İlk 1000’in tercihleri geleceğin iş gücü hakkında bize ne söylüyor?
Yapay zekâ artık hayatımızın dışında değil.
Telefonumuzda, bilgisayarımızda, iş süreçlerimizde, eğitimde, sağlıkta, finansta, üretimde, insan kaynaklarında…
Neredeyse dokunduğumuz her alanda yapay zekâ ile karşılaşıyoruz.
Şirketler çalışanlarından yapay zekâ kullanmasını bekliyor.
İş ilanlarında yapay zekâ yetkinlikleri giderek daha fazla karşımıza çıkıyor.
Yeni mesleklerin ortaya çıkacağı, bazı mesleklerin dönüşeceği, bazı işlerin ise otomasyona devredileceği konuşuluyor.
Peki bütün bunlar gençlerin üniversite tercihlerine ne kadar yansıyor?
Bu sorunun cevabını, YKS’de en başarılı öğrencilerin tercihleri üzerinden okumak oldukça ilginç.
Aynı zamanda gelecekteki insan kaynağının hangi yetkinliklere yatırım yapmayı düşündüğünün bir göstergesidir.
İlk 1000’de yapay zekâ gerçekten ne kadar tercih ediliyor?
Eşit ağırlık alanında;
İşletme ve Yapay Zekâ: 10 öğrenci
Bunların 7’si ilk 500’de, 1’i ilk 100’de.
Felsefe ve Yapay Zekâ: 3 öğrenci
Bunların 2’si ilk 500’de.
Sözel alanda ise;
İşletme ve Yapay Zekâ: 3
Felsefe ve Yapay Zekâ: 2
Tarih ve Yapay Zekâ: 2
Sayısal alanda ise;
Yapay Zekâ Mühendisliği: 9
Ayrıca TYT’de ilk 1000, eşit ağırlıkta ilk 150 içinde yer alan bir adayın Siber Güvenlik Analistliği ve Operatörlüğü programını tercih etmiş olması da ayrıca dikkat çekici.
Rakamlar ilk bakışta küçük görünebilir.
Ama bence bu rakamların küçüklüğünden çok, hangi öğrencilerin bu alanları tercih ettiği önemli.
Çünkü burada bize çok önemli bir davranış gösteriyorlar.
Gençler yapay zekâyı reddetmiyor, onu sorguluyor
Yapay zekâ konusunda bugün oldukça güçlü bir söylem var:
“Gelecek yapay zekâda.”
Bu doğru.
Ama bundan hemen, “O halde herkes yapay zekâ mühendisliği okumalı” sonucunu çıkarmak doğru değil.
İlk 1000’deki tercihlere baktığımızda da bunu görüyoruz.
Yapay Zekâ Mühendisliği’ni 9 öğrenci tercih etmiş.
Eşit ağırlıkta İşletme ve Yapay Zekâ’yı tercih edenlerin sayısı 10.
Felsefe ve Yapay Zekâ 3.
Sözel alanda ise İşletme, Felsefe ve Tarih ile yapay zekâyı bir araya getiren programlara sınırlı sayıda tercih geliyor.
Bana göre burada çok önemli bir mesaj var:
Gençler yapay zekânın geleceğini görüyor ama geleceği yalnızca “yapay zekâ” başlığı altında aramıyor.
Belki de asıl mesele tam olarak bu.
Çünkü yapay zekâ bir meslekten daha büyük
İnsan Kaynakları açısından baktığımda yapay zekâyı bir “meslek” olarak değerlendirmek bana eksik geliyor.
Yapay zekâ aynı zamanda bir yetkinlik alanı.
Bir işletmeci yapay zekâ kullanacak.
Bir insan kaynakları uzmanı yapay zekâ kullanacak.
Bir tarihçi yapay zekâ kullanacak.
Bir mühendis kullanacak.
Bir akademisyen kullanacak.
Bir pazarlamacı kullanacak.
Bir hukukçu kullanacak.
Bir sağlık çalışanı kullanacak.
Dolayısıyla gelecekte yapay zekâ konusunda asıl rekabet yalnızca yapay zekâ mühendisleri arasında yaşanmayacak.
Kendi mesleğini yapay zekâ ile birlikte daha iyi yapabilen insanlar arasında yaşanacak.
İşte bu nedenle İşletme ve Yapay Zekâ, Felsefe ve Yapay Zekâ, Tarih ve Yapay Zekâ gibi programların ortaya çıkması bana çok daha büyük bir dönüşümün habercisi gibi geliyor.
Yapay zekâ artık yalnızca teknoloji fakültelerinin konusu olmaktan çıkıyor.
Disiplinlerin içine giriyor.
Asıl değer: İki farklı dünyayı birleştirebilmek
Geleceğin çalışma hayatında sadece teknik bilen insanlara değil, teknolojiyi kendi uzmanlık alanıyla birleştirebilen insanlara daha fazla ihtiyaç duyulacağını düşünüyorum.
Bir işletmeci yapay zekâyı anlayabiliyorsa ne olur?
İş süreçlerini yeniden tasarlayabilir.
Veriyle daha iyi karar verebilir.
Otomasyonu kullanabilir.
Çalışan deneyimini geliştirebilir.
Bir insan kaynakları profesyoneli yapay zekâyı biliyorsa?
Aday taramadan yetenek yönetimine, eğitimden performans analizine kadar birçok süreci yeniden düşünebilir.
Bir tarihçi yapay zekâ ile çalışabiliyorsa?
Büyük veri kümelerini analiz edebilir, dijital arşivleri farklı yöntemlerle inceleyebilir.
Bir filozof?
Yapay zekânın etik, insan, bilinç, karar verme ve sorumluluk boyutlarını tartışabilir.
İşte geleceğin insan kaynağında aradığımız şey biraz da bu:
Tek bir alanda bilgi sahibi olmak değil, farklı alanları birbirine bağlayabilmek.
İlk 1000’in tercihlerindeki asıl mesaj
Sayısal alandaki ilk 1000 tercihlerini değerlendirdiğimizde de benzer bir tabloyla karşılaşmıştık.
Temel mühendislik alanları, yapay zekâ mühendisliğinin önünde yer alıyordu.
Şimdi eşit ağırlık ve sözel alanlara baktığımızda da farklı bir şey görüyoruz.
Yapay zekâ tek başına başrolde değil.
Yapay zekâ ile başka bir alanın birleşimi dikkat çekiyor.
Bence geleceğin çalışma hayatı tam olarak buraya doğru gidiyor.
“Yapay zekâ bilen insan” önemli.
Ama daha değerlisi:
“Kendi alanını bilen ve yapay zekâyı o alanda kullanabilen insan.”
İş dünyasının önümüzdeki yıllarda daha fazla arayacağı profilin bu olacağını düşünüyorum.
Peki neden daha fazla öğrenci yapay zekâ seçmiyor?
Burada da başka bir soru ortaya çıkıyor.
Yapay zekâ bu kadar konuşulurken neden ilk 1000’deki öğrencilerin büyük bölümü doğrudan yapay zekâ programlarını tercih etmiyor?
Bunun birkaç nedeni olabilir.
Birincisi, bölümün gelecekteki iş karşılığının henüz tam olarak öngörülememesi.
İkincisi, gençlerin yeni bir alan yerine daha oturmuş ve kariyer hareketliliği yüksek alanları tercih etmeleri.
Üçüncüsü ise yapay zekânın zaten birçok farklı bölümün içine gireceğinin düşünülmesi.
Ve bence en önemlisi:
Gençler bölüm adından çok, kazanacakları yetkinliğin gelecekteki değerini hesaplıyor olabilirler.
Bu nedenle 9 kişinin Yapay Zekâ Mühendisliği seçmesi, “yapay zekâya ilgi az” şeklinde okunmamalı.
Belki de tam tersine, gençler yapay zekâyı bir bölümden çok daha geniş bir gelecek becerisi olarak görüyor.
İş dünyası için asıl soru burada
İnsan Kaynakları açısından benim için en önemli nokta şu:
Önümüzdeki yıllarda şirketler “yapay zekâ bilen kaç kişi çalıştırıyorum?” diye değil,
“Çalışanlarım yapay zekâyı iş sonuçlarına ne kadar dönüştürebiliyor?” diye sormaya başlayacak.
Çünkü teknoloji satın alınabilir.
Yazılım satın alınabilir.
Yapay zekâ araçlarına erişim satın alınabilir.
Ama yetkinlik satın alınamaz.
Yetkinlik geliştirilir.
İnsan kaynağına yatırım yapılır.
Öğrenme kültürü oluşturulur.
Çalışanlara deneme ve geliştirme alanı açılır.
İşte şirketlerin gelecekteki rekabet avantajı da burada olacak.
Siber güvenlik tercihi de önemli bir sinyal
TYT’de ilk 1000, eşit ağırlıkta ilk 150’de yer alan bir adayın Siber Güvenlik Analistliği ve Operatörlüğü programını tercih etmesi de bu açıdan dikkate değer.
Çünkü yapay zekâ büyüdükçe dijital güvenlik ihtiyacı da büyüyor.
Daha fazla veri.
Daha fazla dijitalleşme.
Daha fazla otomasyon.
Daha fazla yapay zekâ.
Beraberinde daha büyük bir güvenlik ihtiyacı getiriyor.
Bu nedenle geleceğin insan kaynağında yalnızca teknolojiyi geliştirenlere değil, teknolojinin güvenliğini sağlayanlara da ihtiyaç olacak.
Gençler bize geleceğin çalışanını tarif ediyor
Bütün bu tercihlere bir İnsan Kaynakları gözünden baktığımda ortaya şu profil çıkıyor:
Geleceğin çalışanı; tek bir mesleğe sıkışmayan, öğrenmeyi sürdüren, teknolojiyi kullanabilen, kendi uzmanlığı ile teknolojiyi birleştirebilen, farklı disiplinler arasında geçiş yapabilen ve değişime uyum sağlayabilen kişi olacak.
Bu nedenle üniversite tercihi önemli.
Ama belki bundan daha önemli olan, öğrencinin üniversitede kendisine nasıl bir yetkinlik portföyü oluşturacağı.
Çünkü çalışma hayatı artık sadece diploma sormuyor.
“Ne biliyorsun?” kadar,
“Bildiğini neye dönüştürebiliyorsun?” diye soruyor.
Son söz
Yapay zekâ çağında gençlere,
“Hangi bölümü seçmelisin?” sorusunun tek bir cevabı yok.
Belki daha doğru soru şu:
“Hangi alanda güçlü bir temel oluşturup, yapay zekâyı o alana nasıl dahil edebilirsin?”
İlk 1000’in tercihleri bana yapay zekânın reddedildiğini değil, daha geniş bir perspektifle ele alındığını düşündürüyor.
Çünkü geleceğin iş dünyasında sadece yapay zekâ bilenler olmayacak.
Yapay zekâyı kendi mesleğine uyarlayabilenler olacak.
Ve belki de birkaç yıl sonra özgeçmişlerde en dikkat çekici ifade,
“Yapay zekâ mezunuyum.” olmayacak.
Onun yerine, “Kendi alanımı çok iyi biliyorum ve yapay zekâyı kullanarak o alanda daha fazla değer üretebiliyorum.” diyebilenler öne çıkacak.
İnsan Kaynakları açısından bakınca geleceğin yeteneği tam da burada şekilleniyor:
Mesleğini bilen, teknolojiyi anlayan ve ikisini birleştirerek değer üretebilen insan.
