Sosyal medya ve ik fantazileri


 

Çok iyi biliyorum, bu yazıda ilk dikkat çeken kelime fantezi olacaktır. Bizim toplumun hassas olduğu ve mana yüklediği kelimelerden biri olduğu için ve yanlış anlaşılmaya mahal vermemek adına önce bu kelimeyi izah edeyim. Fantezi, hayal gücüyle doğru orantılı olan düşüncelerin tümüdür denilebilir. Yani, hayal gücünü kullanarak gerçek olmayan bir şekilde planlamak, şekillendirmek, üretmek, oluşturmak, bazen başarmak ve bunların tamamından zevk almaktır. İnsan kaynaklarının fantezisi olurmu diyebilirsiniz ama bu konuda söz sahibi olduğunu sanan, yazıp-çizenlere bakınca ben olur diyorum.

Sosyal medya diğer konularda olduğu gibi insan kaynakları konusunda bir dolu değer ortaya çıkardı. Profiller, sayfalar ve gruplar derken birde bloglar ortaya çıktı. Bu çıkışlar ile birlikte yeni öğrenme kaynakları oluştu. Özellikle öğrenci arkadaşlarımız için bilgiye ulaşmada kolaylık sağlandı. Bu ortamlarda yapılan paylaşımlar ile bilgi doğrudan ilgili olanlara ulaşır oldu. Çok sayıda insan kaynakları uzmanı, danışmanı ve yazarı ortaya çıktı. Kimler daha iyi, daha aktif, daha hızlı, daha yakışıklı, daha çok facebookta, daha erken linkedine geliyor, en fazla tweeti atıyor gibi yarışmalar bile düzenlenmeye başlandı. Bende bu yarışmalarda bazen en aktifler arasında yer alınca, çok mutlu oluyorum. Yakışıklılar arasına giremiyorum, yaşlandığımız için en hızlıda olamıyorum, yaş gereği uykudan erken kalkınca en erken gelenlerden olabiliyorum. Her konuda yazamıyorum ama yazanları okuyacak göz sağlığına sahip olduğumdan, paylaşımları takip etmeye çalışıyorum.  Yeni bir sektör oluştu, yeni dernekler kuruluyor ve sosyal medya sayesinde insan kaynaklarını yeniden öğrenmeye başladık.

Sosyal medyanın “ikacıları” bulundukları medyada aktif olmak zorunda kalıyorlar. Enlerden olmak öyle kolay bir iş değil, her gün, her saat bazen her dakika bir şey paylaşacaksın.  Yeni konular bulacaksın, konulara renk katacaksın. Hayal kuracaksın, iş yaşamı deneyimin olmasa da empati yapacaksın. Bazen işgören, bazen yönetici, bazen de patron bile olacaksın. Bir ölçüde iş yaşamı ile ilgili fantezi yapacaksın. Öğrenci iken ik bloggeri olmak kolay değil. Hiç iş yaşamını görmeden ik yazarı olmak ta kolay değil. Mavi yakalı olarak çalışmadan, iş yaşamına bir türlü yönetici olarak başlayıp sonra mobbing konusunu yazmak hiç kolay değil.  Liderlik yapmadan liderliğin eğitimini vermek ne kadar kolaysa bu konuda yazmakta o kadar kolay oluyor. Birde genç mentörler ortaya çıktı. Buna diyeceğimiz yok ama yeni mezun, iş ve yaşam deneyimi olmayan biride ben mentorüm dememeli diye düşünüyorum.
Tekrar sosyal medya ve insan kaynakları konusuna gelince, bu konuda tüm yaratıcılık becerilerini göstermeye çalışan benim gibi sosyal medya ikacıları, yeni bir insan kaynakları yönetimi ortaya çıkarıyoruz.   En iyi veya en aktif blogger olacağız ya, yeni yazacak konular bulmalıyız. Konu bulmak ise hiçte kolay değil. Nereye kadar sürekli insan kaynaklarını yazacaksınız?  İş deneyimin yok, mavi yaka çalışmadın ve çalışanların ortamını bilmiyorsun, unvanları basamak basamak çıkmadın, sendikalı hiç olmadın, soyunma odalarının havasını yaşamadın, mesai sonrası toplu duş almadın, mülakata girmedin, mülakat yapmadın, iş yeri çatışması, kariyer mücadelesi görmedin, nereye kadar neyi yazabilirsin. Yazamayınca da işin içerisine hayal dünyası giriyor ve ik fantezileri başlıyor.
Kariyer yolculuğunda hızlı tren,
Başarıyı yalamanız için şu kadar özellik,
Mülakatlara kırmızı şapka ile gitmek,
Yeni mezun olup, ustalara mentorlük yapmak,
Performans değerlendirmede müthiş bir yöntem,
İşyerinde sakız çiğne, tazminatı hak et,
Hadi bana yönetici olacağım de,
Genç İK’acıdan hayat deneyimleri,
İşyerine ölümüne bağımlımısınız,
….gibi yeni yeni konular yazılmaya başlanması ile İK’ada fantezide başlıyor. Sosyal medyada bilgi peşinde gezen öğrenciler, yeni mezunlar ve öğrenme gayreti içindeki İK’cılar, farklı bir insan kaynakları öğrenmeye başlıyorlar.

Bu süreç nereye kadar gider, bu işten kim karlı çıkar?  Kimse durduk yere bir işe emek vermez. Sosyal medyada bu işi yapan İK’acılar veya İK adaylarının beklentileri var. En hızlı, en aktif, en hızlı yarışmalarıda bu beklentilere katkı sağlamak için yapılıyor. Kimileri kendini tatmin ediyor, kimileri müşteri buluyor, kimileri ise yerini pekiştiriyor. Sonuçta bu kesimin hepsi karlı çıkıyor. Karşı taraf yani İK, meraklıları, heveslileri, okuyucuları ise benze çok faydalanmıyor. CV hazırlama sürecinde bilgi kargaşası başlıyor. Hangi İK, danışanın, uzmanın, bloggerin yazdığına veya yönlendirmesi doğru sorusu gündeme geliyor. Peki, mülakatta hangi ustaya uymalı?  İş yaşamında ise karşılaştığı sorunlarda kimi örnek almalı, kariyer planını yaparken hangi İK, danışanın, uzmanın, bloggerin dediği doğrudur? Her İK sürecinde, bu karmaşık durum söz konusu oluyor.  Bu durum nereye kadar gider bilemiyorum ama ben bir blogger olarak yazmaya devam ediyorum. Bu konuyu yazmaya da devam edeceğim. Yazdıklarım ile kimseyi yanıltmayı ve yanlış yönlendirmek istemem. İş deneyimim ve bilgi birikim ile kendi alanımda paylaşmaya devam diyorum.
Bu yazıyı yazmakla, sürç-i lisan ettiysek af ola diyorum.

image

Karakter varsa Kariyer vardır!


Karaktersiz kariyerin öneminin çok olmadığını biliyoruz. Bugünlerde çevremde yaşadığım canlı örnekler çoğalınca bu konuyu yazmaya devam ediyorum. Kariyeri amaç edinen ancak karakter yoksunu yâda eksiği insanları çevrenizde görebilirsiniz. Kariyer için her şeyi yapabilirim diyen birçok insan tanıdım.

Bunlardan bir tanesi yıllar önce yanımda staj yapan genç bir öğrenciydi ve ‘’kariyer için her şeyi yaparım’’ dediğinde, kariyer yolculuğunun, karakter ile birlikte olması gerektiğini hatırlattım. Günümüzde kariyer yapmak, öğrencilik döneminde başlayan bir hayaller dizisi oluyor. Daha eğitimlerini tamamlamayan gençler, kariyer adına birçok etkinliğe katılıp, bu konuda kitaplar okuyup, kariyerli zatlar ile tanışma çabasına giriyorlar.

Önemli olan bir konuda, lise döneminde başlayan kariyer günlerinin yapılması ve bugünlere şık giyimli, gösterişli arabalı, iyi mevkide bulanan insanlar davet ediliyor. Lise öğrencisine direk hedef olarak kariyerden ziyade kariyerli insanların konumları sunuluyor. Kariyer yapmak lise öğrencisi için kariyer gününe davet ettikleri kişilerin gösterişli olarak sundukları hayat hikâyelerimi yoksa öğrencinin yetkinliğine ve ilgisine uygun bir bölüm tercih etmesi mi bilemedim.

Kariyer nedir yada nasıl planlanır sorunun cevabını sanırım gerçek manada verilmesi mümkün değil. Yada kariyer sürecine nereden başlanmalı? Lisede kariyer günleri ile gelecekte çok iyi imkanlar sunacak bölümlerin tercih edilmesi, Üniversitede iyi bir şirketten burs alınması, iyi bir kuruluşta işe başlama veya çalışırken iyi bir pozisyona yükselecek fırsatları yakalamak..

Bunların hepsi ise kariyer planlaması nereden başlamalıdır?

Sonuçta kariyer derdinde olan her birey bir türlü kendisi, çevresi veya çalıştığı kuruluş vasıtasıyla kariyer sürecinde yer alıyor. Kariyeri olmazsa olmaz görenler kariyer için birçok şeyi mubah görüyor ve hızla yükseliyor. Kariyerli insan olmaktan ziyade karakterli insan olma düşüncesinde olanlar ise daha farklı davranırlar. Bilirler ki, kariyer bir gün bitecek ve bu yolda sadece kariyer odaklı olanların kaybettikleri değerler aranacak.

Karakter yerine kariyeri önemseyenler, kariyerin gücünü ve gösterişini çok önemserler. Kariyer insanları çok güçlü gösterir ve itibar gördüklerini sandırır. Gerçekte ise tanınıncaya kadar kariyer tanındıktan sonra karakterle saygınlık görünür. Aslında iyi bir karaktere sahip olan insanlar bulundukları çevrede kariyer fırsatını her zaman yakalayabilirler. Yada bu tür insanlara o kariyer fırsatları birilerince sunulur.  Karakter kariyerin mayasıdır ve sağlam karakter iyi bir kariyeri şüphesiz getirecektir.

 

images (1)

 

DİBE VURMAK İYİDİR


Hepimizin hayatında “Dibe vurdum” dediği anlar olmuştur. Dibe vuruşları genellikle büyük kayıpların ardından yaşıyoruz. Kimimiz sağlığını kaybediyor, kimimiz ilişkisini, kimimiz işini, evini, parasını… Kimimiz ise çok daha fazlasını…

Hayat bize her zaman seçimler sunuyor. Dibe vurduğumuzda da yine seçimimiz var, her ne kadar seçimsiz gibi hissetsek de; ya depresyona girmeyi seçiyoruz ya da bu durumu bir fırsat olarak değerlendirmeyi seçiyoruz.

Böyle anlar, uzun zamandır süregelen sorunlarımızı artık görmezden gelemeyeceğimizi ve onları artık yara bandı ile iyileştiremeyeceğimizi fark etmek için birer fırsat. Bu anlar bize elbette acı veriyor, çaresiz hissediyoruz, sanki bir daha asla iyi hissedemeyeceğiz yanılsamasını yaşıyoruz.

Oysa dibe vurduğumuzda artık gidebileceğimiz tek istikamet var, o da yukarı doğru!

Dibe vurduğumuzda dış dünyadan kopuyoruz ve mecburen içe dönüyoruz; kendimizi sorgulamaya başlıyoruz. Bu süreçte kendimizle ilgili harika keşifler yaşamaya hazırlıklı olalım. Birçoğumuzun hayatı dibe vurduktan sonra yeniden şekilleniyor. Her zaman yaptığımızdan farklı bir şey yapabilme gücünü böyle anlarda buluyoruz kendimizde.
Nice insan ciddi sağlık sorunlarının ardından sağlıklı yaşamayı yeniden öğreniyor ya da sevmediği mesleğinden vazgeçip keyif veren sevdiği bir işe geçiş yapıyor.

Dibe vuruş sürecinde gücümüzü adım adım dışarıya verdiğimiz için ciddi acı çekiyoruz ama yukarı doğru çıkarken başkalarına dağıttığımız o gücümüzü geri alıyoruz; öz gücümüze yeniden kavuşuyoruz. İşte bu güçle hayatımızı yeniden ve daha farklı şekillendirebiliyoruz, hayatımızda yeni bir sayfa açabilme cesareti buluyoruz.

Hayatın sadece yemek, içmek, barınmak ve üremekten ibaret olmadığını, aslında çok daha fazlasıyla bu dünyaya geldiğimizi anlayarak bütün değer yargılarımızı yeniden gözden geçirme fırsatı yakalıyoruz. O ana kadar farkında bile olmadığımız yeteneklerimizi keşfedebiliyoruz.

Dibe vuruşlar bize kendimizi gerçek anlamda keşfetme ve tanıma imkânı sunuyor. Sadece etten ve kemikten ibaret olmadığımızı; bundan çok daha fazlası olduğumuzu anlıyoruz. Spritüel yönümüzü keşfediyoruz çünkü beden fiziksel acıyla duygusal ya da ruhsal acıyı birbirinden ayırt etmiyor.

Bir kez dibe vurduktan sonra yıllardır kendimizi ihmal ettiğimiz konularda yoğun bir açlık duygusu hissetmeye başlıyoruz; bu, ruhumuzun açlığı. Bir an önce ruhumuzu doyurmak için büyük bir istek duyuyoruz. Bolca araştırıyor, bolca kitap okuyoruz. Yeni yollar deniyoruz, yeni insanlarla tanışıp onların hayat hikâyelerinin bizimkini aynalamasına izin veriyoruz. Farkındalığın bol olduğu bir dünyaya adım atıyoruz ve egomuz adım adım törpüleniyor. Ben’imiz ortaya çıkmaya başlıyor. Etkin dinleme becerimiz, empatimiz, anlayışımız artıyor; hayata bakış açımız genişliyor; önyargılarımızdan arınmaya başlıyoruz.

Dibe vuruşların armağanı gerçekten de büyük.

Dünya Ana kendini nasıl ki doğal afetlerle yeniliyorsa biz de kendimizi yenilemek için kendi doğal afetlerimizi yaratıyoruz hayatımızda.

Dilek Kökter. FB_IMG_1446359580192