EFQM Modeli 2. Kriter Kurum Kültürü ve Liderlik ile ilgili toplantıda bir hocamız “zoruna gitmek” duygusunu hatırlattı. Sosyal hayatta yada iş yaşamında insanın zoruna giden şeyler vardır.
Bazen söylenen tek bir cümle, bazen söylenmeyen bir teşekkür, bazen de verilen emeğin görünmez olması…
İnsan hayatında olduğu gibi kurumlarda da bazı kırılmalar sessiz yaşanıyor. Kimse masaya yumruğunu vurmaz, kimse yüksek sesle itiraz etmez. Ama insanın içinde bir şey eksilir.
Çalışanda zoruna gitmek tam da böyle bir şeydir.
Bir çalışanın zoruna giden şey çoğu zaman işin yoğunluğu değildir. İnsan yorulabilir, fazla çalışabilir, fedakârlık yapabilir. Bunların çoğu zaman telafisi vardır. Ama değersiz hissetmenin, görülmemenin, emeğin hiçe sayılmasının telafisi zordur.
Çünkü insan sadece yaptığı işle değil, yaptığı işin anlamıyla yaşar.
Kurumlarda çalışanların zoruna giden bazı davranışlar vardır:
– Kararlar alınırken hiç sorulmamak,
– Başarıların görünmez, hataların görünür olması,
– Herkese farklı davranılması,
– Saygının makamla ölçülmesi,
– Bilgilendirme eksikliği nedeniyle değersizlik hissi oluşması,
– Emek verilmiş bir çalışmanın birkaç cümleyle geçiştirilmesi.
İşte o an çalışanın içinde görünmeyen bir cümle oluşur:
“Demek ki önemli değilmişim…”
Bu cümle kurumsal açıdan çok pahalıdır.
Çünkü çalışan o gün istifa etmez. İşe gelmeye devam eder. Toplantılara katılır. Görevini yapar.
Ama yavaş yavaş katkısını geri çeker.
İnovasyon azalır. Gönüllü katkı azalır. Aidiyet azalır. Bir süre sonra kurum, insan kaynağı kaybetmeden insan gücünü kaybetmeye başlar.
Oysa çağdaş yönetim anlayışları ve özellikle EFQM yaklaşımı bize başka bir şey söyler:
İnsan sonuç üreten bir kaynak değil, değer üreten bir paydaştır.
Liderlik yalnızca hedef koymak değildir. Liderlik, insanların zoruna gitmeyecek bir dil ve eylem ortamı kurabilmektir.
Bir yöneticinin söylediği bir söz, attığı bir e-posta, yaptığı bir değerlendirme; bazen yıllarca unutulmayacak bir iz bırakabilir.
Bu nedenle kurum kültürü yalnızca prosedürlerle değil; davranışlarla, etik ilkelerle, adalet algısıyla ve çalışan deneyimiyle inşa edilmelidir.
Çalışanların sesini duymak, görüşlerini almak, karar süreçlerine katmak, başarılarını görünür kılmak, geri bildirimi saygıyla vermek…
Bunlar iyi uygulamalar değil; artık kurumsal olgunluğun temel şartlarıdır.
Çünkü insanın zoruna giden şey unutulmaz.
Ama insanın değer gördüğü yer de unutulmaz.
Ve kurumların gerçek gücü; insanların mecbur kaldığı yer olmakta değil, değer gördüğü için kalmak istediği yer olmakta saklıdır.
Ekrem Öztürk

Yorum bırakın