Her Sonbahar Aslında Biraz Tükeniştir

Her sonbahar, sonbaharın rengârenk cazibesine kapılırken düşen her yaprakta bir sonu düşünürüm.

Aslında son, sararmayla başlar. Öyle birdenbire değil, yavaş yavaş… Yeşil, önce alacalı renklere dönüşür. Ardından sarılar, kızıllar, kahverengiler ve birbirinden farklı tonlar sarar yaprağı. Sanki doğa, sona yaklaşan her şeye son bir güzellik armağan etmek ister.

Sonra dala tutunan sap zayıflamaya başlar. Yavaş yavaş… Biraz daha… Biraz daha…

Gecenin soğuğu, gündüzün sıcağı; değişen iklim, esen rüzgâr… Her biri yaprağın dala tutunma gücünü biraz daha azaltır. Ve yaprak, bütün bu değişimlerin ardından, olmadık bir anda düşer.

Düşmeden önce renk değiştirmiştir. Güzelleşmiş, farklılaşmış, belki de en güzel hâline bürünmüştür. Fakat bütün bu güzelliğin ardında yaklaşan bir son vardır.

Ve bir gün, aniden, yaprak yere iner.

Sararmıştır. Kahverengiye çalmıştır. Belki de daha önce hiç görmediğimiz bir renge bürünmüştür. Ama artık dalında değildir.

İnsanın içine dokunan da budur: Yaprağın rengini değiştirmesi değil, düştüğü yerdir.

Yere düşmek var ya… Ne çok şey anlatır insana!

Her düşen yaprak, bir bitişi gösterir aslında. Biz ise sonbaharın rengârenk cümbüşüne kapılır, bu güzelliğin içinde romantikleşiriz. Sararan ağaçların önünde durur, fotoğraflar çeker, doğanın renklerine hayranlık duyarız.

Oysa her yaprakta bir ayrılık, her düşüşte bir eksiliş vardır.

Belki de sonbahara biraz daha dikkatle bakmak gerekir. Her yaprağın düşüşünde bir şeylerin sona erdiğini, her rengin ardında yavaş yavaş tükenen bir ömrü görmek…

Ve bütün yapraklar döküldüğünde, dalları çıplak kalan o ağacın önünde durup düşünmek gerekir.

Bir zamanlar yeşiliyle gölge veren, çiçekleriyle umut dağıtan, yapraklarıyla hayatı çoğaltan ağaç, şimdi sessizdir. Uzaklardan bakıldığında belki ölü gibidir. Oysa yalnızca bir mevsimin sonuna gelmiştir.

Fakat insan, her sonun ardından yeniden başlayabilen bir hayatın varlığına inanmak isterken bazen tükenişin kendisini de görmelidir.

Çünkü her bitiş, yeni bir başlangıcın habercisi değildir. Bazı bitişler yalnızca bitiştir. Bazı düşüşlerin ardından aynı dala dönülmez. Bazı ayrılıklar, geride yalnızca hatıraları bırakır.

Sonbahar, bütün o renkli gösterisine rağmen, bir vedadır.

Bizi kendine hayran bırakan renkleri, belki de yaklaşan tükenişi daha güzel gösterdiği için bu kadar etkileyicidir.

Hayat da biraz böyle değil midir?

İnsan, en güzel renklerine büründüğü zamanlarda bile bir şeylerini kaybediyor olabilir. Gülümserken eksiliyor, güçlüyken zayıflıyor, hayata tutunurken farkına varmadan dalından uzaklaşıyor olabilir.

Dışarıdan bakıldığında her şey ne kadar güzel görünürse görünsün, her güzelliğin sonsuza kadar sürmeyeceğini bilmek gerekir.

Sonbahar bunu hatırlatır bize.

Her yaprak düşer. Her renk solar. Her dal bir gün çıplak kalır.

Ve biz, bütün bu güzelliklerin içinde, bir sonun sessizce yaklaştığını çoğu zaman fark etmeyiz.

Belki de sonbaharın asıl hüznü yaprakların düşmesi değil, düşüşü güzellik sanarak sonu unutmuş olmamızdır.

Bir Cevap Yazın