O, “sizden biriniz bir meclise girdiğinde evvela selam versin” ve “aranızda selamı yayınız” buyurmuştu.
Ve kutlu bir selam ile gelmişti dünyaya.
Oysa duymadı mühürlü kalpler teri gül kokanın selamını.
Oysa O, bir gün arkadaşlarının arasında, uzaklara bakıp, “kardeşlerime selam olsun!” demişti.
Yazık ki biz o kelimeyi onun söylediği yalınlıkta, onun söylediği sıcaklıkta ve tazelikte söyleyemedik.
Kurtuluşun, saadetin, barışın, sevginin, merhametin ve adaletin o bir kelimede saklı bulunduğunu dosdoğru anlayamadık ve anlatamadık.
Hatta “rüşvet değildir deyu” almadık.
Ne olur bugün Yunusleyin bir selam verelim onbir ay unutup bir ay hatırlayabildiklerimize.
Düşkünlere, yetimlere dullara, çocuklara, sevgililere, kimsesizlere…
Kalmasın selamın gönlünü okşamadığı bir yaralı yürek.
Bir gülümseyişimizle ısıtalım ısıtamadıklarımızı.

Biz dünyadan gider olduk,
kalanlara selam olsun.
Bizim için hayır dua,
kılanlara selam olsun.
Ecel büke belimizi,
söyletmeye dilimizi
Hasta iken halimizi,
soranlara selam olsun…

Ekrem Öztürk'ün fotoğrafı.

Her şeyin olabilir…


Her şeyin olabilir..
Evlerin, arabaların.. Bilgisayar vs… her türlü teknolojik imkanın, renk renk elbiselerin, pahalı parfüm ya da kremlerin ve pahalı alışkanlıkların…
Ve sen !..
Her şey olabilirsin……
Güzel ya da çirkin..
Uzun ya da kısa olabilirsin..
Boylu poslu.. Gösterişli ya da gösterişsiz…
Tombul yada zayıf….
Genç ya da yaşlı…

Kadın ya da erkek olabilirsin…
Anne, baba olabilirsin.
Kardeş, ağabey, dost, arkadaş…

Huzurlu ve huzursuz…
Güleryüzlü ya da somurtuk..
Sakin ya da hareketli…
Sabırlı, dayanıklı, heyecanlı, atak ve coşkulu olabilirsin.

Hatta her an içinde bulunduğun duruma göre bir şey de olabilirsin.

Sonra iş sahibi olabilirsin ya da işsiz…
Üniversite yada lise yada ilköğretim mezunu olabilirsin.

Bir meslek sahibi olabilirsin.
Öğretmen, memur, işçi, doktor, mimar ya da avukat…
Hatta mesleğinde üst seviyelere çıkabilir ve unvanların olabilir…
Bütün bu özelliklerin çevrende pek bir takdir görebilir, övgüler alabilirsin…

Tüm bunlar iyidir hoştur, güzeldir …

Büyüklerin dediği gibi adam bile olabilirsin.

Ama asıl mesele insan olmaktır…
İnsan olmak başka bir şeydir…

Onun ne okunacak bir kitabı ne de ezberlenecek bir formülü vardır. İnsan olmak yukarıda saydıklarım ile saymadıklarımın tamamını kapsar…

Eğer;

İnsanları toplumsal alt kimliklerine göre ayırmadan, cinsiyetlerine göre kayırmadan, zengin, fakir yada meslek ya da unvanlarına göre değil önce insan olduğu için sevip sayıyorsan…

Ve çevrendekilere sahip olduklarına göre değil, (seninle paylaşmamış olsa bile çevresindekilerle…) paylaştıklarına göre önem, değer ve anlam verebiliyorsan.

Verdiğin sözü tutuyor ve özün ile sözün birbirini tamamlıyorsa, iyiniyetli, samimi, merhametli, dürüst ve alçak gönüllü isen insan olmaya başladın demektir.

Pek havalı sıfatların olabilir ama en havalısı insan olmaktır. Kadın ya da erkek olmaktan, toplumsal sıfatlarından çok daha anlamlıdır. Ve tüm bunların yanına bir de erdem kattın mı insan oldun demektir.

Ve insan olduğunda sen artık insanların yüzlerine değil ruhlarına bakmaya başlarsın…

Ekrem Öztürk'ün fotoğrafı.

Gönül almak çok zor; ama kırmak ise kolaydır


Dünya hayatında en değerli şeylerden birisi, insanların gönüllerini kazanmaktır. Daralan, sıkıntı içinde olan bir insanın imdadına yetişmekten daha güzel ne olabilir ki?!..
Dertlilere derman, çaresizlere çare olmak ne büyük bir iştir! Maalesef bugün, ‘gönül kazanma’ işini biraz aksatıyoruz. Dünya işlerine o kadar dalmışız ki, büyüklerimizin üzerine titrediği gönlü kazanmak ve hoş tutmak bir yana, kolayca kırar hâle gelmişiz. Gönül almak çok zor; ama kırmak ise kolaydır ve gönlün tamiri oldukça güçtür. Gönül bir defa kırılmaya görsün, üzerinde çatlaklar oluşur, her ne kadar düzeltmeye çalışsak da. “Kopunca bir teli bağlansa da düğümlü kalır,
Dokunma gönlüme şart-ı mahabbet öyle değil.” Muhyiddin Raif
Gönül almak, inancımızın bir gereğidir. Gelip geçici olan dünya hayatında, faniyi baki kılmanın yolu iyi ve güzel işler yapmaktan geçiyor. Atalarımız bu hususu gayet iyi anlamış; insan gibi yaşamanın, hak ve hakikatin yolunun gönülden geçtiğini görmüş, bu heyecanı tâ içlerinde yaşamış, nerede bir kırık gönül varsa tamire koşmuş, Allah’a (cc) ve Peygamber’e (sas) saygısızlık olur korkusuyla, gönülleri kırmaktan, incitmekten sakınmıştır.
“Gönül Çalabın tahtı,
Çalap gönüle baktı.
İki cihan bedbahtı,
Kim gönül yıkar ise.”
Yunus Emre
Ecdadımızın bu davranışı bizler için önemli birer mirastır. Bizler bu mirasa sahip çıkmalıyız. Gönüllerimizde inkişaf ettirmemiz gereken sevgi hazinesini, herkese dağıtmalıyız.
“Hor görme derviş fakiri hor deyip kılma nazar,
Kalbinin köşesinde rahmet-i Rahman gezer.”
Lâedrî
“Dest-i Kudretle yapılmış sun’-ı Mevlâdır gönül,
Secdegâh-ı Kibriyâdır yıkma kalbin kimsenin.”
Lâedrî
“Bir bahçeye giremezsen,
Durup seyran eyleme.
Bir gönlü yapamazsan,
Yıkıp viran eyleme.”
Yunus Emre
“Her geceyi Kadir, her gördüğünü Hızır bil!” düsturuyla, birbirimize karşı saygı ve sevgi göstermeyi bilmeli; en şerefli ve en güzel şekilde yaratılışımızın gereği olarak gönlümüzdeki cevherleri sergilemeliyiz.

Ekrem Öztürk'ün fotoğrafı.

“Ahilik ve Ahilik Haftası Üzerine”


Ahilik Haftası etkinliklerini kutlamaya hazırlandığımız bu kent, gelişigüzel ve sıradan bir yerleşim alanı değildir. Hiçte sıradan bir kent olmayan Kırşehir, ne zaman ki kimler Türk kültür hazinesinin ana kaynağını aramaya çıktıklarında mutlak uğrak vereceği bir Şehir olmuştur.
Hoşgörünün insanları Hacı Bektaş-ı Veli Tabduk Emre, Şeyh Edebali ve Yunus Emre, Türkçenin edebiyat dili olduğunu haykıran Aşık Paşa, Avrupa’nın orta çağ karanlığını yaşadığı bir dönemde kurduğu medresede astronomi eğitimi verdiren Cacabey ve en önemlisi akıl, ahlak, bilim ve çalışma prensipleri üzerine kurduğu Ahilik teşkilatı ile Türk esnaf ve zanaatkarlarını örgütleyerek Anadolu topraklarının sanatıyla da bir Türk Yurdu haline gelmesini sağlayan Ahi Evran-ı Veli’nin bulunduğu bir kent olan KIRŞEHİR ve Ahilik…
Bu güzellikleri barındıran Kırşehir’imizin en müstesna değeri olan Ahi Evran_ı Veli, dirlik ve düzensizliğin içinde bir lider, bir alim ve bir teşkilatçı olarak Türk tarihinde ve Türk Edebiyatında hak ettiği yeri çoktan almıştır.
Öyleki; bugün bizi el kapılarına muhtaç etmeden bizlere koyun koyuna yaşamayı öğreten Hikmet sahibi insanların bulunduğu bu kentte yüzyıllar sonrasında bile yaşatılmaya çalışılan Ahilik…
Ahi Evran-ı Veli, Anadolu’nun Türkleşmesi süreci olarak adlandırdığımız 13. yüzyılda, aydınlanmanın merkezi olarak seçilen Kırşehir’e yerleşerek bölgede sanatın gelişimini sağlamak için Ahilik Teşkilatını yeniden şekillendirmiştir.
Ahi Evran-ı Veli’nin oluşturduğu Ahilik Teşkilatı, sıradan bir örgütlenme modeli değildir. Sosyal hayatın düzenlenmesinden, iktisadi hayata ve vatan savunmasına kadar, millet olmanın tüm özelliklerini içinde barındıran ve bugünde örnek olarak ele alınabilecek bir sistemdir.
Çalışma hayatımızın ve mesleki eğitimin düzenleyicisi olan Ahi Evran-ı Veli, Ahilik teşkilatını akıl, ahlak, bilim ve çalışma prensipleri üzerine oturtarak, sevgi, kardeşlik ve karşılıklı dayanışma kuralları içerisinde yoğurup, kültür hazinesi haline getirmiştir.
Bu sayede, bölgede yerleşik olarak yaşayan, sanat ve ticareti elinde bulunduran gayri-müslimler karşısında Türk esnaf ve zanaatkârlarını örgütleyerek, Anadolu topraklarının sanatıyla da bir Türk Yurdu haline gelmesini sağlamıştır. Ahi Evran-ı Velinin oluşturduğu Ahilik prensipleri insanlarımız tarafından büyük kabul görmüş, kısa sürede tüm Anadolu’ya yayılmıştır.
Ahi; her şeyde, her ortamda ve her çağda, denge ve düzen tutturandır. Dağıtan değil toparlayandır, yıkan değil yapan, dünya ve ahiret dengesi tutturandır.
Bu tariften de anlaşılacağı gibi, ana teması vatan sevgisi ve halkın mutluluğu olan Ahilik, tam anlamıyla yaşatıldığı dönemlerde Türk Milleti idari, askeri ve ekonomik anlamda, Dünyanın en güçlü devleti haline gelmiştir.
Ahi Evran-ı Veli, Ahilik teşkilatı ile mesleki hayata yön verirken insan ilişkilerini üst düzeyde tutarak, meslek yaşamında meslek erbaplığını üstün insan vasıflığı ile eşdeğer olmasını da amaçlamıştır.
Ahiliğin 13. Yüzyılda mesleki eğitime verdiği önemi ve eğitim yöntemlerinin bugünün modern insan kaynakları yönetimindeki mesleki eğitimleri ile eşdeğerde olması o dönemin ne kadar ilim ve eğitim yönünden bilimsel olduğunu göstermektedir.
Geçmişte olduğu gibi günümüzde de Ahilik geleneğini yaşatan esnaf ve zanaatkârlarımız, Ahiliğin ruhuna uygun olarak kendi öz sermayesi ve alın teri ile üretim yaparak ülke ekonomisine güç katmaktadırlar.
Bunca değerin yaşadığı bu topraklar sevgi topraklarıdır, hoşgörü topraklarıdır. Birbirimizi hoş görerek daha çok sevmek zorundayız. O nedenle Kırşehir de Yunus Emre, Hacı Bektaş, Taptuk Emre ve Ahi Evranın öğretisini öğrenmek ve paylaşmak için İnsan olmak yeterlidir.
Ahilik ise bir insan bilimidir. İnsan değer vermenin en güzel modellerinden biridir.
Bugünlerde Ahilik etkinliklerimizin yapıldığı Kırşehir’imizin, tarihsel değerlerini iyi bir tepsi içinde komple sunmanın çabasını göstermekteyiz. Her geçen yıl daha etkin hale gelen Ahilik Kutlamalarımız daha çok katılımcı çekerek bu konuda bilinç oluşturmayı artırmaktadır.
Tüm bu çalışmalarımızı istediğimiz düzeyde ve bir bütün olarak sergileme becerisini gösterebilirsek Kırşehir’i daha iyi tanıtabileceğiz.
Bu kenti daha iyi yerlere getirmek ve daha iyi tanıtabilmek için inadına en sıkıntılı günlerin yol kardeşlerini ve Allah dostlarını, tarihte yaşadıkları gibi bütün topluma birlikte sunabilmeliyiz.
Sonuç olarak Üstat Yavuz Bahadıroğlu’nun deyimi ile vurgunculardan, soygunculardan, uygunsuzluklardan, yolsuzluklardan ve dalkavuklardan gına getiren insanlık, artık bu modeli dikkate almak ve “yürek adam” üreten Ahiliğin kaynaklarına eğilmek durumundadır.
Ahilik haftasının hayırlı olmasını diliyorum.
ekremozturk.comimages

Hayata Dair


Bir şeyi yapmak yalnızca sana zor geliyor diye bunun bir insan için imkansız olduğunu düşünme…
Eğer bir şeyin insan için imkanı varsa ve insan doğasına uygunsa, senin tarafından da yapılabileceğine inan…
Birisine bir iyilik yaptığında ne bekliyorsun? … Doğru şeyi yaptığından ötürü hoşnut olman ve bu iyiliğin karşılığını beklememen gerekmez mi? … İnsanlar birbirleri için vardır… Ya onlara doğru yolu göster ya da onlara karşı anlayışlı ol…
Kabahati kimsede arama;
Eğer birisi yanlış yapıyorsa, ona nazikçe yol göster ve nerede yanlış yaptığını anlat…
Eğer bu da onu düzeltmiyorsa kabahati kendinde ara, hatta daha iyisi hiç kimsede arama…
Sağlıklı bir göz, görülebilen her şeyi görebilmelidir ve yalnızca iyi olan şeyleri görmek istiyorum demez; çünkü bu ancak hastalıklı bir gözün durumudur… Sağlıklı bir kulak ve sağlıklı bir burun, işitilebilecek ve koklanabilecek her şeyi algılamalıdır…
Şunu unutma ki, düşünceni değiştirmek ve senin yanlışlarını düzelten birisinin söylediklerine uymak özgürlüğünden ödün vermek anlamına gelmez…
Çünkü bu değişiklik, senin iradenle olmuştur, kendi arzuna, değerlendirmene ve anlayışına uygun olarak yapılmıştır…
Şunu asla aklından çıkarma, ister üç bin yıl yaşa, ister otuz bin yıl, şu anda sahip olduğundan başka bir hayatı yitiremezsin…
Eğer gerçekten sahip olduğumuz biricik şey içinde bulunduğumuz an ise ve sahip olmadığımız bir şeyi yitirmemiz de mümkün olmadığına göre, birisinin elimizden alabileceği tek şey yaşadığımız andır… (…Marcus Aurelius)

 

bg

İŞİNDEN USANANLAR İÇİN


Her sabah erkenden kalkıp gece geç saatlerde eve dönmekten sıkıldınız mı? Özellikle de özel sektörde çalışma saatleri çok uzun sürdüğü için herkes aynı sorundan şikayetçi. Peki bu durumda neler yapabilirsiniz, tüm gün işinize nasıl konsantre olabilirsiniz?

Lifehacker isimli internet sitesinde yer alan habere göre, işte işyerinde aktif kalmanızın yolları:

  1. Sadece bırakın: Eğer işyerinizde son noktaya geldiyseniz, çıkış planı oluşturmaya ihtiyacınız var demektir. Ancak, ev kiranızı ödemek için bu işte kalmanız gerekiyorsa ve bu sektörde hemen yeni bir iş bulamayacağınızı düşünüyorsanız bir süre daha devam edip para biriktirin. Biraz dinlenmek için birkaç gün izin alın. Bir taraftan da yeni bir iş aramaya başlayın.
  2. Patronunuzla anlaşmayı öğrenin: Patronunuzla baş etmenin yolu biraz mesafe oluşturmaktır. Patronunuzdan daha iyi olmak için onunla çılgın bir yarışa giymeyin. Çünkü, o bu konuda daha iyidir.

  3. Dengeyi bulun: Küçük, stratejik değişiklikler dengeyi bulmanızda büyük farklar oluşturabilir. Karşınıza çıkan her engelde işinizi değiştirmeyi düşünmek yerine, sahip olduğunuz işe bağlanın, küçük detaylara daha çok önem verin. Sizi mutlu eden anları not alın ve bu çizgiler üzerinden ilerleyin. Büyük kararlar kısa bir süre için memnuniyet verir, ancak eğer küçük problemleri büyütürseniz ve mutlu olduğunuz anları görmezden gelirseniz, bu durum hep tekrarlar.

  4. İş arkadaşlarınızla iyi geçinin: İşinizden nefret ederseniz, her şeyden nefret edersiniz. İşyerinde sorunlarınızı ya da mutluluğunuzu paylaşabileceğiniz arkadaşlarınız varsa, sıkılmazsınız ve işte daha başarılı olursunuz. Hatta bir araştırmaya göre, işyerinde arkadaş sahibi olmanın ömrü uzattığı açıklanıyor.

  5. Biraz esneklik isteyin: Patronunuzdan fazladan bir esneklik isteyin. Yaptığınız iş buna uygunsa çok gerekmedikçe evden çalışın. Bu sayede kendinizi biraz daha rahat hissedebileceksiniz.

  6. Negatif düşüncelerinizi bastırın: İşiniz hakkında şikayet etmek eğlenceli olabilir. Çünkü burada içinizde biriktirdiklerinizi dışarı atıyorsunuz. Fakat, asabiyetinizi göstermek ise öfkenizi daha da kötüleştirecektir. Eğer bu negatiflik iş arkadaşlarınıza da yayılırsa, bu durumu daha kötü hale getirir. Şikayet etmek yerine çözümler üzerinde düşünün. Bu sorunları çözmek için yollar bulmaya çalışın. İşyerinizdeki işleyişi değiştiremiyorsanız, problemlerle baş etmenize yardımcı olacak yolları düşünün.

  7. Sağlıklı olun: Ruh ve akıl sağlığınızın dengeli olması halinde, yapamayacağınız şey yoktur. İşe yeni başlayanlar, her gece ne zaman yatacağınıza karar verin ve bunu sürekli uygulayın. Haftada 3-4 kez uygulayabileceğiniz bir egzersiz bulun ve yapın. Ucuz ve sağlıklı yemekler yapmaya başlayın. Her gün kendinize belirli bir zaman ayırın ve hiçbir şey yapmayın, dinlenin. Gerekirse bunların hepsini yapmak için bir plan oluşturun.

  8. Kötü günlerden sakının: Bir dizi küçük engeller ortaya çıktığında genellikle bunlar sizin için kötü günlerdir. O gün her şey normal halinden daha kötüye gidiyor gibi görünüyorsa, bir adım geri gidin ve neler olduğuna bakın. Küçük engellerin gününüzü mahvetmesine izin vermeyin. Eğer durumlara gerçekçi bir şekilde bakarsanız, potansiyel bir kötü günü başlamadan durdurabilirsiniz.

  9. Kendinizi işinize verin: Muhtemelen zaten bunu bedenen zaten yapıyorsunuz. Eğer işinizi yaparken üretici, meraklı olursanız ve işinizi severek yaparsanız hem işinizden zevk alırsınız, hem de daha başarılı olursunuz. Ayrıca ilgi alanlarınızı da işinize yansıtabilirseniz işinizi zevkli, eğlenceli hale getirirsiniz.

  10. Bakış açısı kazanın: Bugün tüm yaşamınızın sadece bir günüdür. Bu nedenle hayatınızda yaşadığınız olumsuzluklara değil, olumlu olaylara odaklanın. İşte de problemleri çözmenin ne kadar sıkıcı olduğunu düşünmeyin, tam tersi zamanınızı işinizin olumlu yönlerine ayırın. Hayatta karnınızı doyuracak yemeğiniz, yaşabileceğiniz bir eviniz ve yapacak bir işiniz varsa şanslısınızdır. Hele bir de sizinle ilgilenen, sizi merak eden insanlar varsa değmeyin keyfinize. Bu nedenle işyerinizdeki küçük problemleri dert etmeyin ve pozitif olun.

İş-Hayatının-Güncel-Sorunlarından-Mobbing