Neden Kariyer Yönetimi ?


Kurumsallığı getirir

Kişilerden bağımsız şirketin varlığını sürdürmesini sağlar

Beklenmeyen riskleri planlı bir yaklaşımla minimuma indirir

Kişi ve Kurum beklentilerinin uyumlu olmasını sağlar

Büyümeyi destekler

Geleceğin Liderlerini önceden tespit ederek geliştirilmesine olanak sağlar.

 

kryr 1 kryr 2 kryr 3

‘’OYLARINIZA TALİBİM’’


İNSAN KAYNAKLARI ALANINDA EMEK VERENLERİ BİR NEBZE OLSUN TAKDİR ETMEYİ AMAÇLAYAN BİR DEĞERLENDİRME YAPILIYOR.
Türkiye İnsan Yönetim Derneği (PERYÖN), tarafından yapılan bu değerlendirmeye, birbirinden değerli İnsan Kaynakları alanında Usta olan 25 arkadaşımız daha katılıyor.
BUNCA YIL BİR İNSAN KAYNAKLARI GÖNÜLLÜSÜ OLARAK VE AMATÖRCE, GEREK SOSYAL PAYLAŞIM ORTAMLARINDA, GEREKSE BLOGUMDA (www.ekremozturk.com) GÖSTERMİŞ OLDUĞUM ÇABA VE EMEĞİ TAKDİRE DEĞER GÖRÜYORSANIZ, AŞAĞIDAKİ ADRESTE YER ALAN LİSTENİN 7. SIRASINDAKİ ekrem öztürk’ ü YANİ BENİ İŞARETLEYİP, LİSTE ALTINDAKİ oy kullan BUTONUNU TIKLAMANIZ YETERLİ OLACAKTIR.
HEPİNİZE TEŞEKKÜR EDERİM.
Ekrem Öztürk – İnsan Kaynakları Gönüllüsü

http://www.peryonkongre.com/ik-blog-odulleri_2015/blog_oylama.html

PERYON

 

Ağlamak çaresizlik değil


Ne zaman ağlayan birini görsem içim acısa da yine de sevinirim. Çünkü bilirim ki ağlayan kişinin kalbi henüz nasır tutmamıştır. Katılaşmamıştır yüreği. Kalp ağlamazsa gözyaşı da akmaz denir ya. İşte onun gibi. Sevindiğimizde atılan kahkahalar kadar, üzüldüğümüz zamanlarda dökülen gözyaşları da bir o kadar değerlidir.
Bir düşünürün dediği gibi “Gözyaşı, çekilen sıkıntıyı ve bunun beraberinde gelen hakikati değiştirmez belki ama kalbi katılaşmaktan kurtarır. Gerçeklerin betona çarpıp geri dönmesine engel olur.”
Bu nedenle de ağlamak güzeldir. Üzülmeyi becerebilen bir insan, sevinmeyi de becerebilir. Ağlayabilen bir insan gülmenin kıymetini daha iyi anlayabilir. Ağlatanlardan değil ağlayanlardan olmanın ayrıcalığını hissedebilir.
Ağlamak sanılanın aksine çaresizlik, zayıflık, güçsüzlük demek değildir. Canımız yandığında öfke ve intikam duygularıyla kalbimizi nasırlaştıracağımıza, gözyaşlarımızla yapılan temizlik, kalbin doğru ateşi bularak yumuşamasına vesile olur.
Ağlayan birisine yapılacak en büyük destek, bana göre, samimi bir dokunuş ya da uzatılan bir mendildir. Bunlar bin türlü sözden çok daha kıymetlidir.
Ağlayabilmek insan olmanın gereklerinden biridir. Her şeye rağmen, özellikle insanın kendisine rağmen ağlayabilmesi takdire şayan bir erdemdir.
Ağlamakla gülmek, olmazsa olmaz bir ikilidir. Tıpkı evrende olan diğer zıtlıklar gibi…

Adam 3 yaşındaki kızını, pahalı bir hediyelik kaplama kâğıdını ziyan ettiği için azarlamıştı. Küçük kız, koskoca bir paket altın yaldızlı kağıdı bir kutuyu eğri büğrü sarmak için kullanmıştı….
Yılbaşı sabahı küçük kızı, paketi getirip “Bu senin babacığım” dediğinde üzüldü. Acaba gereğinden fazla mı tepki göstermişti kızına… Bir gece önce yaptığından utandı… Ne var ki paketi açınca yeniden öfkelendi. Kutunun içi boştu… Kızına gene bağırdı.
“Birisine bir hediye verdiğinde, kutunun içinde bir şey olması lazım. Bunu da mı bilmiyorsun küçük hanım?” Küçük kız gözlerinde yaşlarla babasına baktı, “O kutu boş değil ki baba” dedi… “İçini öpücüklerimle doldurmuştum!” Adam öyle fena oldu ki… Koştu… Kızına sarıldı… Beraberce ağladılar.
Adam o altın kutuyu ömrünün sonuna kadar yatağının başucunda sakladı. Ne zaman keyfi kaçsa, ne zaman morali bozulsa, ne zaman kendini kötü hissetse, kutuya koşar, içinden minik kızının sevgi ile doldurduğu hayali öpücüklerinden birini çıkarırdı.
Aslında bütün anne ve babalara böyle bir altın kutuyu çocukları hiçbir karşılık beklemeden, sevgi ve öpücüklerle doldurup vermişlerdir. Hiç kimsenin hayatında bundan daha değerli bir armağana sahip olması mümkün değildir.
10982491_708783589240852_614601227827043149_n

ÇEMBERİN DIŞINA ÇIKMAK


“Her insan kendi görüş sahasının sınırlarını, dünyanın sınırları olarak kabul eder.” Arthur Schopenhauner

Sokrates bir gün derste öğrencilerine birer beyaz kağıt dağıtır ve üzerine bir daire çizmelerini ister. Dairenin tam ortasına da bir nokta koymalarını söyler.

Ve “Büyük mü yoksa küçük mü bir daire çizdiniz?” diye sorar. Bazıları küçücük bir daire çizerken bazıları tüm kağıdı doldurmuştur.

Ve sonra “ Dairenin, tam ortasındaki nokta sizsiniz. Daire ise sizin yaşadığınız hayata koyduğunuz sınırlamayı temsil eder. Siz kendi dünyanızın merkezisiniz.” der.

Daha sonra “ Şimdi daireyi silin. Artık büyük yada küçük olmasının hiçbir önemi yok. Geriye sadece nokta kaldı. Şimdi sınırı olmayan bir dairenin merkezindesiniz. Ve istediğiniz hayatı yaşama özgürlüğünü elde ettiniz.

Baktığımız zaman, gerçektende insanların yaşamlarını, düşünce yapılarına göre oluşturduklarıyla sınırladıklarını görebiliriz. İnsanlar başlangıçta, bir şeyleri elde etmek için çaba harcarlar. Ama, ancak, hayali bir engele ulaşana kadar devamlı ilerler. Sonra kendi dayattıkları, sınırlayıcı bir tutum yüzünden dururlar. Ve potansiyellerini kullanmadan, yaşam tabakasını olduğu gibi kabul ederler. Kendilerini düşüncelere, hareketlere ve sonuçlara hapsederler. Böylece de, kendi koydukları sınırların ötesine geçemezler. Halbuki, bizler bir şeylere takılıp kaldığımız zaman, cevaplar ve çözümler aramamaya başlarız. Çünkü istemeden bize yeni kapılar açabilecek, farklı bakış açılarının, ortaya çıkmalarını engellemiş oluruz.
O nedenle de bizler hayatta ancak kendi oluşturduğumuz sınırlarımız kadarız.

Oluşturabildiğimiz sebepler kadarız. Bize verilen sorumluluk kadarız. Cevaplarını aradığımız sorularımız kadarız. Tercih ettiklerimiz kadarız. Seçeneklerimiz kadarız. Algıladıklarımız kadarız. Merak ettiklerimiz kadarız. Düşündüklerimiz kadarız. Yaptıklarımız kadarız. Hayatta oluşturduğumuz eylemleriz kadarız.

Sabah uyandığımız zaman, ya kalkıp gördüğümüz rüya için gerekli koşulları oluşturmak için çabalarız. Yada tekrar uyuyarak, rüyada kaldığımız yerden devam ederiz.

“Dünyada değişiklik yapmakta başarılı olanlar, değişikliğe kendilerinden başlayanlardır”

ALINTIDIR…

Mükemmel İş Görüşmesi için 5 Tavsiye


 

Tebrikler, mülakata davet edildiniz! Yüzlerce, hatta binlerce alternatif içerisinden sizin özgeçmişiniz dikkat çekti ve belki de hayalinizdeki işe girmek için bir fırsat yakaladınız. Peki hazır mısınız?

1. Görev tanımına uygun tecrübelerinizi vurgulayın

Hayatta halen birçok şeyde olduğu gibi, mülakatlarda da “en iyi olan” değil “en iyi hazırlanan” kazanır. Bu sebeple görüşmelerle ilgili temel öncelik “ihtiyacı anlamak”tır. İhtiyacı/beklentiyi doğru anladıktan sonra, aklıselim aday, görev tanımıyla kendi tecrübeleri arasındaki benzerlikleri vurgulamak için görüşmedeki her fırsatı değerlendirir. İşi gerçekten isteyen, görüşme öncesinde oturup ciddiyetle dersine çalışır.

Fazla değil muhtemelen bir “dizi vakti” kadar bir zaman diliminde mükemmel bir ön hazırlık yapabilirsiniz. Mevcut veya son işinizdeki görev tanımınızı etüt edip, görüşeceğiniz firmaya fonksiyonel, teknik ve çevresel anlamda nasıl katkılar sağlayabileceğiniz üzerinde düşünün. Size gelecek potansiyel sorular ve onları en iyi nasıl cevaplayacağınız üzerine çalışın. Sormayı planladığınız sorularınızı mutlaka not edin. Sağlıkla düşündüğünüzde aslında görüşmeyi yapacak olan kişi de–kafasında gizli bir acendası yoksa- sizin doğru kişi olmanızı canı gönülden istiyordur. Özetle, öncesinde bir çalışma yaparak, ortalama 45 dakikalık bir görüşmede karşınızdakine de sizin aradığı kişi olduğunuzu anlayabilmesi için mümkün mertebe yardımcı olmanız icap ediyor.

2. Çok iyi sorular sorun

Şirketin web sitesi üzerinden veya internette birazcık detaylıca yapılan bir araştırma neticesinde cevaplarını öğrenebileceğiniz sorular “iyi sorular” değildir. Hele çalışma saatleri, şirketin yıllık izin uygulaması veya yan haklarla ilgili sorular hiç değil… Zira birazcık sabırlı olabilirseniz, görüşmenizin olumlu olması durumunda, tüm bu detaylar mutlaka konuşulacak.

İyi sorular; pozisyona ve şirketin başarılarına katkı sağlamaya yönelik ilginizi ve hevesinizi vurgulayacak olanlardır. Evet veya hayır ile cevaplanamayacak, açık uçlu sorular iyidir. Mülakatı yöneten otoriteyi, şirkette işlerin nasıl yürüdüğü ve çalışanlarının takdir edilen –veya kabul görmeyen- davranış modelleri üzerinde konuşturabilen sorular mükemmel olanlardır. Şimdiki ve geçmiştekini dinleyerek, gelecekte ne olabileceğini tahmin etmeniz kolay olacaktır.

Şirketin kültürünü nasıl tanımlarsınız? gibi klişelerden ziyade; şirketin kurumsal kültürüne ve iş anlayışına benim nasıl bir katkıda bulunmam bekleniyor, pozisyonun karşılaşması muhtemel en büyük zorlukları veya içerideki ekibin eksiklikleri neler ve ben bu zorluklarla nasıl başa çıkmalıyım, geçmişte bu pozisyonda çalışmakta olan kişinin en başarılı olduğu ve iyi yaptığı işler neydi? tarzındaki soruları cevaplamaktan keyif almayacak, olumlu etkilenmeyecek “gerçek” bir üst düzey yönetici tanımıyorum –rahatsız oluyorsa, üstelik de pozisyonun direk yöneticisiyse, zaten kibarca kaçın-.

3. Örnek hikâyeleriniz olsun

Problem çözme konusunda yetenekli olduğunuzu söylemeniz güzel bir şey. İşinizde son derece karmaşık bir problemi nasıl çözdüğünüzü anlatmanız ise mükemmel bir şey. Yetkinliklerinizi söylerken, profesyonel hayatınıza olan katkılarını da anlatırsanız, işte ona herkes bayılır.

Örneğin; “ERP programımızdaki bir hatayı analiz edip, mevcut sistemi revize ederek, problemi giderdim ve şirkete yıllık 100 bin dolarlık bir verimlilik artışı sağladım” diyen aday, problemi nasıl analiz ettiğini, sonrasında nasıl bir çözüm bulduğunu ve bunu uygulamaya nasıl aldığını da anlatıyorsa, problem çözme yetkinliğinin altına ben de imza atarım. Ancak burada önemli olan; kesinlikle lafı uzatmamak, verilerle konuşmak, işi hakikaten hikâyeye çevirmemek! Bir başarı hikâyesi anlatımının; durum analizi, çözüm süreci, uygulaması ve sonucu ile birlikte 3 dakikadan fazla sürmemesi gerekiyor.

4. Tutkulu ve istekli olduğunuzu belli edin, söyleyin

Genel olarak beklentileri karşılayabileceğine inandığımız aday çoğumuz içi yeterli olabilseydi, bizim bu işe alım süreçleri çok daha hızlı, çok daha kolay ancak bir o kadar da renksiz ve mekanik olurdu. Çoğu zaman işi yapabilecek adam yeterli olmaz, adayı gönlümüzle de teyit etmek isteriz.

Her şeyiyle birebir örtüştüğünüz bir pozisyon için görüşmeler yapıp, karşınızdakileri de aslında yetkinlikleriniz ve tecrübeleriniz itibariyle uygun olduğunuza ikna etmiş olabilirsiniz. Ancak yine de işi, pozisyon için istekli olduğunu, başarılı olacağına dair kendine olan inancını sizden daha fazla hissettirebilmiş, üstelik sizin kadar tecrübesi olmayan bir başka adaya kaptırabilirsiniz. İşi istiyorsanız, istediğinizi söylemekten çekinmeyin. “Ben ihtiyaçlarınızı çok net anladım, beklentilerinizi fazlasıyla karşılayabileceğime, başarılı olabileceğime kesinlikle inanıyorum ve üstelik sizleri de tanıdıktan sonra bu ekibin bir üyesi olmayı çok istiyorum” tarzında bir kapanış yapmak hiç zor bir şey değil, ama bunu yapabilen aday o kadar az ki…

5. Ne zaman susmanız gerektiğinizi iyi bilin

Çok iyi sorular sormak, görev tanımıyla bağlantılar kurmak, verilere dayalı başarı hikâyeleri anlatmak, tutkulu, heyecanlı olmak, istekli olduğunuzu söylemek… Tüm bunlar ziyadesiyle konuşmanızı icap ettiriyor. Ancak, bir noktada gerçekten ağzınızı kapatıp, mülakatın devam edip, ilerlemesine müsaade etmeniz gerekiyor. Gereksiz konuştuğunuzu hissettiğiniz an, lütfen toparlayıp susun. Sizin bunu hissettiğiniz an, muhtemelen karşınızdaki de ilgisini kaybetmiş veya kaybetmek üzeredir. Nihayetinde en çok konuşan değil, en iyi dinleyen kazanır…

Özlem Çobankara

http://www.comeatalent.com/