800 yıl önceki Ahilik anlayışı, bugün insan kaynakları yönetimine ve sürdürülebilir kurumsal başarıya ne söylüyor?
Anadolu’nun önemli değerlerinden biri olan Ahilik, yalnızca geçmişten günümüze ulaşan tarihsel ve kültürel bir miras değildir. Ahiliğin ortaya koyduğu insan, meslek, çalışma, eğitim, ahlak ve toplumsal dayanışma anlayışı; bugün farklı kavramlarla ifade edilse de modern yönetim yaklaşımlarının önemli bazı temel unsurlarıyla örtüşmektedir.
Ahilik prensiplerinin günümüzde de anlamını ve değerini koruduğunu, doğru bir anlayışla ele alındığında bireysel ve kurumsal yaşamın birçok alanına katkı sağlayabileceğini görmekteyiz.
Özellikle Kırşehir gibi Ahiliğin doğduğu, uygulandığı ve Anadolu’ya yayıldığı bir şehirde şu sorunun üzerinde düşünmek gerekir:
Ahiliğin doğduğu topraklarda, Ahiliğin insan yetiştirme anlayışından bugün ne kadar yararlanıyoruz?
Çünkü Ahilikte insan yalnızca bir meslek sahibi olarak yetiştirilmezdi. İnsan; mesleki bilgi ve becerilerinin yanında ahlaki değerleri, davranışları, sorumlulukları ve topluma karşı görevleriyle birlikte yetiştirilirdi.
Bugün ise Kırşehir’in ticaret ve sanayi yaşamının gelişimi açısından önemli konulardan biri nitelikli insan kaynağının oluşturulmasıdır. Sanayi tesislerinde ve ticari işletmelerde ihtiyaç duyulan nitelikli işgücünün bulunması, yetiştirilmesi ve yetişmiş insan kaynağının kentte tutulabilmesi üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken bir konudur.
Dolayısıyla mesele yalnızca “neden yeterli insan kaynağımız yok?” sorusu değildir.
Asıl soru;
İnsan kaynağını nasıl yetiştiriyoruz, nasıl geliştiriyoruz, nasıl kurumlarımızda tutuyoruz ve geleceğin ihtiyaçlarına nasıl hazırlıyoruz lmalıdır.
Ahilikte mesleki eğitim: Çıraklıktan ustalığa
Yaklaşık 800 yıllık bir geçmişe sahip olan Ahilik sisteminde mesleki eğitim ile ahlak eğitimi bir bütünlük içerisinde ele alınmıştır.
Ahlak ve adap eğitimi, Ahi Birlikleri tarafından oluşturulan Ahi zaviyelerinde; meslek eğitimi ise atölye ve dükkân gibi işyerlerinde verilmiştir. Eğitim iki farklı ortamda gerçekleştirilmesine rağmen birbirinden kopuk değildir. Aksine birbirini tamamlayan bir yapı oluşturmuştur.
Ahi zaviyeleri bir bakıma birer terbiye ve eğitim ocağı niteliğindeydi.
Burada meslek edinmek üzere çalışmaya başlayan gençlere okuma yazma öğretilmesinin yanı sıra çeşitli alanlarda eğitimler verilirdi. Dini bilgiler, Türkçe, edebiyat, müzik, spor, folklor ve askeri bilgiler bunlardan bazılarıydı. Gençlerin kültürel gelişimlerini desteklemek amacıyla tarihi destanlardan ve önemli eserlerden yararlanılırdı.
Ahlak eğitiminde ise Ahiliğin temel kaynaklarından olan Fütüvvetnamelerden yararlanılırdı. Bu eserlerde güzel ahlak, ideal insan anlayışı ve toplum içerisinde uyulması gereken davranış kuralları ele alınırdı.
Dolayısıyla Ahilikte eğitim;
“Bir işi nasıl yaparım?”
sorusuyla sınırlı değildi.
Bunun yanında;
“O işi nasıl bir insan olarak yapmalıyım?” sorusunun da cevabı aranıyordu.
Bu ayrım bugün açısından son derece önemlidir.
İş başında eğitim ve usta-çırak ilişkisi
Ahilikte teknik bilgilerin öğrenildiği, üretimin gerçekleştirildiği ve mesleğin inceliklerinin uygulandığı atölye ve işyerlerindeki eğitim, esas olarak iş başında öğrenme anlayışına dayanıyordu.
İş yeri sahibi yalnızca üretim yapan veya ticari faaliyet yürüten kişi değildi. Aynı zamanda öğreten, geliştiren ve yeni ustalar yetiştiren bir eğitimciydi.
Bir kişinin usta olabilmesi ve kendi işyerini açabilmesi belirli öğrenim ve mesleki gelişim aşamalarından geçmesini gerektiriyordu. Ustanın görevi yalnızca kendi mesleğini yapmak değil, kendisinden sonra gelecek çırak ve kalfaları yetiştirmekti.
Burada dikkat çekici olan nokta, usta olmanın aynı zamanda insan yetiştirme sorumluluğunu da beraberinde getirmesidir.
Bugünün yönetim anlayışı açısından düşündüğümüzde bu yaklaşım oldukça anlamlıdır.
Çünkü günümüzde de bir yöneticinin başarısı yalnızca kendi performansıyla değil, birlikte çalıştığı insanların gelişimine yaptığı katkıyla değerlendirilmelidir.
Başka bir ifadeyle;
İyi yönetici işi yapan değil, işi yapabilecek insanları da yetiştiren yöneticidir.
Ahilikte meslek ve ahlak birbirinden ayrılmıyordu
Ahiliğin belki de günümüz yönetim anlayışı açısından en önemli yönlerinden biri, mesleki yeterlilik ile ahlaki yeterliliği birbirinden ayırmamasıdır.
Ahilikte meslek erbabından cömertlik, şeffaflık, tevazu, konukseverlik, sofrasının açık olması, diline sahip olması, dedikodu yapmaması, kötü söz söylememesi, başkasının ayıbını araştırmaması, kimseye kötü gözle bakmaması ve başkasının onuruna, namusuna ve malına göz dikmemesi gibi davranışlar beklenirdi.
Bugün bunları farklı kavramlarla ifade ediyoruz:
Etik, değerler, davranış kültürü, güven, şeffaflık, sorumluluk, paydaş odaklılık ve kurumsal kültür.
Kavramlar değişmiş olabilir; ancak temel ihtiyaç değişmemiştir.
Çünkü bir insanın mesleğini iyi yapması tek başına yeterli değildir.
Bilmek başka, doğru olanı yapmak başkadır.
İyi bir kurum kültürü de tam olarak bu iki alanın birleştiği noktada ortaya çıkar.
İnsan Kaynakları Yönetimi ve mesleki eğitim
Günümüzde işletmeler açısından ayakta kalabilmek ve rekabet edebilmek önemli ölçüde nitelikli insan kaynağına bağlıdır.
İnsan Kaynakları Yönetimi, insanı işletmenin en önemli kaynaklarından biri olarak ele almakta; doğru insanın seçilmesi, işe yerleştirilmesi, işe uyumunun sağlanması, yetkinliklerinin geliştirilmesi, performansının desteklenmesi ve kurum içerisinde sürdürülebilir biçimde geliştirilmesini amaçlamaktadır.
Ancak en uygun adayı seçmek her zaman mümkün değildir.
Kuruluşların ihtiyaç duyduğu yetkinliklere sahip insan kaynağının bulunamadığı durumlarda ise insanın geliştirilmesi gerekir.
Bu noktada eğitim ve geliştirme faaliyetleri devreye girer.
Oryantasyon eğitimleri, işbaşı eğitimleri, mesleki gelişim programları, teknik eğitimler, liderlik gelişimi, kariyer planlama ve sürekli öğrenme uygulamaları günümüz İnsan Kaynakları Yönetiminin önemli unsurlarıdır.
Ancak burada Ahilik bize önemli bir hatırlatma yapmaktadır:
İnsanı yalnızca işe hazırlamak yeterli değildir; insanı yaptığı işin sorumluluğunu taşıyabilecek şekilde geliştirmek gerekir.
Ahilikte çırak ve kalfanın yetiştirilmesi ustanın sorumluluğuydu. Usta, mesleğin inceliklerini öğretirken aynı zamanda kişinin ahlaki gelişimine de dikkat ederdi.
Dolayısıyla usta; meslek öğretmeni, mentor, rol model ve lider gibi birçok rolü aynı anda üstleniyordu.
Ahilikten EFQM’ye: İnsan, kültür ve sürdürülebilir başarı
Bugün kuruluşların sürdürülebilir başarıya ulaşması için yalnızca finansal sonuçlara veya operasyonel performansa bakmak yeterli değildir.
Kuruluşun yönü, sahip olduğu kültür, insanlarını nasıl geliştirdiği, paydaşlarıyla nasıl ilişki kurduğu, değişime nasıl cevap verdiği, nasıl öğrendiği ve oluşturduğu değerin sürdürülebilir olup olmadığı birlikte değerlendirilmelidir.
Bu noktada EFQM yaklaşımı, Ahilik ile günümüz yönetim anlayışı arasında anlamlı bir köprü kurmamıza yardımcı olabilir.
EFQM bakış açısıyla kuruluşun başarısı yalnızca “ne sonuç elde ettik?” sorusuyla açıklanmaz.
Bunun yanında;
Nereye gitmek istiyoruz?
Bunu nasıl gerçekleştireceğiz?
İnsanlarımızı ve kültürümüzü nasıl geliştireceğiz?
Paydaşlarımız için nasıl değer oluşturacağız?
Öğrendiklerimizi nasıl iyileştirmeye dönüştüreceğiz?
Bugünkü başarımızı gelecekte nasıl sürdüreceğiz? soruları da önem kazanır.
Bu soruların önemli bir bölümü, yüzyıllar önce Ahilik sisteminde farklı bir dille zaten karşılık bulmuştur.
Çıraklıktan kalfalığa, kalfalıktan ustalığa uzanan süreç aslında bir yetkinlik ve kariyer gelişim modeli olarak değerlendirilebilir.
Ustanın çırak yetiştirmesi, bugün bilgi ve deneyimin aktarılması olarak düşünülebilir.
Meslek eğitiminin ahlak eğitimiyle birlikte yürütülmesi, günümüzde yetkinlik ile değerlerin ve davranışların bütünleştirilmesi şeklinde ele alınabilir.
Ahilik kurallarının iş yaşamını düzenlemesi, bugün kurumsal kültür ve etik değerler bağlamında değerlendirilebilir.
Bir ustanın yalnızca üretmesi değil, kendisinden sonra gelecek ustaları yetiştirmesi ise sürdürülebilirlik ve kurumsal devamlılık açısından önemli bir bakış açısıdır.
İnsan yetiştirmek bir sonuç değil, sürekli bir süreçtir
Modern yönetim modellerinin en önemli mesajlarından biri de insan gelişiminin bir defalık bir faaliyet olmadığıdır.
Çalışan işe alındığında eğitim süreci bitmez.
Tam tersine, işe alımla başlayan süreç; oryantasyon, işbaşı öğrenme, deneyim paylaşımı, yetkinlik geliştirme, kariyer gelişimi, liderlik gelişimi ve sürekli öğrenme ile devam eder.
Bu yönüyle Ahilikteki çıraklık-kalfalık-ustalık süreci ile günümüzdeki yaşam boyu öğrenme ve sürekli gelişim anlayışı arasında önemli bir benzerlik bulunmaktadır.
Ancak burada önemli olan yalnızca eğitim vermek değildir.
Eğitimin davranışa, davranışın kültüre, kültürün performansa ve performansın sürdürülebilir değere dönüşmesi gerekir.
EFQM perspektifinden bakıldığında da öğrenme ve gelişim, tek başına gerçekleştirilen faaliyetler değil; kuruluşun yönü, kültürü, insanları, süreçleri ve sonuçlarıyla ilişkilendirilmesi gereken bütünsel bir yapıdır.
Bu nedenle bir kurumun eğitim faaliyetlerinin çokluğu değil, insanların gelişimine ve kuruluşun sonuçlarına ne ölçüde katkı sağladığı önemlidir.
Kırşehir açısından asıl soru
Tam da bu noktada Kırşehir için önemli bir soru ortaya çıkmaktadır:
Ahiliğin doğduğu topraklarda, Ahiliğin insan yetiştirme anlayışını günümüzün ihtiyaçlarıyla yeniden buluşturabilir miyiz?
Mesleki eğitimi yalnızca okulda verilen bir eğitim olarak mı göreceğiz?
Yoksa işletmelerin, eğitim kurumlarının, kamu kurumlarının, meslek kuruluşlarının ve diğer paydaşların birlikte sorumluluk aldığı bir insan yetiştirme ekosistemi mi oluşturacağız?
Çırak yetiştirmeyi yalnızca bir işletmenin sorumluluğu olarak mı değerlendireceğiz?
Yoksa deneyimli çalışanların gençlere bilgi ve deneyim aktardığı, kariyer gelişiminin desteklendiği, ustalığın yalnızca mesleki bir unvan değil aynı zamanda insan yetiştirme sorumluluğu olduğu bir anlayışı yeniden mi düşüneceğiz?
Yetişmiş insan kaynağını yalnızca yetiştirmekle mi yetineceğiz?
Yoksa bu insanların kentte kalmasını sağlayacak çalışma ortamlarını, kariyer fırsatlarını ve yaşam koşullarını da birlikte mi değerlendireceğiz?
Bunlar yalnızca İnsan Kaynakları Yönetiminin değil, kentin ve kurumların geleceğini ilgilendiren sorulardır.
Sonuç: Ahiliğin bugüne bıraktığı mesaj
Yüzyıllar önce ortaya konulan Ahilik sistemi bize önemli bir şey söylüyor:
İnsan yetiştirmek, yalnızca meslek öğretmek değildir.
İnsanın bilgi ve becerisini geliştirmek kadar değerlerini, davranışlarını, sorumluluk bilincini ve topluma katkısını da geliştirmek gerekir.
Çıraklıktan ustalığa uzanan yol yalnızca mesleki bir kariyer yolu değildir. Aynı zamanda kişisel gelişim, deneyim aktarımı, sorumluluk alma ve başkalarını yetiştirme yoludur.
Bugün İnsan Kaynakları Yönetimi bu süreci farklı kavramlarla ve daha sistematik araçlarla ele almaktadır. EFQM ise bu anlayışı kuruluşun bütünü içerisinde; yön, kültür, insan, paydaşlar, öğrenme, değişim ve sonuçlar arasındaki ilişkiyi gözeten bütünsel bir bakış açısıyla değerlendirmemize imkân sağlamaktadır.
Bu nedenle Ahilik geçmişte kalmış bir sistem olarak görülmemelidir.
Ahiliğin bize bıraktığı asıl miras, belki de sahip olduğu kurallardan çok insana bakış açısıdır.
İnsanı yetiştirmek, insana değer vermek, bilgiyi ve deneyimi paylaşmak, mesleği iyi yapmak, işi doğru yapmak, doğru insanı yetiştirmek ve yetiştirdiğin insanın da senden sonra başkasını yetiştirmesini sağlamak.
Belki de bugün kurumlarımızda ve şehirlerimizde yeniden düşünmemiz gereken tam olarak budur.
Çünkü bir kurumun geleceğini yalnızca sahip olduğu teknoloji, sermaye veya fiziki kaynaklar değil; yetiştirdiği, geliştirdiği, değerleriyle bütünleştirdiği ve geleceğe hazırladığı insanlar belirler.
Ahilikten EFQM’ye değişen kavramlar olabilir; ancak insanı geliştirme, değer oluşturma ve geleceği sürdürülebilir kılma arayışı değişmemiştir.
Ekrem Öztürk
İnsan Kaynakları Uzmanı / Yönetim Sistemleri
Kaynak: Galip Demir – Ahi Kültürünü Araştırma ve Eğitim Vakfı Genel Başkanı
Daha önce aynı konuyu İnsan Kaynakları Yönetimi boyutunda yazmıştım. Şimdi ise özellikle “Ahilik geçmişte kalmış bir kültür değil, bugünün yönetim anlayışına soru soran bir mirastır” fikrini öne çıkardım ve EFQM Modeli ile ilişkili yazmaya çalıştım.
