Samimi Sevgi ile


Herkesin seviyormuş gibi yaptığı, ancak sevginin ne olduğunu pek az kimsenin bildiği bir zamanda yaşıyoruz. Belki de bütün zamanlar böyleydi.

İmam Şafii’ye; 
“O kadar insanla dostluk kurdum ki, ellerim dolu sanıyordum. Başıma bir bela geldiğinde, kimseye acımayan zamandan şiddetliydi, dostlarımın ihaneti” dedirten hangi duygularsa,

Yüzyıllar önce yaşayan Hesiedos’a, 
“sevme beni sözlerle, şuurlu ol, hem de duy içinden. Seversen beni eğer, samimi olmalısın. Ya sev ta içten, ya tamamen bırak” dedirten de aynı duygulardı.

Sözün özü “gerçekten olmayan sevgi gösterişlerinde bulunmayalım. Samimi olmayan sevgi duyguları ile insanlara seni seviyorum demiyelim.
Samimi duygular ile sevdiğimiz ve seviyorum dememiz dilegi ile..
#ekremozturkcom

image

Takdirname


Dün karne günü olması nedeniyle sosyal medyada ebeveynlerin karne sevinçlerini izliyoruz. Haklı ve gerçekten guzel duyguların oluşturduğu bir sevinç!
Boy boy teşekkür, takdir, başarı, onur belgesi gibi belgeler paylaşılıyor.
Veliler, öğretmenler ve çocuklar…
Ellerinde bu süslü belgeler ile guzel karelerde, tebessüm eden yüzler, parlayan gözleri görüyoruz.
Hemen hemen tanıdığım herkesin çocuğu, kardeşi, yeğeni, torunu olan öğrencilerin hepsi bu güzel belgelerden aldılar. Okul veya sınıf farketmeksizin alınan bu belgeleri görünce, karne gününden bir gün önce karne zayıf gelecek diye intihar eden Kayserili çocuğu düşündüm. Bu kadar belge alan başarılı çocuklar içinde intihar edecek kadar başarısız çocuklar!
Bir dengesizlik olmalı?
Gerçekten bu kadar başarılı belgeleri hak edecek bilgi ve birikime sahip çocuklar varmı demeden gecemedim. Yada egitim sistemimiz, egitim alan çocukların bu kadar çoğunluğunu bu güzel belgeleri alacak kadar iyi egitiyormu diye sormak gerekir diye düşünüyorum.
Universite yerlerlestirme sınavında sıfır çekenlerin sayısına ve yeni neslin hal, davranış ve düşünce yapılarına bakınca bu belgeleri kolay veriyor gibi geliyor.
Bu kadar başarı belgesi alan başarılı neslin olduğu bir zamanda daha farklı bir ülke olmamız gerekmezmi?
Umarım ben yanılıyorudur diyerek belge alan tüm öğrencilerimizi, öğretmenlerimizi ve velilerimizi kutluyorum.
#ekremozturkcom

wp-1453539464040.png

Pazartesi Sendromu


Pazartesi gününe günaydın… Pazartesi sendorumu diye birşey yok aslında. Sevdiği bir iş ve huzurlu bir çalışma ortamına gidemeyen çalışanlar için haftanın ilk günü  vardır. Pazartesi bu insanlar için gercekten zordur.
Yine aynı iş yerine gidecegim, yine aynı ortam ve o insanları göreceğim diyen insanlara zordur, Pazartesi…
Sevdigi bir iş ve huzurlu bir çalışma ortamına sahip, planladığı işleri olan, özlediği çalışma arkadaşları olan çalışan insanlar için bir bekleyiştir, Pazartesi…
Tüm çalışanlar için güzel bir gün olsun..

image

Her engel, yaşam koşullarınızı iyileştirmenizi sağlayacak bir fırsattır.


Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de neler olacağını görmek için pencereye oturmuştu.

Sabahtan oğlene kadar ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler ve hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi.

Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyor.

Daha sonra Saraya meyve ve sebze getiren bir köylü çıkageldi.

Sırtında taşıdığı  küfeyi yere indirerek iki eli ile kayaya sarıldı. Ikına sıkına itmeye başladı.

Sonunda kan ter içinde kaldı ama, kayayı da yolun kenarına çekmeyi başardı.

Tam küfesini yeniden sırtına  almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı.. Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde..

“Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir” diyordu kral. Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.

“Her engel, yaşam koşullarınızı iyileştirmenizi sağlayacak bir fırsattır..”

image

Ne kadar bilsen de hiçbir zaman yeterince bilemeyeceğini unutma


Dostum, “faydasız bildiklerini unut” diyor, Şems-i Tebrizi hazretleri…
Gel al eline bir silgi, şu yeni başlayan güne fayda getirmeyen bilgilerini silmekle başla”
Zanlarını, yargılarını, önyargılarını ve dahi bütün genellemelerini koy bir çuvala ve hepten terk et.
Gıybet etme sakın,bil ki dedikodu denilen şey mıknatıs gibi kötü enerji çeker. Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın.
Birini ne kadar çok aşağılar yahut dışlarsan, onun durumuna düşme ihtimalin o kadar artar.
Kainatın matematiğidir.
Bir koyar, bir alır insan. Bilmeden kendi hesabını dürer ” diyor DOST… ”
“Hiçbir konuda emin olma ” Kendini ayrıcalıklı sayma.
Konumuna ya da mevkine, ismine veya şöhretine güvenme.
Şu hayatta bütün zahiri kisveler sabun köpüğünden ibarettir.
Nazlı nazlı yükselir köpük, derken pat diye sönüverir.
Her zaman başkalarından öğrenmeye açık ol.
En iyi bildiğin konularda bile köşeli düşünme, büyük konuşma.
Cümlenin sonuna nokta değil, ünlem değil, virgül yahut üç nokta koy.
Açık bir kapı bırak daima.
Ne kadar bilsen de hiçbir zaman yeterince bilemeyeceğini unutma.
Tevazudan şaşma. Ancak o zaman kurtulabilirsin bilginin cehaletinden. ” diyor, Şems-i Tebrizi hazretleri …

 

10988267_10204489334530623_1123734010650980713_n

Bardağı yere bırak


Profesör, elinde, içi dolu bir bardak tutarak dersine başladı.
“Bu bardağın ağırlığı sizce ne kadardır?” diye sordu.
Öğrenciler, ’50gr!’ …. ’100gr!’ …. ’125gr’ cevabını verdiler.
“Bardağı tartmadıkça gerçekten ben de bilemem” dedi profesör ve devam etti:“
Ama, benim sorum şu:
Bu bardağı böyle birkaç dakikalığına tutsaydım ne olurdu?”
– Hiçbir şey
-Tamam, peki 1 saat boyunca tutsaydım ne olurdu?
– Kolunuz ağrımaya başlardı.
-Haklısın; peki ya 1 gün boyunca tutsam ne olur?
– Kolunuz iyice ağrır, adaleniz spazm yapar, belki de
çözüm bulmak için hastaneye gitmek zorunda kalırsınız.
Sorularına cevap alan profesör, can alıcı noktaya temas etti:
-Peki tüm bu sorunlar olurken bardağın ağırlığında bir değişme ortaya çıktı mı?
Öğrenciler bir ağızdan cevapladılar:
“Hayır.”
-Peki o takdirde, zaman içinde kolun ağrımasına ve kas spazmına yol açan olay neydi?
Profesör ikinci bir soru daha sordu:
-Acıdan ve ağrıdan kurtulmak için ne yapmam gerekir bu durumda?
– Bardağı bırakırsanız, rahatlarsınız.
Profesör beklediği cevabı almıştı.
Öğrencilerini kutladı ve bütün bu soruları sormasına sebep olan açıklamayı yaptı:
“Hayatın problemleri de böyle bir şeydir. Onları kafanda birkaç dakika tutarsan, bir sorun yaratmaz.Uzun bir süre düşünürsen, başın ağrımaya başlar. Ama hiç aklından çıkarmazsan,artık başka bir şey düşünemez hale gelirsin; bu seni bitirir. Elbette hayatınızdaki sorunları düşüneceksiniz; halletmeye çalışacaksınız.Ama en önemlisi, onları, her günün sonunda, uyumadan önce yere bırakmaktır.Bu şekilde strese girmez ve sabah taze bir beyinle uyanırsınız. Taze bir güne,yeni sorunlarla mücadele azmini kazanarak başlamış olursunuz. Bu yüzden arkadaşlarınıza vereceğiniz en önemli tavsiye,
‘Bardağı yere bırak’ olmalıdır.”  #ekremozturkcom #hr #insankaynaklari #insankaynaklariyonetimi #humanresources

image