Finansçılar, insan kaynaklarındaki güzelliği fark etti

 

Amerika da yapılan bir araştırma Finans yöneticilerinin İK fonksiyonları üzerinde daha fazla hakimiyet kurmayı umduklarını ortaya koydu.

Her zaman hayal kırıklığıyla sonuçlanırdı; çalışanların işletmelerin başarısına artan katkılarıyla birlikte insan kaynakları yöneticileri, görevlerinin artan önemi konusunda yıllardır seslerini yükseltmeye çalışırlardı.

İK yöneticileri, uzun bir süredir yönetim kurulunda olmaları gerektiğini savunmaktalar. İnsan kaynaklarının ağırlıklı rolünü bordro işlemleri, hastalık izni alınan günlerin sayımı ve eğitim salonlarının ayarlanması gibi gündelik personel işleri idaresi olmaktan çıkarıp

“yetkinlik yönetimi”, “kariyer yönetimi” ve “performans yönetimi” gibi kavramlarla daha yakından ilgili hale getirdiler. İK’nın yönetim kurulunda gerçek bir yer edinmesi için tek gereken ise terminolojiyi “stratejik” ve “liderlik” gibi kelimelerle biraz daha renklendirmek.

İK’nın rolündeki bu değişim ABD kaynaklı olmakla birlikte Avrupa’ya da büyük ölçüde yayıldı. Şu sıralar revaçta olan insan sermayesi kavramı da İK’nın yeni bir kimlik değişimine doğru gittiğini gösteriyor. Bu, bir süredir duymakta olduğumuz bir kavram. Oturup daha fazla dikkate almamızı gerektirmesinin nedeni ise işletmelerde hala söz hakkı yüksek olan bir kesimin de dikkatini çekmiş olması: FINANSCILAR.

ABD’de yayınlanan bir rapora göre finans yöneticileri İK fonksiyonlarına eskisinden çok daha önemli ölçüde katılımlarının gerektiği görüşündeler. Mercer İnsan Kaynakları Danışmalığı tarafından CFO Araştırma Hizmetleri’ne yaptırılan araştırmaya göre; finans yöneticileri İK fonksiyonları hakkında sadece daha geniş bilgi sahibi olmayı değil, önümüzdeki iki yıl içinde bu konuda şimdikinden çok daha etkili bir konuma gelmeyi bekliyorlar.

Bugüne kadar İK finans yöneticilerine yabancı bir konuydu. Çalışanlar gider, İK ise belirli zamanlarda ek harcamalar çıkaran bir gider merkezi olarak görülürdü. Diğer yandan, insan sermayesi görüşüne göre çalışanların eğitimi ve gelişimi ölçülebilir faydaları olan bir yatırım alanıdır. Ölçme kavramına yakın olan finans yöneticileri için bu kulağa çok hoş gelen ve kendi alanları içinde olması gereken bir konu haline geliverdi.

Finansçıların İnsan Kaynakları ile kapışmak üzere horozlandıklarına dair işaretler var:

Ancak daha katedilecek çok yol var. CFO/Mercer raporuna göre orta büyüklükteki şirketler karlarının %36’sını çalışanlarına yatırmaktalar. Fakat bu araştırmaya katılanların ancak %16’sı işçilik maliyetindeki kazançlarının farkındalar.

Rapora göre bu bir sorun.

“Bu, bir çok şirketin en büyük yatirimlarini finansal anlamda kontrol altinda tutma yetkinliginden yoksun oldugu anlamina geliyor … insan sermayesi, şirketlerde finans çalişanlarinin şirketin harcama limiti dişinda pek söz söyleyemedikleri büyük bir harcama alani olarak kaliyor.” Ancak 180 üst düzey finans yöneticisiyle yapılan ankete göre bu durum değişme yolunda.

Bu ankete katılanlar çalışanların katkısının, müşteri memnuniyeti, karlılık, yeni fikir ve ürünler geliştirilmesi yoluyla hissedarlara sağlayacağı kazancın hayati önemde olduğunu belirttiler.

Ancak daha yakından bakıldığında bu durumun ani bir değişiklik olmadığını görüyoruz. Liderlik becerilerini yerleştirmenin yanısıra verimliliği arttırmak, her zaman olduğu gibi, önemli bir hedef olarak görülmekte. Çalışanların işletme başarısına katkısının ölçümü, çoğu katılımcı için çok önemli bir öncelik olarak görülmemekte, ancak yöneticilerinin ölçülebilirliğini önem sıralamasının üstlerine koyan büyük şirketlerde, bu konu daha fazla önemsenmekte.

Katılımcıların ölçme konusundaki görece ilgisizlikleri İK yöntemlerinin sunduğu ölçüm araçlarının elverişsizliğinden kaynaklanan yaygın rahatsızlıklarının sonucu olarak da görülebilir. Rapora göre, bu alan, finans yöneticilerinin aşama kaydedeceklerini düşündükleri alanlardan biri. Hemen her durumda, ankete katılan yöneticilerin yaklaşık üçte ikisi İK fonksiyonları üzerinde karar yetkileri olması gerektiği ya da İK politikasında aktif katılımları olması gerektiği görüşündeler.

Bu araştırma kapsamında görüşülen katılımcılardan çoğu İK ve finans yöneticilerinin beraber çalışmaları ve genel müdüre iki tarafın da raporlama yapması gerektiği görüşündeler. Bu görüşlerinde samimi olsalar dahi finans ekiplerinin yakın zamanda İK ile bir alan çatışması yaşayacakları açık olarak gözükmekte.

İK ve performans ölçümleri, gitgide daha incelikli ölçümlere izin verdikçe, özellikle de şirketin finansal durumuyla ilişkilendirilebildiklerinde, şirket politikası üzerinde söz sahibi olan kişilere daha cazip gelmekte. Bu süre içinde finans yöneticilerinin ise şirketlerde hesapların koruyucusu olarak sağ kol pozisyonlarından vazgeçmelerini beklemek pek gerçekçi bir yaklaşım olmaz.

Mercer İnsan Kaynakları Danışmanlığı’nın Washington ortağı Dave Kieffer’e göre “Bir şeyler hareket halinde.”

İnsanın şirketin en önemli yönlerinden biri olduğu klişesi son yıllarda çalışan el   kitaplarında gördüğümüz bir ifade. Ancak yine de zor durumda kalındığında bu kaynaktan da vazgeçilebiliyor.

Bu, bazı durumlarda işçi çıkartmalardan en çok etkilenen kesim olan deneyimli çalışanlar için olumlu bir gelişme. Kieffer’ın “şirkete özel” olarak adlandırdığı becerilere sahip kişiler, kendi deyimiyle, zaman içinde şirket için değerleri artacak kişiler.

Çalışanların mali tablolardaki yerini belirlemek ise işin zor kısmı. Ancak Kieffer’a göre, artık şirketin performansıyla ilişkilendirilebilen çalışan davranışını eldeki çalışan bilgileri arasından seçip şekillendirmek, şirketin borsadaki performansı ve benzeri değişkenler de hesaba katıldığında, o kadar da zor değil.

Bu gelişmelerin bir diğer yönü de danışmalık şirketlerinin rolüyle ilgili. İnsan kaynakları danışmanlığı şirketleri ve denetçi şirketlerin İK bölümleri Enron skandalından sonra bu konudaki eleştirilerden ciddi zararlar almadılar.

İnsan sermayesine yeni bir bakış, ölçmek ve satmak için yeni bir şeyleri olduğu iyimserliğini de beraberinde getiriyor. ABD kaynaklı insan sermayesi hareketi bizi İK ve Finans konusunda, hatta insan kaynakları fonksiyonları ya da insan sermayesi muhasebesi gibi melez alanların ortaya çıkması şeklinde, ilginç gelişmelere götürebilir.

Richard Donkin’in Financial Times’ta yayınlanan yazısından alınmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s