Her insanın kendine özgü küçük bir yükü vardır. Ölünceye kadar taşır onu. Sonra unutulana kadar…
Bir yere gidiyor insan. Bir yere varıyor sanıyor. Bir yer var; bir yerden sonrası, bir yerin içinde başka bir yer, bir yerin ötesinde başka bir yer…
Peki, neresi?
Ya vardıktan sonra ötesi ne?
Belki de hayat dediğimiz şey, bir yere ulaşmaktan çok, ulaşacağımızı düşündüğümüz yeri beklemektir. Bir umut, bir haber, bir insan, bir değişim… Hep bir şeylerin gelmesini bekleriz. Gelince her şeyin değişeceğine inanırız. Ama beklediğimiz geldiğinde bile içimizde başka bir bekleyiş başlar.
“Hadi gidelim…”
“Gidemeyiz.”
“Neden?”
“Godot’yu bekliyoruz…”
Beckett’in dünyasında olduğu gibi, biz de bazen neyi beklediğimizi tam olarak bilmeden bekleriz. Gitmek isteriz ama kalırız. Değişmek isteriz ama alışkanlıklarımıza tutunuruz. Bir hayatın içinden çıkmak isteriz ama bizi orada tutan şeyin ne olduğunu kendimize bile açıklayamayız.
Belki Godot bir insan değildir. Belki hiç gelmeyecek bir fırsat, gerçekleşmesini beklediğimiz bir hayal, bizi kurtaracağına inandığımız bir gelecek ya da bir türlü yüzleşemediğimiz kendimizdir.
Ve biz, hayat geçerken, gelmesini beklediğimiz şey uğruna yaşamayı erteleriz.
Oysa zaman beklemez. İnsan yaşlanır, yollar değişir, insanlar gider. Bir zamanlar çok önemli görünen şeyler anlamını yitirir. Geriye, taşıdığımız o küçük yük ve yaşadığımız hayat kalır.
Belki asıl soru, Godot’nun gelip gelmeyeceği değil; biz onu beklerken hayatın ne kadarını kaçırdığımızdır.

Beckett’in dünyası: Beklemek, var olamamak ve hayatı ertelemek
Samuel Beckett · Varoluş · Absürd tiyatro · İnsan ve zaman
Samuel Beckett’in dünyası, insanın bir anlam aradığı hâlde o anlama kesin olarak ulaşamadığı bir dünyadır. İnsan yaşar, bekler, konuşur, umut eder; fakat bütün bunların nereye varacağını bilemez. Hayat devam eder ama insan bazen gerçekten ilerleyip ilerlemediğinden emin olamaz.
Beckett, 20. yüzyıl edebiyatının ve tiyatrosunun en önemli isimlerinden biridir. Özellikle Godot’yu Beklerken adlı eseriyle absürt tiyatronun en tanınmış temsilcilerinden biri olmuştur.
Onun eserlerini anlamak için yalnızca olaylara değil, olayların gerçekleşmemesine, konuşmaların tekrarlanmasına ve karakterlerin bir türlü harekete geçememesine de bakmak gerekir.
1. Godot kim, beklemek ne demek?
Oyunun merkezinde iki karakter vardır: Vladimir ve Estragon. Issız bir yolun kenarında, bir ağacın yanında Godot adında birini beklerler. Godot gelmez. İki karakter ertesi gün yine bekler. Konuşurlar, tartışırlar, şakalaşırlar, gitmekten söz ederler ama bir türlü gidemezler.

Godot’nun kim olduğu kesin olarak açıklanmaz. Tanrı, kurtuluş, umut, bir fırsat veya gelecekte gerçekleşeceğine inandığımız bir şey olarak yorumlanabilir. Ancak bunlardan hiçbiri eserin kesin anlamı değildir.
Bence asıl mesele Godot’nun kimliği değil, insanın hayatını bir şeyin gelmesini bekleyerek geçirmesidir.
İnsan bazen birinin kendisini anlamasını, bir fırsatın karşısına çıkmasını, şartların değişmesini veya bir gün her şeyin yoluna girmesini bekler. Beklediği şey gerçekleşirse yaşamaya başlayacağını düşünür. Oysa hayat, o bekleyiş sırasında da akıp gitmektedir.
2. Beckett’in dünyasının beş temel özelliği
Anlam arayışı
İnsan, hayatın bir anlamı olması gerektiğine inanır. Fakat bu anlamın nerede ve nasıl bulunacağını bilemez. Beckett, insanın bu belirsizlikle yaşama mücadelesini gösterir.
Bekleyiş ve ertelenen hayat
İnsan, bugünü gelecekteki bir mutluluk için feda edebilir. Bir gün gelecek, bir şey değişecek ve hayat o zaman başlayacaktır. Fakat o gün hiç gelmeyebilir.

Tekrar ve kısır döngü
Aynı konuşmalar, benzer günler ve sonuçlanmayan kararlar… İnsan değiştiğini düşünürken aynı yerde kalabilir. Oyunun tekrarlayan yapısı bu hissi sahneye taşır.
Çaresizlik ve özgürlük arasındaki gerilim
Gitmek isteriz ama kalırız. Değişmek isteriz ama alışkanlıklarımızdan vazgeçemeyiz. Bazen bizi durduran dış koşullar, bazen korkularımız, bazen de kendi kararlarımızdır.
Yalnızlık içinde insan ilişkisi
Beckett’in dünyası yalnızca umutsuzluktan ibaret değildir. Vladimir ile Estragon arasındaki ilişki, belirsizliğe rağmen insanın bir başkasına ihtiyaç duyduğunu ve birlikte olmanın yükü hafifletebildiğini de gösterir.
3. Beckett neden bu kadar önemlidir?
Beckett, insanı büyük kahramanlıkların, kesin cevapların ve mutlu sonların dünyasından çıkarır. Onun karakterleri çoğu zaman sıradan, güçsüz, kararsız ve komiktir. Fakat tam da bu nedenle insana benzerler.
Hayatımızda da her şey bir sonuca bağlanmaz. Bazı sorular cevapsız kalır. Bazı insanlar gelmez. Bazı beklentiler gerçekleşmez. Bazı vedalar tamamlanmaz. Bazen ne yapacağımızı bilmediğimiz hâlde yaşamaya devam ederiz.
Beckett’in Godot’yu Beklerken eseri, bu durumları açıklayan tek bir felsefi öğreti sunmaz. Absürt tiyatronun imkânlarıyla insanın belirsizlik, zaman ve anlam karşısındaki durumunu görünür kılar.