Yönetmek, Küçük Şeylerle Uğraşmak Değil, Büyük Değeri Görmektir

Geçen yazımda çalışma hayatında liyakat, adalet ve nezaketin öneminden söz etmiştim.
Aslında bütün bunların merkezinde başka bir kavram daha var:
Yöneticilik.
Yöneticilik, bir makamın sağladığı yetkiyi kullanmak değildir.
Yöneticilik; o yetkiyi nerede kullanacağını, nerede geri çekileceğini ve neye müdahale edip neyi büyütmeyeceğini bilmektir.
Çünkü kurumlar sadece makamlarla yönetilmez.
Kurumları insanlar üretir.
Fikir üretenler, proje geliştirenler, sistem kuranlar, sorumluluk alanlar, gecesini gündüzüne katanlar, kurumunun adını daha ileriye taşımaya çalışanlar…
Bir yöneticinin en önemli görevi de bu insanların önünü açmaktır.
Her şey yönetilmek zorunda değildir
Bazen yöneticiler, yönetmek ile müdahale etmeyi birbirine karıştırabiliyor.
Oysa her konu yönetilmek zorunda değildir.
Her masa, her sandalye, her oda, her küçük ayrıntı bir yöneticinin gündeminde olmak zorunda değildir.
Bazen en doğru yöneticilik davranışı, müdahale etmemektir.
Çünkü bir çalışanın çalışma ortamında yaptığı küçük bir değişiklik, eğer kurumun işleyişini, kaynaklarını veya başkasının hakkını etkilemiyorsa; belki de yöneticinin zamanını ve enerjisini ayırması gereken bir konu değildir.
Yöneticinin asıl sorusu şu olmalıdır:
“Bu konu kurumun hedeflerine ulaşmasına engel oluyor mu?”
Eğer cevap hayırsa, belki de başka bir soruya geçmek gerekir:
“Ben bu insanın daha iyi iş yapabilmesi için ne yapabilirim?”
Bir koltuk değil, üretilen değer önemlidir
Yıllardır çalışma hayatının içerisindeyim.
Bu süre içerisinde şunu öğrendim:
Bir insanın kuruma kattığı değer, oturduğu koltukla ölçülmez.
Odanın büyüklüğüyle de ölçülmez.
Masasının yeni veya eski olmasıyla hiç ölçülmez.
Asıl değer;
ürettiği fikirde,
kurduğu sistemde,
çözdüğü problemde,
kazandırdığı kaynakta,
oluşturduğu ekosistemde
ve kurumun geleceğine bıraktığı katkıda ortaya çıkar.
Bugün bir sistem onlarca Kuruluşun iş süreçlerine katkı sağlıyorsa, burada konuşulması gereken şey o sistemin arkasındaki masanın, odanın veya koltuğun nasıl göründüğü değildir.
Konuşulması gereken şudur:
“Bu değeri nasıl daha fazla büyütebiliriz?”
Üreten insanın önüne engel koymayın
Kamu kurumlarında en önemli sermayelerden biri insan kaynağıdır.
Fakat insan kaynağının gerçek değerini ortaya çıkarabilmesi için sadece görev verilmesi yetmez.
Güvenilmesi gerekir.
Alanına müdahale edilmemesi gerekir.
Üretmesine fırsat verilmesi gerekir.
Hata yaptığında gelişmesine izin verilmesi gerekir.
Ve en önemlisi, yaptığı işin değerinin görülmesi gerekir.
Çünkü sürekli olarak küçük ayrıntılar üzerinden sorgulanan, emeğinin yerine görünüşü konuşulan, ürettiği değerden çok kullandığı imkânlar tartışılan bir insanın bir süre sonra kendisine şu soruyu sorması kaçınılmazdır:
“Ben burada değer üretmeye mi çalışıyorum, yoksa sürekli kendimi açıklamak zorunda mı kalıyorum?”
Bu soru bir kurum için tehlikelidir.
Çünkü insanın motivasyonu kaybolduğunda, sadece bir çalışan kaybedilmez.
Bir fikir kaybedilir.
Bir proje kaybedilir.
Bir fırsat kaybedilir.
Bir ekosistem kaybedilir.
Yöneticilik biraz da öncelik bilmektir
İyi yöneticilik, her şeyi kontrol etmek değildir.
İyi yöneticilik, neyin önemli olduğunu bilmektir.
Bir kurumda çalışan insanların enerjisi sınırsız değildir.
Yöneticinin görevi bu enerjiyi tüketmek değil, doğru yere yönlendirmektir.
Bir çalışan kuruma yeni bir sistem kazandırıyor, üniversiteler arasında bir iş birliği ağı oluşturuyor, kaynak üretiyor, süreçleri dijitalleştiriyor ve kurumun görünürlüğüne katkı sağlıyorsa;
ona daha iyi bir çalışma ortamı sunmak gerekir.
Onun önüne yeni bürokratik engeller koymak değil.
Çünkü yönetici, çalışanıyla rekabet etmez.
Çalışanının başarısından kendi yöneticilik başarısını üretir.
Yönetici deneyimi böyle kazanılır
Yöneticilik sadece bir göreve atanmakla öğrenilmiyor.
Bazen bir yöneticinin en değerli deneyimi, neyi yapmaması gerektiğini öğrenmesidir.
Bir çalışanın hangi noktada desteklenmesi gerektiğini…
Hangi konuda özgür bırakılması gerektiğini…
Hangi eleştirinin geliştireceğini, hangisinin kıracağını…
Hangi küçük meselenin gerçekten önemli olduğunu, hangisinin ise büyütülmemesi gerektiğini…
Ve belki de en önemlisi:
Bir insanın emeğine dokunurken ne kadar dikkatli olması gerektiğini…
Bunlar kitaplardan çok, yaşanmışlıklarla öğreniliyor.
Kurumlar böyle büyür
Bir kurumun gerçek gücü, yöneticilerinin kaç kişiyi kontrol ettiğinde değil;
kaç kişinin daha iyi işler yapmasına imkân sağladığında ortaya çıkar.
Bir yönetici, “Ben bunu neden değiştirmeliyim?” diye sormak yerine bazen:
“Bu insan daha iyisini nasıl yapabilir?”
diye sormalıdır.
Çünkü kurumların geleceğini odalar değil, insanların ürettiği değer belirler.
Ve eğer bir insan kurumuna değer katıyorsa, onun çalışma motivasyonunu korumak yalnızca insani bir sorumluluk değildir.
Aynı zamanda kurumsal bir akıl ve yönetim sorumluluğudur.
Son söz
Bir yöneticinin makamı geçicidir.
Ama yöneticilik sırasında insanların hayatında bıraktığı iz kalıcıdır.
Kimi yöneticiler görev yaptığı insanların önünü açar.
Kimi yöneticiler ise farkında olmadan önlerine yeni engeller koyar.
Aradaki fark bazen çok küçük bir cümledir.
Bazen bir davranıştır.
Bazen gereksiz bir müdahaledir.
Bazen de “Bunun ne önemi var?” diye düşünülen küçücük bir meseledir.
Ama asıl mesele zaten o küçük şey değildir.
Asıl mesele, yöneticinin neyi önemli gördüğüdür.
Ben kendi adıma şuna inanıyorum:
Üreten insanın koltuğuyla değil, ürettiği değerle ilgilenin.
Küçük ayrıntılarla insanları yormayın.
Büyük hedefler için insanların önünü açın.
Çünkü iyi yöneticilik;
insanların neye sahip olduğunu kontrol etmek değil, sahip oldukları yetenekle ne kadar değer üretebileceklerini ortaya çıkarmaktır.
Ve bazen bir yöneticinin kuruma yapabileceği en büyük katkı, bir şey yapmak değil; iyi iş yapan insanın işini yapmasına izin vermektir.

Yorum bırakın