YÖKAK Değerlendirme xTakımlarının Yetkinliği Neden Kritik?

“Yükseköğretimde kalite güvencesinin görünmeyen belirleyicisi, değerlendirici yetkinliği”

Yükseköğretimde kalite güvencesi artık yalnızca bir tercih değil, yükseköğretim kurumlarının yönetim anlayışının temel unsurlarından biri haline geldi.

Türkiye’de bu alandaki en önemli kurumsal yapılardan biri Yükseköğretim Kalite Kurulu’dur (YÖKAK).

YÖKAK tarafından yürütülen Kurumsal Akreditasyon Programı, üniversitelerin kalite güvencesi sistemlerini belirli ölçütler üzerinden değerlendiren, kurumun kendi değerlendirmesini esas alan ve bunun üzerine bağımsız bir dış değerlendirme süreci inşa eden önemli bir kalite mekanizmasıdır.

Sistemin temelinde dört ana alan bulunmaktadır:

A – Liderlik, Yönetişim ve Kalite
B – Eğitim ve Öğretim
C – Araştırma ve Geliştirme
D – Toplumsal Katkı

Bu alanların altında ölçütler ve alt ölçütler yer almakta; üniversiteler her yıl hazırladıkları Kurum İç Değerlendirme Raporları (KİDR) aracılığıyla kendi kalite güvence sistemlerini ortaya koymaktadır.

Daha sonra belirli dönemlerde dış değerlendirme ve saha ziyareti gerçekleştirilmektedir.

Buraya kadar sistem oldukça açık.
Ancak bana göre bu sistemin en fazla tartışılması gereken noktalarından biri ölçütlerin kendisi değil, bu ölçütleri değerlendiren insan kaynağıdır.

Çünkü çok iyi tasarlanmış bir değerlendirme sistemi, onu uygulayan değerlendiricinin yetkinliği kadar güçlüdür.
Ve burada şu soruyu sormamız gerekiyor:
“Yükseköğretimde kaliteyi değerlendirenleri kim nasıl belirliyor ve nasıl değerlendiriyor?”

Ölçütler ne kadar güçlü olursa olsun…
Bir üniversitenin kalite güvence sistemi;
– stratejik planıyla,
– süreç yönetimiyle,
– performans göstergeleriyle,
– risk yönetimiyle,
– eğitim-öğretim süreçleriyle,
– araştırma politikalarıyla,
– toplumsal katkı faaliyetleriyle,
– paydaş katılımıyla,
– iyileştirme mekanizmalarıyla bir bütün olarak değerlendiriliyor.
Ancak bu yapının karşısında bulunan değerlendirme takımının görevi yalnızca doküman okumak değildir.

Değerlendirici;
kanıtı okumalı, kanıt ile uygulama arasındaki ilişkiyi görmeli, sistemin nasıl çalıştığını anlamalı, süreçleri sorgulamalı, olgunluk düzeyini belirlemeli, kurumun güçlü ve gelişmeye açık yönlerini ayırt edebilmeli ve bütün bunları objektif bir değerlendirme raporuna dönüştürebilmelidir.
Dolayısıyla değerlendiricilik, yalnızca bir eğitim programına katılmış olmakla kazanılabilecek basit bir görev değildir.
Değerlendiricilik başlı başına bir yetkinlik alanıdır.

Değerlendirme takımı, sistemin en kritik halkasıdır
YÖKAK’ın mevcut düzenlemelerinde değerlendirme takımlarının akademik, idari ve öğrenci değerlendiricilerden oluşturulması; gerektiğinde sektör temsilcileri ve uluslararası uzmanların da takımlarda yer alabilmesi öngörülmektedir.

Takımlar oluşturulurken alan, coğrafi dağılım ve cinsiyet dengesi gibi unsurların gözetilmesi; ilk kez değerlendirme yapacak kişilerin takım içerisinde belirli bir sayıyla sınırlandırılması ve takım başkanlarının deneyimli değerlendiriciler arasından seçilmesi de sistemde yer alan önemli güvence mekanizmalarıdır.
Bu yaklaşımın kendisi değerlidir.
Ancak burada daha ileri bir soru sormamız gerektiğini düşünüyorum: “Bir değerlendirme takımının yalnızca farklı unvanlardan oluşması, o takımın yetkin ve dengeli bir takım olduğu anlamına gelir mi?”
Bence gelmez. Çünkü takım çeşitliliği ile takım yetkinliği aynı şey değildir.
Bir takımda akademisyen, idari personel ve öğrenci bulunabilir.
Ama bu kişilerin;
– kalite yönetim sistemi deneyimi,
– süreç yönetimi bilgisi,
– stratejik yönetim deneyimi,
– performans yönetimi bilgisi,
– risk yönetimi deneyimi,
– paydaş yönetimi bilgisi,
– iyileştirme kültürü,
– yükseköğretim kalite güvencesi deneyimi,
– değerlendirme ve denetim tecrübesi aynı düzeyde olmayabilir.
İşte asıl risk burada ortaya çıkmaktadır.
Bir günlük eğitim, değerlendirici yetkinliği için yeterli midir?
Burada özellikle dikkat çekmek istediğim konu eğitim süresinden çok eğitimin amacı ve sonrasında yetkinliğin nasıl doğrulandığıdır.
YÖKAK’ın değerlendirici başlangıç eğitimlerinde yükseköğretimde kalite güvencesi, değerlendirme süreçleri, takımın görev ve sorumlulukları, davranışsal boyut, rubrik olgunluk düzeyleri ve akreditasyon ölçütleri gibi önemli konular ele alınmaktadır. Son yıl başlangıç eğitimi de gün boyu süren bir eğitim olarak gerçekleştirilmiştir.
Bu eğitimlerin gerekliliği tartışılmaz.
Ancak kritik soru şudur:
Bir insanı değerlendirici yapan şey eğitim almak mıdır, yoksa eğitim sonrasında ortaya koyduğu değerlendiricilik yetkinliği midir?
Bu ikisi birbirinden farklıdır.
Bir kişinin yükseköğretimde uzun yıllar görev yapmış olması, onun kalite değerlendirmesi yapabileceği anlamına gelmez.
Aynı şekilde profesör olmak, bölüm başkanı olmak, dekan olmak veya idari bir görev yürütmek de tek başına kalite değerlendiriciliği yetkinliği anlamına gelmez.
Çünkü kalite değerlendirmesi farklı bir uzmanlık alanıdır.

EFQM ve ISO sistemlerinde neden farklı bir yaklaşım var?
Bu konuda başka kalite sistemleriyle karşılaştırma yapmak öğretici olabilir.
Örneğin EFQM tarafında değerlendiricilik ayrı bir yetkinlik yolu olarak ele alınmaktadır.
KalDer’in güncel eğitim yapısında EFQM Modeli Uygulayıcı Eğitimi, ardından EFQM Değerlendirici Eğitimi gibi aşamalar bulunmaktadır. Değerlendirici eğitiminde vaka çalışmaları ve simüle edilmiş değerlendirme uygulamaları kullanılarak katılımcının gerçek bir değerlendirme sürecine hazırlanması amaçlanmaktadır.
Üstelik Türkiye Mükemmellik Ödülü değerlendirme ekiplerinde yer alacak değerlendiriciler için EFQM tarafından onaylanan yeterlilik lisansı aranması, değerlendiriciliğin yalnızca “eğitime katılmış olma” ile sınırlandırılmadığını göstermektedir.
Benzer şekilde ISO 19011’in 2026 yılında yayımlanan yeni versiyonunda da denetim süreçlerinin yanında denetçilerin ve denetim ekiplerinin yetkinliğinin değerlendirilmesine özel olarak yer verilmektedir.
Buradaki temel düşünce aslında çok basittir:
“Bir sistemi değerlendiren kişinin, önce değerlendirdiği sistemi anlayabilecek yetkinliğe sahip olması gerekir.”

Yükseköğretimde de uygulayıcı deneyimi önemli değil mi?
Bence tartışmanın en önemli noktalarından biri burasıdır.
Bir üniversitede kalite sisteminin nasıl çalıştığını gerçekten yaşamış olmak ile kalite sistemi hakkında teorik bilgi sahibi olmak aynı şey değildir.
KİDR’ın nasıl yazıldığını bilmek başka, KİDR’ın arkasındaki sistemi anlamak başkadır.
Bir süreç kartını okumak başka, o sürecin kurumda gerçekten nasıl çalıştığını anlayabilmek başkadır.
Bir performans göstergesinin hedefini görmek başka, o hedefin neden öyle belirlendiğini sorgulamak başkadır.
Bir iyileştirme faaliyetinin sisteme girilmiş olduğunu görmek başka, iyileştirmenin gerçekten PUKÖ döngüsünün bir parçası olup olmadığını anlayabilmek başkadır.
Bu nedenle değerlendirme takımlarında yalnızca akademik unvan ve görev deneyimine değil, kalite uygulaması deneyimine de ağırlık verilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Özellikle; üniversitelerin kalite koordinatörlüklerinde görev yapan veya yapmış kişiler, kalite koordinatörleri ve koordinatör yardımcıları,
kalite yönetim sistemi yöneticileri, stratejik planlama ve performans yönetimi süreçlerinde görev alanlar, süreç yönetimi ve risk yönetimi uygulamalarını yönetenler,
YÖKAK kalite süreçlerini kurum içerisinde fiilen yürüten kişiler değerlendirici havuzunun önemli bir bölümünü oluşturmalıdır.
Çünkü onlar kaliteyi sadece anlatan değil, uygulayan insanlardır.
Ancak sadece kalite koordinatörlerinden takım oluşturmak da doğru değildir.
Burada bir başka dengeyi de gözetmek gerekir.
Değerlendirme takımının tamamının kalite profesyonellerinden oluşması da doğru bir yaklaşım olmayabilir.
Çünkü üniversite çok boyutlu bir yapıdır.
Eğitim-öğretim alanını bilen akademisyen, araştırma-geliştirme alanını bilen uzman, öğrenci bakış açısını temsil eden öğrenci değerlendirici ve idari süreçleri bilen yöneticiler de takımın önemli parçalarıdır.
Dolayısıyla ihtiyaç duyulan şey, tek tip değerlendirici değil, birbirini tamamlayan yetkinliklerden oluşan bir değerlendirme takımıdır.

Takım başkanı neden özellikle önemlidir?

Bana göre sistemin en kritik insan kaynağı takım başkanıdır.
Çünkü takım başkanı yalnızca toplantıyı yöneten kişi değildir.
Takım başkanı;
– değerlendirme metodolojisini bilmeli,
– takım üyelerinin görüşlerini dengelemeli,
– kişisel yorumların değerlendirmeye hâkim olmasını engellemeli,
– kanıt temelli değerlendirme kültürünü oluşturmalı,
– farklı değerlendiricilerin görüşlerini ortak bir zeminde buluşturmalı,
– olgunluk düzeylerinin tutarlı belirlenmesini sağlamalı,
– kurumla iletişimde temsil yeteneğine sahip olmalı,
– saha ziyaretinin etik ve profesyonel standartlara uygun yürütülmesini sağlamalıdır.
Bu nedenle takım başkanlığı, sıradan bir kıdem göstergesi olarak görülmemelidir.
Takım başkanlığı ayrı bir yetkinlik olarak değerlendirilmelidir.
YÖKAK’ın mevcut düzenlemesinde takım başkanlarının en az üç kez dış değerlendirici olarak görev yapmış akademik değerlendiriciler arasından belirlenmesi zaten önemli bir deneyim şartı getirmektedir.
Ancak bunun yanında takım başkanlığı için ayrıca; liderlik, değerlendirme kalibrasyonu, rapor yazımı, çatışma yönetimi, etik, iletişim ve konsensüs oluşturma yetkinliklerinin de ölçülmesi düşünülebilir.

Saha ziyareti yalnızca bir denetim değildir

Bir değerlendirme takımının üniversiteye yaptığı saha ziyareti, kurumun misafirlerini ağırladığı sıradan bir ziyaret değildir.
Orada üniversitenin yıllar içerisinde oluşturduğu kalite güvence sisteminin gerçekten çalışıp çalışmadığı anlaşılmaya çalışılır.
Bu nedenle değerlendiricinin davranışı bile önemlidir.
Değerlendirici; kurumun paydaşlarına saygılı davranmalı, kurum kültürünü anlamaya çalışmalı, sorgulayıcı ama yargılayıcı olmayan bir dil kullanmalı, önyargılarını değerlendirmeye taşımamalı, kişisel kalite anlayışını ölçütlerin önüne koymamalı, kanıta dayalı hareket etmeli ve temsil ettiği kurumun güvenilirliğini zedeleyecek davranışlardan kaçınmalıdır.
Çünkü saha ziyareti aynı zamanda YÖKAK’ın kurumsal itibarının da temsil edildiği bir süreçtir.

Peki çözüm ne olabilir?
Benim önerim, YÖKAK değerlendirici sisteminin daha da güçlendirilmesi ve değerlendiriciliğin başlı başına bir yetkinlik sistemi haline getirilmesidir.
Bunun için birkaç önerim var.
1. Değerlendirici olmak için yalnızca başvuru şartları değil, yetkinlik kriterleri belirlenmeli Akademik veya idari kıdem önemli olmakla birlikte yeterli olmamalıdır.
Kalite yönetimi, stratejik yönetim, süreç yönetimi, performans, risk, iç değerlendirme ve dış değerlendirme deneyimleri de dikkate alınmalıdır.

2. Temel eğitim ile değerlendirici eğitimi birbirinden ayrılmalı
Yükseköğretim kalite güvencesi hakkında bilgi edinmek ile değerlendirme yapmak aynı şey değildir.
Önce Yükseköğretim Kalite Güvencesi Temel Eğitimi, ardından Değerlendirici Eğitimi uygulanabilir.

3. Eğitim mutlaka vaka ve simülasyonlarla desteklenmeli
Bir KİDR örneği verilmeli.
Kanıtlar sunulmalı.
Değerlendiriciden;
“Bu kanıt ne söylüyor?”
“Bu uygulama sistematik mi?”
“Olgunluk düzeyi nedir?”
“Bu sonuca hangi gerekçeyle ulaştınız?” sorularına cevap vermesi istenmeli.
Yani sınav, ezber bilgiyi değil değerlendirme becerisini ölçmelidir.

4. Değerlendirici adayının uygulama deneyimi aranmalı
Özellikle üniversitelerde kalite güvence sistemlerinin içerisinde aktif görev alan kişiler için özel bir değerlendirme yolu oluşturulabilir.
Kalite koordinatörleri, koordinatör yardımcıları ve kalite süreçlerinde aktif görev alan uzmanlar bu havuzda daha görünür hale getirilebilir.

5. Değerlendirici havuzu uzmanlık alanlarına göre sınıflandırılmalı
Örneğin:
– Liderlik ve yönetişim
– Kalite güvencesi
– Eğitim-öğretim
– Araştırma-geliştirme
– Toplumsal katkı
– Stratejik yönetim
– Süreç yönetimi
– Performans yönetimi
– Risk yönetimi
– Öğrenci deneyimi gibi yetkinlik alanları oluşturulabilir.
Takımlar buna göre tasarlanabilir.

6. Takım oluşturulurken sadece unvan değil, yetkinlik matrisi kullanılmalı
Her takım için bir Değerlendirici Yetkinlik Matrisi oluşturulabilir.
Böylece takımın; tecrübe + uzmanlık + kalite uygulaması + değerlendirme deneyimi + sektör/yükseköğretim bilgisi + iletişim yetkinliği açısından dengeli olup olmadığı görevlendirme öncesinde görülebilir.

7. Takım başkanlığı için ayrı bir yeterlilik programı oluşturulmalı

Takım başkanı olmak, sadece deneyimli değerlendirici olmak anlamına gelmemelidir.
Takım liderliği eğitimi ve uygulaması ayrıca değerlendirilmelidir.

8. Değerlendiriciler periyodik olarak yeniden değerlendirilmelidir
Bir kişi bir kez değerlendirici oldu diye ömür boyu aynı yetkinlik seviyesinde kalmaz.
Bu nedenle; değerlendirici → deneyimli değerlendirici → takım başkanı şeklinde gelişim basamakları oluşturulabilir.
Her değerlendirme sonrasında değerlendiricinin performansı da değerlendirilebilir. (Değerlendiriliyor)
Belki de en önemli öneri: Değerlendiriciyi değerlendirme sisteminin gözden geçirilmesi

Bence sistemin en önemli gelişim alanlarından biri budur.

Bir üniversitenin değerlendirilmesi sonunda yalnızca üniversitenin ne durumda olduğu değil, değerlendirme takımının performansı da ölçülmelidir.

Üniversite;

– takımın iletişimini,
– objektifliğini,
– ölçütlere hâkimiyetini,
– saha ziyaretindeki profesyonelliğini,
– kanıt temelli yaklaşımını,
– zaman yönetimini,
– paydaşlara yaklaşımını

değerlendirebilir.

Elbette bu değerlendirme, takımın üniversite hakkındaki kararını etkilememeli; yalnızca değerlendirici geliştirme amacıyla kullanılmalıdır.

Böylece çok önemli bir PUKÖ döngüsü kurulabilir:

Değerlendirici seç → eğit → değerlendir → saha deneyimi kazandır → performansını ölç → geliştir → yeniden görevlendir.

Kalite sistemlerinin temel mantığı zaten budur:

Ölçmediğiniz şeyi geliştiremezsiniz.



YÖKAK’a eleştiri değil, kalite sistemine katkı

Burada özellikle altını çizmek istediğim bir husus var.

Bu yazının amacı YÖKAK’ı eleştirmek değildir.

Tam tersine, Türkiye’de yükseköğretim kalite güvencesi alanında oluşturulan bu sistemin daha da güçlenmesine katkı sağlayacak bir tartışma başlatmaktır.

Çünkü YÖKAK’ın oluşturduğu sistem artık yükseköğretim kurumlarının yönetim anlayışını doğrudan etkileyen önemli bir kalite altyapısıdır.

Bu kadar önemli bir sistemin değerlendirme mekanizmasının da sürekli gelişmesi gerekir.

YÖKAK’ın değerlendirme programlarına ilişkin kılavuzlarını güncellemesi ve metodolojik iyileştirmeler yapması da bu gelişim anlayışının zaten sistem içerisinde bulunduğunu göstermektedir.

Dolayısıyla bugün sorulması gereken soru;

“YÖKAK değerlendirme sistemi doğru mu?”

sorusu değildir.

Daha doğru soru şudur:

«“YÖKAK değerlendirme sistemini daha güvenilir, daha tutarlı, daha yetkin ve daha ölçülebilir hale nasıl getirebiliriz?”»

Bunun cevabının önemli bir bölümü de değerlendiricilerin kendisinde yatmaktadır.



Sonuç

Bir üniversiteye beş yıllık akreditasyon vermek, yalnızca bir belge düzenlemek değildir.

Bu karar;

üniversitenin yönetim anlayışını,

kalite kültürünü,

eğitim-öğretim yapısını,

araştırma kapasitesini,

toplumsal katkısını,

paydaş ilişkilerini

ve bütün bunların sürdürülebilirliğini değerlendiren ciddi bir karar mekanizmasının sonucudur.

Böylesine önemli bir kararın merkezinde bulunan değerlendirme takımının niteliği de en az değerlendirilen ölçütler kadar önemlidir.

Çünkü;

iyi ölçüt + zayıf değerlendirici = zayıf değerlendirme

iyi ölçüt + yetkin değerlendirici = güvenilir değerlendirme

iyi ölçüt + yetkin değerlendirici + dengeli takım + güçlü kalibrasyon = güvenilir kalite güvencesi

Benim asıl söylemek istediğim budur.

Yükseköğretimde kaliteyi geliştirmek istiyorsak yalnızca üniversiteleri değerlendirmemeliyiz.

Değerlendirme sistemimizi de değerlendirmeliyiz.

Ve belki de artık şu soruyu daha cesur biçimde sormalıyız:

«Üniversitelerin kalite düzeyini belirleyen değerlendirme takımlarının kalite düzeyini nasıl ölçüyoruz?»

Çünkü kaliteyi değerlendiren sistemin de kendi içinde bir kalite güvence sistemine ihtiyacı vardır.

Yorum bırakın