İlk 1.000’in Tercihleri Bize Ne Anlatıyor

YKS’de sayısal alanda Türkiye’nin ilk 1.000’ine giren gençlerin tercihleri açıklandı.
Rakamlar oldukça dikkat çekici:
Tıp: 490
Elektrik-Elektronik Mühendisliği: 194
Bilgisayar Mühendisliği: 135
Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği: 43
Endüstri Mühendisliği: 38
Uçak Mühendisliği: 24
Yapay Zeka Mühendisliği: 9
Bu tabloya bakıldığında yapılan ilk yorumlardan biri şu:
“Türkiye’nin en başarılı gençleri garantici davranıyor.”
Bir İnsan Kaynakları profesyoneli olarak ben bu yoruma biraz mesafeli duruyorum.
Çünkü çalışma hayatına insan kaynağı açısından baktığınızda, bir gencin kariyer tercihini yalnızca “hangi mesleği seviyor?” sorusuyla açıklayamazsınız.
Genç aslında çok daha büyük bir karar veriyor:
Kendi gelecekteki iş gücü değerini hangi alanda oluşturacağına karar veriyor.
Ve bu açıdan bakıldığında tablo bana “garantici bir gençlikten” çok, kariyer riskini hesaplayan bir gençliği gösteriyor.
İnsanlar artık sadece meslek seçmiyor, istihdam edilebilirliklerini seçiyor
İnsan Kaynakları açısından önemli bir kavram vardır:
İstihdam edilebilirlik.
Yani kişinin yalnızca bugün iş bulabilmesi değil, değişen çalışma hayatında gelecekte de değer üretebilme kapasitesi.
Bugünün gençleri bunu bizden çok daha erken fark ediyor.
Bir bölüm seçerken artık yalnızca, “Bu mesleği sever miyim?” diye düşünmüyorlar.
Şunları da soruyorlar:
Mezun olduğumda iş bulabilir miyim?
Hangi sektörlerde çalışabilirim?
Yurtdışına çıkabilir miyim?
Kendimi farklı alanlara taşıyabilir miyim?
Bu mesleğin gelecekteki karşılığı ne olacak?
Bu diploma bana kaç farklı kariyer yolu açacak?
Bunlar aslında son derece rasyonel sorular.
Dolayısıyla ilk 1.000’in tercihlerini “garanticilik” olarak etiketlemek yerine, kariyer planlamasının erken yaşta yapılmaya başlanması olarak da okumak mümkün.
490 tıp tercihi sadece “garanti” demek değildir
İlk 1.000’de 490 öğrencinin tıp fakültelerine yönelmesi elbette üzerinde düşünülmesi gereken bir sonuç.
Fakat burada yalnızca “tıp garanti meslek” demek, gençlerin kararını fazla basitleştiriyor.
Tıp; uzun ve yoğun bir eğitim gerektiriyor.
Yüksek sorumluluk taşıyor.
Mesleki uzmanlaşma imkânı sunuyor.
Uluslararası karşılığı bulunan bir meslek.
Toplumda güçlü bir mesleki itibara sahip.
Ve çalışma hayatında belirgin bir meslek kimliği oluşturuyor.
Dolayısıyla bir gencin bütün bunları hesaba katarak tıp tercih etmesi, İnsan Kaynakları açısından rasyonel bir kariyer yatırımı olarak da değerlendirilebilir.
Burada “garanti” kelimesinden çok daha önemli bir kavram var:
Öngörülebilirlik.
Gençler geleceklerini planlarken öngörülebilir kariyer yollarını önemsiyor.
Bunda onları suçlamak yerine, çalışma hayatının onlara verdiği mesajı anlamamız gerekiyor.
Peki mühendisliklerdeki tercih bize ne söylüyor?
Elektrik-Elektronik Mühendisliği’ni 194, Bilgisayar Mühendisliği’ni ise 135 öğrenci tercih etmiş.
Bu iki alanın toplamı 329 öğrenci.
Burada İnsan Kaynakları açısından çok önemli bir ayrıntı görüyorum:
Yetkinliklerin taşınabilirliği.
Bir bilgisayar mühendisinin kariyer alanı yalnızca yazılım şirketleriyle sınırlı değil.
Yapay zekâdan siber güvenliğe, finanstan savunma sanayiine, otomotivden oyun sektörüne kadar çok farklı alanlarda çalışabilir.
Benzer şekilde elektrik-elektronik mühendisliği de enerji, otomotiv, savunma, elektronik, haberleşme, otomasyon ve teknoloji gibi pek çok sektöre kapı açıyor.
Yani genç aslında sadece bir bölüm seçmiyor.
Kariyer seçeneklerini mümkün olduğunca açık tutuyor.
İK dilinde bunun karşılığı oldukça güçlü:
Kariyer hareketliliği
En dikkat çekici rakam: Yapay Zeka Mühendisliği
Bugün yapay zekâdan daha fazla konuştuğumuz çok az konu var.
“Geleceğin mesleği.”
“En çok kazandıracak alan.”
“Yapay zekâ uzmanlarına büyük ihtiyaç olacak.”
Bütün bunları söylüyoruz.
Ama ilk 1.000’de Yapay Zeka Mühendisliği’ni tercih eden öğrenci sayısı 9.
Bence bu rakam küçümsenecek değil, tam tersine üzerinde düşünülmesi gereken bir rakam.
Çünkü gençlerin verdiği mesaj şu olabilir:
“Ben bugün popüler olan meslek adını değil, yarın bana farklı alanlara geçiş imkânı sağlayacak temel yetkinlikleri tercih ediyorum.”
Bu çok önemli.
Çünkü İnsan Kaynakları dünyası bize uzun zamandır şunu söylüyor:
İş tanımları değişebilir. Yetkinlikler kalır.
Bugün “yapay zekâ uzmanı” dediğimiz pozisyon yarın başka bir isimle karşımıza çıkabilir.
Ama analitik düşünme, matematiksel bakış, problem çözme, algoritmik düşünme, öğrenme becerisi ve teknoloji okuryazarlığı değerini koruyacaktır.
Geleceğin çalışanını diploma değil, yetkinlik belirleyecek
İş dünyasında önemli bir dönüşüm yaşanıyor.
Dün iş görüşmelerinde ilk sorulardan biri:
“Hangi bölümden mezunsunuz?” iken, bugün giderek daha fazla şu soruyu soruyoruz:
“Neler yapabiliyorsunuz?”
Diploma önemini kaybetmedi. Ama tek başına yeterli olmaktan çıktı.
İşveren artık çalışandan; problem çözmesini, öğrenmesini, değişime uyum sağlamasını,
teknolojiyi kullanmasını, ekip içinde çalışmasını, iletişim kurmasını ve gerektiğinde yeni bir yetkinliği hızla kazanmasını bekliyor.
Bu nedenle üniversite tercihi aslında kariyerin kendisi değil.
Kariyerin başlangıç noktası.
Asıl hikâye üniversiteden sonra başlıyor.
Üniversitelere de büyük bir sorumluluk düşüyor
Burada konu yalnızca öğrencilere ait değil.
Üniversitelerin de kendilerine şu soruyu sorması gerekiyor:
Biz öğrencilerimize diploma mı veriyoruz, yoksa çalışma hayatına hazırlıyor muyuz?
Bir öğrenci dört yıl sonra mezun olduğunda; yabancı dil biliyor mu?
Dijital araçları kullanabiliyor mu?
Yapay zekâyı mesleğinde kullanabiliyor mu?
Problem çözebiliyor mu?
Takım çalışması yapabiliyor mu?
Proje yönetebiliyor mu?
Sektörü tanıyor mu?
Gerçek bir iş deneyimi yaşamış mı?
Kendisini ifade edebiliyor mu?
Ve en önemlisi:
Yeni bir şey öğrenmesi gerektiğinde bunu kendi başına yapabiliyor mu?
İnsan Kaynakları açısından gerçek başarı burada başlıyor.
Çünkü iş dünyasının ihtiyacı yalnızca mezun sayısını artırmak değil.
İşe hazır, öğrenmeye açık ve değişime uyum sağlayabilen insan kaynağı yetiştirmek.
Bence ilk 1.000’in tercihlerinden çıkarılacak en kolay sonuç:
“Gençler garantici.”
En doğru sonuç ise belki de şu:
“Gençler kariyer risklerini bizden daha erken hesaplıyor.”
Çünkü onlar bizim yaşadığımız çalışma hayatına değil, kendi yaşayacakları çalışma hayatına hazırlanıyorlar.
Ve onların dünyasında tek bir meslekle 30-40 yıl çalışmak giderek daha düşük bir ihtimal.
Meslekler değişecek.
Sektörler değişecek.
İş yapış biçimleri değişecek.
Hatta bugün bildiğimiz bazı meslekler ortadan kalkarken hiç bilmediğimiz yeni meslekler ortaya çıkacak.
Bu nedenle gençlerin en önemli kariyer yatırımı aslında seçtikleri bölüm değil; öğrenme kapasitesi
İlk 1.000 bize aslında kendimizi anlatıyor
Bu tabloyu sadece gençlerin tercihi olarak görmemek gerekiyor.
Çünkü bir ülkenin gençleri geleceğe nasıl bakıyorsa, biraz da o ülkenin çalışma hayatına nasıl baktığını gösterir.
Gençler “garanti” arıyorsa, belki de çalışma hayatımız onlara yeterince güven vermiyordur.
Gençler temel mühendisliklere yöneliyorsa, belki de uzmanlaşmadan önce güçlü bir temel oluşturmanın değerini görüyorlardır.
Yapay zekâ gibi trend alanlara temkinli yaklaşıyorlarsa, belki de bölüm isminden çok yetkinliğin gelecekteki değerini hesaplıyorlardır.
Ben bu tabloyu bir İnsan Kaynakları profesyoneli olarak şöyle okuyorum:
Türkiye’nin en başarılı gençleri kariyerlerini şansa bırakmak istemiyor.
Ve aslında bunda şaşılacak bir şey yok.
Çünkü kariyer de hayat gibi, biraz cesaret ama çokça da doğru karar istiyor.

Son söz
Bir gence, “Neden tıp seçtin?” diye sormak kolay.
Asıl önemli soru:
“Gelecekte nasıl bir çalışan olmak istiyorsun?”
Bir gence,
“Neden bilgisayar mühendisliği?” diye sormak kolay.
Asıl önemli soru:
“Hangi problemi çözebilecek kadar iyi olmak istiyorsun?”

Ve belki de üniversitelere sorulması gereken en önemli soru:
“Size gelen bu gençlerin potansiyelini dört yıl sonra hangi yetkinliklere dönüştüreceksiniz?”
Çünkü artık çalışma hayatında sadece diploma sahibi olmak yetmiyor.
İnsan kaynağının gerçek değeri, sahip olduğu unvanda değil; üretebildiği değerde.
İlk 1.000’in tercihleri de bana tam olarak bunu söylüyor:
Gençler yalnızca meslek seçmiyor.
Kendi insan sermayelerine yatırım yapıyorlar.
Ve geleceğin çalışma hayatında kazananlar, sadece en iyi diplomaya sahip olanlar değil; öğrenmeyi sürdüren, değişime uyum sağlayan ve sahip olduğu yetkinlikleri değere  dönüştürebilenler olacak.

Yorum bırakın