Ekrem Öztürk
“İnsan her şeyi anlatamaz, zaten kelimeler de her şeyi anlatmaya yetmez.” diyor Cengiz Aytmatov.
Belki de çağımızın en büyük eksikliği, konuşamamak değil; anlattıklarımızla kendimizi ifade edememek, söylediklerimizle anlaşılmayı başaramamak. Hiç bu kadar çok konuşmamış, hiç bu kadar çok yazmamıştık. Herkesin söyleyecek bir sözü, anlatacak bir hikâyesi, savunacak bir düşüncesi var.
Ancak bütün bu seslerin arasında insanın kendisini gerçekten anlatabildiğinden, karşısındakini anlayabildiğinden emin değilim. Çünkü anlatmak başka, anlaşılmak başka bir şeydir. Bazen en uzun cümleler, içimizdeki en büyük sessizliği saklar. Bazen bir insan saatlerce konuşur ama asıl söylemek istediği tek bir kelimeyi bile dile getiremez. Bazen de her şeyi anlatabilecek kadar kelime biliriz fakat hissettiklerimizi taşıyabilecek bir cümle bulamayız. Belki de insanın en büyük yalnızlığı, çevresinde kimsenin olmaması değil; kendisini anlatabileceği birinin bulunmamasıdır.
Zamanla şunu öğreniyor insan: Her duygu anlatılamıyor, her düşünce karşılık bulmuyor, her söz de hak ettiği yere ulaşmıyor. Üstelik bazen ne kadar çok anlatırsanız o kadar az anlaşılıyorsunuz. Çünkü insanlar çoğu zaman sizi anlamak için değil, kendi bildiklerini söylemek için dinliyor.
İşte tam da bu yüzden, insanın içinde birikenleri ifade etme biçimi değişiyor. Kimi susuyor, kimi uzaklaşıyor, kimi de yazıyor. Ben yazmayı seçiyorum. Çünkü yazmak, insanın kendisiyle baş başa kalabildiği nadir alanlardan biri.
Söyleyeceklerini aceleye getirmeden düşünmek, duygularını kelimelerin içinde yeniden keşfetmek ve bazen kendisinin bile farkında olmadığı gerçeklerle yüzleşmek… Yazarken yalnızca başkalarına bir şey anlatmıyoruz; bazen kendimize de kim olduğumuzu anlatıyoruz. Elbette yazmak da her şeyi çözmüyor. Her yazı sahibine ulaşmıyor, her cümle bir kalbe dokunmuyor. Fakat yazının bir özelliği var: Söylenip geçilen sözün aksine, dönüp yeniden bakılabilecek bir iz bırakıyor.
Belki bugün anlaşılmayacağız. Belki söylediklerimiz yanlış yorumlanacak, hissettiklerimiz eksik kalacak. Ama bir gün, hiç beklemediğimiz bir insan, hiç ummadığımız bir zamanda yazdığımız birkaç cümlede kendinden bir parça bulacak.
İşte o zaman yazmak, yalnızca kendini anlatma çabası olmaktan çıkacak; başka bir insanın sessizliğine dokunmanın da yolu olacak.
Belki söz uçar, yazı kalır. Ama asıl mesele, geride kaç kelime bıraktığımız değil, o kelimelerin kaç insanda bir anlam bulduğudur.
Ben yazmaya devam ediyorum. Anlatabildiklerim için değil yalnızca, anlatamadıklarım için de… İnsanın içinde, kelimelere dönüşemeyen ama bir gün mutlaka anlaşılmayı bekleyen şeyler vardır.
