
YKS-2026 tercih sonuçları açıklandığında ortaya çıkan tabloları yalnızca puan ve sıralama üzerinden okumak büyük bir yanılgı olur. Çünkü bu tablolar, aslında gençlerin geleceğe nasıl baktığını da gösteriyor.
Hangi bölümlerin yükseldiği, hangilerinin gerilediği; yalnızca öğrencilerin akademik başarılarını değil, Türkiye’deki gençlerin iş bulma, ekonomik bağımsızlık kazanma ve güvenli bir gelecek kurma kaygısını da ortaya koyuyor.
Bugün gençler üniversite tercihi yaparken yalnızca “Ben ne olmak istiyorum?” sorusunu sormuyor. Bunun yanında çok daha güçlü bir soru var:
“Mezun olduğumda iş bulabilecek miyim?”
İşte geleceğin meslek kaygısı tam da burada başlıyor.
YKS Tabloları Bize Ne Söylüyor?
Devlet üniversitelerinin bazı bölümlerine ilişkin sıralamalar dikkat çekici bir değişimi ortaya koyuyor.
Pilotaj Eskişehir’de 2.849, Tıp Ağrı’da 21.679, Hukuk Erzincan’da 29.858 sıralamasında kapanırken; Türkçe Öğretmenliği Hakkari’de 79.244, Özel Eğitim Öğretmenliği Muğla’da 99.884, Sınıf Öğretmenliği Hakkari’de 124.540 ve Hemşirelik Hakkari’de 152.945 sıralamasında öğrenci alıyor.
Buna karşılık Yapay Zeka Mühendisliği Trabzon’da 151.792, Elektrik-Elektronik Mühendisliği Kars’ta 269.934, Yazılım Mühendisliği Elazığ’da ise 298.287 sıralamasında kapanıyor. Bazı üniversitelerde Bilgisayar Mühendisliği ve Mimarlık gibi bölümlerde kontenjanların dahi dolmaması dikkat çekiyor.
Bu tabloyu yalnızca “öğrenciler mühendislik istemiyor” şeklinde yorumlamak doğru değildir.
Asıl soru şudur:
Gençler mühendisliği istemiyor mu, yoksa mühendislik mezunlarının geleceğinden mi endişe ediyor?

Güvenli Liman Arayışı
Bir dönem gençlerin üniversite tercihlerinde en önemli kriterlerden biri mesleğin prestiji ve gelecekte sağlayacağı kariyer olanaklarıydı.
Bugün ise tablo giderek değişiyor.
Özellikle öğretmenlik ve sağlık alanlarının tercih sıralamalarındaki yükselişi, gençlerin ve ailelerinin istihdam güvencesini daha fazla önemsemeye başladığını gösteriyor.
Özel sektörde uzun çalışma saatleri, düşük başlangıç ücretleri, deneyim beklentisi ve iş güvencesine ilişkin belirsizlikler; öğrencileri kamuda istihdam ihtimali daha yüksek görülen alanlara yöneltiyor. Dosyada da bu durumun özellikle Sınıf Öğretmenliği, Özel Eğitim Öğretmenliği ve Hemşirelik gibi alanlarda belirginleştiği vurgulanıyor.
Burada gençleri suçlamak kolaydır:
“Gençler artık risk almak istemiyor.”
Oysa mesele belki de bundan çok daha derindir.
Risk almak istemeyen gençler değil; geleceğini riske atmak istemeyen gençler vardır.
Bir öğrencinin dört yıl, beş yıl veya daha uzun süre eğitim gördükten sonra işsiz kalma ihtimali yükseliyorsa, onun tercih yaparken ekonomik güvenceyi dikkate alması son derece anlaşılabilir bir davranıştır.
Mühendislik Neden Sorgulanıyor?
Türkiye’nin kalkınması için mühendisliğin, teknolojinin ve üretimin ne kadar önemli olduğunu anlatıyoruz.
Ancak gençler söylemlere değil, mezunların yaşadığı gerçekliğe bakıyor.
Son yıllarda çok sayıda yeni mühendislik programının açılması, kontenjanların artması ve bazı üniversitelerde eğitim ile sanayi arasındaki bağın yeterince güçlü kurulamaması, mühendislik mezunlarının istihdam sorununu büyütebiliyor.
Sonuçta genç şu soruyu soruyor:
“Mühendis olduğumda beni bekleyen nasıl bir çalışma hayatı var?”
Yerleşme sıralamasında özellikle bazı mühendislik programlarının kontenjanlarının dolmamasının, gençlerin artık yalnızca diploma adına değil, diplomanın iş piyasasındaki karşılığına baktığını gösterdiği belirtiliyor.
Bu noktada üniversitelerin de kendisine şu soruyu sorması gerekiyor:
Biz mezun mu yetiştiriyoruz, yoksa geleceğin insan kaynağını mı yetiştiriyoruz?
Çünkü üniversite eğitiminin başarısı yalnızca mezun sayısıyla ölçülemez.
Mezunun ne kadar yetkin olduğu, hangi becerilere sahip olduğu, hangi sektörlerde çalışabildiği, girişimcilik kapasitesi, yenilik üretme gücü ve istihdam edilebilirliği de eğitim kalitesinin önemli göstergeleridir.
Yazılım ve Bilgisayar Mühendisliği İçin de Yeni Bir Dönem
Bir dönem “geleceğin mesleği” olarak görülen bilgisayar ve yazılım alanları da artık farklı bir gerçekle karşı karşıya.
Yazılım öğrenmenin kolaylaşması, yapay zekâ destekli kodlama araçlarının yaygınlaşması ve diploma dışı yollarla yazılım sektörüne girilebilmesi, bu alanlarda da klasik diploma anlayışını dönüştürüyor.
Bu, yazılım ve bilgisayar mühendisliğinin geleceği yok demek değildir.
Tam tersine.
Gelecekte nitelikli teknoloji uzmanlarına ihtiyaç daha da artacaktır.
Ancak artık yalnızca bölümün adı yeterli olmayacaktır.
Yapay zekâ, siber güvenlik, veri analitiği, ileri teknoloji, otomasyon, enerji teknolojileri gibi alanlarda uzmanlaşma giderek daha önemli hale gelecektir. Dosyada da geleceğin teknoloji alanlarının daha çok belirli uzmanlıklara sahip hibrit ve nitelikli alanlarda yoğunlaşacağı öngörülüyor.
Dolayısıyla geleceğin mesleği belki de tek başına bir bölüm değildir.
Geleceğin mesleği, değişen dünyaya uyum sağlayabilme yetkinliğidir.
“Ek Yerleştirmede Bir Yere Girerim” Düşüncesi
YKS sonrasında öğrencilerin önemli bir bölümü ek yerleştirmeyi ikinci bir fırsat olarak görüyor.
Ancak yaptığım analizde devlet üniversitelerinde lisans ve önlisans toplamında yaklaşık 2.292 kişilik, son derece sınırlı bir boş kontenjan kaldığı ve bunun toplam içinde yaklaşık %0,05 seviyesinde olduğu belirtiliyor. Bu nedenle ek yerleştirmeyi, popüler bölümlere ulaşmak için güçlü bir ikinci şans olarak görmek gerçekçi olmayabilir.
Burada gençlere verilecek mesaj çok açık olmalı:
Tercih yaparken yalnızca “bir yere yerleşmek” değil, “yerleşeceğim yerde nasıl bir gelecek kuracağım?” sorusu sorulmalıdır.
Çünkü üniversiteye yerleşmek hedef değil; asıl hedef, üniversite sonrasında hayat kurabilmektir.
Gelecekte Hangi Meslekler Daha Güçlü Olacak?
Bugünden 10–20 yıl sonrasını kesin olarak tahmin etmek mümkün değildir.
Ancak bazı temel eğilimleri görmek mümkündür.
1. İnsan Dokunuşunun Güçlü Olduğu Meslekler
Yapay zekâ birçok işi değiştirebilir.
Ancak insanın insana ihtiyaç duyduğu alanlar varlığını sürdürecektir.
Özel eğitim, sağlık, bakım, psikoloji ve bireysel eğitim gibi alanlarda insan ilişkisi, empati ve fiziksel varlık önemini koruyacaktır.
2. Temel Kamusal Hizmetler
Eğitim ve temel kamu hizmetleri toplum var olduğu sürece önemini koruyacaktır.
Bu nedenle Sınıf Öğretmenliği gibi alanlar, kamu istihdamının devam ettiği ölçüde gençler açısından “güvenli liman” niteliğini koruyabilir.
Ancak burada da önemli bir ayrıntı var:
Güvenli liman sonsuza kadar güvenli kalmayabilir.
Kamu politikaları, nüfus yapısı, öğretmen ihtiyacı ve istihdam politikaları değişebilir.YKS-2026 tercih sonuçları açıklandığında ortaya çıkan tabloları yalnızca puan ve sıralama üzerinden okumak büyük bir yanılgı olur. Çünkü bu tablolar, aslında gençlerin geleceğe nasıl baktığını da gösteriyor.
Hangi bölümlerin yükseldiği, hangilerinin gerilediği; yalnızca öğrencilerin akademik başarılarını değil, Türkiye’deki gençlerin iş bulma, ekonomik bağımsızlık kazanma ve güvenli bir gelecek kurma kaygısını da ortaya koyuyor.
Bugün gençler üniversite tercihi yaparken yalnızca “Ben ne olmak istiyorum?” sorusunu sormuyor. Bunun yanında çok daha güçlü bir soru var:
“Mezun olduğumda iş bulabilecek miyim?”
İşte geleceğin meslek kaygısı tam da burada başlıyor.
“Ek Yerleştirmede Bir Yere Girerim” Düşüncesi
YKS sonrasında öğrencilerin önemli bir bölümü ek yerleştirmeyi ikinci bir fırsat olarak görüyor.
Ancak yaptığım analizde devlet üniversitelerinde lisans ve önlisans toplamında yaklaşık 2.292 kişilik, son derece sınırlı bir boş kontenjan kaldığı ve bunun toplam içinde yaklaşık %0,05 seviyesinde olduğu belirtiliyor. Bu nedenle ek yerleştirmeyi, popüler bölümlere ulaşmak için güçlü bir ikinci şans olarak görmek gerçekçi olmayabilir.
Burada gençlere verilecek mesaj çok açık olmalı:
Tercih yaparken yalnızca “bir yere yerleşmek” değil, “yerleşeceğim yerde nasıl bir gelecek kuracağım?” sorusu sorulmalıdır.
Çünkü üniversiteye yerleşmek hedef değil; asıl hedef, üniversite sonrasında hayat kurabilmektir.
Gelecekte Hangi Meslekler Daha Güçlü Olacak?
Bugünden 10–20 yıl sonrasını kesin olarak tahmin etmek mümkün değildir.
Ancak bazı temel eğilimleri görmek mümkündür.
1. İnsan Dokunuşunun Güçlü Olduğu Meslekler
Yapay zekâ birçok işi değiştirebilir.
Ancak insanın insana ihtiyaç duyduğu alanlar varlığını sürdürecektir.
Özel eğitim, sağlık, bakım, psikoloji ve bireysel eğitim gibi alanlarda insan ilişkisi, empati ve fiziksel varlık önemini koruyacaktır.
2. Temel Kamusal Hizmetler
Eğitim ve temel kamu hizmetleri toplum var olduğu sürece önemini koruyacaktır.
Bu nedenle Sınıf Öğretmenliği gibi alanlar, kamu istihdamının devam ettiği ölçüde gençler açısından “güvenli liman” niteliğini koruyabilir.
Ancak burada da önemli bir ayrıntı var:
Güvenli liman sonsuza kadar güvenli kalmayabilir.
Kamu politikaları, nüfus yapısı, öğretmen ihtiyacı ve istihdam politikaları değişebilir.
3. Uzmanlaşmış Teknoloji Alanları
Geleceğin teknolojik dönüşümünden kaçmak mümkün değil.
Ancak gelecekte yalnızca “mühendis” olmak yeterli olmayabilir.
Yapay zekâ, siber güvenlik, veri analitiği, yenilenebilir enerji ve benzeri uzmanlaşmış alanlar daha fazla önem kazanacaktır.
Burada üniversitelere büyük bir görev düşüyor:
Sadece bölüm açmak değil, o bölümün geleceğini tasarlamak.
Asıl Sorun Öğrencilerin Tercihi Değil
Bence YKS tablolarından çıkarılması gereken en önemli sonuç budur.
Gençler neden öğretmenliği mühendisliğe tercih ediyor?
Çünkü öğretmenliği seviyor olabilir.
Ama yalnızca bu değildir.
Gençler aynı zamanda işsiz kalmaktan korkuyor.
Aileler çocuklarının yıllarca eğitim aldıktan sonra işsiz kalmasını istemiyor.
Öğrenciler mezun olduklarında ekonomik bağımsızlık kazanmak istiyor.
Dolayısıyla ortaya çıkan tercih davranışı, bireysel bir tercihten çok daha büyük bir ekonomik ve sosyal tablonun sonucudur.
Uzmanlar bu durumu, gençlerin idealist hedeflerden ziyade rasyonel ve ekonomik güvenceye yönelmesi olarak değerlendiriliyor.
Üniversiteler ve Ülke İçin Düşünülmesi Gereken Soru
Bugün üniversitelerin sadece “kaç öğrenci aldık?” sorusunu değil;
“Mezun ettiğimiz öğrencilerin geleceğini ne kadar hazırladık?” sorusunu sorması gerekiyor.
Üniversite kontenjanları ülkenin insan kaynağı ihtiyacından bağımsız belirlenmemeli.
Sanayi ile üniversite arasındaki bağ güçlendirilmeli.
Staj, uygulamalı eğitim, girişimcilik, yapay zekâ, dijital beceriler ve sektör iş birlikleri eğitim süreçlerinin ayrılmaz parçası haline gelmeli.
Çünkü geleceğin iş gücü yalnızca diploma sahibi insanlardan oluşmayacak.
Yetkin, öğrenebilen, değişebilen, teknoloji kullanabilen, problem çözebilen ve değer üretebilen insanlardan oluşacak.
Sonuç: Gençler Hayallerinden Vazgeçmiyor, Geleceklerini Korumaya Çalışıyor
YKS tercih tablolarına baktığımızda ilk bakışta mühendisliğin gerilediğini, öğretmenlik ve sağlık alanlarının yükseldiğini görüyoruz.
Fakat tabloyu biraz daha derin okuduğumuzda başka bir şey görüyoruz:
Gençlerin gelecek kaygısını.
Bugünün genci artık sadece “Ben ne olmak istiyorum?” diye düşünmüyor.
“Bu meslekle geçinebilecek miyim?”
“Mezun olduğumda iş bulabilecek miyim?”
“Beş yıl sonra bu diploma hâlâ değerli olacak mı?”
“Yapay zekâ benim yaptığım işi yapabilecek mi?”
“Kamuda iş bulamazsam özel sektörde bir geleceğim var mı?” sorularını da soruyor.
Belki de YKS tablolarındaki en önemli mesaj budur.
Gençler meslek seçmiyor sadece; gelecekte hayatta kalabilecekleri bir alan arıyor.
Bu nedenle öğretmenliğin, hemşireliğin veya bazı kamu mesleklerinin yükselişini yalnızca öğrencilerin tercihi olarak değerlendirmek eksik kalır.
Asıl bakmamız gereken yer, bu tercihi doğuran ekonomik ve sosyal ekosistemdir.
Çünkü bir ülkenin gençleri mühendisliği, bilimi, teknolojiyi ve üretimi gerçekten geleceğin güvencesi olarak görüyorsa, bunu yalnızca söylemde değil; istihdamda, ücrette, çalışma koşullarında, kariyer olanaklarında ve toplumsal değerde de hissetmelidir.
Aksi halde gençlerin tercihlerine şaşırmak yerine, onların neden böyle tercih yaptığını anlamaya çalışmalıyız.
Çünkü geleceğin meslek kaygısı, aslında geleceğin ülke kaygısıdır.
Ve bugün gençlerin hangi mesleği seçtiğinden daha önemli olan soru şudur:
Biz gençlerimize nasıl bir gelecek hazırlıyoruz?