Sosyal medyayı oldukça aktif kullanan biriyim.
Zaman zaman bununla ilgili eleştiriler de alıyorum elbette… “Bütün zamanını buna mı harcıyorsun?” “Bu kadar paylaşım neden?” “Biraz geri çekilsen olmaz mı?”
Belki dışarıdan bakıldığında sürekli ekran başındaymışım gibi görünüyor olabilir. Oysa işin benim tarafımdaki anlamı çok farklı… Ben sosyal medyayı hiçbir zaman sadece görünmek için kullanmadım.
Yıllardır blog yazıyorum. ekremozturk.com üzerinden düşüncelerimi paylaşıyorum. Özellikle LinkedIn başta olmak üzere sosyal medya platformlarını aktif kullanıyorum. Bazen bir düşünceyi, bazen bir gözlemi, bazen de yılların tecrübesini insanlara ulaştırmaya çalışıyorum.
Çünkü dijital dünya artık sadece eğlence alanı değil; aynı zamanda fikir üretme, insana dokunma, iz bırakma alanı…
Ben de bunu yaparken kendime hep üç soru sordum:
Neden yapıyorum?
Nasıl yapıyorum?
Ne elde etmek istiyorum?
Belki de EFQM yaklaşımının bende bıraktığı en önemli alışkanlıklardan biri buydu: Amaçsız hiçbir şeyi uzun süre yapmamak…
Fakat son zamanlarda başka bir şey dikkatimi çekmeye başladı: Hiç paylaşım yapmayan insanlar… Kendi fotoğraflarını paylaşmayanlar, özel hayatını göstermeyenler, sessiz kalanlar…
İlk bakışta bu durum bana uzak geliyordu. Çünkü ben üretmeyi ve paylaşmayı seven biriyim. Sonra izlediğim bir video beni düşündürdü. Videoda, sosyal medyada görünür olmayan insanların aslında psikolojik olarak daha güçlü olabileceğinden bahsediliyordu. İlk başta şaşırtıcı geldi. Ama düşününce bazı noktaların gerçekten anlamlı olduğunu fark ettim.
Çünkü günümüz dünyasında insanlar artık çoğu zaman “yaşamak” için değil, “görünmek” için çabalıyor. Oysa bazı insanlar görünmemeyi seçiyor. Ve belki de bu bir eksiklik değil, bilinçli bir tercih…
Bazı insanlar hayatlarını herkesin önüne koymayı tercih etmiyor. Çünkü özel olanın değerli olduğuna inanıyorlar. Mutluluklarını ispat etmek için paylaşma ihtiyacı hissetmiyorlar. Bu aslında önemli bir özgüven göstergesi. Çünkü insan bazen neyi gösterdiğinden çok, neyi sakladığıyla da kendini anlatır.
Sürekli görünür olmaya çalışan birçok insanın ortak bir problemi var: Kendini başkalarının gözünden tanımlamak… Oysa bazı insanlar trendlerin peşinden gitmiyor. Kim olduklarını biliyorlar. Kendilerini dijital kalabalık içinde kanıtlama ihtiyacı hissetmiyorlar. Bu çağda en zor şeylerden biri belki de budur: Kendi sesini, kalabalığın sesi içinde kaybetmemek…
Sosyal medya bazen insanı görünür kılar, ama aynı zamanda bağımlı hâle de getirebilir. Beğeniler, yorumlar, izlenmeler… Bir süre sonra insan kendi değerini rakamlarda aramaya başlayabiliyor. Fakat bazı insanlar için değer; ekrandaki ilgiyle ölçülmez. İşte gerçek özgüven biraz da burada başlıyor.
Bazı insanlar kahvesini paylaşmaz, gideceği yeri paylaşmaz, yanındaki insanı paylaşmaz… Çünkü o anı gerçekten yaşamak ister. Belki de modern dünyanın en büyük yorgunluklarından biri budur: Yaşamaktan çok göstermeye çalışmak… Gösterilen hayat büyüdükçe, gerçek hayat küçülebiliyor bazen.
Sosyal medya çoğu zaman hayatın kendisi değil, hayatın seçilmiş parçalarıdır. Kimse kavgasını paylaşmıyor. Kimse yalnızlığını göstermiyor. Kimse dağılmış ruh hâlini hikâye yapmıyor. Bu yüzden insanlar başkalarının “seçilmiş mutluluklarıyla” kendi gerçek hayatlarını kıyaslıyor. Ve bu kıyas insanı yoruyor. Belki de bazı insanlar bu yüzden geri çekiliyor. Çünkü dijital dünyanın sahte mükemmellik algısını fark ediyorlar.
Görünmek İçin Değil, Fayda Sağlamak İçin…
Elbette burada önemli bir ayrım daha var. Çünkü sosyal medyada aktif olmak, her zaman dikkat çekmeye çalışmak anlamına gelmiyor.
Bazı insanlar vardır; kendini göstermek için değil, bildiğini paylaşmak için görünür olur. Bir öğrenciye yol göstermek, bir insana umut olmak, bir tecrübeyi aktarabilmek, bir farkındalık oluşturabilmek için üretirler. Onlar için sosyal medya; bir vitrin değil, bir katkı alanıdır. Paylaşımları alkış toplamak için değil, bir kişiye bile fayda sağlayabilmek içindir.
Ben kendimi biraz bu tarafta görüyorum. Yılların birikimini, tecrübelerini, okuduklarını, yaşadıklarını paylaşmanın bir sorumluluk olduğuna inanıyorum.
Çünkü bilgi paylaşılmadığında zamanla sadece sahibinde yaşlanıyor. Oysa paylaşılan bilgi bazen hiç tanımadığınız bir insanın hayatına dokunabiliyor. Bu yüzden bazen bir yazı yazıyorum, bazen bir gözlemi paylaşıyorum, bazen de sadece bir cümle bırakıyorum buraya… Belki bir insanın zihninde yeni bir pencere açılır diye. Çünkü gerçek görünürlük; sürekli görünmek değil, gerçekten iz bırakabilmektir.
Sonuç Yerine…
Bugün düşünüyorum da… Belki mesele sosyal medyayı kullanmak ya da kullanmamak değil. Mesele; orada neden bulunduğunu bilmek…
Çünkü amaçsız görünürlük insanı tüketir. Ama bilinçli kullanım bazen bir fikir, bir iz, bir fayda bırakabilir. Ben paylaşmayı seviyorum. Çünkü yazının bir insana dokunabileceğine inanıyorum.
Ama artık şunu da daha iyi anlıyorum: Sessiz kalan herkes eksik değildir. Bazıları sadece kendini, hayatını ve huzurunu kalabalığa teslim etmiyordur…

Yorum bırakın