İyi yıllar yazmak için temiz bir kağıt arıyorum.


Şairin dediği gibi biraz yorgunum. Aslında çok yorgunum.   Geçen yıllara bakıyorum, insanlara bakıyorum. Doğayı izliyorum. Herşey tarih gibi değişiyor.  İnsan kendini bozarken doğayı ihmal etmiyor ve katlediyor. Nerde o eski günler derken, nerde o eski kışlar demekle kalmıyor, nerde o eski insanlar diye hayıflanıyoruz. Geçen yıllardan bugüne insanda olan değişimi düşününce çok üzülüyorum. Yorgunluğum daha çok oluyor. Farkında olmayan insan çevresinde olan biteni göremiyor. Kışın ayazında sokakta yatan bir insanın, buz gibi soğukta denizde boğulan mülteci çocuk, yokluktan gözyaşı içinde ekmek kırıntısını yediren babanın farkında olmayan insan! Adil olan, sözü özü bir olan insanı özlüyorum. Sevgisi, nefretini yok edecek yüreğe, diger insanı kardeşi görecek hoşgörüye sahip insanı özlüyorum. İyi ve guzel insanlar için tüm bu olumsuzluklara inat ve  tüm kirliliklerin içinde sadece iyi yıllar yazmak için temiz bir kağıt arıyorum.  #ekremozturkcom

image

Gel bu günün hakkını ver, yarını yarın düşünsün


Küçücük mutlulukların görkemine inandır kendini ve gülümse…
Umutların bitmesin asla izin verme!…Ve şairin şu sözlerine kulak ver;
“Senden bir tane daha yok bu dünyada.
Gülümsemeyi unutma!…”
Dilerim yüreğimizden ve gözlerimizden gülücük hiç eksik olmaz…
Dilerim günleri hep günaydın sıcaklığında ve  güzelliğinde yaşayın.
Dilerim Gönüllerinizden umutlarınız hiç eksilmesin,
Dilerim su berraklığında sevgiler yaşayın daima….
Aman dikkat!!!
Aklınıza gelen başınıza gelebilir.
Bu yüzden pozitif düşünün olumlama yapın her anın tadına varın.
Güzel düşünün, iyi yaşayın.
Karamsarlıktan ..umutsuzluktan.. enerjinizi düşürecek her şeyden uzak durun…
Koyuver derdin silinsin, yol ver öfken yorulsun,
Sonra korkma.. göster gönlün görünsün, hoş gör ruhun sevinsin,
Gel bu günün hakkını ver… yarını yarın düşünsün…

İsteklerinizin gerçekleşeceği,
Sevgi ve saygının anahtarlık gibi hep yanınızda olacağı,
Başarılı , sağlıklı, huzurlu ve çok mutlu bir yıla adım atmanız  dileklerimle.. #ekremozturkcom ##insankaynaklari #hr

image

Yaşam, aldığımız soluklarla değil, soluk kesen anlarla ölçülür


  1. ”Zorunlu olmayan sayıları çöpe atın: yaş, kilo, boy.
    Doktorunuz düşünsün onları. Bunun için ücret alıyor sizden.
  2. Sadece neşeli arkadaşlarınız olsun.
    Suratsızlar, negatifler sizi aşağı çeker.
  3. Öğrenmeyi sürdürün: Bilgisayar, el sanatları, bahçecilik, ne olursa.
    Beyniniz âtıl kalmasın. Âtıl kafa, iblisin tezgâhıdır.   İblisin adı da, alzheimer’dır.
  4. Küçük şeylerden zevk almaya bakın.
  5. Sık sık, uzun uzun, vargücünüzle gülün. Soluksuz kalıncaya kadar gülün.
  6. Gözyaşları olacaktır. Katlanın, yas tutun, başka yaşantılara geçin.
  7. Sevdiklerinizle doldurun çevrenizi, aile, kedi, köpek, kuş, balık,
    yadigârlar, müzik, bitkiler, hobiler, ne olursa.
    Eviniz sığınağınızdır. Tadını çıkartın.
  8. Sağlığınızın kıymetini bilin. İyiyse üstüne titreyin.
    Bozuksa düzeltin.
    Siz kendinizi düzeltemiyorsanız yardım sağlayın.
  9. Vicdan azabından uzak durun.
    Çarşı pazarda gezin, komşu illerde dış ülkelerde dolaşın ama sakın suçluluk, pişmanlık duygusuna yönelmeyin.

  10. Sevdiğiniz insanlara onları sevdiğinizi söyleyin, hissettirin her fırsatta.”

”Ve hiç unutmayın ki yaşam, aldığımız soluklarla değil,  soluk kesen  anlarla ölçülür”

George Carlin.

image

İletişim ve ilişkiler üzerine ders verici 5 hikaye


Eğer karşınızdaki insanların gönlünü kazanmak istiyor veya eleştirinizin dikkate alınmasını istiyorsanız, daha akılcı davranmalısınız. 

İşte yaşandığı rivayet edilen, iletişim ve ilişkiler üzerine ders verici 5 hikaye:      

1.Charles Schwab, çelik fabrikalarının birisinde dolaşıyorken, işçilerden bazılarını sigara içerken görmüştü. Hâlbuki işçilerin başları üzerindeki duvarda “Sigara içmek yasaktır.” levhası asılı idi.          Charles Schwab, onlara bakarak:

— Okuma bilmiyor musunuz? diye sormadı. Aksine, işçilerine yaklaşıp kendi purolarından bir tane hediye etti.

— İşinizi bitirdikten sonra, bunu dışarıda içerseniz sevinirim, diyerek, içeride sigara içilmemesi gerektiğini nazikçe ifade etti. Bu yüzden o, işçileri tarafından çok sevilen bir patrondu.

2.Calvin Coolidge, Cumhurbaşkanlığı sırasında, bir gün sekreterine şu sözleri söylemişti:

— Bugün ne güzel giyinmişsiniz. Siz gerçekten güzel bir bayansınız.
Bayan sekreter bu iltifat karşısında şaşırmış ve memnun da olmuştu. Ama Coolidge, sözlerini şu şekilde tamamlamıştı:
— Ama sizden bir ricam var. Bundan sonra yazılarınızda noktalama işaretlerine biraz daha dikkat etmenizi istiyorum.
Coolidge’nin izlediği yol, son derece iyi bir metottu.
Çünkü insanlar iltifat edildikten sonra, kusurunun söylenmesine dayanabilir. Berber de insanı tıraş etmeden evvel sakalı sabunlamıyor mu?
3.Emerson ile oğlu, buzağılarını ahıra koymak istemişlerdi. Emerson buzağıyı çekiyor, oğlu da itiyordu.
Buzağı ise, çayırı bırakıp gitmek istemediği için, direniyordu.
Evin hizmetçisi durumun farkına varmıştı. Gerçi o, Emerson gibi kitaplar ve makaleler yazmıyordu, ama hayvancılığı ondan iyi biliyordu.
Önce buzağıya şefkatle yaklaştı. Başını okşadı. Sonra parmağını bir meme gibi hayvanın ağzına verip emzirerek yavaş yavaş ahıra götürdü.
Muhatabınızı istediğiniz bir noktaya getirmek için, kendi isteklerinizi ona dikte etmeye kalkışmayın. Onun ne istediğini anlayıp, bu isteğe uygun bir davranış sergileyin.
4.Yale Üniversitesi Profesörü William Lyon Pheps diyor ki:
“Sekiz yaşında iken, bir gün teyzemi ziyarete gitmiştim. Onun evinde orta yaşlı biriyle karşılaştım. O sıralarda benim en çok ilgilendiğim konu gemi ve gemicilikti.
Teyzemin misafiri ile bu konu üzerine uzun uzun sohbetler ettik. Onu sevmiştim. Misafir gittikten sonra, teyzeme ondan bahsettim ve gemiciliğe ilgisini takdir ettim.
Teyzem, onun New York’ta avukatlık yaptığını, gemicilikle hiç ilgisi olmadığını söyleyince, hayretle sordum:
— O halde niçin bana hep gemilerden bahsetti?
— Çünkü o bir centilmendi. Senin gemilere karşı ilgini anladığı için, seni ilgilendiren ve sevindiren olaylar üzerine konuştu. Ve bu şekilde kendini sana sevdirdi.”
5.Başkan Theodore Roosevelt, kimle görüşürse görüşsün ona ne söyleyeceğini bilirdi.
Muhatabının yaptığı işten bahseder, başarılarını takdir ederdi.
Roosevelt bunu nasıl mı başarırdı?
Gayet kolay. Görüşeceği kişiyle konuşmadan önce, onun hangi konuyla ilgilendiğini öğrenir, kendini o konu hakkında okuyup araştırarak bilgilendirirdi.
Çünkü Roosevelt de, her lider gibi bilirdi ki, insanlar, en çok ilgilendikleri konu hakkında konuşmayı severler.
İnsanların kalbine girmenin en kestirme yolu, onların ilgilendikleri konular üzerinde konuşmaktır.

*güzel bir alıntı

Kuşun öğüdü


 
Tamahkârın yakaladığı küçük kuş der ki:
– Beni ne yapacaksın?
– Kesip yiyeceğim.
– Benim bir lokmacık etim, ne karın doyurur, ne de bir derde deva olur. Beni bırakırsan sana üç mühim nasihatte bulunurum.
– Nasihatleri söylersen seni bırakırım.
– Birini elinde iken, ikincisini şu ağaca konunca, üçüncüsünü de karşı tepeye varınca söylerim.
– Peki birincisini söyle!
– Elinden çıkan şeyin hasretini çekme!
– İkincisi ne?
Kuş, ağaca konunca der ki:
– Olmayacak şeye inanma!
– Üçüncü nasihati söyle! Kuş karşı tepeye varınca der ki:
– Sen ne ahmaksın, benim kursağımda ellişer gramlık iki tane inci vardı. Beni kesseydin, bu incilere malik olacaktın.
İnci sözünü duyar duymaz, tamahkâr, hemen oraya yıkılıp kalır. Eyvah diyerek dövünmeye başlar. Sonra der ki:
– Haydi üçüncüsünü söyle!
– Sen iki nasihati hemen unuttun. Üçüncüsünü söylesem ne faydası olacak?
– Söyle belki bunu unutmam.
– (Elden çıkan şeye üzülme) dedim, beni bıraktığına üzüldün, (Olmayacak şeye inanma) dedim. Etimle, kemiğimle, 100 gram gelmezken, kursağımda elli gramlık iki tane inci olduğuna inandın.
– Üçüncü nasihati söylemeyecek misin?
– Ahmağa nasihat kâr etmez. Tamah insanı kör ve sağır eder. Hakikati görmeye mani olur.
#ekremozturkcom

Vardır, Ötesi


İnsan şaşar, beşer ya… Doğar, yaşar ve ölür. Hatalar, dogrular, günahlar, sevaplar…. İyilikler ve kötülükler… Bazen çizgi doğru gider, şaşmaz. Bazen zikzaklar çizer, bazense hiç yolunu bulmaz.. Ve ecel ile bir hesap yoluna yürür.. Yaptıklarının bir bedeli vardır, iyiliğe iyilik, kötülüğe kötülük… Aslında herşeyin bir ötesi vardır. Bazen bakar görür ötesini bazen gider görür. Ama mutlaka görür. Mesele ötesinin güzel görünmesi, güzel olmasıdır. Varsa değil, VARDIR ÖTESİ… #ekremozturkcom

image

Olmayınca, Olmuyor…


Bazen anlayamıyorum. Aslında bazen değil, çoğunlukla anlayamıyorum.
Ne kadar okusam, eğitim alsam ve insanlarla iç içe yaşasam da sonuç değişmiyor.
Başka bir insan, başka bir dünya demek ve benim başka bir dünyayı keşfedecek kadar enerjim yok artık…
Bazen, birine sevgi verirsiniz. Emek verirsiniz. Zaman verirsiniz. Elinizden ne gelirse onu verirsiniz.
Merak edersiniz. Korursunuz. Uykusuz geceler geçirirsiniz onun için. Hayatınızı değiştirirsiniz.
Bir karşılık beklediğinizden değil, hak ettiğini düşündüğünüzden yaparsınız bunları.
Karşılığı vardır belki de. Belki bir güler yüz, belki de sıcak bir gülümseme.
Bazen bir teşekkür, bazen de ta içinize işleyen bir bakıştır.
Ve bazen sadece derin bir suskunluktur beklediğiniz.
Beklediğiniz, bazen kırıcı olmayan bir sözdür.
Bazen, yaralamayan bir değerlendirmedir.
Bazen kimseye şikayet edilmemektir beklediğiniz, bazen de küçük düşürmeyen bir davranıştır. İnsanca bir beklentidir yani…
Çok zor değidir yapması…
Ama; her zaman olduğu gibi, hayat bize beklediklerimizi vermez.
Sadece ihtiyacımız olanı verir.
İhtiyacımız biraz hayat tecrübesiyse eğer, istemediğimiz kadar verir zaten…
Biz ne yaparsak yapalım, karşımızdaki için çok da anlamlı değildir.
Onun kafasında başka şeyler vardır.
Yaptığımız her şeyi kendi değer yargılarına göre algılar ve değerlendirir.
Bizler ne yaparsak yapalım, ancak kendimize göre iyidir yaptıklarımız.
Yıllar karşımızdakine farklı şeyler öğretmiştir çoğu kez.
Hayatın farklı yönlerini görür baktığı zaman. Yedirdiğiniz, giydirdiğiniz, gezdirdiğiniz ve anlattığınız şeyler, çoğu zaman boşa gider.
Çünkü, karşınızdaki kişi,bunları isteyerek değil, zorla yapar.
Bazen zorlamamak lazım. Olmayınca olmuyor. Siz her şeyin en iyisini de yapmak isteseniz, karşınızdaki anlamıyorsa, olmaz. En iyisi, sizin istediğiniz veya direttiğiniz bir hayat yerine, onun istediği hayatı vermektir. Bazen onun istediği hayat, onun hak ettiği hayattır.
İnsanlar; layık oldukları şekilde yaşarlar.
Garip! ! ! İnsana hak ettiğinden fazla değer verip, hatta o kadar çok önemseyip yaşamında tüm olanlardan daha daha değerli görüp, baş tacı yaptığınızda o insanın kendini büyük yada ulaşılmaz görüp naza çekmesine baktığımda İNSAN ne GARİP demeden edemiyorum ve ne halin varsa GÖR demekten kendimi zor tutuyorum.

image

ETMEYİN-EDİN


ETMEYİN….

Emanete ihanet etmeyin.. Halinizden şikayet etmeyin..
Büyüğünüze emretmeyin..
Boş şeylerde ısrar etmeyin..
Cahillerle sohbet etmeyin.
Nefesinizi boşa tüketmeyin..
İnsanları bekletmeyin. .
Etrafınızı kirletmeyin.
Hayatınızı mahvetmeyin. .
Kimseye minnet etmeyin.
İnsanları yüzüne karşı methetmeyin. .
Kimseye küfretmeyin..
Kötülüğe meyil etmeyin..
Malınızı boşa sarf etmeyin..
Sırrınızı açık etmeyin..
Her şeyi merak etmeyin..
Suçunuzu inkar etmeyin..
Şerefinizi kaybetmeyin. .
Vatanınızı terk etmeyin..

EDİN
İyiliğe niyet edin..
Büyüklere hürmet edin..
Sıkıntıya sabredin.
Aza kanaat edin..
Sözünüzde sebat edin..
Bildiğinizle amel edin..
Hatanızı Kabul edin..
Yaramaz ise def edin..
Varken tasarruf edin..
Alimlerle sohbet edin..
Nefsinizle inat edin..
Sofranıza davet edin..
Zararlıysa men edin..
Seviyorsanız ifade edin..
Kalpleri fethedin..
Misafire ikram edin..
Muhtaca yardım edin..
Bilseniz de istişare edin..
Tehlikeye dikkat edin..
Hakkı teslim edin..
Unutacaksanız kaydedin..
Esirgemeyin lütfedin..
Gariplere merhamet edin..
Kazanmaya gayret edin..
Çalışanı takdir edin..
Başarıyı tebrik edin..
Mazereti Kabul edin..
Her an tevekkül edin..
Hastaları ziyaret edin..
Çocuğunuzu terbiye edin..
İyiliği emredin..
Kötülüğü terk edin..
Herkese tebessüm edin.. Güvenseniz de kontrol edin..  İnanmayana ispat edin..
Fakirleri gözetin..
Hayır için sarf edin..

Bu yazıyı gönderene de, TEŞEKKÜR DUA EDİN
image

Beğen

Emeğin karşılığını bilmeyenlerden alamazsın


Usta bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Büyük usta, öğrencisini uğurlamış. Çırağına ” Yaptığın son resmi, şehrin en kalabalık meydanına koyar mısın?” demiş.

” Resmin yanına bir de kırmızı kalem bırak. İnsanlara, resmin beğenmedikleri yerlerine bir çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmeyi de unutma” diye ilave etmiş.

Öğrenci, birkaç gün sonra resme bakmaya gitmiş. Resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasının yanına dönmüş. Usta ressam, üzülmeden yeniden resme devam etmesini tavsiye etmiş.

Öğrenci resmi yeniden yapmış.Usta, yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş.

Fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını söylemiş.

Yanına da, insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını önermiş. Öğrenci denileni yapmış. Birkaç gün sonra bakmış ki, resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş.

Usta ressam şöyle demiş:

“İlkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.

İkincisinde, onlardan müspet,yapıcı,olumlu olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.”

image

  • Emeğinin karşılığını, ne yaptığını bilmeyen insanlardan alamazsın.
  • Değer bilmeyenlere sakın emeğini sunma.
  • Asla bilmeyenle tartışma.

Algı Farklılığı


Genç bir çiftçi hayatında ilk defa New York’ a gitmişti. Gökdelenlerin yüksekliği ve insanların çokluğundan şaşkına dönmüştü.
Kalabalık bir bulvarda yürürken, kulağına aşina bir cırcır böceği sesi geldiğini zannetti. Durdu ve dikkatle dinledi.

‘Evet, bu bir cırcır böceğiydi!’

Ses büyük bir mağazanın önündeki çalıların arasından geliyor gibiydi. Bunun üzerine bu büyük çalı kümesine yönelip aramaya başladı. Bir mağaza görevlisi dışarı çıkıp, “Yardımcı olabilir miyim?” diye sordu.

“Hayır, teşekkür ederim.” dedi genç adam… ”

Sadece şurada bir cırcır böceğinin sesini duyduğumu sandım!”
Görevli, “Hayır! New York’ ta bulunmaz.”
Genç çiftçi cırcır böceğini buluncaya kadar cırlak sesi takip etti, onu buldu ve eline aldı,
“Tamam! İşte burada!”
Genç adam bu çalının önünden her saat binlerce insan geçmesine karşılık cırcır böceğini duyanın bir tek kendisi olmasına çok şaşırmıştı.
Bunun üzerine küçük bir deneme yapmaya karar verdi. Elini cebine atıp bir çeyrek çıkardı ve havaya attı. Paranın kaldırıma vurduğu anda, düşen bozukluğu aramak için yürümekte olan 24 yaya durdu!
Psikologlar; genç adamın şahit olduğu olay için bir durum tanımlar:

“Buna algıda seçicilik denir. Belli şeyleri görmek ve belli sesleri duymak…”
Charles Lever.

Gökyüzüne bakıp kuşları, kırlara gidip çiçekleri, çocuklara bakıp saflıklarını, ağaçlara bakıp dallarını, yapraklarını, hayvanlara bakıp doğallıklarını, insanlara bakıp güzelliklerini algılayın. (mutlaka güzel tarafları olacaktır)
Algıladığınız yalnız para sesi olmasın!

Kalbime seyahat ettim bugün


image

Günaydınlar olsun…
Her şeye rağmen sevebilmeyi deneyeceğimiz ve seveceğimiz bir güne GÜNAYDIN olsun..

Kalbime seyahat ettim bugün,
Beni kapıda karşıladı.
Sordu sual etti.
Daha önce hiç fark etmemiştim.
Sımsıcaktı kalbim, yumuşacıktı içi,
“Aklın karışıkken bana uğra” dedi.
”Ben söylerim sana gerçeği ”
Aklımın bilmediğini bilirmiş kalbim,
Duygularıyla sezermiş herşeyi.
“Kalp susarsa görmezmiş gözler”
Kalbim söyledi.

Gezerken fark ettim kalbimi,
Acılar biriktirmişim içinde,
Yarım kalan mutluluklar,
Savaşlar,
Üzüldüm haline,
Kalbimin içinde, kendi kendime.
Teselli etti beni.
“Üzülme” dedi çocukluğumu gösterdi,
Sevdiklerimi, hayallerimi anımsattı.
Umutlar yeşertti hiç yoktan.

Gülümsetti beni, onu ne kadar üzdüğümü unutarak.
Aslında kalabalıktı kalbim,
Kocamanmış meğer.

“Daha da çok sev” dedi bana,
“Yeter ki sen sev”

Kasım Ayının Aktif İK Blogları


Kaynak: Kasım Ayının Aktif İK Blogları

Okurlarına blog’unda ve sosyal medya hesaplarında insan kaynakları ve iş yaşamına dair paylaşımlarda bulunan bloggerlar her ay listelenmektedir. Kasım ayı İK Bloggerı hem blog’unda hem de sosyal medyada insan kaynaklarına dair paylaşımlarda bulunan blogger listesinde yer aldım.
Hazırlayan Ceren Bandırma’ya teşekkür ediyorum.