Vicdanınızı susturmayınız


Günaydın, hayırlı sabahlar… Sağlıklı, huzurlu ve başarılı bir hafta olmasını diliyorum. İnsan yanlış yapabilir, günah işleyebilir. Bunlar insana has özellikler olup mesele bunlara en aza indirmek ve bunları yaparken bahaneler bulmamak. Mesele kendi hatalarımızı ve yanlışlarımızı doğru gösterecek fetvalar vermemektir. Yaptığı yanlışın farkına varanlar, doğruyu görebilenlerdir. Yanlışını kabul eden doğruya ve güzele yönelendir. Yanlışın farkına varabilen, yanlışını kabul edebilen bir haftamız olsun. Lütfen vicdanınızı susturmayınız.

image

Reklamlar

DÖRT AYAKLI MİNARE ANISINA


   Diyarbakır’ın UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne giren merkez Sur İlçesi’ndeki Saraykapı Semti’nde bulunan tarihi Kurşunlu Camii’nden sonra bir zamanlar din ve dillerin hoşgörü içinde bir arada yaşadığı ‘Gavur Mahallesi’ adıyla kitaplara konu olan Fatihpaşa Mahallesi’ndeki Şeyh Mutahhar Camii’nin 4 Ayaklı Minaresinin çatışmalarda hasar gördüğünü görünce bir anımı paylaşmak istedim.  Tarih 2014 yılının ekim ayı ve Sağlık Bakanlığından Dilek Şen Karakaya, Faruk Çalıkuşu ve diğer arkadaşlar ile Bilgi Güvenliği Yönetim Semineri için Diyarbakıra gitmiştim. Çarşı gezmelerinden sonra dört ayaklı minarenin olduğu alana geldik. Minare hikayesini bilmemize rağmen  ilgimizi çekti.  Minarenin yanında cami duvarı gölgesinde oturan iki sofi ile sohbet ettik. Sofilerden arkadaşlarımızın almış oldukları yerel poşiyi, bayanların başına başlamalarını rica ettik. Önce tereddüt ettiler, sonra ise ellerini saçlara dokunmaktan imtina ederek nazikçe poşileri bağladılar. Güzel bir sohbette bize çay ikramında bulundular. Toplu resim ile anılaştırdık. Aynı alanda bulunan çay ocağında laz türkülerini duyunca, oçak sahibine takıldım. Kürtçe beklerdim deyince, “biz Turkiyeliyiz”demesi bizleri çok mutlu etti. Aynı kişi bizleri evine davet edince daha mutlu olduk.
1500 tarihinde Akkoyunlu Sultanı Kasım Bey tarafından İslam’ın Hanefi, Şafi, Hambeli ve Maliki mezheplerini simgeleyen 4 sütun üzerine inşaa edilen ve dünyada bir benzeri bulunmayan 4 Ayaklı Minare’nin iki ayağı çıkan çatışmada isabet eden mermilerle zarar görmüş. O güzel manevi iklimin ve güzel insanların olduğu alanda kan akıttılar. Can’a kıyan zalimler, taş’a hiç acımadılar.

image

Endişe ediyorum


Bu bir korku değil ancak endişe ediyorum, savaştan,
endişe ediyorum, huzursuzluktan, toplumsal kutuplaşmalardan, çatışmalardan, yanlış anlamalardan, terörün artmasından, aynı dili konuştuğumuz halde diyalog kuramamaktan, uzaktan kondurulmuş yalanlardan… Endişe ediyorum karşılıklı sağır, kör ve bigane kalmaktan ve birbirimizin hüznüne, derdine, feryadına, yakarışına, hikayesine duyarsız davranmaktan…
Endişe ediyorum,  endişe etmeye neden olaylardan… Hani Hazreti Mevlana demış ya:
” Kanatlarla geldin bu aleme, öyleyse sürünmek niye?”
Belki bugünkü halimize yontabiliriz bu sözü: “Kardeşlik ve huzur içinde yaşamaya geldik, öyleyse bu bitmeyen gerilim niye?”

Senden bir tane daha yok


UNUTMA.SENDEN BİR TANE DAHA YOK BU DÜNYADA….

Unutma. Senden bir tane daha yok bu dünyada.
Gülümsemeyi asla unutma
Gözlerinin içi gülsün gülerken, bakışların pırıl pırıl olsun ve
her zaman nemli kalsın göz pınarların.
Unutma kendini sevilebilecek bir insan haline getirmeyi ve
ondan sonra da kendini sevip kendine sarılmayı.
Zamana güven ve onun senin en büyük dostlarından biri olduğuna.
Acılarının ve felaketlerinin ancak onun koynunda uyuyabileceğini unutma.
Unutma. Başına gelenlerin günün birinde kişisel tarihinin ayrıntılarından
biri olmaya mahkum olacağını unutma.
Her çiçek sevgilin olsun, her sevgilin ise bir çiçek.
Açık tut gönlünü tüm güzelliklere.
Yasalar, günahlar, yasaklar sen olduğun için vardır.
Ve sen bir tane olduğun için bu koca dünyada, gir günaha çekinmeden, çiğne yasayı.
Ay dedenin sihrini gönderdiği gecelerde uyuyarak çalma hayatından saatlerini.
Gecenin içinde yolculuğa çıkmayı unutma.
İçinde hiç ölmeyecek bir gençlik virüsü yarat ve kaç yaşında olursan ol, her zaman yirmi beş yaşında kalman gerektiğini unutma.
Asla taviz verme seni sen yapan yanlarından.
Onurlu bir yaşam sürebilmen için, şartlar ne olursa olsun direnmeyi sakın unutma.
İçindeki seni katletmeye kalkma sakın.
Kendine vuracağın her darbenin seni senden biraz daha uzaklaştıracağını unutma.
Korkma mahallenin delisi olmaktan.
Doğrucu davutlar ne kadar çoğalırsa mahallende,
hayat mutlaka daha iyiye gidecektir, unutma.
Hatanın affedilmeyecek olanından kaç, ama hata yapmayayım
diye de yakıp geçme yıllarını.
Unutma ki, hiç hata yapmayan bir insan yapabileceklerinin
en iyisini yapamamış demektir hayatta.
Korkma insanca korkularından.
Ve korkunun kendisinden çok, onun beklentisinin daha korkutucu olduğunu unutma.
Bir anlamı olsun kendinle yaptığın kavgaların.
Ve hep ileriye taşısın seni kavgada attığın her adım.
Açık bırak pencereni ve sabah güneşinin rüzgarı önüne katarak
perdelerle yapacağı raksa dönük olsun bakışların.
Küçücük mutlulukların görkemine inandır kendini ve gülümse.
Umutların bitmesin asla ve umutların bittiği yerin,
hayatın da bittiği yer olacağını asla unutma.
Ve şaire kulak ver:
” Senden bir tane daha yok bu dünyada.”

GÜLÜMSEMEYİ VE YASAMAYI ASLA UNUTMA…..                         

image

Kendimiz kadarız…


Sokrates bir gün derste öğrencilerine birer beyaz kağıt dağıtır ve üzerine bir daire çizmelerini ister. Dairenin tam ortasına da bir nokta koymalarını söyler.

Ve “Büyük mü yoksa küçük mü bir daire çizdiniz?” diye sorar. Bazıları küçücük bir daire çizerken bazıları tüm kağıdı doldurmuştur.

Ve sonra “ Dairenin, tam ortasındaki nokta sizsiniz. Daire ise sizin yaşadığınız hayata koyduğunuz sınırlamayı temsil eder. Siz kendi dünyanızın merkezisiniz.” der.

Daha sonra “ Şimdi daireyi silin. Artık büyük yada küçük olmasının hiçbir önemi yok. Geriye sadece nokta kaldı. Şimdi sınırı olmayan bir dairenin merkezindesiniz. Ve istediğiniz hayatı yaşama özgürlüğünü elde ettiniz.

Baktığımız zaman, gerçektende insanların yaşamlarını, düşünce yapılarına göre oluşturduklarıyla sınırladıklarını görebiliriz. İnsanlar başlangıçta, bir şeyleri elde etmek için çaba harcarlar. Ama, ancak, hayali bir engele ulaşana kadar devamlı ilerler. Sonra kendi dayattıkları, sınırlayıcı bir tutum yüzünden dururlar. Ve potansiyellerini kullanmadan, yaşam tabakasını olduğu gibi kabul ederler. Kendilerini düşüncelere, hareketlere ve sonuçlara hapsederler. Böylece de, kendi koydukları sınırların ötesine geçemezler. Halbuki, bizler bir şeylere takılıp kaldığımız zaman, cevaplar ve çözümler aramamaya başlarız. Çünkü istemeden bize yeni kapılar açabilecek, farklı bakış açılarının, ortaya çıkmalarını engellemiş oluruz.
O nedenle de bizler hayatta ancak kendi oluşturduğumuz sınırlarımız kadarız.

Oluşturabildiğimiz sebepler kadarız. Bize verilen sorumluluk kadarız. Cevaplarını aradığımız sorularımız kadarız. Tercih ettiklerimiz kadarız. Seçeneklerimiz kadarız. Algıladıklarımız kadarız. Merak ettiklerimiz kadarız. Düşündüklerimiz kadarız. Yaptıklarımız kadarız. Hayatta oluşturduğumuz eylemleriz kadarız.

Sabah uyandığımız zaman, ya kalkıp gördüğümüz rüya için gerekli koşulları oluşturmak için çabalarız. Yada tekrar uyuyarak, rüyada kaldığımız yerden devam ederiz.

“Dünyada değişiklik yapmakta başarılı olanlar, değişikliğe kendilerinden başlayanlardır”..

Dostoyevskiden 10 muhteşem söz…


Dostoyevski, dünya edebiyatına en az kendi kadar şöhretli bir çok karakter kazandırdı. ’İnsanın değerini varlığı değil yokluğu gösterir. Unutma, yokluğu bir şey değiştirmeyenin, varlığı
gereksizdir’ sözleriyle nesilden nesile milyonlarca insanın hayat mücadelesine ilham verdi. Bu büyük söz üstadının, hayata ve insana dair kaleme aldığı 10 muhteşem sözü…

1- Eğer kirli bir ırmağı içine alıyorsan, bozulmadan kalabilmen için deniz olmalısın.

2- Tabiata karşı işlenen bir suçun öcü, insan adaletinden daha zorlu olur.

3- Aslında insanı en çok acıtan şey; hayal kırıklıkları değil. Yaşanması mümkünken, yaşayamadığı mutluluklardır.

4- Biri eğer gözlerini senden kaçırıyorsa… Emin ol ki o gözlerde sana ait bir şeyler vardır.

5- Hayatımızda en yüce, en güçlü ve faydalı dayanağımız, ana baba evinden kalma hatıralarımızdır.

6- İnsanların birbirlerini tanımaları için en iyi zaman ayrılmalarına yakın zamandır.

7- Sevmek; güzel birinde aşkı aramak değil. O kişide, bilmediğin bir zamanın beklenmedik bir anında, kendini bulmaktır.

8- Ne garip değil mi? Sevdiğimiz insanın her yalanında bir doğru, sevmediğimiz insanın her doğrusunda bir yalan ararız.

9- Hayatta hep mutlu olursam, hayalini kuracak neyim kalır?

10- Bir insan umudunu yitirir ve amaçsız kalırsa, sırf can sıkıntısı bile onu bir hayvana çevirebilir.