Bir Üniversitenin Gerçek Kalite Başarısı Nedir?

Özel Sektörden Yükseköğretime: Kalite Güvencesinin En Önemli Çıktısı

Yazar: Ekrem Öztürk

Kalite, sahip olduklarımızdan çok ne başardığımızla ilgilidir

Dünyanın önde gelen üniversitelerini düşündüğümüzde Harvard, MIT, Oxford ve Cambridge gibi kurumların güçlü akademik kadrolarını, araştırma altyapılarını, laboratuvarlarını ve bilim dünyasına kazandırdıkları çalışmaları görürüz. Türkiye’de de yükseköğretim kurumlarımızın fiziksel altyapı, akademik kapasite ve kurumsal gelişim açısından önemli bir birikimi bulunmaktadır.

Ancak uzun yıllar özel sektörde insan kaynakları yönetimi alanında görev yapmış, kalite yönetim sistemlerini sahada uygulamış ve daha sonra yükseköğretim kalite güvencesi süreçlerinde sorumluluk üstlenmiş bir profesyonel olarak şu soruyu önemsiyorum:

Bir üniversitenin sahip olduğu imkânlar ile ortaya koyduğu sonuçlar arasında nasıl bir ilişki vardır?

Binalar, laboratuvarlar, kütüphaneler, akademik unvanlar ve teknolojik altyapı önemlidir. Bunlar eğitim-öğretim ve araştırma faaliyetlerinin yürütülmesini sağlayan temel kaynaklardır. Ancak kaynakların varlığı, tek başına kaliteli bir eğitim-öğretim sürecinin gerçekleştiğini veya öğrencilerin hedeflenen yetkinlikleri kazandığını göstermez.

Asıl mesele, bu kaynakların ne ölçüde etkili kullanıldığı, süreçlerin nasıl yönetildiği, elde edilen sonuçların nasıl ölçüldüğü ve sonuçlardan hareketle hangi iyileştirmelerin yapıldığıdır.

Bu bakış açısı, özel sektörde edindiğim kalite yönetimi deneyiminin yükseköğretim alanında da anlamlı bulduğum yönlerinden biridir.

YÖKAK’ın kuruluş yıllarından bir anı: Girdi, süreç ve çıktı ilişkisi

Yükseköğretim Kalite Kurulunun (YÖKAK) kuruluş ve yapılanma süreçlerinin yaşandığı dönemde, Kurulun eski başkanlarından biriyle gerçekleştirdiğimiz bir sohbeti bugün de hatırlıyorum.

O görüşmede, özel sektördeki kalite yönetimi deneyimimden hareketle yükseköğretim sistemine ilişkin bir düşüncemi paylaşmıştım.

Eğitim-öğretim faaliyetlerini girdi, süreç ve çıktı ilişkisi üzerinden değerlendirdiğimizde; üniversiteye gelen öğrencilerin başlangıçtaki bilgi ve yetkinlikleri, eğitim-öğretim süreçleri ve mezuniyet aşamasında ulaşılan öğrenme çıktıları arasında anlamlı bir ilişki kurmamız gerektiğini ifade etmiştim.

Bu yaklaşımda ortaöğretimden gelen öğrenciler eğitim-öğretim sürecinin girdileri, üniversitedeki öğrenme deneyimi ve akademik faaliyetler sürecin bileşenleri, öğrencilerin mezuniyet aşamasında kazandıkları bilgi, beceri ve yetkinlikler ise önemli çıktılardır.

Elbette bu, yükseköğretimin bütün amaçlarını açıklayan tek yaklaşım değildir. Üniversiteler yalnızca mesleki eğitim veren kurumlar değil; bilimsel bilgi üreten, eleştirel düşünceyi geliştiren, kültürel birikimi aktaran ve toplumsal gelişime katkıda bulunan kurumlardır. Bununla birlikte girdi-süreç-çıktı ilişkisi, eğitim-öğretim kalitesinin sistematik biçimde ele alınmasına yardımcı olan kullanışlı bir yönetim perspektifidir.

O görüşmede üzerinde durduğum bir başka konu da ortaöğretim ile yükseköğretim arasındaki ilişkinin geliştirilmesiydi.

Özel sektörde tedarikçi yönetimi kapsamında, kuruluşların yalnızca kendilerine sağlanan girdileri kabul etmeleri değil, bu girdilerin niteliğini değerlendirmeleri ve gerektiğinde tedarikçilerle birlikte iyileştirme çalışmaları yürütmeleri beklenir.

Bu düşünceden hareketle üniversitelerin de ortaöğretim kurumlarıyla daha güçlü bir iletişim kurmasının; öğrencilerin üniversiteye hangi bilgi ve becerilerle geldiklerini, hangi alanlarda desteğe ihtiyaç duyduklarını ve eğitim kademeleri arasındaki geçişin nasıl geliştirilebileceğini incelemesinin yararlı olacağını düşünmüştüm.

Buradaki amaç, liseleri ticari anlamda birer tedarikçi olarak tanımlamak veya üniversitelerin ortaöğretim programlarını yönetmesini önermek değildir. Asıl amaç, eğitim kademeleri arasında sürekliliği güçlendirmek ve öğrencilerin öğrenme yolculuğunu bir bütün olarak değerlendirebilmektir.

Bu düşünceyi bugün de değerli buluyorum. Çünkü kalite yönetimi açısından bir sürecin sonuçlarını iyileştirmek istiyorsak başlangıç koşullarını anlamalı, sürecin işleyişini değerlendirmeli ve elde edilen sonuçlardan öğrenmeliyiz.

Türkiye’de yükseköğretim kalite güvencesi bugün neyi değerlendiriyor?

Bu noktada önemli bir ayrımı ortaya koymak gerekir: Öğrenme çıktılarının, öğrenci merkezli eğitimin ve programların izlenmesinin Türkiye’deki kalite güvence sisteminde hiç ele alınmadığını söylemek doğru değildir.

YÖKAK’ın Kurumsal Akreditasyon Programı (KAP), yükseköğretim kurumlarının kalite güvencesi sistemlerini; eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme, toplumsal katkı ve yönetim sistemi süreçlerini planlama, uygulama, kontrol etme ve önlem alma döngüsü kapsamında değerlendirir.

Bu değerlendirmede kurumların yalnızca politika ve prosedür oluşturması değil, uygulamalarını kanıtlarla ortaya koyması, sonuçlarını izlemesi ve iyileştirme çalışmalarını göstermesi önem taşır.

Eğitim-öğretim boyutunda ise programların tasarımı ve onayı, öğrenci kabulü ve gelişimi, öğrenci merkezli öğrenme, öğretme ve değerlendirme, öğrenme kaynakları, öğretim elemanları ile programların izlenmesi ve güncellenmesi gibi konular değerlendirme çerçevesinin içinde yer alır.

Dolayısıyla Türkiye’deki temel mesele, mezunların yetkinliklerinin kalite güvencesi kapsamında hiç bulunmaması değildir. Asıl mesele, kurumların bu yetkinliklerin ne ölçüde kazanıldığını ne kadar sistematik ve güvenilir biçimde ölçtüğü, sonuçları nasıl değerlendirdiği ve bu değerlendirmelerin programların geliştirilmesine nasıl yansıdığıdır.

Bir programın öğrenme çıktılarının tanımlanmış olması önemlidir. Ancak daha ileri bir aşamada şu sorulara da yanıt aranmalıdır:

  • Öğrenciler hedeflenen bilgi, beceri ve yetkinlikleri gerçekten kazanıyor mu?
  • Bu kazanımları gösterebilecek hangi ölçme ve değerlendirme yöntemleri kullanılıyor?
  • Öğrencilerin başarıları ve gelişimleri dönemler itibarıyla nasıl izleniyor?
  • Öğrenci, mezun, akademik personel ve işveren geri bildirimleri programların geliştirilmesinde nasıl değerlendiriliyor?
  • Tespit edilen eksiklikler için hangi iyileştirmeler yapılıyor ve bunların etkisi nasıl ölçülüyor?

Bu soruların yanıtları, kalite güvencesini yalnızca dokümantasyon ve süreç tanımları düzeyinde bırakmayıp eğitim-öğretimin gerçek sonuçlarına yaklaştırır.

Avrupa ve uluslararası yaklaşımlar bize ne söylüyor?

Avrupa Yükseköğretim Alanı’nda kullanılan Standards and Guidelines for Quality Assurance in the European Higher Education Area (ESG 2015), iç ve dış kalite güvencesi için ortak bir çerçeve sunar.

ESG kapsamında programların tasarımı, öğrenci merkezli öğrenme ve değerlendirme, öğrenci kabulü ve ilerlemesi, öğrenme kaynakları, programların izlenmesi ve düzenli olarak gözden geçirilmesi gibi başlıklar ele alınır.

EFQM Modeli, ISO 21001 ve YÖKAK’ın kalite güvence yaklaşımı farklı çerçeveler olmakla birlikte bize önemli bir yönetim gerçeğini hatırlatır: Bir sistemin niteliğini anlayabilmek için yalnızca neye sahip olduğuna veya ne yaptığına değil, ne başardığına ve bu başarıyı nasıl geliştirdiğine de bakmak gerekir.

Bu çerçeve, eğitim kalitesinin yalnızca kaynaklara veya faaliyetlerin gerçekleştirilmesine bakılarak değerlendirilemeyeceğini; öğrencilerin öğrenme sürecindeki rolünün, öğrenme çıktılarının ve programların sürekli gözden geçirilmesinin de önemli olduğunu ortaya koyar.

Amerika Birleşik Devletleri’nde de akreditasyon tartışmalarında öğrenci başarısı ve öğrenme çıktıları önemli konular arasındadır. Yükseköğretim Akreditasyonu Konseyi (CHEA), öğrenci başarısının akreditasyonla ilişkisine yönelik yayınlar ve kaynaklar sunmaktadır.

Bununla birlikte ülkelerin yükseköğretim sistemleri, akreditasyon yapıları ve hesap verebilirlik mekanizmaları birbirinden farklıdır. Bu nedenle bütün başarılı üniversitelerin aynı modeli uyguladığını veya mezun istihdamını tek başarı ölçütü olarak benimsediğini söylemek doğru olmaz.

Buradan çıkarılabilecek ortak ders daha ölçülüdür: Eğitim-öğretim süreçlerinin niteliği, öğrencilerin öğrenme ve gelişim sonuçlarıyla birlikte ele alınmalıdır.

EFQM ve ISO yaklaşımıyla yükseköğretimde sonuç odaklılık

EFQM Modeli, kuruluşların amaçlarını ve stratejilerini, bunları hayata geçirme biçimlerini ve elde ettikleri sonuçları birlikte değerlendiren bir yönetim çerçevesidir. Paydaşların ihtiyaçlarını anlamak, performansı izlemek, sürdürülebilir değer oluşturmak ve sürekli gelişmek bu yaklaşımın önemli unsurlarıdır.

Bu bakış açısı yükseköğretim kurumları için de anlamlıdır. Üniversitenin eğitim-öğretim faaliyetlerini yalnızca gerçekleştirilen dersler, düzenlenen etkinlikler veya kullanılan kaynaklar üzerinden değil, bunların öğrenci ve diğer paydaşlar açısından ortaya çıkardığı sonuçlar üzerinden de değerlendirmek gerekir.

Eğitim kurumlarına yönelik uluslararası standartlar da bu yönde bir çerçeve sunar. Burada güncel bir noktayı belirtmekte yarar var: Daha önce yayımlanmış olan ISO 21001:2018 standardının yerini, Temmuz 2025’te yayımlanan ISO 21001:2025 almıştır. Eğitim kuruluşları için yönetim sistemi şartlarını ele alan bu standart; öğrenenlerin ve diğer ilgili tarafların ihtiyaçlarını dikkate alan, yetkinlik gelişimini destekleyen ve sürekli iyileştirmeyi esas alan bir yaklaşım sunar.

EFQM ve ISO 21001, YÖKAK’ın kurumsal akreditasyon sistemiyle aynı araçlar veya birbirinin yerine geçen düzenlemeler değildir. Her birinin amacı, kapsamı ve değerlendirme yöntemi farklıdır. Bununla birlikte kuruluşların süreçlerini sistematik biçimde yönetmesi, sonuçlarını değerlendirmesi ve iyileştirme yapması bakımından aralarında anlamlı bir ortaklık bulunmaktadır.

Yükseköğretim kurumları açısından önemli olan, bu çerçevelerden herhangi birini yalnızca belge veya değerlendirme başarısı elde etmek amacıyla kullanmak değil, kurumsal öğrenmeyi ve eğitim kalitesini geliştirecek şekilde yararlanmaktır.

Üniversitenin eğitim-öğretim başarısı nasıl daha anlamlı ölçülebilir?

Mezunların yetkinliklerini değerlendirmek, tek bir göstergeye indirgenebilecek bir konu değildir. Diploma oranı, mezun sayısı veya istihdam oranı tek başına eğitim kalitesini açıklamaz. Aynı şekilde öğrenci memnuniyeti de öğrenme çıktılarının gerçekleştiğini tek başına kanıtlamaz.

Daha sağlıklı bir değerlendirme, birbiriyle ilişkili göstergelerin birlikte ele alınmasını gerektirir.

1. Öğrenme çıktılarının gerçekleşme düzeyi

Her programın amaçları ve öğrenme çıktılarıyla uyumlu ölçme ve değerlendirme yöntemleri bulunmalıdır. Öğrencilerin alan bilgisi kadar analitik düşünme, problem çözme, iletişim, dijital yetkinlik ve etik muhakeme gibi programın amaçlarına uygun becerileri hangi düzeyde kazandığı da değerlendirilebilmelidir.

Burada önemli olan, her program için aynı yetkinlik listesini zorunlu tutmak değil, programın niteliğine ve hedeflerine uygun sonuçları belirlemek ve bunların gerçekleşme düzeyini izlemektir.

2. Öğrenci gelişiminin izlenmesi

Öğrencinin üniversiteye başladığı andaki bilgi ve becerileriyle mezuniyet aşamasındaki kazanımları arasındaki gelişimi anlamak, eğitim-öğretim sürecinin katkısını değerlendirmek açısından önemlidir.

Bunun için başlangıç düzeyi, ders başarıları, uygulamalı çalışmalar, projeler, stajlar ve programın niteliğine uygun diğer değerlendirme araçlarından yararlanılabilir.

3. Mezunların izlenmesi

Mezunların istihdam durumu, mezuniyetten işe geçiş süresi, çalışma alanları, mesleki gelişimleri ve eğitimleriyle işlerinin uyumu önemli göstergelerdir.

Ancak bu veriler yorumlanırken ekonomik koşullar, bölgesel iş gücü piyasası, sektörlerin istihdam kapasitesi ve mezunların kariyer tercihleri de dikkate alınmalıdır. Üniversitenin mezun istihdamına katkısı önemlidir; fakat istihdam sonucu yalnızca üniversitenin kontrolündeki faktörlerle belirlenmez.

4. Paydaş geri bildirimlerinin değerlendirilmesi

Öğrencilerin, mezunların, işverenlerin, akademik personelin ve diğer ilgili paydaşların görüşleri programların geliştirilmesine katkı sağlayabilir.

Ancak geri bildirim toplamak tek başına yeterli değildir. Bu geri bildirimlerin analiz edilmesi, önceliklerin belirlenmesi, uygun iyileştirmelerin yapılması ve sonuçlarının izlenmesi gerekir.

5. Sürekli iyileştirmenin sonuçlarının ölçülmesi

Kalite güvencesinin en önemli aşamalarından biri, belirlenen eksiklikler için yapılan iyileştirmelerin gerçekten işe yarayıp yaramadığını değerlendirmektir.

Bir müfredatın güncellenmesi, yeni bir laboratuvarın kurulması veya yeni bir eğitim yönteminin uygulanması birer faaliyet ya da değişikliktir. Bunların eğitim kalitesine katkısı ise elde edilen sonuçlar üzerinden değerlendirilmelidir.

Bu yaklaşım, PUKÖ döngüsünün yalnızca planlama ve uygulama aşamalarında kalmaması; kontrol etme ve önlem alma aşamalarının da etkin biçimde işletilmesi anlamına gelir.

Ortaöğretim ile yükseköğretim arasında daha güçlü bir öğrenme köprüsü kurulabilir mi?

Başlangıçta sözünü ettiğim tedarikçi yönetimi benzetmesine yeniden dönmek istiyorum.

Üniversitelerin, öğrencilerin ortaöğretimden hangi kazanımlarla geldiğini anlaması; geçiş sürecinde karşılaşılan güçlükleri belirlemesi ve ihtiyaç duyulan alanlarda destekleyici çalışmalar geliştirmesi yararlı olacaktır.

Böyle bir yaklaşım, liseleri değerlendiren veya onlara talimat veren bir üniversite modeli anlamına gelmemelidir. Ortaöğretim kurumlarıyla iş birliği, eğitim kademeleri arasındaki uyumun geliştirilmesi ve öğrencilerin öğrenme ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılması amacıyla yürütülmelidir.

Örneğin üniversiteler; öğrencilerin temel akademik becerilerini, bilimsel düşünme ve araştırma becerilerini, dijital yetkinliklerini ve üniversite eğitimine uyumlarını inceleyebilir. Elde edilen bulgular, uygun görüldüğünde ortaöğretim kurumlarıyla paylaşılabilir; ortak projeler, rehberlik çalışmaları ve hazırlık faaliyetleri geliştirilebilir.

Bu önerinin değeri, yeni bir zorunlu kalite ölçütü ortaya koymasından değil, eğitim sisteminin farklı kademeleri arasındaki iletişimi ve öğrenme sürekliliğini güçlendirme potansiyelinden kaynaklanır.

Sonuç: Başarı, sonuçları anlamak ve geliştirmekle mümkündür

Bir üniversitenin başarısını yalnızca sahip olduğu fiziksel altyapıyla, akademik unvanlarla, düzenlediği faaliyetlerle veya aldığı akreditasyon kararlarıyla açıklayamayız.

Bunların her biri önemlidir; ancak üniversitenin amaçlarına ne ölçüde ulaştığını ve topluma nasıl bir değer sunduğunu anlamak için sonuçlara da bakmamız gerekir.

Eğitim-öğretim açısından bu sonuçların merkezinde öğrencilerin kazandığı bilgi, beceri ve yetkinlikler yer alır. Mezunların mesleki yaşamda karşılık bulması, istihdam edilebilirliği, toplumsal sorumluluk üstlenmesi ve yaşam boyu öğrenmeye devam etmesi de bu geniş çerçevenin önemli parçalarıdır.

Bununla birlikte üniversitenin başarısı yalnızca mezunlarının iş bulmasıyla ölçülemez. Bilimsel bilgi üretimi, toplumsal katkı, kültürel gelişim ve özgür düşüncenin desteklenmesi de yükseköğretimin vazgeçilmez sorumluluklarıdır.

Kalite güvencesi, bütün bu amaçların sistematik biçimde ele alınmasını; süreçlerin kanıta dayalı değerlendirilmesini ve elde edilen sonuçlardan hareketle gelişimin sürdürülmesini sağlamalıdır.

Benim açımdan yükseköğretimde kalite güvencesinin temel sorusu şudur: Üniversitelerimiz, öğrencilerine kazandırmayı amaçladıkları yetkinlikleri ne ölçüde kazandırabiliyor ve bu kazanımları hangi kanıtlarla gösterebiliyor?

Bu soruya güvenilir verilerle yanıt verebildiğimiz, sonuçları paydaşlarımızla birlikte değerlendirebildiğimiz ve elde ettiğimiz bulguları gerçek iyileştirmelere dönüştürebildiğimiz ölçüde kalite güvencesini daha anlamlı hâle getirebiliriz.

Çünkü gerçek başarı, yalnızca iyi bir sistem kurmak değil; o sistemin insanlara, bilime ve topluma sağladığı değeri anlayabilmek ve sürekli geliştirebilmektir.


Kaynakça ve ileri okuma

  1. Yükseköğretim Kalite Kurulu (YÖKAK): Kurumsal Akreditasyon Programı
  2. YÖKAK: Ulusal Değerlendirme Programlarına Ait Dokümanlar — Değerlendirme ölçütleri ve program kılavuzları.
  3. ENQA / Avrupa Yükseköğretim Alanı: Standards and Guidelines for Quality Assurance in the European Higher Education Area (ESG 2015)
  4. EFQM: The EFQM Model
  5. International Organization for Standardization (ISO): ISO 21001:2025 — Educational organizations, management systems
  6. Council for Higher Education Accreditation (CHEA): Effective Practices: The Role of Accreditation in Student Achievement

Bir Cevap Yazın