Yeni mezun ya da genç işsizlerin oranı her geçen gün artıyor.
Elbette bu artışın birçok nedeni var. Ancak sebepleri uzun uzun tartışmadan önce, gençlerin mevcut şartlarda nasıl bir yol bulabileceklerine odaklanmak daha anlamlı olacaktır.
Bugünün gençlerinin öncelikli olarak bir meslek ya da sanat öğrenmeleri gerekiyor.
Fakat ne yazık ki “kolay” ya da “temiz iş” kavramları çerçevesinde şekillenen iş tercihleri, gençleri çoğu zaman mağaza ya da kafeterya gibi alanlara yönlendiriyor. Bu tür işlerde sanat ya da meslek öğrenme imkânı bulunmadığı için gençler belirli bir yaşa geldiklerinde, ellerinde bir beceri ya da uzmanlık olmadan işsiz kalabiliyor.
Zamanla bu bireyler, geçimlerini sağlamak adına tarım işçiliği gibi geçici ve güvencesiz işlere yönelmek zorunda kalıyorlar.
Sanayi ve sanat alanlarında genç yaşta edinilen deneyimler ise tam aksine, kişiyi hem işsizlikten korur hem de ileriki yaşlarda daha ekonomik ve huzurlu bir yaşamın temelini atar.
Fakat üniversiteli genç sayısının hızla artması, sanata olan ilgiyi azaltmış durumda. Üniversiteye yönelen gençler, mezun olduklarında artık bir meslek ya da sanat öğrenmek için “geç kaldıklarını” düşünüyorlar. Bu da iş güvencesi sağlamayan diplomaların sayısını artırırken, sanayi ve zanaat alanlarının da giderek yalnızlaşmasına sebep oluyor.
Bu noktada gençlerin meslek ve eğitim tercihi yaparken yaş, yetenek, ilgi ve istihdam olanaklarını göz önünde bulundurmaları gerekiyor.
Hayat yalnızca diplomayla değil, üretimle, beceriyle ve emekle şekilleniyor.
Bugün genç işsizliğin artışında; ekonomik daralmalar, sanayi tesislerinin azalması, iş gücü yerine yapay zekâ ve robot teknolojilerinin devreye girmesi gibi pek çok makro sebep olduğu kadar, sanata geç yönelmenin de ciddi bir etkisi bulunuyor.
Belirli bir yaşa gelindikten sonra artık sanat ya da meslek öğrenmek yerine, hızlı ve kolay kazanç için mağaza ya da kafe gibi işlerde çalışmayı tercih etmek, bu döngüyü daha da pekiştiriyor.
Bu noktada rehber öğretmenlerin ve İŞKUR danışmanlarının önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum.
Çünkü birçok aile bu konuda yeterli bilgiye sahip değil. Her anne-baba çocuğunun üniversite okumasını istiyor; ancak o bölümden mezun olanların iş bulup bulamayacağı, ne yazık ki çoğu zaman göz ardı ediliyor.
Gençler de bir üniversiteye gitmeyi, çoğu zaman yalnızca aile ortamından ya da yaşadıkları şehirden uzaklaşma motivasyonuyla istiyor.
Oysa bu sorunun çözümü bireysel çabaların ötesinde, kapsayıcı ve uzun vadeli bir devlet politikasıyla mümkündür.
Eğitim sistemimizin gençlere yalnızca teorik değil, aynı zamanda pratik beceriler kazandırması; sanat ve zanaatın itibarsızlaştırılmaması gerekiyor.
Aksi takdirde hem genç işsizliğin yaygın olduğu, hem de elektrik tesisatçılığı, su tesisatçılığı, tamircilik gibi alanlarda nitelikli insan bulmanın zorlaştığı bir toplumda, bu hizmetlerin fiyatlarının da hızla yükseldiğine tanık olacağız.
Gençlerin geleceği için sanat, zanaat ve meslek eğitimi yeniden değer kazanmalıdır.
Çünkü sanatın bittiği yerde, sadece işsizlik değil; hayatın kendisi de zorlaşır.

Yorum bırakın