Çalışma hayatında bazı şeyleri zaman geçtikçe daha iyi anlıyoruz.
Bir kurumda sistemler önemlidir.
Kurallar önemlidir.
Süreçler, görev tanımları, hedefler, performans göstergeleri ve ölçme-değerlendirme mekanizmaları önemlidir.
Ama bütün bunların üzerinde, hepsini anlamlı hâle getiren başka bir şey vardır:
İnsan.
Çünkü kurumları sistemler kurar ama kurum kültürünü insanlar oluşturur.
Bir çalışanın emeğini görmezseniz, en iyi sistemi kursanız da eksik kalırsınız.
Bir insanın düşüncesini dinlemezseniz, en gelişmiş süreçleri tasarlasanız da bir şeyler mutlaka eksik kalır.
Bir sorun ortaya çıktığında onu fark etmezseniz, zamanla küçük bir mesele büyük bir probleme dönüşebilir.
İşte bu nedenle iyi yönetimin en önemli özelliklerinden birinin insanı görebilmek olduğunu düşünüyorum.
Bazen mesele, görünen mesele değildir
Çalışma hayatında zaman zaman iletişim sorunları yaşanabilir.
Bir söz farklı anlaşılabilir.
Bir karar farklı yorumlanabilir.
Bir uygulama çalışan açısından beklenmedik bir anlam taşıyabilir.
Burada önemli olan sadece yaşanan olay değildir.
Asıl önemli olan, yönetimin bu duruma nasıl karşılık verdiğidir.
Sorunu görmezden gelmek kolaydır.
“Böyle gelmiş, böyle gider.” demek kolaydır.
Savunmaya geçmek kolaydır.
Ama dinlemek…
Anlamaya çalışmak…
Sorunun arkasındaki asıl meseleyi görmek…
Gerekiyorsa iletişim biçimini yeniden değerlendirmek…
Ve çözüm üretmek…
İşte bunlar gerçek liderlik gerektirir.
Çünkü bazen çalışan bir uygulamadan değil, görülmemekten rahatsız olur.
Bazen bir kararın kendisinden değil, kendisine değer verilmediğini düşünmekten incinir.
Bazen ihtiyacı olan şey bir açıklamadan çok, “Emeğini görüyoruz.” cümlesidir.
İyi lider bunu fark eder.
Çalışanın emeğini görmek
Bir kurumda herkes aynı işi yapmaz.
Kimi görünür bir görevin başındadır.
Kimi sessizce çalışır.
Kimi yeni bir fikir üretir.
Kimi yıllardır çözülemeyen bir problemi çözer.
Kimi bir sistem kurar.
Kimi kurumun geleceğine katkı sağlayacak bir çalışma başlatır.
Kimi ise yaptığı işin sonuçlarını çok fazla anlatmadan yoluna devam eder.
Ama bütün bu emeklerin görülmesi gerekir.
Çünkü insan sadece yaptığı iş karşılığında ücret almak istemez.
İnsan, yaptığı işin değerli olduğunu bilmek ister.
Emeğinin fark edilmesini ister.
Başarısının takdir edilmesini ister.
Kurumuna yaptığı katkının görüldüğünü hissetmek ister.
Takdir, çalışanı şımartmak değildir.
Takdir, emeğin hakkını teslim etmektir.
Başarıyı övmek de yöneticinin lütfu değildir.
Başarıya hakkını vermektir.
Ve iyi bir lider, başarının kime ait olduğunu görmezden gelmez.
Sorunu fark etmek de başarıdır
Yönetimi çoğu zaman büyük kararlarla ilişkilendiriyoruz.
Oysa bazen çok daha küçük görünen şeyler, büyük bir yönetim anlayışının göstergesidir.
Bir çalışanın söylediklerini dinlemek…
Bir iletişim sorununu fark etmek…
Çalışma ortamındaki huzursuzluğu görmek…
Bir problemin büyümesini beklemeden müdahale etmek…
İnsanların birbirini anlamasına yardımcı olmak…
Bunlar da yöneticiliğin önemli parçalarıdır.
Çünkü sorunları yalnızca ortaya çıktıktan sonra çözmek değil, sorunun oluştuğu yeri görebilmek de liderliktir.
İyi lider, yalnızca sonuçlara bakmaz.
Sonuca giden yolda insanların neler yaşadığını da görür.
Ahilik tam da burada başlıyor
Kırşehir’de Ahilikten söz ederken aslında çok büyük bir yönetim ve insanlık mirasından söz ediyoruz.
Ahilik; emeğe saygıdır.
Adalettir.
Güvendir.
Dayanışmadır.
Sorumluluktur.
Nezakettir.
İnsanı merkeze almaktır.
Ve belki de en önemlisi, insanı kazanma kültürüdür.
Ahilik bize işin sadece iş olmadığını öğretir.
Birlikte çalışmanın bir adabı vardır.
Yönetmenin bir sorumluluğu vardır.
Kazancın bir hakkı vardır.
Emeğin bir değeri vardır.
İnsana davranmanın bir ölçüsü vardır.
Bu nedenle Ahiliği yalnızca geçmişte kalmış bir esnaf teşkilatı olarak görmek büyük bir eksiklik olur.
Ahilik, bugün çalışma hayatına ve yöneticiliğe ışık tutabilecek güçlü bir değerler sistemidir.
Kırşehir Ahi Evran Üniversitesinde Ahiliğin başka bir karşılığı var
Kırşehir Ahi Evran Üniversitesinin adına taşıdığı Ahi Evran mirası, kurumsal kimliğin de önemli bir parçasıdır.
Bu mirası yalnızca törenlerde, konuşmalarda veya sembollerde değil; yönetim anlayışında ve kurum kültürü ve liderlik yaklaşımında yaşatıyor.
Üniversitemizin kalite yolculuğuna baktığımızda bunun önemli örneklerini görüyoruz.
Kaliteyi sadece belge almak olarak görmeyen…
Süreçleri sürekli geliştirmeye çalışan…
Çalışanı, öğrenciyi ve diğer paydaşları merkeze alan…
Veriye dayalı yönetimi önemseyen…
Öğrenen ve kendisini yenileyen bir kurum olma çabası, aslında Ahilik değerleriyle de güçlü bir şekilde örtüşüyor.
Nitekim üniversitemizin EFQM Modeli kapsamında ulaştığı “Üstün Performansta Yetkinlik Aşamalarında 5 Yıldız” seviyesi de bu kalite kültürünün önemli göstergelerinden biridir.
Bu başarı yalnızca bir ödül değildir.
Arkasında yıllarca süren emek vardır.
Sistematik çalışma vardır.
Çalışanların katkısı vardır.
Ortak akıl vardır.
Sürekli iyileştirme vardır.
Ve bütün bunları aynı hedef etrafında bir araya getiren bir liderlik anlayışı vardır.
Rol model liderlik
Bir kurumun kalite yolculuğunda sistemler kadar önemli olan bir başka unsur da liderliktir.
Çünkü kalite kültürü, sadece prosedürlerle oluşmaz.
Liderin neye değer verdiğiyle oluşur.
Neyi gördüğüyle oluşur.
Neyi takdir ettiğiyle oluşur.
Bir sorun karşısında nasıl davrandığıyla oluşur.
Çalışanına nasıl baktığıyla oluşur.
Bu açıdan üniversitemizin Rektörünün ortaya koyduğu liderlik yaklaşımını rol model bir liderlik anlayışı olarak değerlendiriyorum.
Sorunları görmeye çalışan…
Çalışanını dinleyen…
İletişimi önemseyen…
Emeği fark eden…
Başarıyı takdir eden…
Çalışanların kurum için yaptığı katkıyı önemseyen…
Ve gerektiğinde sorunların çözümü için sorumluluk alan bir liderlik anlayışının, kalite kültürünün gelişmesinde önemli bir karşılığı olduğunu düşünüyorum.
Çünkü bir liderin rol model olması, yalnızca başarılarla değil; insanlara nasıl davrandığıyla da ilgilidir.
Bazen bir çalışanın emeğini fark etmek, bir kalite göstergesinden daha değerlidir.
Bazen bir problemi zamanında görmek, bir rapordaki sonuçtan daha önemlidir.
Bazen bir insanı dinlemek,
alınabilecek en önemli yönetim kararıdır.
Kalite insanda başlar
Bugün kalite yönetimi konusunda çok sayıda modelden, standarttan ve sistemden söz ediyoruz.
EFQM…
ISO standartları…
YÖKAK…
Stratejik planlar…
Performans göstergeleri…
Süreç yönetimi…
Risk yönetimi…
Bunların hepsi çok değerli.
Ama bütün bu sistemlerin ortak bir amacı var:
Daha iyi bir kurum oluşturmak.
Daha iyi bir kurum ise ancak daha iyi bir çalışma ortamıyla mümkündür.
Daha iyi bir çalışma ortamı da insanın kendisini değerli hissetmesiyle başlar.
Bu nedenle kaliteyi sadece dokümanlarda aramamak gerekir.
Kalite;
bir yöneticinin çalışanını dinlemesinde, bir çalışanın emeğinin görülmesinde, başarının takdir edilmesinde, sorunların zamanında fark edilmesinde, hataların öğrenme fırsatına dönüştürülmesinde,
insanların birbirine saygı göstermesinde ve herkesin ortak bir değer ürettiğini hissetmesinde de vardır.
Son sözüm
Yıllar içinde şunu daha iyi öğrendim:
İyi yönetici, hiç sorun yaşatmayan yönetici değildir.
Sorun yaşandığında onu fark eden ve çözmeye çalışan yöneticidir.
İyi lider, hiç hata yapmayan lider değildir.
Gerektiğinde dinleyen, değerlendiren ve doğru olanı yapmaktan çekinmeyen liderdir.
İyi yönetici sadece başarısızlığı görmez.
Başarıyı da görür.
Sadece eksikleri söylemez.
Emeği de takdir eder.
Sadece hedef koymaz.
İnsanına da değer verir.
Ve bence Ahilik bize yüzyıllar öncesinden tam olarak bunu söylüyor:
İnsanı merkeze almadan gerçek anlamda başarı mümkün değildir.
Kırşehir Ahi Evran Üniversitesinin kalite yolculuğunda ulaştığı noktanın arkasında da bu anlayışın önemli bir karşılığı olduğuna inanıyorum.
EFQM’de 5 Yıldız Üstün Performansta Yetkinlik Aşamaları…
Kalite yönetim sistemlerinde ortaya konulan örnek uygulamalar…
Sürekli iyileştirme kültürü…
Bunların her biri değerlidir.
Fakat bütün bunların üzerinde daha değerli bir şey vardır:
İnsanı gören bir yönetim anlayışı.
Çünkü sistemler kurumları geliştirir.
Ama insanı gören liderlik, o sistemleri yaşatır.
Ve belki de gerçek anlamda rol model liderlik tam olarak budur:
İnsanın emeğini görmek, sorununu duymak, başarısını takdir etmek ve ona değerli olduğunu hissettirmek.
Ahilikten bize kalan en güçlü miraslardan biri de budur.
İnsanı yaşat ki kurum yaşasın.
Kalite de aslında burada başlar.
