DÖRT AYAKLI MİNARE ANISINA


   Diyarbakır’ın UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne giren merkez Sur İlçesi’ndeki Saraykapı Semti’nde bulunan tarihi Kurşunlu Camii’nden sonra bir zamanlar din ve dillerin hoşgörü içinde bir arada yaşadığı ‘Gavur Mahallesi’ adıyla kitaplara konu olan Fatihpaşa Mahallesi’ndeki Şeyh Mutahhar Camii’nin 4 Ayaklı Minaresinin çatışmalarda hasar gördüğünü görünce bir anımı paylaşmak istedim.  Tarih 2014 yılının ekim ayı ve Sağlık Bakanlığından Dilek Şen Karakaya, Faruk Çalıkuşu ve diğer arkadaşlar ile Bilgi Güvenliği Yönetim Semineri için Diyarbakıra gitmiştim. Çarşı gezmelerinden sonra dört ayaklı minarenin olduğu alana geldik. Minare hikayesini bilmemize rağmen  ilgimizi çekti.  Minarenin yanında cami duvarı gölgesinde oturan iki sofi ile sohbet ettik. Sofilerden arkadaşlarımızın almış oldukları yerel poşiyi, bayanların başına başlamalarını rica ettik. Önce tereddüt ettiler, sonra ise ellerini saçlara dokunmaktan imtina ederek nazikçe poşileri bağladılar. Güzel bir sohbette bize çay ikramında bulundular. Toplu resim ile anılaştırdık. Aynı alanda bulunan çay ocağında laz türkülerini duyunca, oçak sahibine takıldım. Kürtçe beklerdim deyince, “biz Turkiyeliyiz”demesi bizleri çok mutlu etti. Aynı kişi bizleri evine davet edince daha mutlu olduk.
1500 tarihinde Akkoyunlu Sultanı Kasım Bey tarafından İslam’ın Hanefi, Şafi, Hambeli ve Maliki mezheplerini simgeleyen 4 sütun üzerine inşaa edilen ve dünyada bir benzeri bulunmayan 4 Ayaklı Minare’nin iki ayağı çıkan çatışmada isabet eden mermilerle zarar görmüş. O güzel manevi iklimin ve güzel insanların olduğu alanda kan akıttılar. Can’a kıyan zalimler, taş’a hiç acımadılar.

image

Endişe ediyorum


Bu bir korku değil ancak endişe ediyorum, savaştan,
endişe ediyorum, huzursuzluktan, toplumsal kutuplaşmalardan, çatışmalardan, yanlış anlamalardan, terörün artmasından, aynı dili konuştuğumuz halde diyalog kuramamaktan, uzaktan kondurulmuş yalanlardan… Endişe ediyorum karşılıklı sağır, kör ve bigane kalmaktan ve birbirimizin hüznüne, derdine, feryadına, yakarışına, hikayesine duyarsız davranmaktan…
Endişe ediyorum,  endişe etmeye neden olaylardan… Hani Hazreti Mevlana demış ya:
” Kanatlarla geldin bu aleme, öyleyse sürünmek niye?”
Belki bugünkü halimize yontabiliriz bu sözü: “Kardeşlik ve huzur içinde yaşamaya geldik, öyleyse bu bitmeyen gerilim niye?”